01 Ekim 2020 Perşembe Saat:
23:04

Hz. İbrahim (a.s) Nerede Doğmuştur?

24-06-2020 17:04


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 
Bu makalemizde Hz. İbrahim'in yaşadığı tarih, döneminin hükümdârı, ailesinin geçmişi ve mensubu olduğu ırk ile ilgili Ehl-i Beyt'in muteber hadislerine dayalı olarak Kur'an ve sünnetteki deliller çerçevesinde bir açıklama yapacağız. Tevrat, Eski Ahit, Hrıstiyan ve Yahudi tarihçilerinin sözlerinden ise, sadece masum İmamlarımızın sözleri çerçevesinde, onların sözlerine birer karine ve delil olması için yararlanacağız. 
 
 
Hz. İbrahim (a.s) Nerede ve Ne Zaman Doğmuştur? 
 
Hz. İbrahim'in (a.s) Tevrat'a göre doğum yeri Keldânîlerin Ur şehridir. Ehl-i Beyt İmamlarından bize ulaşan bir çok muteber rivayete göre ise, Hz. İbrahim Babil şehrinin 40 km kuzeydoğusunda bulunan antik Kûsâ köyünde(1) dünyaya gelmiştir. İmamlarımızın Şia kaynaklarındaki ve İmam Ali'nin Ehl-i Sünnet kaynaklarındaki sözlerine uyduğu için, Yahudi tarihçi Flavius Josephus'un bu husustaki sözlerine itimat edebiliriz. Çünkü kendisi de, Hz. İbrahim'in (a.s) doğum yeri olarak gösterilen Keldânî Ur şehrini Kûsâ olarak göstermiştir. 
 
 
Hz. İbrahim Döneminin Hâkimi
 
İslam, Yahudilik ve Hristiyanlık kaynaklarına göre Hz. İbrahim dönemindeki zâlim kralın ismi Nemrud'dur. Kûsâ şehrinin tarihi yazıtları arasında "Kûsâ kralının efsânesi"(2) adında şiirsel bir destana rastlamaktayız. O destanda adı geçen kral Naram-Sîn Mar Şarru-kîn, yani Sargon oğlu Naram-Sin'dir. Bu adı taşıyan dört kralın tarihte adı vardır ki, büyük ihtimalle, kastedilen Kral kendisine dünyanın dört köşesinin kralı diyen Akkad'lı Naram-Sîn'dir. Sami kavimlerin şecerenamelerinde örfî müsamahada bulunup atalarının sadece en önemlilerini saydıklarına sık rastlanmıştır. Dolayısıyla rivayetlerde Nemrud bin Ken'an adındaki baba ismi, Nemrud'un dedelerinden birisinin ismi olabilir. Aynı şekilde Şarru-kîn (Sargon) de Akkad'lı Sargon'dur ve Naram-Sîn'in dedesidir.
 
Akkad'lı Naram-Sîn kendisine Akkad'ın tanrısı diyen biridir. Aynı zamanda batılı efsanelerde geçen ve Nemrud'la özdeşleştirilen Ninus adlı krala benzer yönleri vardır. Halkı onun adına ant içerlerdi.
 
Nemrud'un Naram-Sîn olduğuna bir delilimiz de eski ahitteki Peygamber Mikâ'nın eski Ahit'e göre Nemrud'u Asurlarla özdeşleştirmesidir. Muhakkak ki, Peygamber Mikâ'nın bundan maksadı, Akkad'lı Naram-Sîn'in adaşı olan Asurlu Naram-Sîn'dir. Oniki peygamber kitaplarından olan Mika kitabında şöyle geçmektedir:
 
 
"Asurlular ülkemize saldırıp kalelerimizi ele geçirince, onlara karşı çok sayıda önder çıkaracağız.
 
Asur topraklarını kılıçla, Nemrut'un topraklarını yalın kılıçla yönetecekler.
 
Ülkemize saldırıp sınırlarımızdan içeri girecek olan Asurlular'dan bizi bu önderler kurtaracak."(3)
 
Burada Nemrud'un yurdu olarak Asur'a işaret edilmesi, ya Nemrud'un Asurlu Naram-Sîn olduğuna değil, Naram-Sîn'in İbranice karşılığının Nimrod (Nemrud) olduğuna işaret olarak görülmelidir. Çünkü Akkad'lı Naram-Sîn Kûsâ bölgesinde de hükümet etmişken Asurlu Naram-Sîn bu bölgede hükümet etmemiştir.
 
Hz. İbrahim'in eşi Sara ile Kûsâ'da evlendiğine ve sonra oradan göçtüğüne göre, sahih rivayette geçtiği gibi ikisinin arasında (Mîlâdî veya Hicrî) otuz senelik bir yaş farkı bulunduğunu(3) farz edersek, Nemrud'un uzun ve 40 yılı aşkın bir süre hükümet etmiş olması gerekecektir. Dolayısıyla Akkad'lı Naram-Sîn'in 54 yıllık bir hükümet dönemi bulunduğu görüşü daha tutarlıdır. İmam Bâkır'dan güvenilir senetli rivayete göre Hz. İbrahim'in Kûsâ'dan göçmesi bölgede meydana gelen bir savaşın peşi sıra gerçekleşmiştir.(4)
 
Bu savaş tarihte genellikle üçüncü Ur hanedanının 1940'ta yıkılışını sağlayan savaş olduğu düşünülür. Oysa bizim hadislerimize göre Nemrud Hz. İbrahim (a.s) göç edince henüz hayatta idi. Hattâ Nemrud'un kendi yargıcı onu hükümdârın emriyle göçe zorlamıştı. (5) Dolayısıyla bu savaş bir yıkılış savaşı değildir. Ayrıca muteber rivayetlerimize ve tarihçi Josephus'a göre Tevrat'ta Ur'dan maksadın Kûsâ olduğunu belirtmiştik. Hadiste savaşın o yerleşim yerinde olup olmadığı geçmemiştir. Dolayısıyla savaşlardan herhangi birisi olabilir. Ancak bizce ortada olan Nemrud adının Kûsâ şehrinin kralı Akkad'lı Naram-Sîn'e işaret ettiğidir. Hz. İbrahim'in yurduna uğradığı Kıptî (eski Mısır halkına mensup) kralın adı ise Gazâre (غزاره) olarak geçmiştir. Bu ad lügatte çokluk manâsını vermektedir. Ancak Kıptîce bir ismin Arapça versiyonu da olabilir. 
 
 
Önbilgiye Dayalı Tarihi Bir Hesap 
 
Hadislerde Hz. Yusuf (a.s) ile Hz. Musa'nın (a.s) arasında 400 sene gibi bir vakit geçtiği, bu arada Hz. Yusuf'un ağabeyi Levi'nin soyundan 10 peygamber bulunduğu, Hz. Musa ortaya çıkana kadar ise 40-50 tane yalancı Musa'nın ortaya çıktığı geçmektedir. Demek ki Hz. Musa'nın İsrailoğullarının Mısır'daki 430. Yılında onları denizden geçirdiği bilgisi doğrudur ve Hz. Yusuf ağabeyi Levi ile Hz. Musa arasında 10 nesil vardır. Çünkü Hz. Yusuf Hz. Musa'nın Levi'nin oğlu Kehat soyundan geleceğini haber vermiştir. Eğer İmran arada bir vasıta olmadan Kehat'ın oğlu olsaydı ve torunlarından olmasaydı yalan yere iddialar ortaya atılamazdı. Yani İmam Bâkır'ın güvenilir senede sahip hadisinde Hz. İbrahim Hz. Âdem'in 32. torunu, Hz. Yusuf ve Levi 35. torunu, Hz. Musa ise takriben 46. torun olmaktadır. Rivayetlere göre Hz. Musa'nın vasisi Hz. Yuşa'nın Hz. Davud gelmeden önce 400 senede 11 vasisi gelip geçmişti ve sonuncuları Hz. İşmuil (Samuel) idi. Dolayısıyla Hz. Davud ile Hz. Musa arasında da takriben 10 nesillik bir ara bulunmalıdır. İmamlarda olduğu gibi: Hüccet b. Hasan b. Ali b. Muhammed b. Ali b. Musa b. Cafer b. Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Fatıma bt. Muhammed (s.a.a). Yani İmam Mehdi ile Peygamber Efendimiz arasında 10 nesil, İmam Ali ile arasında (kendi amcaoğlunun kızı Hz. Fatıma (s.a) ile evlendiği için) 9 nesil vardır. Dolayısıyla Hz. İbrâhim'in doğum tarihini M. Ö. 2172 tarihine, Akkad'lı Naram-Sîn döneminde Kûsâ'ya tarihleyebiliriz. En kısa kronoloji'ye göre de Akkad'lı Naram-Sin M. Ö. 2173- M. Ö. 2119 arasında hükümet etmiştir. Hz. İbrahim'in bu tarihte yaşadığının delili Naram-Sîn'in harap etmiş olduğu Ebla kentinin tabletlerinde Hz. İbrahim'in (Abramu şeklinde) adının sıklıkla geçmesidir. Yani Hz. İbrahim Akkad'ların hâkimiyeti altında M. Ö. 22. Asırda (M. Ö. 2172 1 Zilhicce/23 Mart Pazar) doğmuştur. Vefâtı ise 9 Muharrem Cuma günü, yani 26 Kasım M. Ö. 1998 günüdür.)
 
 
Şimdi hesaplayalım: 
 
İsrailoğullarının (Tevrat'a göre 430. yılda) Mısır'dan çıkışı M. Ö. 1442
 
Yakup hânedanının Mısır'a girişi (Hz. Yusuf 39 yaşında iken) M. Ö. 1872
 
M. Ö. 1911 Hz. Yusuf'un doğumu (Hz. Yakup hadislerin gerektirdiğine göre 81 yaşında)
 
M. Ö. 1992 Hz. Yakup'un doğumu
 
M. Ö. 2052 Hz. İshak'ın doğumu (Hz. İbrahim sahih hadise göre 120 yaşında) 
 
M. Ö. 2172 Hz. İbrahim'in doğumu
 
Dolayısıyla hesabımızın teyidini de hadislerden ve Tevrat'taki ek bilgilerden almış oluyoruz.
 
 
Hz. İbrahim'in Aile Fertleri ve Mensup Olduğu Irk
 
İmam Bâkır'ın (a.s) Bihâr ul-Envâr'da Ebu Hamza Sûmâlî'den nakledilen güvenilir senetli hadisine göre Hz. İbrâhim ile Hz. Hud arasında on baba vardır. Bu Hz. Hud'un Hz. İbrâhim'in onuncu dedesi olmasını gerektirmektedir. Hz. Hud ile Hz. Nuh arasında da sekiz ilâ on baba ve Nuh'la Adem'in arasında da 10 baba mevcuttur. Hadiste verilen bu bilgiler bize Tevrat'ta verilen şecere bilgilerinin son derece eksik olduğunu iletmektedir. Ancak Peygamberimiz (s.a.a) kendi atalarını Adnan'dan öteye ve ceddi İbrahim'in atalarını da Âdem'e kadar saymaktan bizi sakındırdığı için bunları saymanın ve bu konuda kafa yormanın bize bir faydası yoktur. Bilakis kim sayarsa saysın, bu husustaki bilgiler zamanla kaybolup gittiğinden yalancı hükmündedir.(7) Hz. İbrahimin atalarından sayabildiklerimiz sadece, sahih ve güvenilir rivayetlerin nassına göre muvahhit ve peygamber olan babası Turah (ki adı muteber bir dua olan Ümmü Dâvud duasında تورخ olarak geçmektedir), onuncu dedesi Hz. Hud, atalarından Hz. Nuh ve onun oğlu Sam, Hz. İdris (Hanûk-خنوق), Hibetullah lakaplı Şis Peygamber ve Hz. Âdem'dir (hepsine selâm olsun). Bir çok rivayetin zahirinden ve bir rivayetin nassından, Hz. İbrahimin baba ve dedelerinin tümünün peygamberlerden olduğunu anlıyoruz. Hz. İbrahim'in annesi ise, muteber rivayete göre mürsel olmayan bir peygamber olan Lâhic'in kızı Sâre'dir. Lâhic'in öteki kızı olan Rakabe -ki muhtemelen isminin aslı Rebekka'dır- Hz. Turah'ın kardeşi olan başka bir peygamberle evlenmiş, bu evlilikten Hz. İbrâhim'in eşi ve kendi teyzesiyle adaş olan Sâre doğmuştur. Hz. İbrahim'in bu teyzesi, İbrahim'in amcasının vefatından sonra İbrahim'in baba bir ağabeyi Hârân ile evlenmiş, bu evlilikten ise Lut (a.s) doğmuştur. Burada dikkat çekilmesi gereken husus, Josephus'un da Sâre ile Lût'un kardeş olduğunu zikretmiş olduğudur. İmamlarımızdan bize ulaşan hadisler Sâre ile Lût'un anne bir kardeş olduklarını buyurmaktadır. Tevrat'ta Turah'ın ataları olarak gösterilen kimselerin adı, o dönemin Sümer ve Sami metinlerinde şahıs adları olarak geçer. Örneğin Serug/Şarugi, Nahor/Nahuru ve ve Turah'ın kendisi Turakhi olarak. İbrahim ise tarihi metinlerde Abramu, Tevrat'ta ise Abram-Abraham olarak geçmiştir. Hz. İbrahim'in ırkı rivayetlerde Sevâd-ı Irâk'ın Nebâtîlerine mensup olarak gösterilmiştir. Ehl-i Beyt ise Nebâtîler içerisinde ilâhî ilmi istinbât eden (kanıtlayan/delillendiren) ailedirler. (8) Bazı târihçiler bundan maksadın Keldânîler olduğunu demişlerdir. Hz. Hud rivayetlerde Arap peygamberlerinden olduğuna göre, onu Keldânî ırkından sayabiliriz. Bazıları Sevâd-ı Irak Nebâtîlerinin Ad kavminin kalıntılarından olduğunu demişlerdir. Ancak bizce onlarla Suriye'deki Nebâtîler arasında bir akrabâlık sözkonusudur. Belki aralarında Hz. Hud'un kavminden kurtulanlar da olabilir. Nitekim İmam Ali'nin hadisine göre de, Cürhüm kabilesi Ad kavminin kalıntılarından ve Sakif kabilesi Semud kavminin kalıntılarındandır. (9)
 
Kısacası, Hz. Hud Keldânî ırkına mensuptur ve kendi kavminden iman edip geriye kalanlardan biri Cürhüm kabilesidir. Hz. Sâlih de yaklaşık dokuz nesil Hz. Hud ile arasındaki arayla, Semud kavminin kurtulanlarıyla azaptan korunmuştur. Bunların soyundan ise Sakif kabilesi gelmiştir. Hz. Şuayb da Hz. Sâlih'in bir o kadar vasıtayla soyundan ve Arapların bir peygamberidir. Ancak Arap kabilelerinden sadece (Peygamberimizin mensup olduğu) Adnanilerle Kahtanilerin nesebi korunmuş, geriye kalanların ise arasına Semud ve Sakif gibi kabileler karışmış, bunların asıl nesep bilgileri kaybolmuştur. İmam Bâkır ve İmam Sadık'tan iki tane sahih ve muteber hadise göre Hz. Adnan'ın babasının adı ise Üded'dir. (10) Hz. İbrâhîm'e kadarki diğer isimleri ise bilmiyoruz. 
 
 
Âzer Kimdir?
 
Âzer'in tarih nakillerine göre kendi kavmi arasındaki adı Eser'dir(peltek se ile اثر). (11) Kur'an'da Hz. İbrahim kendisine baba diye hitap etmektedir. Ancak bu hitapta dikkat edilmesi gereken nokta, "eb" kelimesidir ki, bu kelime insanın sadece öz babası için kullanılmaz. Çünkü Araplar, Aramiler ve Sami bir çok kavim "eb" kelimesini baba anlamında amcaya, annenin babasına ve üstada da saygı ifadesi olarak kullanırlar. Ancak vâlid kelimesi, öz baba için, hâlde ise öz anne için kullanılır. Zira doğurmak anlamındaki "velede" kökünden türemiştir. Nitekim Eb ve Ümm, (baba ve anne) kelimeleri peygamberimizden bize gelen hadislerde amca ve teyze için de kullanılmıştır. Kur'an'da Hz. İbrâhîm'e gençlik çağında Azer için bağışlanma diledikten sonra onun Allah düşmanı olduğu belli olunca, artık onun için yaptığı istiğfarı bırakmıştır. Oysa İbrahim suresinin 41. Ayetinde öz anne babasını, kendisiyle ve müminlerle bir arada anarak vâlideyn tabiriyle onlar için istiğfâr etmiştir. Azer için olan istiğfar gençlik çağında iken Bâbil memleketinde, öz anne babası için olan istiğfar ise Ken'an'a göçmenin ardından ve İsmail ve İshak doğduktan sonra yaşlılık çağında iken gerçekleşmiştir. En'am suresinin 84-88 âyetlerinde Hz. İbrahim'in zürriyetinden gelen bazı peygamberlerin adı sayılınca, Hz. İbrahim'in (a.s) yeğeni Lut da Hz. İbrahim'in zürriyetinden zikredilmiştir. Oysa Kur'an'ın kendisinde böyle olmadığı, Hz. İbrahim'in daha çocuğu olmadan Lut'un ona iman ettiği ve onunla beraber göç ettiği son derece nettir. Nitekim masum İmamlarımız da, Hz. İsa'nın babası bulunmadığı hâlde anne tarafından Hz. İbrahim'in soyundan sayıldığına değinerek, Hz. Fatıma yoluyla Peygamber Efendimiz'in (s.a.a) soyundan olduklarını bu ayetlerle ispatlamışlardır. Yine Hz. Yakup'un vasiyetinde çocuklarının diliyle Hz. İsmail de Hz. Yakup'un babalarından sayılmıştır. Aynı şekilde Hz. Yusuf'un anne babasıyla ilgili Kur'an'ın tabiri ebeveyn olduğu ve vâlideyn olmadığı için, maksat bir çok tarihçinin de dediği gibi Hz. Yusufun öz babası Yakup ve teyzesi Lea (hadisin tabiriyle Hâbâr bint-i Lâbân) olabilir. Nitekim kendileriyle evlenilmesi haram olanların geçtiği ayette, iki kız kardeşi bir arada almak yasaklanıp önceden olan müstesnâ tutulurken, İmam Ali (a.s) ve İmam Sadık (a.s) istisnâdan maksadın Hz. Yakup'un iki kız kardeşi bir arada almış olması olduğunu buyurmuşlardır. Buradan anlaşılıyor ki, Âzer Hz. İbrahim'in amcalığıdır. Zira sahih senetle nakledilen vâris ziyâretinde, İmam Hüseyn'in yüce bellerde ve temiz rahimlerde gidip gelen ve aslâ Cahiliyet kirleriyle kirlenmeyen bir nur olduğu geçmektedir. Kur'an'a göre müşrikler necis olduklarından(12), Peygamber Efendimiz ve Ehl-i Beyt'in nesebinde herhangi bir müşrik olmaması gerekmektedir. Ehl-i Sünnet ve Şia kaynaklarında bu konudaki hadisler mütevatirdir. Tüm bu rivayetlerin aksine Şia kaynaklarında Azer'in Hz. İbrahim'in babası olarak tanıtıldığı yalnızca iki rivayet vardır ki, bunların ikisi de hasen senetlidir. Yani onların senedine itibâr etmek ancak senetteki kişilere hüsnüzan ve iyimserlikle yaklaşarak mümkündür. Eğer sahih senetli bile olsaydı Ehl-i Sünnet'in bir bölümünde yaygın olduğundan takiyye olması gerekirdi. Zaten haber-i vâhid'in müstefîz ve mütevâtir rivayetin karşısında duracak gücü yoktur. (13) Çünkü hepsinin güvenilirliği ispatlanmamıştır. Oysa Hz. İbrahim'in babasının muvahhit olduğuna direkt veya dolaylı olarak delalet eden hadislerin senedinin itibârı yüksek (sahih veya muvessak/güvenilir) ve çoğunun senetlerindeki ravilerin tümünün güvenilirliği kanıtlanmıştır. Yani Kur'an'da nasıl Yakup evlatları babalarının diliyle amcası Hz. İsmail'e eb demişse, Allah-u Teâlâ da İbrahim'in amcası Azer'e onun diliyle baba buyurmuş, fakat başka ayetlerde asıl babasının o olmadığını da bize iletmiştir. 
 
 
Hz. İbrahim'in Putları Kırdıktan Sonra Baltayı Boynuna Astığı Put Hangisidir?
 
Tevrat'ta İsrailoğullarının Bâbil esâreti sırasında Kûsâ'ya uğradığı, şehrin büyük putu Nergâl'in orada bir tapınağı olduğunu öğrendikleri rivayet edilir.(14) Nergal tapınağını Ur kentinin kralı Şulgi (yüksek kronolojiye göre M. Ö. 2148-2101 arası hükümet etmiş) Bâbil esaretinden 1500-1600 sene önce inşa etmişti. Dediğimiz Ur kenti, Tevrat'taki Keldânî Ur'undan başka bir yerdir. Kûsâ kralının efsanesinde Naram-Sîn döneminde de Kûsâ'da Nergâl'in tapınağı bulunduğu geçmektedir. Bu sözü edilen Naram-Sîn'in kral Şulgî'den sonra yaşadığına ve Akkad'lı Naram-Sîn olmadığına bir karine olarak görülebilir. ancak bizce o efsanede geçen ifadeler Akkad'lı Naram-Sîn zamanında da Nergâl'in bir tapınağı bulunduğunu iletmektedir. Eğer öyle bir tapınak o zamanda varsa, o zaman Hz. İbrahim'in kırmadığı put odur. Eğer değilse, o zaman o tapınakta Naram-Sîn döneminden önemli kalıntıların saklandığını gösterir. 
 
Dolayısıyla bu put, Nemrud (Naram-Sîn) döneminde Kûsâ şehrinin büyük putu Nergal'dir ve Kur'an'da geçen sağlam bırakılan ve baltanın boynuna asıldığı put, Nergâl putudur. 
 
 
 
 
 
 
 
Kaynaklar:
 
 
 
(1) el-Kâfî c. 15 s. 814-815
 
(2) İngilizce adıyla bu destana "Cuthean Legend of Naram-Sin" veya "Legend of the King of Kutha" denmektedir.
 
(3) Mika 5,5
 
(4) Bihâr ul-Envar c. 12 s. 110-111
 
(5) Bihâr ul-Envar c. 11 s. 43-53
 
(6) Bihâr ul-Envâr c. 12 s. 44-47
 
(7) Peygamberimizin bu hususta:
 
کذب النسابون 
 
Yani "soy bilginleri yalan söylemişlerdir" buyurdukları meşhurdur.
 
(8)Meâni-l-Ahbâr c.1 s. 404
 
(9) Sim'ânî, El-Ensâb c. 1 s. 20
 
(10) Bkz. El-Kâfî c. 4 s. 210 ve Kasas ül-Enbiyâ, er-Râvendî c. 1 s. 112 
 
(11) Kilise tarihçilerinden Eusebius'un nakline göre Ether İbrahimin babasıdır. Âzer'in Ibrahim'in amcası olduğuna inanıyoruz. Hz. İbrahim'in babasının ismi Tarakhu, Turakhi, ve Til-Turakhi olarak geçmiştir. Dolayısıyla büyük ihtimalle Eusebius'un burada kastettiği Hz. İbrâhim'in amcası Âzer'dir.
 
(12) Tevbe 28
 
(13) haber-i vâhid bir veya iki muteber senetle nakledilen, müstefîz üç veya daha fazla muteber senetle nakledilen rivayet veya konu, mütevâtir ise reddedilmeyecek kadar çok muteber senetle nakledilen rivayetler veya çeşitli rivayetlerdeki ortak içeriktir.
 
(14) Krallar 2, 17:30
 
* İsrail halkı Mısır'dan çıktıktan dört yüz seksen yıl sonra, Süleyman, krallığının dördüncü yılının ikinci ayı olan Ziv ayında RAB'bin Tapınağı'nın yapımına başladı.
 
Krallar 6:1
 
 
 
 
 
Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !