05 Temmuz 2022 Salı Saat:
12:43
19-03-2022
  

Hz. Nergis Hatun'un Geçmişi

Ben Melîke, Rum Kayser’inin oğlu Yoşua’nın kızıyım. Annem havarilerin evlatlarındandır. Nesebi İsa’nın vasisi Şemun’a varmakta..

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Ali Rıza Akbulut

 

 

Şeyh Tusi el-Gaybe kitabında bir topluluktan, onlar Ebi Mufaddal Şeybani’den, o Muhammed ibn-i Bahr ibn-i Sehl Şeybani’den şöyle nakleder:

 

Bişr b. Süleyman Nehhas Ebu Eyyub Ensari’nin evlatlarından idi. O İmam Ali Naki’nin (a.s) ve İmam Hasan Askeri’nin dostlarından ve onların Sürre men Rea’da (Samerra'nın o zamanki ismi) komşusu idi. O naklediyor ki: hizmetçi Kâfur benim yanıma geldi ve dedi. İmam Ali Naki (a.s) seni istedi.

 

Sonra o Hazretin huzuruna çıktım ve oturdum. Bana buyurdu ki: Ey Bişr! Sen Ensar’ın evlatlarındansın. Bizim dostluğumuz daima sizin gönüllerinizde olmuş ve onu seleften halefe almışsınız. Siz Ehl-i Beyt’in (a.s) güvendiklerisiniz. Muhakkak ki seni daha önce hiçbir Şii’nin dostluk makamında onun hakkında öne geçmediği bir faziletle şeref sahibi edecek. Sana bir sır verecek ve bir cariyeyi satın almak için göndereceğim.

 

Sonra o Hazret son derece latif bir şekilde Rumca hatla bir mektup kaleme aldı ve kendi mührünü ona vurdu. İçinde iki yüz yirmi dinar bulunan sarı bir keseyi uzatıverdi. Sonra buyurdu ki: Bunu al, Bağdat’a git ve sabahleyin filan vakitte Fırat kıyısında hazır bulun. Gemiler esirlerle yanına geldikleri ve gemilerdeki cariyeleri gördüğün zaman, bakarsın ki, çoğu alıcılar Abbasoğullarının vekilleri ve az bir kısmı Arap gençleridir. Bunu müşahede ettiğin zaman, gün boyu uzaktan gemicilerden Ömer ibn-i Yezid Nehhas’ı izle. O zamana değin ki, o müşterilere filan sıfatlara sahip ve iki tane ipek elbise giymiş bir cariyeyi gösterir. O müşterilerin onu görmesinden ve ona el vurmasından sakınır. Sonra hafif bir örtünün ardından Rumca sesli bir söz duyarsın. Ve bil ki, o şöyle söylüyordur: Vay olsun zedelenen haysiyetimin haline.

 

O vakit bazı müşteriler derler ki: Bu cariyenin iffeti benim onu almaya rağbetimi çoğalttı. Onu üç yüz dinara bana satınız. Sonra o cariye der ki: Eğer sen Süleyman’ın heybeti ve şatafatıyla da zahir olursan benim sana rağbetim yoktur. O halde malının telef olmasından kork. O vakit Nehhas der ki: çare nedir? Zira seni satmam gerekir. Cariye der ki: Bu acele de nedir, hâlbuki müşteriyi ben seçmeliyim ve gönlüm onun emanete vefasına itminan duymalıdır.

 

Bu vakit ey Bişr! Ömer ibn-i Yezid Nehhas’a doğru git ve de ki: Benim nezdimde Rumca yazıyla bir mektup vardır ki bazı soylular onu yazmıştır. Onda kendi keremlerini, vefalarını ve cömertliklerini vasfetmişlerdir. Mektubu o cariyeye ver. Onun hakkında düşünsün ve mektubun sahibini görsün. Eğer ona eğilim gösterirse, ben onun bu cariyeyi almak için görevlisiyim.

 

Bişr ibn-i Süleyman diyor ki: Efendimin buyurduklarını harfiyen yerine getirdim. O Hazretin mektubuna baktığında, elinde olmadan şiddetli bir şekilde ağladı. Ömer ibn-i Yezid’e dedi ki: beni bu mektubun sahibine sat. Yemin etti ki eğer kendisini mektubun sahibine satmazsa kendisini öldürecek. Sonra ben fiyatı tayin etmekte Ömer ibn-i Yezid ile sohbet ettim. Sonunda her ikimizin de görüşü Efendimin verdiği iki yüz yirmi dinara muvafık kaldı. Sonra parayı ona teslim ettim ve cariyeyi gülümser ve şad bir haldeyken aldım ve evime getirdim.

 

Kararsızlığın şiddetinden İmam Ali Naki’nin mektubunu cebinden alarak öpüyor ve gözlerine, kirpiklerine, yüzüne ve bedenine sürüyordu. Ben dedim ki: Sana şaşırıyorum ki, sahibini tanımadığın mektubu öpüyorsun.

 

O dedi ki: Ey enbiyanın çocukları hakkında aciz ve marifeti zayıf kimse! Gönlünü şüphelerden arındır. Ben Melîke, Rum Kayser’inin (o zamanda Rum Kayseri Kayser Bardas'tı) oğlu Yoşua’nın kızıyım. Annem havarilerin evlatlarındandır. Nesebi İsa’nın vasisi Şemun’a varmakta. Sana ilginç öykümü anlatayım. Doğrusu dedem Kayser beni kardeşinin oğluyla evlendirmek istedi. Ben o zamanlar on üç yaşındaydım. Sonunda sarayında keşişlerden ve rahiplerden üç yüz kişi, soylulardan yedi yüz kişi, emirlerden, ordu komutanlarından ve aşiret reislerinden dört bin kişi topladı. Çeşitli mücevherlerle süslenmiş bir tahtı kırk basamak üzere bıraktı. Sonra kardeşinin oğlunu onun üzerine oturttu. Putları onun etrafına topladılar, Hristiyan bilginleri tam bir ihtiram ile onun önünde durdu. Ansızın putlar yere düştü, tahtın temelleri kırıldı. Kardeşinin oğlu tahtla beraber aşağı düştü ve bayıldı.

 

Ardından büyük şahsiyetlerin bütünü korkuya kapılıp titredi ve renkleri değişti.

 

Büyükleri dedi ki: Ey Padişah! Bizi bu uğursuzluklarla buluşmaktan muaf tut. Zira bu gibi durumlar Hristiyanlığın zeval bulması ve yok olmasına delalet eder. Sonra dedem bu durumda hali değişerek dedi ki: Sütunları ayakta tutun, putları tahtın üzerinde tutun ve bu bedbaht kardeşim oğlunu yanıma getirin ki onunla bu kızı evlendireyim. Böylece uğursuzluklar üzerinizden kalksın. Meclisi tekrar süsledikleri zaman, yine önceki hadise gerçekleşti ve halk dağılıverdi. Dedem Kayser ise tasa ve gam ile haremine girdi.

 

O günden sonraki gece rüyada gördüm ki: Hz. Mesih (a.s) havarilerinden bir toplulukla Kayser’in sarayında tahtı yerleştirdikleri yere nurdan bir minber koydular. O an Muhammed (s.a.a) ve vasisi ile değerli evlatlarından bir bölümü saraya girdiler. Sonra Mesih (a.s) gidip Muhammed’e (s.a.a) sarıldı.

 

Muhammed (s.a.a): Ey Ruhullah! Gelmişim ki, vasin Şem’un’un kızı Melike’yi oğluma isteyeyim. Bu sırada İmam Hasan Askeri’yi (a.s) işaret etti. Sonra Hz. Mesih (a.s) Şem’un’a baktı ve buyurdu ki: Sana izzet ve şeref yetişti. Kendi yakınını Muhammed’in (s.a.a) yakınıyla kavuştur. Şem’un dedi ki: yaptım. Sonra hepsi minberin yukarısına geldiler. Muhammed (s.a.a) bir hutbe okudu ve kendi oğluyla beni akdetti.

 

Değerli evlatları ve havariler akdin yapılmasına şahit oldular.

 

Uyandığım vakit korktum ve rüyanın hikâyesini gizledim ki, babam ve erkek kardeşim beni öldürmesinler.

 

Bu sırrı gizliyordum ve ifşa etmiyordum. Sonunda İmam Hasan Askeri’nin sevgisi göğsüme yerleşti ve beni yemekten ve içmekten alıkoydu. Ardından bedenim zayıfladı ve şiddetli şekilde hasta ve güçsüz oldum. Şehirlerde tabip kalmadı ki babam onu huzuruna çağırıp benim tedavimi ondan istemesin. Ancak tedavi edilmedim.

 

Babam ümitsiz olunca bana dedi ki: Ey gözümün nuru! Acaba gönlünde herhangi bir istek var mıdır ki, ben onu yerine getireyim?

 

Dedim ki: Kurtuluş kapıları yüzüme kapanmıştır. Eğer Müslüman esirleri zindandan çıkarırsan ümit edilir ki, Mesih ve annesi bana afiyet versinler.

 

Sonra babam benim isteğimi yerine getirdi. Ben ise kurnazlıkla iyileştiğimi gösterip biraz yiyip içmeye başladım. Babam sevindi ve Müslüman esirlere ikramını artırdı.

 

On dört gün ilk rüyanın ardından gördüm ki, kadınların hanımefendisi Fatıma-tüz-Zehra (s.a) Hz. Meryem (s.a) ve cennet hurilerinden bin kişiyle beraber benim ziyaretime gelmişler. Meryem (s.a) dedi ki: bu kadınların hanımefendisi ve kocanın annesidir. Sonra ben onun eteğinden tutup ağladım ve İmam Hasan Askeri’nin (a.s) ziyaretime gelmeyişinden yakındım. Sonra Hz. Fatıma buyurdu ki: İmam Hasan Askeri seni ziyaret etmiyor, zira müşriksin ve Hristiyanlık inancındasın. Bu benim bacım Meryem’dir ki Hristiyanlık yolundan teberri ediyor. Eğer ilahi rızayı, Meryem’in (s.a) ve Mesih’in (a.s) rızasını ve İmam Hasan Askeri’nin (a.s) ziyaretine eğilimin varsa o halde Allah’tan başka ilah bulunmadığını ve babam Muhammed’in (s.a.a) onun elçisi olduğunu söyle.

 

Ben o temiz kelimeyi dile getirdikten sonra, beni göğsüne bastırdı ve buyurdu ki: Şimdi İmam Hasan Askeri’nin (a.s) ziyaretini bekle. Onu senin nezdine göndereceğim.

 

Sonra o halde uykudan uyandım ki şöyle diyordum: Vah Ebu Muhammed ile buluşmaya olan şevkime.

 

Sonra (rüyada) ziyaretime geldi. Ona dedim ki: neden bana cefa ettin ey sevgilim. Hâlbuki gönül sayfamı sevginle doldurmuşsun. Sonraki gece tekrar gördüm ve dedim ki: Neden bana cefa ediyorsun, hâlbuki kendimi sevgide telef ettim.

 

Dedi ki: Gelmemin gecikmesi şirkinden dolayı idi. Şimdi İslam’ı kabul ettiğin için her gece senin ziyaretine geleceğim. O zamandan bu yana beni ziyaret etmeyi terk etmedi.

 

Bişr diyor ki: Ben ona dedim ki: nasıl esirlerin arasına düştün?

 

Dedi ki: İmam Hasan Askeri gecelerden bir gece bana haber verdi ki: ceddin Kayser filan gün Müslümanlarla savaşmaya bir ordu gönderecektir. Üstünü değişip onlara katıl ve yanına birkaç cariye de götür.

 

Sonra onun buyruğuna amel ettim. Sonra Müslüman ordu öncüleri bizimle karşılaştılar ve bizi aldılar. Sonra benim durumum gördüğün şekilde oldu. Benim Rum kralının kızı olduğumu senden başkası bilmedi. Ganimet bölgüsünde payına düştüğüm adam adımı sordu. Ben adımı inkâr edip dedim ki: Nergis. Dedi ki: şaşırıyorum ki sen Rum’sun ve dilin Arapçadır. Dedim ki: Babam benim ilim kazanmama ve edep öğrenmeme hırslıydı. Dil farkları konusunda yetenekli olan bir kadını görevlendirdi ki sabah akşam bana Arapça öğretsin. Sonunda ise öğrendim.

 

Bişr diyor ki: onu Sürre Men Rea’ya getirdiğimde, İmam Ali Naki’nin (a.s) huzuruna müşerref oldum. Hazret ona buyurdu ki: İslam’ın izzetini ve Hristiyanlığın zilletini nasıl gördün?

 

Arz etti ki: Ey Allah Resulü’nün evladı! Nasıl vasıf edeyim senin benden daha iyi bildiğin bir konuyu?

 

O Hazret buyurdu ki: Sana ikramda bulunmak istiyorum. Acaba sana on bin dinar mı vereyim, yoksa bir müjde ile gönlünü şad mı edeyim?

 

Nergis arz etti ki: müjde istiyorum.

 

O hazret buyurdu ki: Senin bir çocuğun olacaktır ki âlemin doğusunu ve batısını alacak, yeryüzünü nasıl zulüm ve cevirle dolduysa, adalet ve mizanla dolduracaktır. Nergis arz etti ki: hangi kocadan olacaktır?

 

İmam buyurdu ki: Muhammed’in (s.a.a) seni filan gecede, falan ayda ve filan senede onun için istediği kimse ile. Hazret ondan sordu ki: Hz. Mesih (a.s) ve vasisi seni kiminle evlendirdiler?

 

Nergis dedi ki: Oğlun İmam Hasan Askeri (a.s) ile.

 

Hazret sordu: Acaba onu tanıyor musun?

 

Nergis dedi ki: kadınların hanımefendisinin eliyle İslam ile müşerref olduğumdan beri beni ziyaret etmediği bir gece olmamıştır.

Bişr der ki: o Hazret buyurdu: Ey Kâfur! Bacım Hekime’yi yanıma getir. Sonra Hekime geldi ve Hazret buyurdu ki: Bu söylediğim kimsedir.

 

Hekime ona sarıldı. Hazret buyurdu ki: Ey Allah Resulü’nün kızı! Nergis’i götür ve ona farzları ve sünnetleri öğret ki, o Hasan Askeri’nin (a.s) eşi ve Kaim’in (a.f) annesidir.”[1]

 

Şeyh Saduk Kemaluddin’de Muhammed ibn-i Ali ibn-i Muhammed ibn-i Hatim’den, o Ahmed ibn-i İsa’dan, o Ahmed ibn-i Tahir-i Kummi’den, o Ebul-Hüseyin Muhammed ibn-i Yahya Şeybani’den rivayet ediyor ki: 288 Hicri senesinde Kerbela’ya girdim ve şehitler efendisinin mezarını ziyaret ettim. Bağdat’a yöneldim. Ta ki sonunda İmam Musa Kazım’ın (a.s) şehadet yerine eriştim. O yüce zatın türbetinin kokusu burnuma ulaşınca, gözümün yaşı elimde olmadan yanağıma akıverdi. Sonunda ağlamaktan ve feryattan çıkınca, yaşlı bir adamı gördüm ki, sırtı kamburlaşmış, alnı ve ellerinin içi devenin dizleri gibi nasır tutmuş. Kabrin nezdinde onunla durduğu adama şöyle diyordu: Ey kardeşimin oğlu! Hakikaten de o iki mevlanın ilimlerinin şerefine ve gaiplerinin derinliğine erişmişim ki, onlara Selman’dan gayrısı erişmemiştir. Gerçekten de ömrüm bitmiş, fakat velayet ehlinden onları taşımaya layık olabilecek birini bulamıyorum.

 

Ravi diyor ki: kendi kendime dedim ki: Sürekli imamların ilimlerini talep ediyor ve sırlarına ulaşmak için çabalıyorum. Her hâlükârda bu yaşlı adamın söyledikleri büyük bir işe delalet ediyor.

 

Sonra dedim ki: Ey Şeyh! O iki Mevla kimlerdir?

 

Dedi ki: o iki yıldızdır ki, Sürre men Rea’nın yerinin altında gaiptirler.

 

Dedim ki: Andolsun o iki seyyidin hakkına ki ben onların ilimlerinin ve sırlarının talibiyim.

 

Şeyh dedi ki: Eğer doğru söylüyorsan onların hadislerini ve onlardan kaydettiğin eserleri getir de bana göster.

 

Benim kitaplarıma ve eserlerime göz attıktan sonra, dedi ki: Doğru diyorsun. Ben Ebu Eyyub Ensari’nin evlatlarından Bişr ibn-i Süleyman Nehhas’ım. İmam Ali Naki (a.s) ile İmam Hasan Askeri (a.s)’ın dostlarından ve Sürre Men Rea’daki komşularıyım. Dedim ki: Onların haberlerinden ve eserlerinden birazını bana naklet.

 

Şeyh dedi ki: İmam Ali Naki (a.s) köle ve cariye alış-verişini bana öğretti. Ben onun izni olmadan alış-veriş yapmıyordum. Şüpheli konulardan sakınıyordum. Hatta Sürre Men Rea’da geceden bir müddet geçmişti ki, kendi evimde oturmuşken, birden kapıyı çaldılar. Süratle koştum. Gördüm ki, hizmetçi Kâfur beni İmam Ali Naki’nin (a.s) huzuruna çağırıyor. Sonra elbisemi giyindim ve o Hazretin huzuruna çıktım. Gördüm ki, İmam Hasan Askeri ile sohbet ediyor ve bacısı Hekime perdenin arkasında duruyor. Ben oturduğum vakit o Hazret bana buyurdu ki: Ey Bişr! Sen Ensar evlatlarındansın ve dostluğumuz daima sizlerde bulunmuş, halef onu seleften miras almıştır. Siz biz Ehl-i Beyt’in güvendiklerisiniz. Ardından önceki hadisi sonuna kadar açıkladı.[2]

 

 

 

----------------------

[1] Gaybet-i Şeyh Tusi s. 208 h. 178 İmam Hasan Askeri’nin mucizeleri

[2] Kemaluddin, c. 2 s. 417 h. 1 b. 41 Nergis hakkında rivayet edilenler

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler