17 Ocak 2018 Çarşamba Saat:
13:07
  

Hz. Muhammed

Ehlibeyt Mektebinde Peygamberlik İnancı Feyzi Kaşani (r.a): Peygamberlerin Gerekliliği

Facebook da Paylaş

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Tüm varlıklardan yüce olan bir yaratıcının var olduğu kesin aklî delillerle sabittir. Ancak insanlar O’nu göremez ve O’nunla direkt bağlantı kuramazlar. O halde, O’nun elçileri olmalıdır. Bu elçiler, O’nun tarafından birtakım açıklama ve beyanlarda bulunurlar; Allah ile kulları arasında aracıdırlar. Allah’tan alır, kullarına iletirler. Allah’tan öğrenir, kullarına öğretirler. Allah’tan aldıkları öğretiler ışığında insanları yararlarına olan şeylere hidayet ederler.


İnsanlara her zaman iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bu kimseler, Allah’ın insanlar arasından seçtiği kimselerdir. Bunlar, ilâhî ahlâk sahipleri ve O’nun hikmetiyle eğitilmiş kişilerdir. Hâl ve yaşamlarında insanlardan farklı, ama yaratılış ve fizikte onlar gibidirler. Aksi takdirde onlarla ilişki kuramaz, onlara önderlik edemezlerdi.

Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “Onu (Peygamber’i) eğer bir melek kılsaydık, elbette erkek (suretinde bir melek) kılardık ve mutlaka onların giyindirdikleri şeyi ona da giyindirirdik.”1

Peygamberler ve Mucizenin Gerekliliği

Peygamberlerin birtakım işaret ve mucizeleri de olmalıdır ki, getirdikleri dinlerin Allah’ın dini olduğuna yakin edilsin. Böylece şekki olanlar, onların makam ve mevkisini idrak edebilsin ve insanlar onlara tam bir güven içinde itaat edebilsinler.

Nasıl ki insanların muhtaç olduğu dünyevi gereksinimler ilâhî inayet ile karşılanıyorsa, örneğin insanların suya olan ihtiyaçlılarının temini için gökten yağmur yağıp o ihtiyacı gideriyorsa, aynı şekilde insanların dünya ve ahiret saadetlerini bildiren kimselerin de olması gereklidir. İnsanlara gözleri üzerinde birtakım hikmetlere dayalı ve güzel olsunlar diye kaş yapan ve ayakların altında çukur yaratan Allah, bütün âlemler için zorunlu olan bir rahmetin varlığını ihmal eder mi?! Oysa ahirette gerçekleşen hayır ve esenlikler ona bağlı olduğu gibi, dünyada olan birçok önemli faydaların da bu rahmete bağlı olduğunu bilmekteyiz. İnsanlara duyu organlarını veren, onların hata ve yanılmalarını düzelten bir de ruh yaratan Allah, hiç onları şüphe, şaşkınlık ve dalalet içinde bırakır mı?! Onları, şek ve şüphelerini giderecek bir hidayetçiden mahrum kılar mı?!

Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “Andolsun, biz peygamberlerimizi apaçık belgelerle gönderdik ve insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye onlarla birlikte kitabı ve mizanı indirdik.”2

“O, ümmîler içinde kendilerinden olan ve onlara ayetlerini okuyan, onları arındırıp temizleyen ve onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamberi gönderendir. Oysa onlar, bundan önce gerçekten açıkça bir sapıklık içindeydiler.”3

Peygamberin Sıfatı

Peygamber; sertlik, kötü huyluluk, haset, cimrilik, soyu bozukluk vs. gibi ahlâkî kusurlardan münezzeh olması gerektiği gibi, körlük ve topallık gibi her türlü bedensel özürlerden de uzak olmalıdır.

Masum Olmak

Peygamber, bilerek veya bilmeyerek işlenilen her türlü günahlardan masum olmalıdır. Böylece insanlar ondan kaçmaz ve ona isteyerek itaat ederler. Peygamber nasıl günah işleyebilir ki? Oysa günahın temelinde dört şey yatar: Hırs, haset, gazap ve azgın şehvet. Peygamber ise bu sıfatlardan uzak olmalıdır.

Peygamber, dünyaya düşkün birisi olmamalıdır. Zira o, Müslümanların hazinedarı ve beytülmalin sorumlusudur ve dünya malı onun eli altındadır; o halde, dünyaya tamah eden olmamalıdır.

Aynı şekilde haset eden de olmamalıdır. Zira insan, kendinden üstün olana haset eder. Hâlbuki ondan üstün kimse yoktur. Peygamber, Allah’ın hudutlarının uygulanması dışında hiçbir şey için gazaplanmamalıdır.

Peygamber, arzularına kapılmamalı ve dünyayı ahiretine tercih etmemelidir. Zira Allah ona, hem dünyayı ve hem de ahireti sevdirmiştir. O, dünyaya baktığı gibi, ahirete de aynı gözle bakar. Çirkin bir yüzü güzel bir yüze, tatsız bir yemeği tatlı ve güzel bir yemeğe, kaba ve haşin bir elbiseyi yumuşak bir elbiseye, fani ve yok olucu dünyayı ebedî ve baki bir nimete tercih eden birini gördün mü?

Dolayısıyla, Kur’ân ve hadislerde enbiya ve vasilerine bir günah isnat edilmişse, onun ayrı bir anlamı vardır. Nitekim Ehlibeyt’ten nakledilen birçok hadislerde de yer aldığı üzere peygamberler ve vasileri Allah’ın itaatinde fenaya erişmiş olduklarından zaruret olmadıkça onların birtakım mubahlarla meşgul olmaları onlar için günah sayılmaktadır. Öyleyse Allah’ın seçkin ve en hayırlı kulları hakkında böyle bir inanca sahip olmalıyız.

Peygamberlerin Makamı

Peygamberler, meleklerden üstündürler. Bu yüzden Allah, meleklere Âdem’e (a.s) secde etmelerini emretmiştir:

“Gerçek şu ki Allah Âdem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini âlemler üzerine seçti.”4

Resulullah (s.a.a) da şöyle buyurmuştur: “Ey Ali! Allah-u Teala mürsel peygamberleri mukarrep meleklerden üstün kılmıştır. Beni de bütün nebi ve mürsel (peygamber)lerden üstün kılmıştır. Ey Ali, üstünlük benden sonra da sana ve senden sonraki imamlara aittir.”5

Peygamberlerin Sayısı

Peygamberler yüz yirmi dört bin kişidir. Hakeza vasileri de yüz yirmi dört bin kişidir. Zira her peygamberin Allah’ın seçtiği bir de vasisi vardır. Hepsi de Allah indinden hak ile gelmişlerdir. Onların sözleri Allah’ın sözüdür; emirleri Allah’ın emri, onlara itaat Allah’a itaat ve onlara muhalefet Allah’a muhalefettir. Onlar, sadece kendilerine vahyedileni söylerler.

Ulü’l-Azm Peygamberler

Ulü’l-Azm peygamberler (peygamberlerin büyükleri/şeriat sahibi peygamberler) beş kişidir. Bunlar, şeriat sahipleridir. Ulü’l-Azm olan peygamberler şunlardır: Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve Peygamberimiz Muhammed. Hz. Resulullah, diğer dört ulü’l-azm peygamberin üstünü ve sonuncusudur. Ondan sonra artık peygamber gelmeyecektir; onun getirmiş olduğu din ve şeriat de değişmeyecektir:

“Ancak o, Allah’ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur.”6

“Hayır! O, hakkı getirmiş ve gönderilen (peygamber)leri de doğrulamıştır. Hiç tartışmasız, siz acı azabı tadacaksınızdır.”7

“Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır.”8

Allah-u Teala, Muhammed (s.a.a) ve onun vasilerinden (a.s) daha faziletli bir kimse yaratmamıştır. Allah’ın en çok sevdiği kimseler, onlardır. Allah-u Teala, peygamberlerden söz alıp onları kendi nefislerine karşı şahitler kıldığında ve “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sorarak onlardan ikrar aldığında, Allah’a ilk inananlar, onlardır.

Allah-u Teala, daha sonra Hz. Muhammed’in nurunu Zer âleminde diğer peygamberlere gönderdi. Nitekim şöyle buyuruyor: “Bu, önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır.” Böylece diğer peygamberler onun ümmeti oldu. Allah-u Teala, Peygamberimiz Muhammed’i (s.a.a) Zer âlemindeki ikrarda yer aldığı mertebeye göre diğer peygamberlerden üstün kıldı. Allah-u Teala, her şeyi Muhammed (s.a.a) ve Ehlibeyt’i için yarattı. Onlar olmasaydı, yer ve gökleri yaratmazdı. Cennet ve cehennemi, Âdem ve Havva’yı, hiçbir melek ve yaratığı var etmezdi. Allah’ın rahmeti onların üzerine olsun.

Resulullah’ın Sireti Nübüvvetinin Delilidir

Peygamberimiz Muhammed’in (s.a.a) hâlini gören; onun ahlâkı, davranışları, durumu, adabı, âdetleri, seciyesi, siyaseti, Müslümanlar arasında düzen ve kaynaşma vücuda getirmesi, insanları Allah’a itaate sevk etmesi, zor sorulara doyurucu cevaplar vermesi, insanların maslahatı hususunda güzel tedbirler alması, âlim ve fakihlerin ömürleri boyunca inceliklerinin derkinden aciz olduğu şer’î meseleleri işaretle açıklaması ve benzeri konularla ilgili haberleri okuyan duyan herkes, bütün bunların beşerî güç sahasının dışında kaldığını ve ilâhî bir güç ve kuvvetin yardımıyla oluştuğunu tasdik edecektir. Bu hususiyetler, yalancı bir kimsede bir araya gelemez. Kısacası; Peygamber’in durum ve davranışı, onu kesin bir şekilde doğrulamaktadır.

Resulullah’ı gören bir bedevi şöyle dedi: “Allah’a andolsun ki bu yüz, yalan söylemez.” Kaldı ki, bu bedevi sadece onun bazı özelliklerini görmüştü. Bu durumda, sürekli onunla oturup kalkan ve tüm davranış ve ahlâkını müşahede eden bir insan ne derdi?

Allah-u Teala, ona bütün bu güzellikleri ihsan etmişti. Hâlbuki o, ilim okumamış, kitap mütalaa etmemiş ve ilim talep etmek için asla sefere çıkmamıştı. Üstelik en cahil Araplar arasında yetim, zayıf ve öksüz biri olarak büyümüştü. O halde diğer ilimler bir yana, o fıkıh ve hukuk ilmini, adap ve güzel ahlâkı nereden öğrendi?! Bunların yanı sıra Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve nübüvvetin özelliklerinden olan diğer derin bilgileri de biliyordu. Açıktır ki, bütün bunları vahiy yoluyla biliyordu. İlâhî bir yardım görmeyen beşer, bütün bunları tek başına bilebilir miydi?

 Bunlar yalnız başına, onun Allah tarafından gönderilmiş olan bir peygamber olduğunu ispatlamak için yeterdi. Oysa Resulullah (s.a.a), bilinçli bir insanın şüphe edemeyeceği birçok mucizeler de göstermiştir. Örneğin; miraç, ayın ikiye yarılması, parmakları arasından su çıkması, az yemek ile birçok insanı doyurması gibi sayılamayacak kadar mucizeler...

Bu mucizelerden biri de, kıyamete kadar baki kalacak olan Kur’ân-ı Kerim’dir. Kur’ân-ı Kerim, insanların en belâgatli ve fasih konuşanlarına meydan okuyarak, şüphe ediyorlarsa, Kur’ân’ın veya on suresinin ya da bir tek suresinin bir benzerini getirmelerini söylemiştir.

“De ki: Eğer bütün insan ve cin toplulukları, bu Kur’ân’ın bir benzerini getirmek üzere toplansa, onun bir benzerini getiremezler.”9

Kur’ân, onlara meydan okuyarak böyle söylemiş ve onlar da bundan aciz kalmışlardır. Dolayısıyla bundan vazgeçmişlerdir; ama her ne pahasına olursa olsun Kur’ân’la savaşmaya kalkışmışlardır. Fakat bütün çabalarına rağmen Kur’ân’ın güzellik ve fesahatine bir gölge düşüremeyince, bu kez: “Böylece bu, yalnızca aktarılarak öğrenilen bir büyüdür.”10 veya: “Bu, süregelen bir büyüdür.”11 demeye başlamışlardır.

Kur’ân’ın belâgat dışında da birtakım mucize olan yönleri vardır ki araştırmacılar gereken kaynaklara bakabilirler. Örneğin “İlmu’l-Yakîn” adlı kitapta bu konular detaylı bir şekilde işlenmiştir.12

Kur’ân, Allah’ın Kelamı, Vahyi, Sözü ve Kitabıdır

“Batıl, Kur’ân’ın önünden de, ardından da gelemez. Çünkü o, hüküm ve hikmet sahibi çok övülen Allah tarafından indirilmiştir.”13

“Şüphesiz bu, gerçek bir olayın haberidir.”14

“Hiç şüphesiz, o (Kur’ân), hak ile batılı birbirinden ayırt eden bir sözdür; o, bir şaka değildir.”15

Kur’ân’ı buyuran, indiren, gözeten ve koruyan da Allah’tır. Kur’ân baştan sona haktır. Muhkem ve müteşabih tüm ayetlerine iman ediyoruz. Vaad (mükâfat) ve vaîdine (ceza), umum ve hususuna, nâsih ve mensuhuna, kıssa ve haberlerine inanıyoruz. Kullardan hiçbirisi onun bir benzerini getiremez.

Peygamber’in Tüm Getirdikleri Haktır

Peygamberimiz Muhammed’in (s.a.a) getirdiği her şey haktır. İnandıktan sonra ondan bir şeyi inkâr eden kâfir olur.

Miraç

Peygamber (s.a.a) hakkında vuku bulan hak şeylerden biri de miraç olayıdır:

“Kulunu geceleyin Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren o Allah yücedir. O, işitendir, görendir.”16

“Sonra yaklaştı; derken sarkıverdi de (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay kadar veya daha da yakın oldu.”17

Resulullah (s.a.a), miraçtan döndükten sonra miraç olayının mahiyetini açıklayan birtakım olayları haber vermiştir.

Resulullah Tüm İnsanlara Gönderilmiştir

“Biz seni ancak bütün insanlara bir müjde verici ve uyarıcı (korkutucu) olarak gönderdik.”18

O; insanlar, cinler ve tüm varlıkların peygamberidir.

“(Cinler dediler ki:) Ey kavmimiz! Allah’a davet edene icabet edin ve ona inanın.”19

Resulullah (s.a.a), peygamberlerin en büyüğü olduğu gibi, vasileri de vasilerin en hayırlısıdır; kitabı kitapların en değerlisidir; dini, dinlerin en hayırlısıdır ve diğer tüm dinleri neshetmiştir; ümmeti, ümmetlerin en hayırlısı ve vasat olanıdır. Nitekim Allah-u Teala şöyle buyuruyor:

“Böylece biz sizi vasat bir ümmet kıldık ki, siz insanlara şahit olasınız, Peygamber de size şahit olsun.”20

“Siz insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz…”21

--------------------------------------------
1- En’âm/9.
2- Hadîd/25.
3- Cum’a/2.
4- Âl-i İmrân/33.
5- İkmalu’d-Din, c.1, s.254, hadis: 4.
6- Ahzâb/40.
7- Sâffât/37–38.
8- A’râf/157.
9- İsrâ/88.
10- Müddessir/24.
11- Kamer/2.
12- İlmu’l-Yakin, c. 1, s. 483–486.
13- Fussilet/24.
14- Âl-i İmrân/62.
15- Târık/13–14.
16- İsrâ/1.
17- Necm/8–9.
18- Sebe’/28.
19- Ahkaf/31.
20- Bakara/143.
21- Âl-i İmrân/110.