20 Kasım 2017 Pazartesi Saat:
19:03
17-10-2017
  

Hz. Seccad'ın Dua ve Münacat Olgusu

Bütün hayır senin elinde olduğu halde nasıl başka birinden bir şey umabilirim?...

Facebook da Paylaş

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Yüce Allah bir ayette şöyle buyuruyor: De ki: "Yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?" Kesinkes yalan saydınız; onun için azap yakanızı bırakmayacaktır!

 

Seyyid b. Tavus (r.a) bu mübarek ayetin ifade ettiği anlamı açıklama bağlamında şunları söylüyor: Eğer dua olmasaydı, Allah insanlara bir yer ve makam vermeyecekti. Bundan da anlaşılıyor ki, insanın Allah katındaki makamı ve yeri, duasının miktarıyla orantılıdır. İnsanın değeri; münacatı ve yakarışı düzeyinde belirginleşir.

 

Bu Kur‘ani hakikat ışığından baktığımız zaman İmam'ın (a.s), her an ve her durumda Allah'a dua ettiğini, yakardığını, Allah'ın mutlak büyüklüğü karşısında mutlak fakrını ve muhtaçlığını somutlaştırdığını görüyoruz. Bu, İmam'ın (a.s) Allah katındaki değerinin ve makamının da bir göstergesidir. çünkü insanın Allah katındaki makamı, duasının ve münacatının miktarıyla ya da Allah'a muhtaçlığının bilincinde olmasının düzeyiyle, bu bilincin gerektirdiği kendini tamamen Allah'a adama ve Allah'tan başka her şeyden yüz çevirme pratiğinin derecesiyle orantılıdır.

 

Burada İmam'ın (a.s) bazı sözlerine ve bazı münacatlarına yer vereceğiz. Bunlar, yakin ve istiğnanın zirvelerini gözler önüne seren mahiyettedirler. Bunları inceleyen bir insan, "şu varlık âleminde Allah'tan başka müessir yoktur" hakikatini aklına kazıyabilir, kalbinde kökleştirebilir. O zaman kalbi, Allah'tan başka hiçbir şeye bağlanmaz, O'ndan başka hiç kimseden bir şey istemez, O'ndan başka hiçbir şeyi sevmez. Bütün vakitlerini Allah'ı zikretmekle ve O'na ibadet etmekle ihya eder:

 

Allah'ım! Muhammed'e ve Âl-i Muhammed'e salât et. Kalplerimizin selametini senin azametinin zikrinde, bedenlerimizin esenliğini senin nimetine şükretmede, dillerimizin söyleyişini minnetinin vasfında kıl. Allah'ım! Muhammed'e ve Âl-i Muhammed'e salât et. Bizi, insanları sana kulluk sunmaya çağıran davetçiler kıl. Katında en seçkin yakınlarından kıl. Ey merhamet edenlerin en merhametlisi!4

 

Bu dua; düşünce, zikir, hareket tarzı ve ahlâk olarak her şeyden ilgisini kesip kendini tamamen Allah'a adamanın bir ifadesidir.

 

Allah'a yakarışlarının birinde şöyle münacat ediyor: Bütün hayır senin elinde olduğu hâlde nasıl başka birinden bir şey umabilirim? Yaratma ve emir yetkisi senin elinde olduğu hâlde senden başkasından bir şey bekleyebilir miyim? Fazlından istemediğim şeylere dahi beni layık görmüşken senden ümit keser miyim? Yoksa ben senin ipine sarılmışken, beni benim gibi bir mahlûka mı muhtaç bırakacaksın? Ey kendisine yönelenlerin, rahmetiyle mutlu oldukları! Bağışlanma dile-yenlerin, azabıyla bedbaht olmadıkları! Beni her zaman andığın hâlde, seni nasıl unutabilirim? Beni her zaman gözetlediğin hâlde, nasıl senden gafil olabilirim?

 

İmam (a.s), kendini bütünüyle Allah'a vermişti ve bu, her şeyden ilgisini kesip sadece Allah'a yönelmenin en büyük örneğiydi. Bütün işleriyle ilgili olarak sadece Allah'tan bir beklentisi olurdu. O, Allah'tan başkasının elinde olanlara ümit bağlamanın bir serap olduğuna inanırdı.

 

Rabbine şöyle yakarıyordu: İlâhî! Lütfünün art arda gelişi, senin şükrünü eda etmekten gafil kıldı beni. Fazlının durmaksızın akışı, övgünü saymaktan aciz bıraktı beni. Lütfünün sürekli birbirini takip etmesi, övgülerini anmaktan beni alıkoydu. Nimetlerinin peş peşe gelişi, iyiliklerini yaymaktan beni geri bıraktı.

 

İlâhî! Nimetlerinin büyüklüğü karşısında şükrüm küçük kalıyor. Bana ikram ettiğin lütuflar karşısında övgülerim ve nimetlerini sayıp dökmelerim çok cılız kalıyor. İman nurlarından olan nimetlerin üzerimi örttü/ beni süsledi. İyiliklerinin lütufları beni bir izzet perdesiyle bürüdü. Minnetinin gerdanlıkları boynuma çözülmez gerdanlıklar taktı. Açılmaz halkalar taktı boynuma. Nimetlerin o kadar çoktur ki, dilim onları saymakta yetersiz kalıyor. Bağışların o kadar fazladır ki, bırak saymayı, onları anlamakta yetersiz kalıyor zihnim. O hâlde nasıl şükür edebilirim? Değil mi ki şükrüm şükre muhtaçtır! "Sana hamdolsun!" dediğim her seferinde, bunu dediğim için: "Sana hamdolsun!" demem gerekiyor.

 

Böylece İmam (a.s), bize bahşettiği sayısız nimete karşılık Allah'a nasıl şükredeceğimizi öğretiyor. İnsanın ne kadar çok şükrederse etsin, şükrünü eksiksiz olarak eda edemeyeceğini ifade ediyor. Yine diyor ki: Allah'ım! Bizi kurtuluşunun gemilerine bindir. Bizi sana yakarmanın lezzetinden yararlandır. Bizi sevginin havuzlarına kandır. Sevginin ve yakınlığının tadına varmamızı sağla. Cihadımızın senin için olmasını sağla. Bütün derdimizin sana ibadet etmek olmasını nasip et. Seninle muamelelerimizde niyetimizin samimi olmasını sağla. çünkü biz seninle ve senin için varız. Sana varmamızın da, senden başka bir vesilesi yoktur.

 

Böylece İmam (a.s), yüce Allah'tan, kendisiyle kurduğu münasebetlerde niyetinin samimi olmasını sağlamasını diliyor. En büyük arzusuna ulaşmayı nasip etmesini temenni e-diyor ki, bu, Allah'ın hoşnutluğudur.

 

Ve diyor ki: İlâhî! Bizi, sana ulaştırıcı yollara ilet. Bizi, sana en kestirmeden vardıran yolda yürüt. Uzağı yakın et bizim için. Zor ve şiddetli olanı bize kolaylaştır. Bizi, daha önce sana koşan, durmadan senin kapını çalan, gece-gündüz sana ibadet eden, senin heybetinden korkan, su içtikleri kaynakları berraklaştırdığın, arzularına ulaştırdığın, isteklerini gerçekleştirdiğin, lütfünden ihtiyaçlarını giderdiğin, kalplerini sevginle doldurduğun, berrak içeceğinden içirdiğin kullarına kat. Onlar seninle sana münacat etmenin lezzetine vardılar. Senin sayende maksatlarının en büyüğüne ulaştılar.

 

Sensin, başkası değil muradım. Başkası için değil, senin içindir geceleri uykusuz kalmalarım. Seninle buluşmak, göz aydınlığımdır benim. Sana ulaşmak, canıma minnettir. Sevginde vecdin şaşkınlığını yaşarım. Bütün özlemim, seni arzulamamdan kaynaklanmaktadır. Amacım, senin rızandır. Seni görmeye muhtacım. Bütün isteğim, senin yanına varmaktır. En büyük talebim, sana yakın olmaktır. Sevincim ve rahatım, sana münacat etmemdir. Derdimin ilacı sendedir. Susuzluğumu giderecek sensin. Hüznümü dindirecek sensin. Kederimi dağıtacak sensin…

 

İşte böyle kendini sırf Allah'a adamıştı, her şeyden ilgisini kesmişti. Ruhunu ve bütün duygularını Allah'a bağlamıştı. O'ndan başkasını görmüyordu. Susamışlığını ancak O'nun gidereceğini düşünüyordu.

 

Yine diyor ki: İlâhî! Kırıklarımı lütfün ve acımandan başkası iyileştiremez. şefkatinden ve ihsanından başkası yoksulluğumu gideremez. Güvencenden başkası korkumu dindiremez. Zilletimi, gücünden başkası izzete çeviremez. Ancak lütfün beni arzuma ulaştırır. Eksiğimi, ihtiyacımı ancak yardımın kapatır.

İhtiyacımı senden başkası gideremez. Kederimi ancak rahmetin dağıtabilir. Sadece şefkatin zararımı defedebilir. Ancak sana kavuştuğumda susuzluğum diner. Ancak sana kavuştuğum zaman, hüznümün yakıcılığı sönebilir. Sana duyduğum özlem, ancak yüzüne baktığım zaman biter. Ne zaman sana yakın olursam o zaman rahat bulurum…

 

İmam (a.s), Allah'a muhtaçlığını, O'na karşı yoksunluğunu bu şekilde ifade etmiş; evrenin yaratıcısı, hayat bahşeden efendisine ve Mevla'sına yönelik sevgisini, derin aşkını bu şekilde dile getirmişti. Bütün arzularını bu temele dayandırmış, en büyük arzu olarak da bütün isteklerinin bu temelde karşılanmasını ifade etmişti.

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler