17 Ekim 2017 Salı Saat:
00:54

İlahi Velayet Zinciri

17-03-2017 14:41


 

 

Velayet, özetle, birisi üzerinde emir verme yetkisine sahip olmaktır. Bir babanın evladına emir verme yetkisinin olması, onun üzerinde velayeti olması demektir. Baba evladının velisi olduğu için ona emir verebilir. Ama bu hakikat âleminde insanlar üzerinde bu velayet yetkisine zati olarak sahip olan sadece Allah-u Teâlâ’dır. Bu fani kullar, bütün varlıklarını Allah’tan almaktadırlar. Allah-u Teâlâ bu yokluğa varlık bağışlamıştır. Yaratılmışların her şeyi, sadece ve sadece Allah’tan olduğu için Allah-u Teâlâ’nın onlar üzerinde mutlak bir velayeti vardır. Yani zati olarak insanlara sadece ve sadece Allah-u Teâlâ emir verebilir.

 

Ateistler, yaratıcıyı inkâr ederek bu İlahi velayeti de kökten inkâr ederler. Zati olarak velayet hakkı olan hiç kimse yok derler. Ateistlere göre zati olarak emir verme yetkisine sahip kimse yoktur. Bu yüzden hukuk felsefesinde çıkmaza girmişlerdir. Devlet yönetiminde bir grubun, halklara emir vermesini, bu emir verme yetkisine sahip olmasını açıklayamazlar. Acaba devleti yöneten, örneğin bin kişi, ne hakla insanlara emir verirler, bu yetkiyi nereden almışlardır? Acaba yüzde 51’in seçmesiyle mi bu yetkiye sahip olmuşlardır. Bu durumda sadece bu yüzde 51’e emir verebilirler. Bu da o yüzde 51, vazgeçene kadardır. Birkaç gün sonra, ben sana bu yetkiyi vermiştim ama şimdi geri alıyorum. Eğer bunu kabul etsek dahi diğer yüzde 41 bu yetkiyi vermemiştir. Onlara ne hakla emir vermektedirler. Askeri güce sahip oldukları için mi? Bunun cevabı kesinlikle hayırdır. Çok bilgili oldukları için mi? Bir insan ne kadar bilgili olursa olsun, okuma yazma bilmeyen birisine emir veremez, sadece tavsiyede bulunabilir. Evet, Allah’ı yani bu zati velayeti kökten inkâr edenler, bu hukuk felsefesinde şaşkınlık içindedirler.

 

Ateistlerin dışında olanlar ilahi velayeti kabul ederler; yaratıcıyı, Allah’ı kabul ettikleri için zati velayeti kabul ederler. Ama zati velayetin dışında bir de kesbi yani sonradan kazanılan velayet vardır. Bu kesbi, yani sonradan kazanılan velayetler, kulları bu zati velayete ulaştırır. Sonradan kazanılan velayetler, bir zincirin halkaları gibi kulları bu zati velayete bağlarlar. Önemli olan bu zincirin kopmadan insanlara ulaşmasıdır.

 

Kimileri bir yaratıcıyı yani Allah’ı kabul eder, ama Peygamberleri kabul etmeyerek bu zincirin ilk halkasını koparırlar. Peygamberlerin insanlar üzerinde emir verme yetkileri, yani velayetleri vardır. Ama bu velayet zati değil, kesbidir. Peygamberlere bu velayet yetkisini Allah-u Teâlâ vermiştir.Bazıları Allah’ı kabul etmelerine rağmen Peygambere ne gerek var, Allah bizleri yarattı ve bu dünyaya gönderdi; bizlere akıl verdi ki kendinizi idare edin ve yaşayın, gibi sözleri diyerek, ilahi velayet zincirinin ilk halkasını kırarak zati velayetten koparlar. Dolaysıyla amelde Allah’ı kabul edip de peygamberleri inkâr edenlerle kökten Allah’ı inkâr edenler arasında bir fark yoktur.

 

اَلنَّبِىُّ اَوْلٰى بِالْمُؤْمِنٖينَ مِنْ اَنْفُسِهِمْ

 

Peygamber, müminlere kendi canlarından, kendi nefislerinden daha önce gelir.

 

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ اِذَا قَضَى اللّٰهُ وَرَسُولُهُ اَمْرًا اَنْ يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ اَمْرِهِمْ وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا مُبٖينًا

 

“Allah ve Resulü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mümin erkek ve hiçbir mümin kadın için kendiişleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.” (Ahzap/36)

 

Bu ayetler, Allah tarafından bu velayet yetkisinin, yani emir verme yetkisinin Peygamber (s.a.a)’e verildiğini ifade eder.

 

Peygamberimiz (s.a.a) bu velayet zincirinin ilk halkasıdır. Bir sonraki halkası imamettir. Peygamberimiz (s.a.a) Allah-u Teâlâ’nın emri ile bu yetkiyi kendisinden sonra Masum İmamların, 12 İmamların birincisi olan İmam Ali (a.s)’ye vermiştir ve bu zincir 12’nci imama kadar devam etmiştir.

 

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اَطٖيعُوا اللّٰهَ وَاَطٖيعُوا الرَّسُولَ وَاُولِى الْاَمْرِ مِنْكُمْ

 

Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e itaat edin ve sizden olan ulu'l-emre (emir sahiplerine) de” (Nisa / 59)

 

Bu ayet-i kerime de Peygamber (s.a.a)’den sonraki bu velayetin devam ettiğine işaret etmektedir.

 

Bu ana ilahi velayet zincirin yanı sıra bir de Peygamberimiz (s.a.a) kendi zamanında ve diğer İmamlar (a.s) da kendi zamanlarında tali velayet zincirleri oluşturmuşlardır. Peygamberimizi (s.a.a) örnek verecek olursak, o zamanda ulaşım ve iletişim vesileleri günümüzdeki kadar gelişmediği için Müslüman olduğu halde Peygamberimizi göremeyen birçok kimse vardı. Hatta diyebiliriz ki o zamanki Müslümanların yarıdan fazlası Peygamber’i görememişlerdir. Bu yüzden Peygamberimiz, uzakta olan bu kimselere ulaşmak için bazı kimseleri görevlendirerek göndermekteydi. Örneğin Muaz b. Cebel’i Yemen’e göndermiştir. Ama bu görevlendirdiği kimseleri gönderirken boş göndermemiştir; onlara velayet yetkisini vererek göndermiştir. Muaz b. Cebel, Yemen’e gittiğinde Peygamber (s.a.a) tarafından geldiği için ve ondan emir verme ve velayet yetkisini aldığı için Yemen halkı Muaz b. Cebal’e itaat etmek zorundaydı. Ya da Peygamberimiz (s.a.a) Medine’de İslam devletini kurduğunda uzak bölgelere valiler göndermiştir. Bu valiler gittikleri yerde emir vermişlerdir; peki hangi yetkiyle emir vermişlerdir? Peygamber’den aldıkları velayet yetkisiyle görevlendirildikleri bölge halkına emir vermişlerdir.

 

İmam Ali’nin halifeliği zamanında, İmam Ali (a.s), Malik Eşter’i Mısır’a vali olarak göndermiştir. Eli boş değil, velayet yetkisini, emretme yetkisini vererek göndermiştir. Yoksa Malik Eşter’in Mısır halkını idare etmesi mümkün değildir.

Evet, Muaz b. Cebel ve Malik Eşter gibiler de bu ana velayet zincirinin tali halkalarıdır. Peygamberimiz zamanında ve Bütün Masum İmamların zamanlarında bu tali velayet halkaları olmuştur ve bu sayede insanlar, zati velayete bağlanmışlardır. Ehlibeyt Ekolünün velayet anlayışı budur. Ehlibeyt Ekolünün temeli bu esas üzerinedir. Dedik ki kimisi bu velayet zincirinin ilk halkasını koparmaktadır ve bazıları da son halkasını koparmaktadır. Bu zincirin son halkası neresidir. Bütün Masum İmamlar, kendi hayatlarında ve gaybete de çekilmemiş olmalarına rağmen tali velayet halkaları oluşturmaya ihtiyaç duymuşlardır. Çünkü başka türlü bu yolun devamı mümkün değildir. Peki son Masum İmam olan İmam Mehdi (a.f) bu tali velayet halkasını oluşturma ihtiyacı duymamış mıdır? Diğer Masum İmamlar huzur halindeyken böyle bir şeye ihtiyaç duymuşlarsa, İmam Mehdi’nin gaybet döneminde buna ihtiyaç duyması daha önceliklidir, daha elzemdir. Bu yüzden İmam Mehdi (a.f) gaybetinin ilk başlangıcında – Gaybet-i Suğra, yani kısa gaybet – 4 naip dönemini ortaya koymuştur. Bu dört naibin isimleri:

 

1- Ebu Amr, Osman b. Said Amri

 

2- Ebu Cafer, Muhammed b. Osman b. Said Amri

 

3- Ebu-l Kasım, Hüseyin b. Ruh Nevbahti

 

4- Ebu-l Hasan, Ali b. Muhammed Semeri

 

Bakın hiçbir zaman başıboş bırakmıyorlar. Sürekli tali velayet halkasını oluşturuyorlar. Peki, bu kısa gaybet döneminden sonra – 69 yıl sürmüştür – uzun gaybet için hangi tali velayet halkasını oluşturarak Müslümanlara beyan etmiştir?

 

Şeyh Saduk, Men La Yahzaruhu’l Fakih’te şu rivayeti naklediyor:

 

ابن بابویه ( شیخ صدوق)، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عِصَامٍ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ یَعْقُوبَ عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ یَعْقُوبَ قَالَ سَأَلْتُ مُحَمَّدَ بْنَ عُثْمَانَ الْعَمْرِیَّ أَنْ یُوصِلَ لِی کِتَاباً قَدْ سَأَلْتُ فِیهِ عَنْ مَسَائِلَ أَشْکَلَتْ عَلَیَّ فَوَرَدَ التَّوْقِیعُ بِخَطِّ مَوْلَانَا صَاحِبِ الزَّمَانِ ع أَمَّا مَا سَأَلْتَ عَنْهُ أَرْشَدَکَ اللَّهُ وَ ثَبَّتَکَ إِلَى أَنْ قَالَ "وَ أَمَّا الْحَوَادِثُ الْوَاقِعَةُ فَارْجِعُوا فِیهَا إِلَى رُوَاةِ حَدِیثِنَا فَإِنَّهُمْ حُجَّتِی عَلَیْکُمْ وَ أَنَا حُجَّةُ اللَّهِ"       

        

İmam Mehdi (a.f)’ye gaybet-i suğradan sonra karşılaşacakları durumda ne yapacaklarını, kime başvuracaklarını soruyorlar. İmam Mehdi (a.f) şöyle cevap veriyor: “Karşınıza çıkan olaylarda, hadislerimizi nakleden, yani hadislerimiz üzerinde uzmanlaşmış kimselere başvurun. Onlar benim, sizlerin üzerindeki hüccetlerimdir ve ben de Allah’ın hüccetiyim.”

 

Evet, İmam Mehdi (a.f) gaybete çekilirken de bizleri başıboş bırakmıyor ve hadisler konusunda uzmanlaşanları, yani müçtehitleri bizlere vekil olarak bırakıyor. Onlara bu velayet yetkisi veriliyor. Nasıl ki Malik Eşter’e bu yetki verildiyse gaybet dönemindeki müçtehitlere de bu yetki verilmiştir. Yani bu müçtehitlerle Malik Eşter veya Muaz b. Cebel arasında bir fark yoktur.

 

Allah-u Teâlâ bizleri bu velayet zincirinden ayırmasın.   

  

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !