17 Ekim 2018 Çarşamba Saat:
00:06

İki Kardeşin Hikayesi

24-07-2018 11:57


 

 

Tarih o kadar çok zulmü bağrında saklar ki bu iki kardeşin yaşadıkları da pek bilinmez. Gizli kalmıştır kitap sayfalarında. Belki de bilerek saklı tutulanlardan biridir. Her gizliyi ve açıklanana şahit olan Rabb’imiz insanlar ne yapsalar da, dilediğini de açığa çıkarandır.

 

Bu iki kardeş, İmam Ali Rıza ve Masume Hatun’dur. Babaları Ehli Beyt imamlarından İmam Musa Kazım(as)’dır. Her ikisinde de Ehl-i Beyt’ten olmanın gururu ve onuru olsa da, bunun avantajını bu dünyada yaşayamadılar. Risalet evinin yolunu yani ceddi Resulullah(saa)’ın sünnetini devam ettirmenin bedelini en ağır şekilde ödediler. 

 

En üzücü olan ne biliyor musunuz? Bu bedeli ödetmeye çalışanların Müslüman olmasıdır. Tüm bu zulümleri onlara Müslümanlar yapmıştır. Aynen İsrail oğullarının kendi peygamberlerine yaptıkları gibi, bu ümmette kendi imamlarına savaş açmışlardır.

 

Babaları imam Musa Kazım(as) hicri 179 senesinde Kurban bayramından bir gün önce tutuklanır. Kâfirlerin değer tanımayışı gibi bayram günlerinde böyle bir şey yapılır.  Uzun yıllar hapishanede tutulur. Neden?

 

Yüz kızartıcı bir suçları mı var?  Hayır!

 

Sorun, İmam Musa Kazım (as)’ ı, “itaati farz olan İmam” olduğuna inandıkları halde, makamını bir türlü kabul etmek istemezler.

 

Halkı, din görüntüsü altında kendi nefislerine göre yaşamak ve yönetmek isterler. Hak olan, yüce Allah’ın teyit ettiği, peygamberin bildirdiği imamı kabul etmezler. Ceddi İmam Ali’nin kabul edilmediği gibi.

 

Bunun için her türlü zulmü yaparlar. Güç, iktidar ve dünya zenginliği isteyen nefisler, elbette kendi öz kardeşini öldürüyorken başka değerlere de saldırmaktan geri durmaz. Nitekim Harun Reşit mahzenlerini Ehl-i Beyt kafaları ile doldurmuştu. Kerbela’daki baş kesme zihniyeti devam ediyordu. Halk ta korku ve ganimet sofrasına oturma isteği sebebiyle her türlü zulme rıza gösteriyordu. Aynen İmam Hüseyin(as)’i yalnız bıraktıkları gibi.

 

İmam Rıza (as), babası imam Musa Kazım (as)’ı zindanda ziyaretine gider, gelir. Elbette izin verildiği sürece. Masume 6 yaşındadır. Babasının özlemi ile hasret çekerken giden abisinin gözleriyle nefes almaya çalışır. Babasının kokusunu abisi İmam Rıza(as)’da giderir. 

 

Bu kadar acı yetmezmiş gibi tüm aile bu zulmün eşiğindedir. İmam Rıza(as), hep evin önünde geceleri nöbet tutar. Ve bir gün acı haber gelir.

 

Medine bu haberi alsa, çırpınsa ne olacak! Sanki zülüm bir miras gibi bunları terk etmemiştir. Bir kez daha Resulullah (saa) incitilir. İmam Musa Kazım(as) zindanda olunmasına bile tahammül edilememiş ve öldürülmüştür.

 

Öldürülse ne olur? Zulüm de ölüm anına kadardır. Ya sonrası ne olacak?

 

Rabb’imin hesabı bitmez ama. Harun Reşit ve yandaşları şimdi nasıl da bir hesap içindedirler! Sadece kabir hayatı değil ki, Kıyamet, Mahşer ve ebedi hayat… İnsan nefsini, kısa süren haz ve arzular üzerine düşünmemelidir.

 

İmam Musa Kazım(as)’ın şehadet haberi evi kedere boğar…

 

Ancak Allah’a olan sorumluluk keder ile tehir edilemez. Babalarının şahadeti sanki bu da bir miras. İmam Ali Rıza, İmam Hüseyin gibi, Masuma Hatun da nenesi Zeynep gibi aynı akıbetleri yaşarlar. Şehit çocuklarıdır.

 

Ancak onlarda bir beşer ve onların da bir kalpleri var. Ancak gözyaşlarını silerek yola devam ederler. Artık imamet sorumluluğu imam Ali Rıza(as)’dadır. İnanan topluluğu Kuran ve Risalet üzere yönlendirmek zorundadır. Masume bacısı da abisinin konumunun farkındadır. Ve Onun yanında yerini çoktan almıştır. Nenesi Zeynep (as)’in imam Hüseyin(as)’in yanında durduğu gibi. Çünkü bu tabi olma, Yüce Allah’ın emridir. Oda kulluğunun göstergesi olan bu duruşu göstermelidir. İnananların Peygamber(saa)’e biati gibi inanalar da imamlara biat etmelidirler.

 

Ama gel gör ki bu hakikati kaç kişi kabul etmiştir? Ya da kaç kişi bu sadakatin bedellerine razı olmuştur?

 

Bu haber den sonra Medine’de, Kufe’de, Basra’da yer yer ayaklanmalar oldu.

 

Kısa bir süre sonra Harun Reşitte öldü. Değer miydi bu kısa ömür için bu kadar zülüm işlemeye? Onun da akıbeti Yezid gibi oldu. Sonrasında ise iki oğlu yıllar süren taht kavgası sonucu Memun kardeşini öldürerek tahta oturttu.

 

Memun, dini iyi bilen ve dini kendi çıkarları için çok iyi kullanan birisi idi.

 

Ehli Beyt’i seven ve onlara biat etmiş grubun sesini kesmek için yeni bir taktik geliştirdi. Babaları gibi imamları öldürme yerine merkeze çekip kontrol altına almayı planladı. Zülüm farklı bir renkte geliyordu.

 

Elbette İmam Ali Rıza ve ailesi bunun farkındaydı.

 

Başkent Bağdat idi. Ehli Beyt imamların evi de Mescid-i Nebevi’de, ceddi Resulullah(saa)’ın kendilerine kadar miras kalan evlerdeydiler.

 

Yine acı haberin ilk adımları bu eve ulaşmıştı. Memun’un askerleri imamı merkeze almaya gelmişlerdi. Evde kıyamet yine koptu. Herkes donmuştu. Masume de donmuştu. Daha yürekler babalarının acısını sindiremezken, yeniden bir acının eşiğindeydiler.

 

Ya Rabb! Ya Rabb! Senin hikmetinden sual olunmaz. Lâkin onlara güzel bir sabır ver!

 

İmam Rıza (as)’yı alıp götürdüler…

 

Ev yine boşaldı. Eller yine bomboş kaldı. Risalet evine bu yapılır mıydı? Resulullah(saa)’ın makamına böyle davranılır mıydı?

 

Ehl-i Beyt imamları hidayet kaynağıydılar. Yüce Allah’ın insanlığa rahmeti, Resulullah’ın bu ümmete uzanan şefkat eli idiler. Ama ne yazık ki ilahi rahmetten uzak olanlar, bu şefkatli elleri kesmek istiyorlardı. Halk az çok tepki gösterse de çoğunluk direnmiyordu. İmamın arkasında durmamışlardı. Aynen öncekiler gibi…

 

Bu ümmet bu makamın kıymetini bilmiyordu. Allah ta onların ellerinden çekiyor muydu?! Rabb’imizin hikmetinden sual olunmaz. Ama hiç kimsenin zulmü de yanına kâr kalmaz. Herkes yaptığı zere kadar iyilikte olsa, zerre kadar kötülükte olsa bedelini ödeyecektir. Anlaşılan her kavim gibi bu ümmette başı ile imtihandaydı. Kimileri bu imtihanda başarılı olacak, kimileri de kaybedecekti.

 

Masume Hatun, evet abisinin bacısı idi. Ancak olaya kardeş gözüyle bakmadı.

 

Olaya “ İmam’ımı nereye götürüyorsunuz?” diye bakıyordu. Bunu onaylayanlar da kendilerince tepkiler gösterdiler.

 

Bu tepkileri susturmak için Memun yine bir hinlik gösterdi. Tarihte olmayan bir şeyi yaptı. Saltanat düzeninde kendi oğullarını veliaht seçerken imamı veliaht olarak gösterdi.

 

Bu senaryoyu biz bile buradan anlıyoruz. Kendi kardeşini bile taht için öldürürken, bu tahtı bir başkasına verir miydi? Amaç imamı gözaltında tutmak, iletişim kurdukları kimseleri tespit etmek, diğer yandan da tepki gösteren grupları bastırmaktı.

 

Masume Hatun durumun farkındaydı. Bu bekleyiş ile sorun çözülmeyecekti. İmamı gözleri ile görmek istedi. Hem de ona destek vermek adına kardeşleri ve yeğenlerinden oluşan 23 kişi ile yola çıktılar.

 

Uzun yolculuktan sonra nihayet varacaklardı.

 

Ki Save bölgesinde çevresindeki 23 kişi, Horasan’da tutulan İmam Rıza (as)’ya varmadan katledildi. Masume Hatun’un gözleri önünde olan bu katliam onun bütünüyle hüzne boğdu. Köylüler yardıma koştular. Masume hatunu yanlarına aldılar.

 

O gece çok uzun bir gece idi. Hayatı boyunca yaşadıkları kendine çok ağır gelmişti. Zeynep nenesinin Kerbela geceleri gibiydi. Ehl-i Beyt hatunlarına da bu kederler ve geceler düşüyordu.

 

Çevresindeki köylülere “burası nereye yakın?” diye sordu. Onlar “Kum şehrine” dediler. Masume hatun ceddi İmam Cafer(as)’in haberlerinden bu şehrin methini duymuştu. Ve bu şehir Ehl-i Beyt’i çok seviyordu. Oraya götürülmesini köylülerden istedi. Köylüler de oraya götürdüler.

 

Kardeşlerinin ve yeğenlerinin haberi İmam Rıza(as)’ya ulaşmıştı.

 

İmam Rıza (as)’nın kederlerine bir keder daha eklenmişti.

 

Müslüman olmak bu kadar kolay iken neden insanlar bu kadar zorlaştırmıştı? Şeytan ve dostlarını dinlemek neden bu kadar kolay olmuştu?

 

Hasbunallahu ve nimel vekil ve nimel nasîr!

 

Nice ümmetler gelip geçmişti. Her ümmet kendi imtihanını verecekti.

 

Ehl-i Beyt imamlarının ve ailelerinin de payına mazlumiyet düşmüştü. İmam uzun uzun ağladı. Sessizce hiç sesini çıkarmadan…

 

Küfrün her türlüsü ve her penceresi vardı. Onlarla uğraşırken bu keder de kendini yordu. Hemen Kum şehrine doğru yola koyuldu. Yol boyunca masumenin gözlerini düşünüyordu. Onun hassas kalbinin bu yüke ne kadar dayanabileceğini de düşünüyordu!

 

Aynen Kerbela katliamından sonra kederlere dayanamayan bayanların kısa bir süre sonra dünyaya veda etmeleri gibi. Ey masume! Kısacık ömre sen de mi çok şey sığdırdın!

 

Nihayet kardeşler Kum şehrinde buluştular. Her ikisi birbirine sarılarak saatlerce ağladılar… Abi ve bacı… Ancak tablo bundan ötesi idi. İmam ve İmamına sadık bir mümine. Yol buydu. İmamete doğru yürüyen ve İmamına biat etmiş bir kervan. İmamının yanında duran ailesi.

 

İmam Rıza ve Masume Hatun örneği. İlahî makam kendisine verilen bir kulun, sorumluluğunu yapma adına direnen İmam Rıza ve onun yolu ile Allah’ın yolunda bedel ödeyen kardeş vardı.

 

Diğer tarafta ise tağutluk yapmak için yola çıkan, kardeşlerini bile öldürten ve nice kanlar döken Memun ve kardeşinin örneği vardı.

 

İşte bu iki farkı gören halk vardı ama görmeyenler de çoktu.

 

Bu acı yüke Masume Hatun dayanamadı. 17 gün sonra… Yüreğinde bu kadar acı ve gözlerinde imamı sağlam görmenin tesellisi ile hayata veda etti.

 

İmam Rıza(as)’nın kalbi bir hüzün perdesi ile daha kuşandı.

 

Ancak Rabbi’ne sorumluluk, hüzünler ile bekletilemezdi. Bu ümmet doğru yolu bulsun diye çabalar nice baskılar ve sınırlandırmalar altında yine devam etti.

 

Memun bu kadar yaşanan kederlere rağmen izlediği metodunu bıraktı, amacını aşikâr etti. O da babası gibi veliaht göstermeye çalıştığı imamı öldürtmeye karar verdi. Dünya hırslarına doymak bilmeyen nefisler, kendi imamı olan o mübarek başı o da öldürttü.

 

Bu ne demekti? Bu ümmet, üzerinde emredilen ilahî düzeni kabul etmedi. Allah’a ve Resulüne baş kaldırdı.

 

Allah ve Resulünü incittiler. İspatı da imamet makamında olan bütün imamların öldürülmesidir. Hâlâ tarih bu desteğini göstermektedir. Bu gerçeklerin sayfalarda gizlenmesi de bunun ispatıdır.

 

Sonuç bu incitmeye destek verenler, gönül verenler ve sessiz kalanlar, bu zulmün ortağıdırlar.  

 

Şimdi İmam Ali Rıza(as) ve kardeşi Masume Hatun(as). Aynı bölgede yatmaktadırlar. Dünya onlara dar edilmişti, lâkin şimdi rahatladılar. Birbirilerine kavuştular. Rabbim her ikisini de vaad ettikleri ile kuşatmıştır.

 

Şimdi soru bizde. Acaba biz de İmamıza kavuşacak mıyız? İlahî vaadler bizi de kuşatacak mı?

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !