19 Ekim 2017 Perşembe Saat:
21:23
10-08-2017
  

Hz. Musa Ve Masumiyet

Hz. Musa (a.s) Allah?ın mukaddes zatının gözle görülemeyeceğini bilmiyor muydu?

Facebook da Paylaş

 

Ehlader Araştırma Bölümü



*“(Musa) dedi: ‘Ey Rabbim kendime zulmettim, o halde beni mağfiret eyle. Allah da onu mağfiret etti. Şüphesiz o Gafur ve Rahim'dir.” (Kasas / 16)

*“Sen yapmaman gereken o işi yaptın.(Yani bizden birisini öldürdün.)” deyip Hz. Musa'yı kınayınca, Hz. Musa şöyle dedi: “Ben onu dall olduğum bir halde yaptım.” (Şuara / 19-20)

Soru:

*Hz. Musa (a.s) açıkça kendi nefsine zulmettiğinden bahsedip ve Allah'tan bağışlanma diliyor. Eğer yaptığı iş günah değilse neden bağışlanma diliyor?

*Hz. Musa (a.s) gerçi o sırada peygamber değildi, ama özellikle peygamberlerin ister nübüvvet öncesi ister nübüvvet sonrası masum olmaları gerektiğine inanırsak bu olayı masumiyetle nasıl bağdaştırabiliriz?



Ayetlerdeki tabirlerin yorumuna geçmeden önce şunu tespit etmemiz gerekir:

*Acaba Hz. Musa'nın (a.s) bu öldürme işlemi her halükarda caiz miydi?

*Yoksa gerçekten caiz olmayan bir öldürmemiydi?

*Daha net bir tabirle bir “cinayet” miydi?

Hz. Musa'nın (a.s) öldürdüğü (Kıpti) Firavun'un bir adamı ve memuruydu. Firavun'la adamlarının, Beni İsrail'in başına neler getirdiğini Kuran çeşitli ayetlerinde beyan etmektedir. Binlerce masum erkek çocuğu dünyaya gelir gelmez öldürmeleri, kızları hizmetçi ve cariye olarak kullanmaları, Beni İsrail'in kadınlarını kendilerine helal etmeleri ve daha nice cinayetle. Kuran tek kelimede onlara “yeryüzünde fesat çıkaranlar” tabirini kullanmaktadır.

Hz. Musa'nın (a.s) bu cinayetleri işleyenlerden birisi olan o şahsı (Kıpti) öldürmesi haram değildi. Kaldı ki öldürülen adam, Beni İsrail'den birisiyle kavga ediyor ve onun canına kıymak niyeti taşıyordu. Hz. Musa (a.s) mazluma sahip çıkmak için kavgaya karışmıştı.

Peki, o zaman neden Hz. Musa (a.s) kendime zulmettim diyor ve yaptığı işi “dall” olduğu bir halde yaptığından bahsediyor” diye bir soru akla takılabilir.

Cevap olarak:

*Eğer burada ayetlerden uygunsuz bir durum seziliyorsa bu, işin aslından dolayı değil keyfiyet ve zamanlaması açısındandır. Şöyle ki:

Hz. Musa (a.s) bu olayda biraz aceleci davranıp Kıpti'ye bu şekilde bir tepki göstermekle kendisini deşifre etti. Ardından gelen zahmet ve eziyete katlanmaya, Mısır'ı terk edip Meyden tarafına gitmeye mecbur kaldı. İlahi yardım olmasaydı, Firavun ve adamlarının eline düşüp daha nice sıkıntılara müptela olması kaçınılmaz olacaktı. Orada Hz. Musa'ya (a.s) yakışan şeyin kendine hâkim olup o mazluma daha uygun yollarla yardım etmeye çalışmasıydı.

Hz. Musa'nın(a.s)  buradaki kendine zulmünden maksat günah zulmü değil, dünyevi eziyet ve çilelere kendisini maruz bırakmasıydı. Kısacası bu iş bir “terk-i evla”dan öte bir şey değildi. Hz. Musa zulme uğrayan birini korumak ve zulmü eden adamı korkutmak, zulmünden alı koymak için bir darbe vurdu, fakat kastetmediği ve istemediği halde onun (Kıpti) ölümüne yol açtı.

Hz. Musa'nın (a.s) mağfiret dilemesi tabirine gelince burada iki ihtimal söz konusudur:

*Bu kelimenin lügat anlamı kastedilmiştir. Arap lügatinde “mağfiret”, “Gafere” kökünden, örtmek, saklamak demektir. Hz. Musa (a.s) “Fağfir li” cümlesiyle, “Ya Rabbi, beni firavun ve adamlarının gözünden sakla, koru” demektedir.

*Terk-i evladan özür dileme. Yani Hz. Musa mazluma sahip çıkmak ve ona yardımcı olmak niyetindeydi, ama ona yakışan, acele etmeyip bu işi daha tedbirli yollarla halletmek ve kendisini söz konusu zahmetlere düşürmemekti. Dolayısıyla daha iyiyi terk etme babından mağfiret dilemesinin bir sakıncası yoktur. Çünkü peygamberler, terk-i evlayı bile kendilerine adeta bir günah olarak addediyor ve bundan dolayı Allah'tan mağfiret diliyorlardı; Hz. Âdem ve birçok diğer peygamberde olduğu gibi.

Soru:

Hz. Musa'nın (a.s) Tur dağı dönüşünde kavminin Samiri'nin vesveseleriyle buzağı perest olduğunu görünce kendine yakışmayan ve masumiyetiyle bağdaşmayan üç durum söz konusudur;

*Elindeki levhaları bir kenara atıyor. Bir anlamda üzerine vahiy yazılı levhalara saygısızlık yapıyor.

*Kardeşi Hz. Harun'a (a.s) kızıp onu azarlıyor. Oysa onun söz konusu olayda hiçbir suçu yoktu.

*Hz Musa'nın (a.s) olayın ardından kendisi ve kardeşi için Allahtan mağfiret dilemesi de yukarıda bahsettiğiniz düşünceyi teyit etmektedir.



Hz Musa'nın, (a.s) dönüşünde karşılaştığı manzara üzerinde iyi düşünülürse, Hz Musa'nın (a.s) tepkilerinin değil bir hata ve günah, tam tersine olması gereken ve tamamen yerinde ve zaruri bir tepki olduğunu açıkça görülür. Şöyle ki:

Hz. Musa (a.s) yıllarca tevhit tohumlarını Beni İsrail'in siyah kalplerine yerleştirmeye çalışmakta, onları küfür ve şirk bataklığından kurtarmaya uğraşmaktadır.  Kısa bir ayrılığın ardından kavminin arasına dönüp de onca zahmet ve çilenin boşa gittiğini ve İsrail oğullarının Samiri'nin vesveselerine boyun eğerek bir buzağı heykelinin önünde secde ettiklerini görüyor. Her tarafta şirk ve putperestlik naralarının atıldığını şahit oluyor. Böyle bir durumda Hz. Musa'nın (a.s) başka nasıl bir tepki vermesi beklenebilir?

Onun bu haklı öfkesi, şahsi ve nefsanî bir galeyan değil, meydana gelmiş bu acı, üzücü ve kahredici durumun ıslahı ve İsrail oğullarına düştükleri korkunç yanlışı anlatabilme ve durumun vahametini gösterebilmek için bir zaruretti. Aslında böyle bir tepki olmasaydı anormal olurdu. Ve eğer böyle bir tepki gösterilmeseydi şirk ve putperestlik kalıntıları yıllarca, hatta asırlarca Beni İsrail içinde devam ederdi. Demek ki bu açıdan ortada yapılan herhangi bir yanlış söz konusu değildir ve tam tersine yapılması gereken yapılmıştır.

Hz. Musa'nın (a.s) levhaları elinden bırakması konusuna gelince;

*Ayetin orijinalindeki “ilka” kelimesi, birçok müfessirin de dediği gibi “atma” değil, “bir kenara bırakma” olarak mana edilmiştir.

*Kardeşi Harun'a (a.s) karşı davranışı olayın zaruri halkalarından birisiydi. Zira Hz. Musa (a.s) herkesten önce kardeşine bu tepkiyi gösteriyor ki eğer birilerinin kafasında Hz Harun'un (a.s) da bu olayda bir etkisi olduğunu düşünürse cevabı bizzat Hz Harun'un (a.s) dilinden almış olsun. Yani bilsin ki şirk ve putperestlik o kadar tehlikeli ve vahim bir olaydır ki hatta peygamberin dahi bu konuda seyirci kalması, ona oldukça pahalıya mal olur. Nasıl ki İslam Peygamberi hakkında Allah-u Teâlâ Ona hitaben şöyle buyuruyor:

*“Eğer şirk koşarsan amelin boşa gider ve sen mutlaka hüsrana uğrayanlardan olursun.” (Zümer / 65)

Benzer ayetler Kuranda çoktur. Bunlardan maksat Peygamber (s.a.a) üzerinden başkalarına mesaj vermektir. Zira insanlar, Allah'ın kendi Resulüne karşı böyle bir tehditte bulunduğunu görünce kendilerine daha çok dikkat eder.

Soru:

*“Ey Rabbim, göster bana kendini de bakayım sana" dedi. Rabbi ona buyurdu ki; Beni asla göremezsin lâkin şu dağa bak, eğer o yerinde durabilirse, sonra sen de beni göreceksin." Daha sonra Rabbi dağa tecelli edince onu yerle bir ediverdi, Musa da baygın düştü. Ayılıp kendine gelince, "Sen sübhansın", "tövbe ettim, sana döndüm ve ben inananların ilkiyim," dedi.” (Araf – 143)

*Neden Hz Musa (a.s) o büyük makamı, marifet ve imanına rağmen böyle olmayacak bir istekte bulundu?

*Hz. Musa (a.s) Allah'ın mukaddes zatının gözle görülemeyeceğini bilmiyor muydu?

*Hz Musa'nın (a.s) “tövbe ettim, sana döndüm” cümlesi yaptığı yanlıştan döndüğünü gösteriyor; yoksa tövbe etmesinin ne anlamı var?



Hz. Musa'nın söz konusu isteği kendisinin bir talebi ve arzusu değil, kendisinden bunu ısrarla isteyen ve Hz. Musa'nın (a.s) sözünü dinlemeyip:

“Ey Musa, Allah'ı açık bir şekilde görmediğimiz müddetçe asla iman etmeyiz.” (Bakara / 55) diyen Beni İsrail'in isteği idi.

İlahi nurun Tur dağına tecellisi ile Allah ve Hz. Musa(a.s) adeta şu mesajı onlara vermek istiyordu, siz Allah'ın kudretinin küçük bir tecellisini görmeye muktedir değilken, onun mukaddes zatını nasıl müşahede edebilirsiniz?

Hz. Musa'nın (a.s) “Ben sana döndüm ve ben iman edenlerin ilkiyim” sözüne gelince, Hz. Musa bu cümle ile Beni İsrail'e gördükleri azamet karşısında yapmaları gerekenin bu olduğunu (tövbe edip Allah'a yönelmek) anlatmak istemişti. 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler