23 Ekim 2019 Çarşamba Saat:
03:08
03-10-2019
  

Hz. Hüseyin Haccı Yarıda mı Kesti?

İhram, Zilhiccenin 9. gecesiyle başlar, Hz. Hüseyin ise Zilhicce'nin s8. gününde Mekke'den ayrıldı...

Facebook da Paylaş


 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Soru: İmam Hüseyin (a.s) kıyamını niçin Medine'de başlatmadı?


Bu soruya cevap verebilmemiz için, o dönemin zaman ve mekân şartlarını incelememiz gerekmektedir:


Zaman yönünden bakacak olursak; daha İmam (a.s) Medine'deyken Muaviye'nin ölüm haberi resmi bir şekilde herkese bildirilmemişti. Ayrıca halk Muaviye'yle Yezid arasında bir farkın olmadığına inanıyordu, sadece önde gelen çok az bir grup Yezid'in nasıl bir karaktere sahip olduğunu bilmekteydi. İmam Hüseyin (a.s), Abdullah b. Zübeyr, Abdullah b. Ömer, Abdurrahman b. Ebubekir gibileri Yezid'in içki içen, köpek ve maymun oynatan, İslâm dışı yaşamının farkındaydılar.(1)  Ancak halkın geneli, Emevi rejiminin propagandası, baskısı veya vermiş olduğu maddî imkânlar yüzünden, Yezid'i kabul edip Muaviye'nin hayatında ona biat etmişlerdi. (2)


Mekân yönünden de bakacak olursak; Medine kıyam için hiç de uygun bir konuma sahip değildi çünkü:


Bir: Her ne kadar Medine halkı ve özellikle de Ensar Ehlibeyt'i seviyor olsalar bile, canlarını verecek kadar bağlı değillerdi. Hatta can vermek bir yana çok daha az bir zorluğa dahi gelemezlerdi. Bunu Peygamberin (s.a.a) vefatından hemen sonra Sakife olayında ve sonraki olaylarda açıkça göstermişlerdi. Medine halkının bilmemiz gereken ilginç bir tutumu da, Hz. Ali'ye (a.s) karşı gösterdikleri tutumdur. İmam kendisine biat edip sonradan biatlerini bozanlarla savaşmak için Medine halkından yardım istedi. Ama ne yazık ki çoğu İmam'ı yalnız bırakarak, yardım etmedi. İmam mecbur kalarak Medine'den sadece dört yüz (3) veya yedi yüz (4) kişiyle, sayısı binlerce olan düşmanla savaşmaya gitti.


İki: Medine halkı, Peygamber'den (s.a.a) sonra oluşan hükümete tamamen bağlıydılar. Özellikle Ebubekir ve Ömer'e çok bağlıydılar. Bu ikisinin bırakmış olduğu hüküm ve emirlerden asla taviz vermiyorlardı. Medine'nin seçkinlerinden olan Abdurrahman b. Avf, Ömer'in üçüncü halifeyi tayini için oluşan şurada Hz. Ali'ye (a.s), "Eğer ilk iki halifenin yolunu devam ettirip, yöntemlerini uygulayacaksan seni halife olarak kabul ederiz." demişti. Hz. Ali (a.s) ise bu şartı kesinlikle kabul etmemişti. (5) Osman'ın halk tarafından azlinden sonra, Hz. Ali'ye (a.s) ısrarla halife olması gerektiğini söyleyip, onun İslam memleketinin başına geçmesinde, Medine halkının hiçbir fonksiyonu yoktu, diğer şehirlerden gelenler ve özellikle de Kufeliler İmam Ali'yi (a.s) başa geçirmişlerdi.
 

Üç: Kureyş kabilesinden birçok kişi özellikle Emeviler'den olan Mervan ve ailesi Medine'nin yönetimine tamamen hâkim idiler. Bu da çok açıktır ki, İmam'ı en ufak bir hareketinde rahatlıkla etkisiz hale getirebilirlerdi.
 

Dört: Büyük bir kıyamı başlatabilmek için Medine'nin nüfusu yeterli değildi. Diğer şehirlere nispeten nüfusu çok azdı, o zamanın en kalabalık şehirleri Kufe, Basra ve Şam idi.


Beş: Tarih boyunca Medine'nin hükümeti yıkmak için merkez şehir olarak seçilmesinin uygun olmadığı ve seçildiği takdirde de her zaman yenilgiyle sonuçlandığı görülmüştür. Medine halkının h. 63 yılında Yezid'e karşı kıyamı çok rahat ve zorlanmadan bastırılmıştı. (6) Aynı şekilde yıllar sonra bile Hz. Ali (a.s) taraftarlarının kıyamları da Medine halkının çok az bir direnişinden sonra hemen yenilgiyle sonuçlandı, örneğin Nefsi Zekiye olarak tanına Muhammed b. Abdullah (h. 145) (7) ve Şehid-i Feh olarak tanınan Hüseyin b. Ali'nin (h. 169) (8) kıyamları sonuçsuz kaldı.


Altı: Medine halkının geçmişi ve o zaman ki tutumları açıkça Emeviler karşısında Ehlibeyt'i savunacaklarını göstermiyordu. Çünkü yıllarca Muaviye'nin emriyle ülkenin her tarafında olduğu gibi Medine minberlerinde de Hz. Ali'ye (a.s) lânet okutulmuştu. Hatipler sürekli lanet okuyarak, İmam Ali'ye hakaret edip, kötü sözler söylüyorlardı, bütün denilenlerin yalan olduğunu çok iyi bilen Medine halkı hiç seslerini çıkarmıyor, hatta bu duruma tek karşı çıkan İmam Hüseyin ve onun ailesine yardım bile etmiyorlardı. (9)


Yedi: Medine valisi Velid b. Utbe yönetimi çok sıkı bir şekilde elinde tutmaktaydı. Bir kıyamla hemen her şey ele geçecek gibi değildi.


Soru: İmam Hüseyin, niçin kıyamının başlangıcında ilk olarak Mekke'ye gitmeyi tercih etti?


Yezid hükümete geçer geçmez, hemen Medine valisi Velid b. Utbe'ye bir mektup yazarak ileri gelen birkaç kişiden her ne pahasına olursa olsun mutlaka biat almasını istemişti. Bunlardan birisi de İmam Hüseyin idi. (10)


Velid kan dökme taraftarı değildi, özellikle de elini İmam Hüseyin'in (a.s) kanına bulaştırmak istemiyordu. Lakin Medine'de bulunan Emevi taraftarları Velid'i sıkıştırarak İmam'dan biat almasını, biat etmediği takdirde de hemen öldürmesini istiyorlardı. Özellikle de Velid'in her konuda danıştığı Mervan b. Hakem, İmam'ın bir an önce öldürülmesini istiyordu. Yezid'in mektubu Velid'e geldiğinde, o da ne yapılması gerektiğini Mervan'a sordu.

 

Mervan şöyle dedi: "Bana kalırsa hemen bunlardan biat alınmalıdır, bir an önce Yezid'e biat etmeleri istenmelidir ve biat etmedikleri takdirde hemen öldürülmelidirler. Zira eğer Muaviye'nin ölüm haberini alacak olurlarsa her biri bir bölgeye giderek muhalefet edip, halkı etraflarına toplayacaklardır." (11)


İmam (a.s) muhalefetini göstermek için Medine'deki şartların müsait olmadığını ve kıyam ettiği takdirde de bu şehirde hiçbir etki bırakmadan canının tehlikede olduğunu gördüğü için, Medine'den Mekke'ye doğru yola çıkmıştır. Bunu da çıkarken tilâvet etmiş olduğu ayetten anlamaktayız.


Hz. Musa, Mısır'da tamamen emniyetsiz kalıp, canının tehlikede olduğunu anlayarak gece Mısır'ı terk etmişti ve ayrılırken şu ayeti okumuştu:


"(Musa, etrafı) kollayarak, korka, korka oradan çıktı: "Rabbim, beni şu zalim kavimden kurtar!" dedi." (12)


İmam Hüseyin de aynı şekilde ailesini yanına alarak Recep ayının 27 veya 28'inci gecesinde Mekke'ye doğru hareket ederken bu ayeti tilâvet etmiştir. Bu da İmam'ın emniyetsiz ve canının tehlikede olduğu bir şehirde bulunduğunu göstermektedir.


İmam, Mekke'ye hicret etmeyi seçerken daha Muaviye'nin ölüm haberi yayılmamıştı, kimse ciddî bir şekilde Yezid'e karşı gelmemiş ve İmam'a da Kufe gibi bir yerden hiçbir davet gelmemişti. Bunları göz önünde bulundursak, İmam'ın gideceği yerin öncelikle emniyetli ve sonra mesajının tüm İslâm şehirlerine ulaşmasını sağlayacak bir yer olması gerekir.


Mekke bu iki amaca ulaşmak için çok uygun bir yerdi. Kur'ân'ın buyurduğu gibi "…kim oraya girerse, güvenlik içinde olur…" Allah tarafından yeryüzündeki en emniyetli yer Mekke'dir. Diğer taraftan da Kâbe'nin Mekke'de bulunması hasebiyle sürekli insanlar değişik yerlerden oraya hac farizasını yerine getirmek için geliyorlardı. İmam da bundan faydalanarak Müslümanlarla görüşüp, onlara niçin Yezid'e biat etmediğini, İslâm'ı nasıl bir felâketin beklediğini ve öz İslâmi öğretileri açıklayabilirdi. Bu vesileyle özellikle Kufe ve Basra halkıyla irtibat halinde olabilirdi.


İmam Hüseyin (a.s) Şaban ayının 3'ü, h. 60 yılda Perşembe gecesi Mekke'ye giriş yaptı ve Zilhicce ayının 8'ine kadar da orada faaliyetlerde bulundu.


Soru: Niçin İmam Hüseyin haccını yarıda keserek Mekke'den ayrıldı?


Bu soruya tarih yönünden cevap vermeden önce, fıkhî açıdan bir açıklık getirelim. "İmam haccını yarıda bırakıp gitti" sözü fıkhî olarak doğru değildir, çünkü hac Mekke'de ihram bağlama ve Arafat'ta bulunmayla yani Zilhiccenin dokuzuncu gecesiyle başlar, oysaki İmam Hüseyin (a.s) Zilhicce'nin sekizinci gününde Mekke'den ayrılmıştı. Demek ki İmam, hac amellerine başlamamıştı ve dolayısıyla da amelleri yarıda bırakmış oldu. Elbette, İmam Mekke'ye geldikten sonra umre-i müfrede yapmıştır, umre de hac amellerine giriş olarak kabul edilmez.
 

Tarihi yönden ise, İmam'ın Mekke'ye geliş nedenlerinden biri görüş ve düşüncelerini herkese açıklamak için hac mevsiminde iyi bir fırsatın oluşmuş olmasıdır. Zira dünyanın her tarafından binlerce hacı Mekke'de, Arafat'ta ve Mina'da toplanıyordu, bu da İmam için büyük bir fırsat sayılırdı. Peki, niçin bunu değerlendirmeyerek anîden Mekke'den ayrılma kararı aldı? Özetle bu soruya şöyle cevap verebiliriz:


Can Tehlikesinin Bulunması


İmam Hüseyin'in (a.s), kendisine itiraz ederek Mekke'de kalıp Kufe'ye gitmemesini önerenlere verdiği cevaplardan anlaşıldığı üzere, canı büyük bir tehlikeyle karşı karşıyaydı. Kesinlikle İmam'ı Allah'ın evinde terör edeceklerdi. İbn Abbas'a şöyle buyurmuşlardı: "Başka bir yerde öldürülmem benim için Mekke'de öldürülmemden çok daha sevimlidir." (13)


Abdullah b. Zübeyr'e ise şöyle cevap vermişlerdi: "Allah'a yeminler olsun ki, bir karış Mekke'nin dışında öldürülmem bir karış içinde öldürülmemden daha çok hoşuma gider. Yeminler olsun ki, nereye gidersem gideyim istediklerine ulaşmak için yine de beni bulacaklardır." (14)


Ayrıca kardeşi Muhammed Hanefîye ile de görüşürken açıkça Yezid'in, haremde kendisini terör ettireceğini buyurmuştur. (15) Birçok kaynaklardan kesin olarak anlaşılan Yezid'in silâhlı bir grubu, İmam'ı terör etmek için gönderdiğidir. (16)


Haremin Kutsallığının Kaybolmaması


İmam Hüseyin'in (a.s) yukarıdaki sözlerinden anlaşıldığı gibi İmam, kan dökülmesinin haram olduğu Mescidu'l-Haram'da kendi kanının dökülerek oranın kutsallığının kaybolmasını istemiyordu.


İmam Hüseyin (a.s) bu durumu Abdullah b. Zübeyr'e onu kınayarak şöyle buyuruyor: "Babamın (Hz. Ali a.s) bana naklettiğine göre; Mekke'de bir koç var. O koç yüzünden Mekke'nin kutsallığı bozulacaktır ve ben bu hürmeti bozanlardan olmak istemiyorum." (17) Zaten bir süre sonra Abdullah b. Zübeyr Mekke'de kalarak Yezid'e başkaldırdığını ilan etti, Yezid de ordularıyla Mekke'nin kutsallığına aldırmayarak binlerce insanın kanını orada döküp, Kâbe'yi mancınıklarla ateşe verdi.

 

 

 

--------------------------------------------------------------

1- Tarih-i Yakubi, c. 2, s. 228.
2- el-İmametu ve's-Siyase, c. 1, s. 161-164.

3- Tarih-i Yakubi, c. 2, s. 181.
4- Murucu'z-Zeheb, c. 2, s. 395.
5- Tarih-i Yakubi,c. 2, s. 162.
6- el-Kamilu fi't-Tarih, c. 2, s. 162.
7- A.g.e. c. 3, s. 563'den 579'a kadar.
8- Tarih-i Yakubi,c. 2, s. 404-405.
9- Biharu'l-Envar, c. 44, s. 211.
10- Vak'atu't-Tif, s.  75. "Fırsat vermeden hemen Hüseyin'den, Abdullah b. Ömer ve Abdullah b. Zübeyr'den ne pahasına olursa olsun biat al, vesselam."
11- Vak'atu't-Tif, s.  77.
12- Kasas, 21.
13- İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, c.  8, s. 159.
14- Vak'atu't-Tif, s. 152.
15- Seyit b. Tavus, Luhuf, s. 82.
16-  İbn Kesir, el-Kamil fi't-Tarih, c. 2, s. 546.
17- İbn Kesir, el-Kamil fi't-Tarih, c. 2, s. 546.

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler
Flag Counter