18 Ocak 2021 Pazartesi Saat:
03:53
11-12-2020
  

İlkel Dinler Üzerine

Büyücüler hastaları iyileştirmek için de kendi güçlerinden faydalanmaktaydılar. Bu tür büyücüler genellikle “Şaman” (Shaman) olarak adlandırılmaktaydılar.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

İlkel İnsanın Dini

 

Beşeri bilimler araştırmacılarına göre, dinin var olan ilk alamet ve tezahürleri tabiata tapma meyillidir. Bu eğilimin örnekleri hâlihazırda dünyanın uzak bölgelerinde, ilkel insanların arasında görülmektedir. Bu eğilimde, doğa güçlerini dizginlemek amacıyla, bu güçlere saygı gösterip, onlardan lütuf ve ihsan talebinde bulunmak gerekir. Günümüz dünyasında yaşayan ilkel insanların bir takım dini törenleri vardır ve bu ayinlerde oldukça ilginç elbiseler giyilir, yüzlere maskeler takılır ve ritmik hareketler eşliğinde tabiri caizse dans edilir. Burada doğa güçlerinden yardım istenmektedir. Örneğin bulutlara düzenli yağmur yağdırmasını, nehirlere uygun bir şekilde, taşkınlık yapmadan kendilerini doyurmasını, toprağa da sebze-meyve yetiştirmesini söylerler. Tarla ve ağaçlardan daha iyi ve fazla mahsul vermesini isterler.[1]

 

İlkel Dinlerin Ortak Unsurları

 

Her ne kadar ilkel dinlerin dünyanın çeşitli uzak noktalarına dağıldığı ve onlar arasında hiçbir irtibatın mümkün olmadığı düşünülse de, ilginç olan bir şey vardır o da bu dinlerin birbirine benzer inançlarının olmasıdır. İlkel dinler arasındaki bazı ortak unsurlar şöyledir:

 

Tanrı ve Tanrılar

 

Tarih, Allah-u Teâlâ’ya şirk koşmanın çok eskiye dayandığını ve beşeriyetin sürekli ona duçar olduğunu göstermektedir. Günümüzde de yine dünyanın yaklaşık yarısından çoğunun; Hinduizm, Caynizm, Budizm ve Şinto ve diğer dinler olmak üzere putlara tapmakta olduğu görülmektedir. Sosyologlar şirk döneminin, tevhit döneminden önceye dayandığını savunmaktadırlar. Ancak tevhit dininin takipçileri bu varsayıma şiddetle karşı çıkmakta ve şirki tevhitten sapma olarak bilmektedirler.

 

Bazı dinlerin iddialarına göre, tarihte tanrılar insana birçok kez görülmüş ve putlar da onların sembolleri olarak yapılmıştır. Bu tür dinler, Allah resullerine (as) inanmamaktadırlar.

 

İbrahim (as) dininin takipçileri, özellikle de Müslümanlar, putperestliği çok çirkin ve utanç verici bir iş olarak gördüklerinden, ülkemizin bazı bilim adamları, Hindu ve Budistlerin Shiva, Vişnu, Krişna ve Buda heykellerine karşı olan tutumlarını putperestlik dairesinden dışarıda tutma çabası içine girmişlerdir. Gerçek şu ki, bu konunun ispatı veya reddi, teoloji ilmine aittir ve dinler ilmiyle hiçbir bağlantısı yoktur. Ancak bu bilim adamlarının iddiaları oldukça fazla dillendiğinden şunu hatırlatmakta fayda görüyoruz; Hindu ve Budistlerin heykellerine karşı davranışlarının, Hicaz’da cahiliyet dönemindeki putperestlerin kendi putlarına karşı göstermiş oldukları tutumlarla, mahiyet ve öz olarak hiçbir farkı yoktur. Her iki durumda da cansız heykellerden talepte bulunulmaktadır.

 

Atalara Tapma

 

Ölümden korkmak, ilkel toplumlarda bir takım inançları ortaya çıkarmıştır. O toplumlar arasında ölülerin canlılarla irtibatı olduğu inancı vardı. Bazı insanlar ölülerin geri dönmesinden korkmuş ve geri dönmelerini engellemek amacıyla ölüleri tamamen iple bağlayıp, kabirlerini sağlamlaştırmışlardır. İlerleyen dönemlerde ölülerden korkma konusu gitgide onlara saygıyı beraberinde getirmiş ve sonunda da atalara tapınmaya dönüşmüştür. Nitekim çeşitli dönemlerde dünyanın tümünde bu durum hâkim olmuştur. Şimdi bu bahsi geçen olayın kalıntıları Japon topraklarında göze çarpmaktadır. Bu putlar bazı yerlerde kendi atalarının heykelleri şeklindedir.

 

Büyü

 

İlkel dinlerdeki büyü, bizim düşünce ve hayatımızda olandan çok farklıdır. O dinlerdeki büyü, tabiat güçlerinden gönül alma ve yardım isteme için düzenlenen törenlerden ibarettir. Bu törenlerde bir büyücü görev almakta ve o ayinin önderliğini üstlenmekteydi. İlkel toplumlarda ilim ve bilgi söz konusu olmadığı için bu kişiler de diğerlerinden pek fazla bir şey bilmemektedirler. Yalnızca bütün herkesin bu şahsılarda bir takım güçlerin varlığına olan inancı onları diğerlerinden üstün kılmıştır.

 

Büyücüler hastaları iyileştirmek için de kendi güçlerinden faydalanmaktaydılar. Bu tür büyücüler genellikle “Şaman” (Shaman) olarak adlandırılmaktaydılar.

 

Öte yandan Büyücüler, nefsanî riyazetler yaparak çoğu zaman kendi bedenlerinde bir takım nişaneler meydana getirmekte ve bazı durumlarda kendilerini kısırlaştırmaktaydılar.

 

Kurban

 

Dünyanın bütün kavimleri arasında tanrı ve tanrıların gazabını dindirmek için bir takım çeşitli kurbanlar belirlenmiştir. Bu kurban, bir miktar su veya şarap dökmekten, bitki ve mahsullerin hediye edilmesine kadar, hayvanların, çocukların ve yetişkinlerin kesilmesini ve yine çocukların ateşe atılmasını kapsamaktaydı. Bu dinlere mensup insanlar bazı zamanlarda toplum nüfusunun azalmaması için kurban elde etmek amacıyla diğer topraklara saldırılarda bulunmaktaydılar. Bu saldırılarda esirler alarak daha sonra onları kendi tanrıları uğrunda kurban ediyorlardı.

 

İffet kurbanlığı yani; putlarına saygı amacıyla fuhuşa kalkışmak (Hierodouleia) çeşitli kavimler arasında oldukça yaygındı. Şu anda da Hindu kadınları arasında Vişnu mabedinde saçlarını tıraş ederek kendi güzelliklerini o puta hediye ediyorlar.

 

Toprağa bir yudum içki dökmek (libation) sürekli şarap içme geleneğinden olup, şimdiki Tevrat’ta (Çıkış, 29:41) ve şiirlerde buna değinilmiştir;

 

“Eğer şarap içersen bir damla da yere dök,
Faydası olan günahtan başkasına korku yok.”

                                                                                              Şirazlı Hafız

 

Sonraki dönemlerde insanın kurban edilmesi geleneği ortadan kalkmış ve kurban sadece hayvanlarla sınırlandırılmıştır. Ancak insanın kurban edilmesinin örnekleri yakın dönemlere kadar vardı. Ülke kanunlarının böyle bir şeye izin vermediği günümüz dünyasında bile bazen haberlerde Hindistan’ın köylerinde veya diğer bölgelerden bir putperestin gözlerden ırak bir yerde kendi evladını putun önünde kurban ettiğini veya kurban etme girişiminde bulunduğunu ama diğerlerinin bu işe engel olduğunu duymaktayız. Elbette her ne kadar bu suçun failleri asrımızda yakalanıp cezalandırılmaktadır ama geçmiş zamanlarda onlar bu işlerinden dolayı takdir edilmekteydiler.

 

Dinler bilimi açısından iki şey evlatların kurban edilmesinin yerini almıştır: Birisi çocukların sünnet edilmesi ve diğeri ise hayvanların kurban edilmesidir. İbrahimî dinlerde bu iki dinî ibadetin temeli Hz. İbrahim’e (as) nispet verilmektedir.

 

Totem

 

İlkel dinlerde Totem, kabileyi koruyan alametlerden ibarettir. O alametin bir tür hayvan, bitki veya cansız olması mümkündür. Çeşitli kavimler arasında farklı hayvanların saygınlığı vardır. Bazen onların resimlerini ülke bayrakları üzerinde de görmekteyiz.

 

Milletler tarihine baktığımızda Afrika’da aslana, Hindistan’da kaplana ve ineğe, Yunanistan ve Mısır’da boğaya, Afrika ve İskandinavya’da ineğe, Hindistan’ın güneyinde mandaya ve Avustralya’da kanguruya tapıldığını gözlemlediğimizde bu hayvanların o kavimlerin Totem’i olduğunu anlıyoruz. Şu anda dahi yılan ve güvercinin birçok milletlerde mukaddes ve kutlu sayılması devam etmektedir. “Totem”kelimesi Amerikan yerlileri olan kızıl derililerin dilinden alınmıştır.

 

Tabu

 

Tabu, bir kabilenin evlilik ve beslenme kanunları gibi yasaklarından ibarettir. Bir kabilenin sadece kabile içerisinden olan fertlerle evliliği caiz ve kabile dışından olan kimseler ile evliliği haram bilmesi ve tam tersi mümkündür. Bu durumda, kabilenin fertleri eş bulmak için diğer kabilelerin peşine gitmeleri gerekir. Beslenme tabusu veya yasakları, bazı kabilelerde kişilerin kendi yemeklerini yalnızca kendi başlarına hazırlamalarını gerektirmekte ve yalnız yemelerini icap etmektedir. “Tabu”sözcüğü Polinezya yarım adalarındaki ilkel kavimlerin dillerinden gelmektedir.

 

Mana

 

İlkel dinler bazı şeylerin özel güce sahip olduğuna inanmaktadırlar. Bu yüzden onlara ayrı bir ilgileri vardır. Bazen bir taş, bir ağaç, bir tahta veya bir hayvanın özel olarak algılanması, ondan yardım talebinde bulunulması, onun kutsanması mümkündür. Bu şeyler “Mana”olarak adlandırılmaktadır. Bu düşüncenin kalıntıları ilerlemiş dinlerde de görülmektedir. Mana sözcüğü de yine Polinezya yarım adalarındaki ilkel kavimlerin dillerinden gelmektedir.

 

Animizm

 

Geçmiş kavimlerin birçoğunun dini, canlıcılık (Animizm) idi. Bu dine göre doğadaki her şeyin ruhu vardır. Onlardan faydalanmak için onlara duada, teşekkürde ve övgüde bulunmak gerekir. Yere, göğe ve gök cisimlerine, ateşe, şimşeğe, yıldırıma, buluta, denize, nehre, tufana, ormana, bitkilere ve hayvanlara, özellikle de inek, kobraya yine kabilenin Totem’ine, atalar, şeytan ve cin gibi (onlara göre bizden üstün olan!) büyüklerin ruhuna tapmak, tehlikeli varlıkların gönlünü almak eski kavimler arasında oldukça yaygındı.[2]

 

Canlıcılar, tabiatın şuur sahibi ve antropomorfik olduğuna inanmaktadırlar ve sanki tabiat bu işlerin etkisi altında kalacakmışçasına ona dua ve yakarışta bulunmakta ve onun için kurbanlık sunmaktadırlar. Bu yönelişlerin kalıntıları bazı dinlerde özellikle de Hinduizm’de ve günümüzde de görülmektedir. Bazı putlar doğa güçlerinin simgeleridir.

 

 

 

 

 


[1]     Son zamanlarda uzak bölgelerdeki yarımadalarda yaşayan yerliler devasa yük gemilerini gördüklerinde (ki bazen yüklerinden bir kısmı suya düşüp, sürüklenerek sahile vurduğunda) bu eşyaların bazı kavimlerin ataları tarafından onlar için gönderildiğini düşünüyorlardı. Aynı şekilde bir gün kendi sıralarının da geleceğine inanmaktalar. Bu işin hızlanması için yük (Cargo Cults) diye adlandırılan törenleri vardı. Onlardan bazıları bu nimetlere ulaşmak için ambarlar yapıyor ve bazen etleri yenen hayvanlarını yok ediyorlardı.

[2]     Kuran-ı Kerim’de, cine tapmaya yöneliş ve bazı cahil kimselerin onlara sığınması hususu şiddetle kınanmıştır: En’am/100, Sebe/41, Cin/6.

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler