20 Kasım 2017 Pazartesi Saat:
19:03
25-10-2017
  

Hz. Rukayye'nin (s.a) Vefatı

Babacığım! Seni kim kendi kanına boyadı. Boğazının damarlarını kim kesti...

Facebook da Paylaş

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Hz. Rukayye şehit olduğunda henüz üç veya dört yaşlarındaydı. İmam Hüseyin küçük kızı Rukayye'yi çok severdi. O da babasına çok düşkün bir kız çocuğuydu. Hz. Rukayye, Aşura günü babasının ve diğer Kerbela yiğitlerinin şehit edilişinden sonra; esirler ile beraber Şam’a götürüldü. Devamlı babasının nerde olduğunu soruyordu. Ona baban yolculuğa çıktı diyorlardı. Şam harabesinde bir gece babasını rüyasında gördü. Kalkınca şiddetle ağladı ve babasını istedi. Her ne yaptıysalar da onu susturamadılar. Rugayye’nin ağlamasından orada olan herkes etkilendi. Yüzlerine ve başlarına vurarak ağlamaya başladılar. Yezit sesleri duyunca neler olduğunu öğrendi. İmam Hüseyin'in mübarek kesik başını bir tepsinin içine koydurdu. Rukayye'ye götürmelerini emretti. Hz. Rukayye tepsiyi görünce "Ben yemek istemiyorum, babamı getirin bana’" dedi. "Bu senin baban dediler." Tepsinin örtüsünü kaldırdı. Babasının başını görünce; kesik başı minik ellerine alarak, bağrına bastı ve şöyle dedi:

 

"Babacığım! Seni kim kendi kanına boyadı. Babacığım! Boğazının damarlarını kim kesti. Babacığım! Kim beni küçük yaşta yetim bıraktı. Babacığım! Keşke bu günden önce ölseydim de sakallarının kanınla boyandığını görmeseydim!"

 

Minik elleri ile babasının kana boyanan yüzünü, silip, sakallarını düzeltiyordu. Ve Hz. Rukayye bu sözlerinin ve babasının kana boyanan yüzünü silerken, bir an dayanamadı gözyaşları arasında bayıldı. Kaldırmak için yanına koştuklarında öldüğünü fark ettiler. Ehlibeyt'in feryadı daha da yükseldi. Ağıtlar öylesine kederliydi ki; sesleri duyan bütün Şam halkı ellerinde olmadan gözyaşlarına boğuluyorlardı. Hz. RuKayye Şam harabelerine toprağa verildi.


İmam Hüseyin'in (a.s) Rukayye Adında Kızı Var Mıydı?



Fedakarlık ve insani kemallerle dolu Kerbela gibi bir olayda yaşı küçük olan kimseler fazla dikkat çekmemiş olabilir. Hz. Rugayye’nin (s.a) yaşamı, babası, amcası, halası gibi yüce şahsiyetlerin nurlarının ışığı arkasında kaldığından tarih kitaplarında İmam Hüseyin'in (a.s) Rugayye adında küçük bir kızı olduğu konusuna değinilmemiştir. Bazı maktellerde İmam Hüseyin'in (a.s) şöyle buyurduğu rivayet edilir: "Ey bacım! Ey Ümmü Kulsüm! Sen ey Zeynep! Sen ey Rukayye ve Fatıma ve Rubab! Sözümü hatırlayın, ben öldüğüm zaman benim için yaka yırtmayın, yüzünüzü tırmalamayın ve uygunsuz sözler söylemeyin." [1]-[2]

İmamın (a.s) buradaki hitap şekline ve sözünün içeriğine baktığımızda Onun (a.s) üç veya dört yaşındaki kızına böyle hitap etmesi uzak bir ihtimal görünüyor.

Bir başka yerde ise İmam’ın (a.s) şöyle buyurduğu rivayet edilir: "Ey Zeynep! Ey Sukeyne! Ey evlatlarım! Benden sonra size kim kalacak? Ey Rukayye! Ey Ümmü Kulsüm! Sizler benim yanımda Allah'ın emanetleriydiniz. Artık benim miad anım yaklaşmıştır." [3]

İmamın (a.s) bu sözü ve içeriğinden maksat Onun üç yaşındaki kızı Hz. Rukayye olabilir.

İmam Hüseyin’in (a.s) üç veya dört yaşındaki kızı Rukayye'nin söz edildiği en eski kaynak İmaduddin Taberi'nin eseri olan Kamil-u Behayi adlı kitaptır. O bu eserinde şöyle yazıyor: "İmam’ın dört yaşında bir kızı vardı ve babasına çok düşkündü. Bir gece rüyasında babasının yanında oturmuş olduğu halde gördü kendisini. Uyandığında "Babam nerede? Artık dayanamıyorum" dedi. Ondan "Rüyanda ne gördün?" diye sorduklarında dedi ki: "Baktım babamın yanında oturmuşum, O da beni yanına aldı." Yezid bunu duyunca "Babasının başını getirin Ona gösterin" dedi. Babasının başının getirip üzerinden örtüyü kaldırdılar. Hz. Rukayye babasının başını görünce ah çekip oracıkta öldü. [4]

Ancak alimler birçok karineye dayanarak İmam Hüseyin'in (a.s) Rukayye adında bir kızının olduğunu ispatlamaktalar. İmam Hüseyin’in Kişiliği adlı kitabın yazarı, rical ve tarih alimi olan Ayetullah Maraşi Necefi'den bu konu hakkında sorduğunda şöyle buyurdu: "Muteber belgeler bu konuda her ne kadar suskun olsalarda bu, inkar edilemeyecek kadar meşhur bir meseledir." [5]
 

 


Alimlerin Görüşleri


  

     Ayetullah Mirza Cevad Tebrizi

İmam Hüseyin'in (a.s) kızı Hz. Rukayye'nin (s.a) Şam'daki mevcut mezarı eskiden beri meşhurdur. Sanki İmam Hüseyin (a.s), o pak hanedanın esaretini ve yaşanan o mezalimi inkâr edecek kimselerin ortaya çıkmasını engellemek için kendinden bir nişane bırakmıştı Şam'da. Bu küçük kız, esirlerin içinde hatta küçük kız çocuklarının da olduğunun büyük kanıtıdır. Biz Hz. Rukayye'nin (s.a) bu mekânda can verip defnedildiğinin meşhur oluşuna inanıyoruz. Biz onu ziyaret etmeğe geldik ve saygısını korumalıyız.  Bu küçük kızın Şam'da defnedilmiş olması, o pak hanedanın esaretinin ve reva görülen zulümlerin büyük şahididir. Öyle bir zulüm ki, Âdem'den Hatem'e bütün peygamberler ağlamıştır ve Allah-u Teala İmam Hüseyin'in yasını Âdem'e okumuştur.  Bu yüzden bu mekâna ihtiram gerekir. Yersiz sözlere kulak asmayın ve “Rukayye (s.a) küçük bir çocuktan fazlası değildi” gibi batıl sözleri dinlemeyin. Ali Asgar da kıyamette şahit olacak ve inşallah Şia'nın günahkârlarının affedilmesine sebep olacak küçük bir çocuk değil mi?  Öyleyse bu mekânın hürmetine riayet ve şeytanın saptırmalarından olan boş ve geçersiz sözlere itina etmemek herkese vaciptir. Biz İmam Hüseyin'in, kendisi de ailesi de mazlum olan kızını ziyaret ederek Allah'a yakınlık diliyoruz.  

    Ayetullah Mekarim Şirazi  

Şüphe yok ki İmam Hüseyin'in (a.s) bir küçük kızı Şam'da vefat etti ve orada defnedildi. Şu anki harem de kendisine aittir. Fakat meşhur görüşe göre Rukayye olsa da, ismi Rukayye (s.a) miydi yoksa başka bir ismi mi vardı, bu konuda ulema arasında ihtilaf var.         

    Ayetullah Nuri Hemedani    

Bahai'nin Kamil kitabı, Nefesu'l-Mehmum ve diğer muteber kitaplarda, bazılarının adını Rukayye (s.a) olarak zikrettiği ve Şam'da şehit olan küçük bir kızın İmam Hüseyin'in (a.s) kızı olduğunu belirtmişlerdir. Eğer bir kimse o Hazrete nezrederse eda etmesi gerekir. Şam'da bulunan Kabri de kendisine aittir.

    Ayetullah Mezahiri

Hz. Rukayye'nin (s.a) türbesi diye meşhur olan burası, onun türbesidir ve şüphe etmek zulüm olur. Hem de mazlum Hüseyin'in çocuğuna. Bu şöhret, Hz. Zeyneb'in (s.a) türbesi konusunda da geçerlidir ve bunda şüphe etmek Hz. Zeyneb'e (s.a) zulüm olur. Hz. Zeyneb'e (s.a) zulüm büyük bir günah olur. Kişilerin seyyid oluşu ve büyük insanların kabirleri gibi konularda elimizde meşhur olmanın dışında bir delil yoktur ve bu şöhret bütün fakihlerin nazarında hüccettir.

    Ayetullah Alevi Gorgani   

Hz. Rukayye'nin (s.a) varlığı tarihi gerçeklerdendir. Şüphe onun varlığında değil, ismindedir. İmam Hüseyin'in bir kızının Şam'da defnedildiği konusu, şüphe götürmez bir gerçektir. Bu konuda insanların inançlarında şüphe icat etmek isteyenlere tavsiyemiz, hiçbir fayda elde edemeyecekleri, ahretlerini tehlikeye atacakları ve İmam Hüseyin'in (a.s) gazabına duçar olacakları, dolayısıyla bu tür konularla kendilerini meşgul etmemeleri olacaktır.

    Ayetullah Mubeşşir Kaşani

Allah nurunu, ağızlarıyla üfleyip söndürmek isterler ve Allah'sa nurunu tamamlayacak, kuvvetlendirecektir ve isterse kâfirlerin zoruna gitsin, istemesinler. İmam Hüseyin'in (a.s) kızı Hz. Rukayye'nin (s.a) varlığı konusunda hiç bir şüphe yoktur.  Tarihi şahitler göstermektedir ki, o mazlum kız Şam yolunda ve harabesinde yaşadığı onca zorluk ve musibetler karşısında küçücük yaşta dünyadan ayrıldı ve Şam'da defnedildi. Tartışılan konu sadece mübarek isminin Rukayye'mi (s.a) Zeynep mi yoksa başka bir isim mi olduğudur. Daha sonra Rukayye ismiyle meşhur oldu. İsminin Rukayye (s.a) olarak meşhur oluşu, defnedildiği yerde Emirel Mümininin kızı Rukayye (s.a) diye yazılmış olmasındandır ve açıktır ki o dönem nesebin dedeye verilmesi yaygındı. Dolayısıyla o Hazretin varlığı hususunda şüphe çıkarmak, o mazluma, babasına ve hatta Ehlibeyt'e zulüm olur. Şüphe çıkaranlar bilsinler ki Allah'ın nuru hiçbir zaman sönmeyecek, aksine devamlı artıp ziynetlenecektir.  Ayetullah Vehid Horasani, Safi Gulpayigani ve değerleri de geçmişte Hz. Rukayye'nin (s.a) mutahhar kabrini ziyaret etmişlerdir.

    Şehit Murtaza Mutahhari

Hüseyni Hamaset kitabının 2. Bölümünün 5. Faslında lâfzî tahrifler konusunda şöyle geçer: "İmam Hüseyin'in Şam'da sürekli babasını isteyen, babasının kesik başını getirdiklerinde orada can veren çocuğu hakkındaki hikâye konusunda Nefesu'l-Mehmum kitabına müracaat edilsin." Burada önemli olan nokta şu ki; kitabın bu bölümü, üstadın daha sonra araştırmak ve nihai karara varmak üzere aldığı notları içermekte. Nitekim bu durum araştırma erbabı arasında yaygın bir metottur. Fakat maalesef üstadın eserlerini yayınlayan yayınevi (kitabın mukaddimesinde de hatırlattığı gibi) bu araştırmadan yoksun notlara, üstadın nihai görüşlerini yansıtan konuşmalarının yanında yer vermiş ve o şekilde basmıştır. Bu da yeterince bilgiye sahip olmayan ve bazen de kasıtlı kişilerin elinde bahane olmuştur. Dolayısıyla bu bilge üstadın notlarından yola çıkarak, onun, şehitlerin efendisinin böyle bir kızının varlığını inkâr edeceği iddia edilemez.

 

 

[1] - İbn-i Tavus, Ebulkasım Ebulhasan b. Saaduddin, el-Luhuf Ala Katli’t-Tufuf, s.141, İntişarat-ı Usve, Kum, 1. Baskı, H.K.1414; A’lamu’l Vera, 236.

[2] -Tarihi Açıdan Hz. Rugayye’nin (a.s) Hakkında Araştırma’dan alıntıdır

[3] -Bir grup yazar, Mevsuat-ı Kelimati’l İmami’l Hüseyin (a.s), s.511, İntişarat-ı Dau’l Maruf, Kum, 1. Baskı, H.Ş.1373

[4] -Taberi, Alauddin, Kamil-u Behayi, c.2, s.179 (Hicri 6. yy). Bu kitap, Şeyh İmaduddin el-Hasan b. Ali b. Muhammed Taberi İmami’nin eseridir. O bu eserini Hulagu Han’ın vezir olan Bahauddin’in emriyle yazdı. Galiba onun emriyle yazıldığı için adına Kamil-u Behayi denmiştir. Cevad Muhaddisi, Der Ferhengi Aşura, s.200 (Bu konuyu Şeyh Abbas Kummi’nin Münteha’l Amal adlı eserinden nakletmiştir.) Aynı konu Tarihu’l Fey, s.861’de de gelmiştir. Maali’s-Sıbtayn, c.2, s.127’de de Hz. Rukayye’nin adı geçmiştir.

[5] -Şahsiyyet-i Hüseyin (a.s), s.615.    

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler