12 Aralık 2017 Salı Saat:
00:51
03-04-2017
  

Hz. Hadi'nin Kişiliğinden Yansımalar

Hz. Hadi, Resulullah'ın tamamlamak üzere gönderildiği üstün ahlakın tüm güzelliklerine sahipti...

Facebook da Paylaş


 

Ehlader Araştırma

 

İmam Hadi (a.s), dedesi Resul-i Ekrem'in (s.a.a) tamamlamak üzere gönderildiği üstün ahlâkın bütün güzelliklerini üzerinde toplamıştı. Erdem ve kemalin bütün göstergeleri şahsiyetinde bir araya gelmişti. Bunları bütünüyle ihata edip tasvir etmemiz imkân dâhilinde değildir. Ama bu, hayat akışının çeşitli tablolarında somutlaşan üstün ahlâkın belli başlı göstergelerine işaret etmemize engel değildir. Siyer ve tarih kitaplarında yer verilen ve üstün ahlâkın en güzel numunelerini oluşturan bazı örnekler sunmak istiyoruz:


Cömertliği

İnsanlar içinde onun kadar eli açık biri yoktu. Onun gibi insanlara yardım maksadıyla mal harcayan biri daha yoktu. Bu özelliğiyle, isteyerek ve gönüllü olarak malı yoksula, yetime ve esire yediren atalarının[1] çizgisi üzerindeydi. Onlar ki, ailelerine yedirecek bir şey kalmayacak şekilde muhtaçlara yedirirlerdi ve ailelerine giydirecek bir şey kalmayacak şekilde ihtiyaç sahiplerine giydirirlerdi.[2]

Tarihçiler İmam Hadi'nin (a.s) iyiliğine, fakirlere ihsanda bulunuşuna, zorda kalanlara cömertçe yardım elini uzat-masına dair birçok göz kamaştırıcı örnek aktarmışlardır.

1- Ebu Amr Osman b. Said, Ahmed b. İshak el-Eş'arî, Ali b. Cafer el-Hamdanî gibi Şia'nın önde gelen isimlerinden oluşan bir heyet, İmam Hadi'nin (a.s) yanına geldi. Ahmed b. İshak ağır borcun altında olduğunu söyleyerek hâlini anlattı. İmam (a.s) hemen vekili Amr'a döndü ve şöyle dedi: "Ona otuz bin dinar ver. Ali b. Cafer'e de otuz bin dinar ver." Bu meblağın aynısını da vekiline verdi.

İbn Şehraşub bu yüksek cömertlik karşısında şu değerlendirmeyi yapıyor:

Bu bir mucizedir. Sultanlardan başka hiç kimse böyle bir cömertlik sergileyemez. Böyle bir bağışı kimseden duymadık.[3]

2- İshak el-Cellab, tevriye günü İmam Ebu'l-Hasan Hadi (a.s) için bir miktar koyun satın aldı. İmam (a.s) hepsini akrabaları arasında dağıttı.[4]

3- İmam Hadi (a.s) Samarra'dan çıkıp kendisine ait bir mezraya gitmişti. Bu sırada bedevî Araplardan biri de onunla görüşmek üzere gelmişti. İmam'ı (a.s) evinde bulamadı. Ailesi, onun kendisine ait bir mezraya gittiğini haber verdiler. Bedevî de o tarafa doğru gitti. İmam'ın (a.s) yanına varınca, İmam ihtiyacını sordu. Bedevî alçak bir ses tonuyla şöyle dedi:

Ey Resulullah'ın oğlu! Ben Kûfeli bir bedevîyim. Deden Ali b. Ebu Talib'in velâyetine bağlı kimselerdenim. Ağır bir borcun altına girdim, onu ödeyecek gücüm yoktur. Senden başka da gidecek birini bilmiyorum.

İmam, adamın hâline acıdı. Adamın Ali b. Ebu Talib'e (a.s) tevessül etmesini de önemsedi. O sırada İmam'ın eli dardaydı, ona verecek parası yoktu. Bir kâğıda kendi el yazısıyla, "Bedevî Arabın benden şu kadar alacağı vardır." diye yazdı ve miktarı da belirtti. Sonra adama şöyle dedi:

Bu kâğıdı al. Ben Samarra'ya geldiğimde, cemaat etrafıma toplandığında gelip kâğıda yazdığım borcu benden iste ve borcunu geciktirdiğim, zamanında ödemediğim için de bana kaba sözler söyle. Sana söylediklerimi yapmazlık etme.

Bedevî kâğıdı aldı. İmam (a.s) Samarra'ya döndüğünde bir topluluk, etrafında toplandı. Aralarında sultanın casusları ve güvenlik elemanları da vardı. Bu sırada bedevî geldi, kâğıdı çıkarıp İmam'dan (a.s) kâğıtta yazılan borcu ödemesini istedi. İmam (a.s) da gecikme için adamdan özür diliyordu. Ama bedevî kaba sözler söyleyerek karşılık veriyordu. Topluluk dağılınca güvenlik elemanları derhal gidip Mütevekkil'e durumu rapor ettiler. Mütevekkil, İmam'a (a.s) otuz bin dinar verilmesini emretti. Bu para İmam'a götürüldü. Bedevî gelince İmam (a.s) ona şöyle dedi:

Bu parayı al. Onunla borcunu öde, geri kalanını da ailen ve çocukların için harca ve bizim de kusurumuza bakma.

Bedevî, bu olay karşısında şaşkına dönmüştü. İmam'a (a.s) dedi ki: "Benim borcum, şu paranın üçte birinden bile azdır." Ama İmam (a.s) otuz bin dinardan hiçbir miktarını geri almayı kabul etmedi. Bedevî parayı alıp giderken şöyle diyordu:

Allah, risaletini kime vereceğini herkesten daha iyi bilir. [5]


Zühdü

İmam Hadi (a.s) hayatın bütün göz alıcı süslerinden, maddî ve göz kamaştırıcı değerlerinden uzaklaşmıştı. En üst düzeyde bir züht hayatını yaşıyordu. İbadeti, takvayı ve zühdü temel davranış biçimi, alışkanlığı hâline getirmişti. Hayatın maddî mazharlarından hiçbirine ilgi göstermemişti. Allah'a ibadet etmeyi her şeye tercih etmişti.

Medine'deki ve Samarra'daki evlerinde eşya namına hiçbir şey yoktu. Mütevekkil'in polisleri evine baskın düzenlemiş, evi didik didik aramış ve hayatın çekici süslerinden, değerlerinden tek bir şey bulamamışlardı. Samarra'daki evi de aranırken karşılaşılan manzara bundan farklı değildi. İmam'ı kapalı bir evde bulmuşlardı. Üzerinde kıldan bir aba, kumların, çakılların üzerinde oturuyordu. Altında sergi, döşek namına hiçbir şey yoktu.
 

Tarlada Çalışması

İmam (a.s) benlikten tamamen arınmıştı. Anlatıldığına göre ailesinin geçimini sağlamak için kendisine ait bir tarlada çalışırdı. Ali b. Hamza şöyle rivayet etmiştir:

Ebu'l-Hasan'ı (a.s) bir tarlada çalışırken gördüm. Bacaklarından terler akıyordu. Dedim ki: "Sana feda olayım, adamlar nerde?"

Buyurdu ki: "Ey Ali! Benden ve babamdan daha üstün olan biri elinde kürekle tarlasında çalışmıştı."

Dedim ki: "Kimdir o?"

Buyurdu ki: "Resulullah (s.a.a), Emirü'l Müminin ve bütün atalarım kendi elleriyle çalışırlardı. Bu nebilerin, resullerin ve salihlerin geleneğidir."


 
----------------------------------------------------
[1]- Müminlerin Emiri Hz. İmam Ali, Hz. Fatıma, Hz. İmam Hasan ve Hz. İmam Hüseyin'in, yüce Allah'ın "Kendi canları çektiği hâlde, yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler." (İnsân Suresi: 8) şeklindeki övgüsüne mazhar olan olayına işarettir.

[2]- Sıfatu's-Safve: 2/98

[3]- el-Menakıb: 3/512; A'yanu'ş-Şia: 2/37

[4]- Menakıbu Âl-i Ebî Talib: 3/514

[5]- Metalibu's-Seul: 473; İbn Sabbağ, el-Fusulu'l-Muhimme: 2/1066; es-Savaıku'l-Muhrika: 312

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler