17 Kasım 2018 Cumartesi Saat:
13:14
30-07-2018
  

Hz. Fatıma'nın Öğrencileri

Hz. Ali (as) şöyle buyurmuştur: “Beni seven bir dağ bile olsa musibete uğrar.”

Facebook da Paylaş

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

Kemal Küntaş

 

Alevi toplumu yüzyıllardır Yüce Allah, Hz. Muhammed ve Hz. Ali sevgisiyle ayakta kalmayı başarmış ve Ehl-i Beyt İmamlarına olan bağlılıkları sayesinde bütün zorluk, baskı ve zorba insanlar tarafından katledilme olaylarına sabretmişlerdir.

 

Bugün hiç kimse Alevi toplumunun yüzyıllardır çektiği sıkıntıları ve maruz kaldıkları katliamları inkâr etmemektedir. Alevi toplumunun bugün hala ibadetlerinin içeriğinin sadece “Ehl-i Beyt’in zikri” olması sözümüzü doğrulamaktadır.

 

Yukarıdaki kısacık açıklamadan anlaşılacağı üzere Yüce Allah’a olan inançlarından sonra, Alevi toplumunun en kıymetli hazinesi Ehl-i Beyt ve ona duydukları derin sevgidir. Esasen inanç ve Ehl-i Beyt sevgisi birbirinden ayrı şeyler değildir. Ehl-i Beyt’i sevmeyen kimse –ne kadar inandım dese de- iman etmiş değildir. Tıpkı Hz. Muhammed-i Mustafa’nın şu buyruğunda olduğu gibi:

 

“Ya Ali! Seni ancak mümin[1] sever ve sana ancak münafık[2] kin duyar.”

 

Alevi toplumunun yüzyılladır başına gelen zorluk, baskı ve zorbalar tarafından gerçekleşen katliamlar inançlarından kaynaklanmaktadır.

 

Yine Hz. Ali (as) bu konuda şöyle söylemiştir:

 

“Beni seven bir dağ bile olsa musibete uğrar.”

 

Musibet; “afet, bela, sıkıntı” demektir. Alevi toplumunun başına gelen bu olaylar onların Tevhid İnancınasıkı sıkıya bağlı olduklarını gösterir. Biz Alevilerin sıkıntı, baskı ve katliamlar ve hatta engellemeler yüzünden bazı konuları tam olarak ifade edememiş olmamız bunun doğru olmadığını göstermez. Yani bazı kimselerin biz Alevileri kafir, fasık ve buna benzer tabirlerle itham etmeleri ya onların düşmanlıklarından ya da cehaletlerinden ileri gelmektedir.

 

Alevi toplumunun hazinesi olan Ehl-i Beyt’in tabirimiz doğru ise gözbebeği Hz. Fatıma’dır.

 

O öyle bir hanımdır ki; Bütün peygamberlerin en üstünü ve sonuncusu olan Hz. Muhammed’in kızı ve bütün peygamberlerin ilminin varisi ve vasilerin efendisi olan Hz. Ali’nin eşidir. O, Cennet gençlerinin efendileri ve Allah’ın hüccetleri (delilleri) olan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in annesidir ve dolayısıyla Hz. Hüseyin’in soyundan olan dokuz tane tertemiz, masum ve insanlara doğru yolu gösteren İmamlar’ın da anasıdır.

 

O, alemdeki kadınların efendisidir. İsimleri Fatıma, Betül, Hisan, Hurre, Seyyide, Ezra, Zehra, Hevra, Mübareke, Tahire, Zekiyye, Raziyye, Merziyye, Muhaddese, Meryem-i Kübra, ve Sıddikatü’l Kübra’dır ve gökte kendisine Nuriye, Semaviye ve Haniyye denilmektedir.[3]

 

Hz. Fatıma’yı tanıyabilmek ve anlatabilmek gerçekten büyük ve zor bir iştir. Onu, ancak manevi yönü çok yüksek olan kimseler tanıyabilir. Hz. Fatıma’nın ne denli yüce bir insan olduğunu ve onun Yüce Allah’a ne kadar yakın olduğunu anlamak için yanında yetişmiş ve hizmetinde bulunmuş olan iki yüce hanım ile ilgili birer rivayeti burada aktarmak istiyoruz.

 

1- Hz. Fizze

 

Hz. Fizze, Hz. Fatıma’nın kapıcısı ve hizmetçisiydi.[4]

 

Ebu’l Kasım-i Kuşeyri kaleme aldığı eserinde şöyle yazar;

 

“Adamın birinin şöyle dediğini duydum: Yolda kafileden geri kaldım ve bir hanıma rastladım. Ona “Kimsin?” diye sordum. O şöyle dedi;

 

“Ve de ki: Selam, onlar sonra bileceklerdir.” Zuhruf/89

 

Ona selam verdim ve “Burada ne yapıyorsun?” diye sordum. O da şöyle dedi:

 

“Allah her kimi hidayet ederse, yoktur onu saptıracak olan.” Zümer/37

 

Ben, insanlardan mısın, cinlerden misin?” diye sordum. O şöyle dedi:

 

“Ey Ademoğulları, ziynetlerinizi alın.” Araf/31

 

Ben, “Nereden geliyorsun?” diye sordum. O şöyle dedi;

 

“Ve onlara uzak bir yerden sesleneceklerdir.” Fussilet/44

 

Ben, “Varmak istediğin yer neresidir?” diye sordum. O şöyle yanıtladı:

 

“Beytullah’ı Hacc etmek insanlara farzdır.” Al-i İmran/97

 

Ben, “Ne vakittir kafilenden geri kaldın?” diye sordum. O şöyle dedi:

 

“Ve andolsun biz yerleri ve gökleri altı günde yarattık.” Kaf/38

 

Ona, “Yemek yer misin?” diye sordum. O şöyle dedi:

 

“Biz onları yemek yemez bir ceset yaratmadık.” Enbiya/8

 

Ona yiyecek verdim ve sonra “Hızlı yürü ama acele etme” dedim. O şöyle dedi:

 

“Allah hiç kimseye gücü yetmeyeceği yükü teklif etmez.” Bakara/286

 

Ben, “Arkama biner misin?” dedim. O şöyle dedi:

 

“Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar olsaydı mutlaka fesada uğrarlardı.” Enbiya/22

 

Aşağı inip onu bineğe bindirdim: o sırada şöyle dedi:

 

“Bunu bizim emrimize veren Allah’ı tenzih ederiz.” Zuhruf/13

 

Kafileye yetiştiğimizde “Bu kafileden tanıdığın var mı?” dedim. O da şöyle dedi:

 

“Ey Davut! Biz seni yeryüzünde halife yaptık.” Sad/26 ve “Ve Muhammed elçiden başkası değildir.” Al-i İmran/144 ve “Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut!” Meryem/12 ve “Ey Musa! Şüphesiz benim senin Rabb’in.” Taha/11

 

Bu (ayetlerdeki) isimleri yüksek sesle söyledim ve aninden bana doğru dört gencin geldiğini gördüm. “Bunlar senin neyin oluyorlar?” dedim. Şöyle cevap verdi:

 

“Mal ve oğullar dünya hayatının ziynetleridirler.” Kefh/46

 

Onun yanına geldiklerinde kadın şöyle dedi:

“Babacığım, onu ücretle tut, şüphesiz o ücretle tutacağın adamların en hayırlısı ve en eminidir.”Kısas/26

 

Onlar bana bir şeyler verdiler. Daha sonar o kadın şöyle dedi:

 

“Allah dilediğine kat kat verir.” Bakara/261

 

Onlar da verdiklerini arttırdılar. Yavaşça onlara bu kadının kim olduğunu sordum. Şöyle dediler:

 

“Bu Hz. Zehra’ın cariyesi ve annemiz Fizze’dir. Yirmi yıldır Kur’an dışında söz söylememiştir.”[5]

 

Hz. Fatıma’nın yanında ona hizmette kusur etmeyyen bu kadın “konuştuğu Kur’an’dan başka bir şey olmayan” bir kimse haline gelmiştir. Kur’an ise bilen ve anlayanlar için gerçek ve en güzel sözdür.[6]

 

2- Hz. Ümmü Eymen

 

Hz. Ümmü Eymen hakkında ise şöyle rivayet edilmiştir;

 

Muammer oğlu Ali şöyle der:

 

“Hz. Fatıma dünyadan göçtüğünde, Ümmü Eymen Mekke’ye gitti ve şöyle dedi: Fatıma’dan sonra Medine’ye bakamaz oldum.”

 

Cuhfe denen yere yetiştiğinde, aşırı bir susuzluğa duçar olur, öyle ki öleceğinden korkar. Bu yüzden gözlerini göğe doğru çevirdi ve şöyle arz eder:

 

“Ey Rabbim! Peygamber’inin kızının hizmetçisi olduğum halde beni susuz mu bırakacaksın?”

 

Daha sonra Muammer oğlu Ali şöyle devam etti:

 

“Gökten kendisine bir bakır (kapta) Cennet Suyu indi, ondan içti ve yedi yıl ne açlık hissetti, ne de bir yiyecek yedi.”[7]

 

Bu rivayette dikkat edilmesi gereken iki nokta vardır:

 

1 - Hz. Fatıma, Allah’ın yanında öyle bir makama sahiptir ki; onun hürmetine dua eden kimsenin isteğini Aziz ve Yüce Allah geri çevirmez.

 

2 - Hz. Fatıma, Ümmü Eymen’i öyle yetiştirmiş ve Ümmü Eymen Hz. Fatıma’nın manevi nurlarından öyle etkilenmiştir ki, dua ettiğinde duası geri çevrilmeyen bir kimse haline gelmiştir.

 

İşte Alevilerin en kıymetli hazinesi olan Ehl-i Beyt’in gözbebeği Hz. Fatıma, böyle yüce bir insan ve ilahi öğretmendir.

 

Alevilerin sevgilisi Hz. Fatıma’nın faziletlerini tam anlamıyla beyan etmek oldukça güçtür. Biz sadece onun yetiştirdiği öğrencilerden Hz. Fizze ve Hz. Ümmü Eymen hakkında nakledilen yukarıdaki iki rivayeti sizlere sunarak onun yüce makamına, kemaline, nuraniyetine ve sıradan bir insan olmadığına, aksine bütün insanlar için örnek ve özelde kadınlar için övünç kaynağı olduğuna dikkat çekmek istedik.

 

Noksan sıfatlardan Münezzeh olan Allah’a Hamd olsun.

 

Ya Fatıma!

 


[1]Mümin: İnançlı olan kimselere denir. İnançtan kasıt ise ister gerçek yani ‘hak’ ve isterse de yalan ve uydurma yani ‘batıl’ olan inançlar değildir. Sadece gerçek inanç sahipleri mümindir. Gerçek inançtan kasıt ise Yüce Allah’ın Peygamberleri aracılığı ile insanlara iletmiş olduğu inançtır. İşte o inanç da Ehl-i Beyt’in (a.s) yaşamış oldukları ve bizlere tavsiye etmiş oldukları yoldur.

[2]Münafık: Kalbi ile dili bir olmayan kimsedir. Yani, diliyle başka bir şey söyler ama kalbinde daha farklı bir şey vardır. Daha açık bir tabirle kalbinde Allah’a ve peygamberlerin getirmiş olduğu dine inanmış olmadığı halde diliyle inandım diyerek yalan söyleyen ve sürekli Allah’a yalan isnad eden kimsedir. İşte Ehl-i Beyt’i (s.a.) sevmeyenler de bunlardır.

[3]Allame Meclisi, Biharu’l Envar, c.51, s.3, 3. rivayetten alıntıdır. O’nun (as) isim ve künyeleri hakkında oldukça fazla rivayet vardır. Hepsini yazma imkanımız olmadığından bunlarla yetindik.

[4]AGE, c.43, s.9, 3. rivayet.

[5]AGE, c.43, s.86

[6]“O kullarım ki sözü dinlerler ve en güzeline uyarlar, onlar, öyle kişilerdir ki Allah, doğru yola sevk etmiştir onları ve onlardır aklı başında bulunanların ta kendileri.”Zümer/18

[7]AGE, c.43, s.46, 45. rivayet

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler