20 Kasım 2018 Salı Saat:
16:24

İlim

19-01-2018 22:07


 

Bismillah

 

Dinimiz İslam ilme, okumaya ve öğrenmeye büyük değer vermiş; ilim öğrenmeyi her Müslüman'a farz kılmıştır.

 

Bu konu ile alakalı olarak Resulullah (saa): ‘’İlim öğrenmek her Müslüman'a farzdır. Haberiniz olsun ki, Allah, ilim öğrencilerini sever.’’ buyurmuştur.

 

İlim konusu o kadar önemlidir ki, insanoğlunu doğru yola ve gerçek saadete ulaştıracak kitabımız Kur'ân-ı Kerîm'in ilk emri bile "İkra!" (Oku!) olmuştur.

 

Hepimizin bildiği gibi bireysel ve toplumsal ilerleme, gelişme ve yükselme ancak ilim tahsil etme ve ilmi öğretme ile gerçekleşebilir.

 

Resulullah (saa) bir hadisinde: "İlim talep eden kimse gündüzleri oruç tutan, geceleri ise ibadet eden kimse gibidir. İlmin bir babını öğrenen kimse için bu ilim Ebu Kubays Dağı kadar altını olup da Allah yolunda infak etmesinden daha hayırlıdır.’’ diye buyurmuştur.

 

İlim öğrenmek ve öğretmek insanı yücelten bir fazilettir. Yüce Yaratan Allah: ‘’… hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?’’ (Zümer/9)  diyerek öğrenmenin ve bilmenin ne kadar önemli olduğunu ve üstünlüğünü vurgulamıştır.

 

Hak ile batılı birbirinden ayırmanın en önemli vasıtası yine ilimdir. İlmin artması insan için bir yük değil, aksine İnsanı yücelten bir fazilettir. Vücudun gıdası yemek-içmek olduğu gibi, ruhun gıdası ise ilim ve hikmettir. İlim ve hikmetten mahrum olan ruh ölüme mahkûmdur.

 

Hadis-i şerifte buyrulduğu gibi: ‘’İlim serveti mal servetinden üstündür. Mal sarf etmekle azalır, ilimse sarf ettikçe çoğalır.’’ Çünkü ilim bitip tükenmeyen büyük bir hazinedir.

 

İmam Cafer-i Sadık (as) şöyle buyurmuştur: 

     

‘’İlim öğrenin, onu yumuşak huylulukla ve ağır başlılıkla süsleyin. İlim öğrettiğiniz kimselere karşı mütevazı olun. İlim öğrenmek istediğiniz karşısında da mütevazı olun. Sakın zorba alimlerden olmayın, aksi taktirde batıl özellikleriniz hak özelliklerinizi yok eder.’’

 

Her türlü kötülüğün, batıl inanç ve sapık düşüncelerin, hatta şirkin ve küfrün gerçek sebebi cehalettir. Cehalet ise ancak ilim sahibi alimler vasıtası ile ortadan kaldırılabilir. Hal böyle olunca ilmi öğrenmek farz olduğu gibi, İlmi İsteyene öğretmekte farzdır.

 

Alimler diriye, cahiller ölüye benzerler. Alimlerin cahillere gerekli ilmi öğretmeleri ise farzdır.

 

İmam Ali (as): ‘Allah, Alimlerden ilmi cahillere dağıtmalarına ilişkin söz almadan, cahillerden ilim öğrenmeye ilişkin bir söz almamıştır. Çünkü ilim, cehaletten öncedir.’’ buyurarak Alimlerin öğrendikleri ilimlerini cahillere öğretmeleri faziletini vurgulamıştır.

 

İmam Muhammed Bakır (as) ise ilmi öğretme ile alakalı olarak: ‘’İlmin zekâtı: Onu, Allah'ın kullarına öğretmendir.’’ diye buyurmuştur.  Bu hadisten açıkça anlıyoruz ki, ilim sahiplerinin ilimlerini bilmeyenlere öğretmelerinin gerekliliğini bildirmiştir.

 

Allah iman edenlerin ve imanlarının gereğini yerine getirenlerin derecelerini yükseltir. Onları dünyada başarı sahibi kılar, Ahirette de cennetteki makamlarını yüceltir. İlim ile meşgul olan ve öğrendiklerinin gereğini yerine getiren Alimleri de üstün derecelere ve makamlara kavuşturur.

 

Alim ve Fakihin kim olduğunu ise Emir’ül Mü’minin Ali (as) bir hadis şöyle buyurmuştur:

 

‘’Size gerçek fakihin kim olduğunu haber vereyim mi?

- İnsanların ümitlerini Allah'ın rahmetinden kesmeyen.

- Allah'ın azabından emin olmamalarını sağlayan.

- Allah'a isyan anlamına gelen fiilleri işlemelerine ruhsat vermeyen.

- Kur'ân'ın bir kenara bırakılıp başka kitaplara yönelmelerine neden olmayan kimsedir.

Haberiniz olsun! Anlaşılmayan ilimde hayır yoktur. Haberiniz olsun! Düşünülmeyen okumada hayır yoktur. Haberiniz olsun! Tefekkürden yoksun ibadette hayır yoktur.''

 

Rivayet edilmiştir ki:

 

"İsa  (as) şöyle demiştir: ‘’Ey Havariler topluluğu! Sizden bir isteğim var.''

Dediler ki: İsteğin yerine getirilecektir, ey Ruhullah!

İsa (as) yerinden kalktı ve onların ayaklarını yıkadı.

Dediler ki: Bunu bizim yapmamız daha yerinde olurdu ey Ruhullah!

İsa Mesih (as) şöyle dedi: ‘’İnsanlar içinde hizmet etmeye en çok hakkı olanlar alimlerdir. Bu şekilde tevazu gösterdim ki, siz de benden sonra insanlar arasında bu şekilde tevazu gösteresiniz.’’

 

Sonra İsa (as) şöyle dedi: ‘’Hikmet binası tevazu ile kurulur, kibirle değil. Nitekim ekinler de düz arazilerde yeşerirler, sarp dağlarda değil.’’

 

Rivayetlerde ilim ehli ile oturup kalkmak çokça tavsiye edilmiş bunun insanı kurtuluşa götürecek rahmet kapısı olduğu belirtilmiştir.

 

Lokman Hekim (as), oğluna şöyle dediği rivayet edilmiştir:

 

‘’Ey Oğul! Arkadaşlarını basiret gözünle seç. Eğer bir topluluğun Allah Celle ve Azze'yi andıklarını görürsen, onlarla birlikte otur. Eğer alimsen ilmin sana yararlı olur, şayet cahilsen onlar sana ilim öğretirler. Umulur ki Allah, onları rahmetinin gölgesine alır ve seni de onlarla birlikte rahmetinin kapsamına sokar.

Şayet Allah'ı anmayan bir topluluk görürsen, onlarla birlikte oturma. Eğer alimsen onlarla birlikte oturmandan dolayı ilmin sana fayda vermez. Şayet cahilsen cehaletini artırırlar. Bakarsın Allah azabıyla onları gölgeler de bu azap, seni de kapsamına alır.’’

 

Diyerek oğluna ve insanlığa Allah’ı hatırlatan kimseyle oturmayı ve Allah’tan uzaklaştıracak kimselerden ve sohbetlerden uzak durmayı öğütlemiştir.

 

Ve başka bir rivayette ise Havariler, İsa'ya (as): "Kiminle oturup kalkalım?" diye sordular.

 

‘’Gördüğünüzde size Allah'ı hatırlatan, konuştuğunda size bilgi öğreten ve amelleriyle sizi ahirete teşvik eden kimseyle oturup kalkın.’’ diye buyurmuştur.

 

İlmi konuları konuşmak ve müzakere etmek, onlar hakkında konuşmak pas tutan kalpleri temizlediğini Resulullah (saa) aşağıdaki hadisinde çok güzel bir şekilde bizlere bildirmiştir:

 

‘’Müzakere edin, karşılaştırma yapın ve konuşun; çünkü konuşmak kalplerin cilasıdır. Kalpler de tıpkı kılıç gibi pas tutarlar. Kalplerin cilası konuşmaktır.’’

 

İmam Sadık (as) bir hadisinde ilim örenmenin yöntemini bize en güzel şekilde öğretmiştir. İmam (as) buyurmuştur ki:

 

‘’Bu ilmin kapısında bir kilit vardır, anahtarı da sormaktır.’’

 

Yine İmam Cafer-i Sadık (as) konuyla ilgili şöyle buyurmuştur:

 

‘’Mü'minlerden hiç kimsenin ölümü, bir fakihin ölümü kadar İblis'i sevindirmez.’’

 

‘’Fakih bir mü'min öldüğü zaman, İslâm'da artık kapatılamayacak bir gedik açılır.’’

 

Unutmamak gerekir ki, bir mü'minin Allah hakkındaki ilmi ne kadar ileri derecede ve mükemmel olursa, Allah'a karşı imanı da o kadar ileri ve mükemmel olur. Maddi ve manevi kirlerden kendilerini temizler ve kötülüklerin her çeşidinden korunurlar. Buna mukabil takvası ve emelleri de gittikçe güzelleşir Allah katında üstün makamlara ulaşır.

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
  • İmam   30-01-2018 13:12

    Allah râzı olsun.

  • H.mikail Aras    20-01-2018 23:34

    Selaminelekum Allah razi olsun ins amin cok guzel tesekur ederim