12 Nisan 2021 Pazartesi Saat:
00:10
02-02-2021
  

İlahî Emir ve Fatıma Ana'nın Doğumu

Ey Muhammed! Rabbin sana selâm söyler. Kırk gün boyunca Hatice'den ayrılmanı emreder..

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Yüce Allah, Fatıma'nın (a.s) tertemiz ve dosdoğru kişiliğinin oluşmasına elverişli ortamı hazırlamıştı. Baba, Resul-i Ekrem (s.a.a), anne de Hatice'ydi.


Rivayetlerde, Zehra'nın (a.s) yaratılması ve var edilmesi ile ilgili rabbanî irade hakkında geniş bilgiler yer alır. Resulullah birçok kez bu meseleye işaret etmiştir.


Rivayet edilir ki: Resulullah (s.a.a) Ebtah denilen yerde oturuyorken, Cebrail gelir ve ona şöyle seslenir:


"Ey Muhammed! Yüceler yücesi Rabbin sana selâm söyler. Kırk sabah boyunca Hatice'den ayrılmanı emreder."


Hz. Peygamber, Ammar b. Yasir'i Hatice'ye göndererek ilâhî emri ona bildirdi. Resulullah kırk gün boyunca ibadet etti. Gündüzlerini oruçla, gecelerini de namazla geçirdi. Kırk günün sonunda Cebrail geldi ve şöyle dedi:


"Ey Muhammed! Yüceler yücesi Rabbin sana selâm söyler. Selâmına ve armağanına hazır olmanı emreder."


Peygamber bu şekilde beklerken, Mikail adlı melek indi. Elinde bir tabak vardı ve tabağın üzeri ince halis ipekten bir mendille örtülmüştü. Tabağı Hz. Peygamber'in önüne koydu. Cebrail geldi ve şöyle dedi:


"Ey Muhammed! Rabbin, bugünkü iftarını bu yemekle açmanı emrediyor."


Peygamberimiz bu yemeği doyasıya yedi ve kanıncaya kadar suyu içti. Sonra namaz kılmak için ayağa kalktı. Cebrail yanına geldi ve şöyle dedi:


"Hatice'nin evine gidinceye kadar şu anda namaz kılman sana haramdır.(1) Çünkü yüce Allah, bu gece senin sulbünden tertemiz bir zürriyet yaratmaya söz vermiştir."


Resulullah yerinden kalkarak Hatice'nin evine gitti.


Hz. Hatice şöyle anlatıyor:


"Yalnızlığa alışmıştım. Gece karanlığı çökünce, başımı örter, üzerime geniş giysimi alır, kapımı kilitler ve namazımı kılıp virdimi yerine getirdikten sonra çıramı söndürürdüm. Sonra da yatağıma uzanırdım. O gece yarı uyumuş yarı uyanık bir hâlde iken, birden Peygamber geldi ve kapıyı çaldı. "Muhammed'den başka kimsenin çalmadığı halkadan kapıyı çalan kimdir?" diye seslendim.


Resulullah tatlı ve yumuşak bir ses tonuyla bana seslendi: "Kapıyı aç, ey Hatice! Ben Muhammed'im."


Kapıyı açtım ve Peygamber eve girdi. Gökleri olduğu gibi tutan ve suyu yerden çıkaran Allah'a yemin ederim ki, daha Peygamber benden uzaklaşmamıştı ki, Fatıma'nın ağırlığını karnımda hissettim."(2)

 

Hatice'nin Fatıma ile Kurduğu Ünsiyet


Hatice bint-i Hûveylid, Resulullah ile evlenince Mekke kadınları onu terk ettiler. Onunla konuşmamaya başladılar. Evine gelmez oldular. Daha sonra Hatice, Fatıma'ya hamile kaldı. Resulullah evinden ayrıldığı zaman, rahmindeki Fatıma kendisiyle konuşur, onunla arkadaşlık ederdi.


Bir gün Resulullah (s.a.a) eve geldi ve Fatıma'yla konuşan Hatice'nin sesini duydu. Dedi ki: "Kiminle konuşuyorsun, ey Hatice?" Dedi ki: "Şu anda benim rahmimde bulunan cenin, ben evde yalnız kaldığım zaman, rahmin karanlığından benimle konuşur, sohbet eder." Resulullah gülümsedi ve şöyle dedi:


"Ey Hatice! Şu anda kardeşim Cebrail, seninle bu şekilde konuşanın benim kızım olduğunu ve onun tertemiz kılınmış bir zürriyet olduğunu, yüce Allah'ın, onun adını "Fatıma" diye koymamı emrettiğini ve yüce Allah'ın onun soyundan, müminleri hidayete ulaştıracak imamlar ortaya çıkaracağını söylüyor."(3)


Rivayet edilir ki, kâfirler Resulullah'tan ayın yarılması mucizesini kendilerine göstermesini istedikleri zaman, Fatıma'ya hamile olduğunu bilen Hatice şöyle dedi:

 

"Muhammed'i (s.a.a) yalanlayanın ziyanı ne korkunçtur! O resullerin ve nebilerin en hayırlısıdır."


O sırada Fatıma karnından şöyle seslendi: "Anneciğim! Üzülme, korkma. Çünkü Allah babamla beraberdir."(4)


Resulullah ile beraber İslâm davetinin ilk günlerinin sıkıntısını yaşayan, bu yüzden Mekkeli müşrik kadınların kendisini terk etmeleriyle yalnız kalan Hatice'ye, bu sabrından, İslâm davetinin yayılması uğruna her türlü fedakârlığı göze alışından dolayı yüce Allah, ona bu büyük müjdeyi verdi. İleride kendisinin ve zürriyetinin dünya tarihinde seçkin ve önemli bir yeri olacak bir kız çocuğuna hamile kalmasını sağladı.

 

Fatıma'nın Doğumu


Hamilelik günleri tamamlandı, doğum zamanı iyice yaklaştı. Hatice karnındaki bebekle arkadaşlık kuruyor ve onun doğacak olmasından dolayı derin bir sevinç yaşıyordu. Doğum vakti gelince, böyle durumlarda kadınların yapacakları işleri yapmak üzere gelmeleri için Kureyş kadınlarına ve Haşimoğulları kadınlarına haber gönderdi. Kadınlar ona şu haberi ilettiler:


"Bize isyan ettin. Sözümüzü dinlemedin. Ebu Talib'in yetimi, hiçbir malı olmayan bir yoksulla, Muhammed'le evlendin. Biz gelmeyeceğiz ve yükünü hafifletmek için hiçbir şey yapmayacağız."


Hz. Hatice buna çok üzüldü. O, bu şekilde derin üzüntüler içindeyken, dört tane uzun boylu kadın yanına geldi. Haşimoğulları kadınlarına benziyorlardı. Hatice, onlardan korktu. Onlardan biri şöyle dedi:


"Ey Hatice! Üzülme. Biz Rabbin tarafından sana gönderilmiş elçileriz. Biz senin kardeşleriniz. Ben, Sara, bu da Mezahim kızı Asiye'dir. O senin cennetteki arkadaşındır. Bu da İmran kızı Meryem'dir. Bu ise, Musa b. İmran'ın kız kardeşi Gülsüm'dür. Senin doğum esnasında çekeceğin zorlukları hafifletmek için Allah bizi sana gönderdi."


Böylece biri Hatice'nin sağında, biri solunda, biri önünde, biri de arkasında oturdu ve temiz ve pak olarak Fatıma (s.a) doğdu.


Fatıma doğunca, onun pak bedeninden bir nur yükseldi. Bu nur, bütün Mekke evlerine girdi. Önünde oturan kadın Fatıma'yı aldı ve Kevser suyuyla yıkadı. İki beyaz hırka çıkardı. Birini bedenine sardı, birini de üzerine örttü. Sonra Fatıma'yı konuşturmaya çalıştı.


Fatıma (a.s) şehadet getirdi (kelime-i tevhidi söyledi) ve bu kadınlara selâm verdi. Kadınların her birini isim vererek selâmladı. Kadınlar ona gülümsediler. Dediler ki:

 

"Ey Hatice! Temiz, pak, arı ve uğurlu olarak al onu. Ona ve soyuna bereket verilmiştir.”

 

Hatice sevinçli ve güler yüzle çocuğunu aldı. Göğsünü verdi. Derhal sütü kaynamaya başladı.(5)

 

Hz. Hatice'nin bir çocuğu dünyaya geldiğinde onu sütanneye verirdi. Fatıma doğduğunda ise, Hz. Hatice'den başka kimse onu emzirmedi. (6)

 

Doğum Tarihi


Tarihçiler, Hz. Fatıma'nın doğum tarihi hakkında ihtilâf etmişlerdir. Fakat Şia Mezhebi tarihçileri arasında meşhur olan görüş, Hz. Fatıma'nın (a.s) bisetin beşinci senesinin Cemaziyülâhır ayının yirminci gününe denk gelen cuma günü dünyaya geldiği yönündedir. Başka tarihçiler ise, bisetten beş yıl önce doğduğunu söylemişlerdir. (7)


Ebu Basir, İmam Ebu Abdullah Cafer b. Muhammed'den (a.s) şöyle rivayet eder:


"Fatıma (a.s), Peygamberimizin (s.a.a) doğumunun (milâdının) kırk beşinci senesinin Cemaziyülâhır ayının yirminci gününde dünyaya geldi. Mekke'de sekiz yıl, Medine'de ise on yıl kaldı. Babasının ölümünden yetmiş beş gün sonra, Hicret'in on birinci senesinin cemaziyülâhır ayının üçüncü gününe denk gelen salı günü vefat etti."(8)


Hz. Fatıma'nın isimleri şöyledir:


Sıddıka: Çok tasdik eden demektir. Hz. Fatıma babasının sözlerini tasdik eder, onları davranışlarıyla da doğrulardı. Sözlerini eksiksiz yerine getirirdi.


O, es-Sıddıkatu'l-Kübra idi. Torunu Sadık'tan da (a.s) rivayet edildiği gibi, asırlar onun marifeti ekseninde dönerler.(9)


Mübareke:Ondan çok hayır kaynaklandığı için bu ismi almıştır. Kur'an onu Kevser diye isimlendirir. Bunun nedeni de Hz. Peygamber'in (s.a.a) soyunun onun aracılığıyla devam etmesidir. O, tertemiz imamların anasıdır. O, Resul-i Ekrem'in temiz zürriyetinin anasıdır. İşte bu soyun çokluğu ki Muhammedî risaleti savunmuş, zalimlere ve sapmışlara karşı direnmenin yükünü üstlenmiş bir zürriyettir çok hayır demektir ya da Allah'ın, Resul'üne verdiği çok hayrın en önemli göstergelerinden biridir. Nitekim Kevser Suresi'nde buna değinilir.


İbn Abbas, Peygamberimizin (s.a.a) şöyle dediğini rivayet eder:


"Kızım Fatıma beşerî bir huridir. Hayız kanı görmez, Allah onu ve sevenlerini ateşten koruduğu için "Fatıma" adını almıştır."(10)


Resulullah (s.a.a) bir diğer hadiste de şöyle buyuruyor:


"Fatıma, insan cinsinden hurilerdendir. Cenneti özlediğimde, onu öperdim."(11)


Enes b. Malik'in annesi şöyle der:


"Fatıma, on dördünde ay gibiydi. Ya da bulutların altından çıkan güneş gibiydi. Kızıla çalan bir beyazlığı vardı. Saçları simsiyahtı. İnsanlar içinde Resulullah'a (s.a.a) en çok benzeyen oydu."(12)


Tâhire: Her türlü kirden ve pislikten arındığı için "Tâhire" lakabı verilmişti. İmam Muhammed Bâkır'dan da (a.s) rivayet edildiği gibi, hayatının hiçbir gününde hayız ya da loğusalık kanı görmemiştir.(13)


Nitekim Kur'ân-ı Kerim Tathir Ayeti'nde onun her türlü kirden temizlenmiş olduğuna tanıklık etmiştir.


Raziye - Merziye: Hz. Fatıma'nın (a.s) bir lakabı da "Raziye", bir diğeri de "Merziye"dir. Çünkü o, kendisi için takdir edilen dünyanın acılarına, zorluklarına, musibetlerine ve bunlardan dolayı alacağı sevaba razıydı.


Kur'ân-ı Kerim'in İnsan Suresi'nde haber verdiği gibi, Rabbinin katında razı olunmuş biriydi. Rabbi, onun çabasından razı olmuş ve onu en büyük korkudan emin kılmıştı. O, haklarında: "Allah onlardan razıdır, onlar da Allah'tan razıdırlar."(14) buyurulanlardan biridir. Rabbinden çok korktuğundan kuşku yoktur; onun hayatı bunun tanığıdır.


Muhaddese: Meleklerin konuştuğu kimse demektir. Melekler (peygamber olmadıkları hâlde) İmran kızı Meryem, Musa'nın annesi ve İbrahim'in karısı Sara ile konuşmuşlardı.

 

Resulullah (s.a.a) ona, "Ümmü Ebîha" yani, "Babasının Anası" künyesini takmıştı. Bu, onun değerine, saygınlığına yönelik bir işaretti. Çünkü hiç kimseyi, Peygamberimiz, onu sevdiği kadar sevmiyordu. Hiç kimse Peygamber yanında onun derecesine ve konumuna yetişememiştir. O da bir anne şefkatiyle Peygamber'i gözetiyordu.


Onun hakkında "Ümmü'l-Eimme" (İmamların Anası) künyesi de kullanılmıştır. Çünkü bütün İmamlar onun neslinden gelmiştir ve İmam Mehdi (a.s) de onun soyundandır.(15)

 

 

 


Kaynaklar


1- Bundan maksat nafile namaz olsa gerektir.
2- Biharu'l-Envar, 16/79-80. Bu anlamda bir rivayeti Zehebî de Mizanu'l-İtidal adlı eserinin 3. cilt, 540. Sayfasında zikretmiştir. Ayrıca bk. Hatib el-Bağdadî'nin Tarihi, 5/87; Zehairu'l-Ukba, Muhibbuddin Taberî, 54-55
3- es-Sakıb Fi'l-Menakıb, Tusî, s.187; bk. Müsnedu Fatıma, Tuysir-kanî, 75
4- er-Ravzu'l-Faik, 314; el-Cennetu'l-Asime, s.190; Müsnedu Fatı-ma (a.s), s.77
5- Delailu'l-İmame, s.8-9. Nüzhetu'l-Mecalis 2/227; Biharu'l-En-var, 16/80-81; el-Emalî, şeyh Saduk, s.475.
6- Avalimu'l-Ulum 11/46 (el-Bidaye ve'n-Nihaye'den naklen).
7- Tezkiretu'l-Havas, Abdurrahman b. Cevzî, s.306, Nazmu Düre-ri's-Sımteyn, Muhammed b. Yusuf el-Hanefî, s.175; Zehairu'l-Ukba, Taberî, s.62; Makatilu't-Talibiyyin, Ebu'l-Ferec el-İsfahanî, s.30; şiî kay-naklar: İbn şehreaşub 3/357, Usul-i Kâfi, Kuleynî, 1/458, Biharu'l-En-var, 43/6-9.
8- Delailu'l-İmame, s.10
9- Biharu'l-Envar, 43/105; el-Menakıb, 3/233
11- Tarih-i Bağdad, 12/331, Hadis no: 6772; Kenzü'l-Ummal, 12/109
11- Tarih-i Hatib el-Bağdadî, 5/87; el-Gadîr, 3/18
12- el-Müstedrek, Hâkim, 3/161
13- Biharu'l-Envar, 43/19
14- Mâide, 119
15- Yenabiu'l-Mevedde, 2/83; Muntahabu'l-Eser, s.192; Kenzü'l-Ummal, 12/105.

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler