14 Ağustos 2020 Cuma Saat:
11:54
09-07-2020
  

İmam Ali’ye Göre Yönetici Nasıl Olmalıdır?

Beka için en önemli konulardan birisi devlet idarecilerini denetlemek ve sürekli kontrol etmektir.

Facebook da Paylaş

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Dr. Abbas Şefiî

 

 

 

Hz. Ali (a.s) kişilerin, özellikle hükümet idarecilerinin yaptıklarını gözlemleyip kontrol etmenin zarureti üzerinde çok duruyordu. Üst düzey hükümet idarecilerine, kendilerine bağlı çalışanları gözlemlemelerini emrediyordu. Kendisi de böyle yapıyordu. İdarecilerini gözlemliyor, kuvvetli yönlerini ve zaaf noktalarını öğrenmeye çalışıyor, kuvvetli yönlerini güçlendirmeye, zaaflarını yok etmeye çalışıyordu. Bu bölümde Emiru’l-Muminin’in (a.s) idarecilerini kontrol etmesiyle ve onların istenmeyen davranışlarını ve amellerini ıslah etmeye çalışmasıyla ilgili bazı örnekler verilmeye çalışılacaktır.

 

Şerih bin Haris Kindî, yıllarca kadılık yapmış, eski ve tanınmış kadılardandı. Şerih, Hz. Ali’nin (a.s) hilafeti zamanında Kufe şehrinde kadılık yapıyordu. Nakledilir ki Şerih, İmam’ın hükümeti zamanında, 80 dinar kıymetinde bir ev satın aldı. Bu haber Hz. Ali’ye (a.s) ulaştığında Şerih’i yanına çağırarak şöyle buyurdu: “Bana gelen habere göre 80 dinara bir ev almışsın, bunun için bir senet yazmış ve buna birilerini şahit tutmuşsun?” Şerih dedi ki: “Dediğiniz gibidir ey Emiru’l-Muminin!” İmam (a.s) ona öfkeli bir şekilde baktı ve şöyle buyurdu: “Ey Şerih! Bil ki çok yakında birisi senin yanına gelecek, ne senedine bakacak, ne de şahitlerine soracak, seni evinden çıkararak yalnız ve eli boş kabrine teslim edecek. Öyleyse ey Şerih! Sakın ola, bu evi kendi malından gayrısıyla almış olmayasın veya parasını helal olmayan yollardan edinmiş olmayasın! Yoksa, dünyanı ve ahiretini ziyan etmiş olursun.”

 

İmam yine şöyle buyurdu: “Eğer bu evi satın alırken benim yanıma gelseydin, senin için öyle bir senet yazardım ki, bu evi bir dirheme bile satın almak istemezdin. O senet şöyle olurdu: Bu evi aşağılık bir kul, mezara doğru gitmekte olan bir ölüden satın almıştır. Ondan, geçici olanların yerleştiği, aldatıcı evlerden birini almıştır. Bu ev dört taraftan, şu dört duvar içinde yer almaktadır: Birinci duvar, zorlukların ve belaların pusuda olmasıdır. İkinci duvar musibetlerin birbirinin yerini almasıdır. Üçüncü duvar mahveden hevestir. Dördüncü duvar yoldan çıkaran şeytandır ve evin kapısı dördüncüye açılır. Bu aldanmış haris, (bu evi) ecelin kendisini yerinden söktüğü bir kimseden, yücelik kaynağı olan kanaatten uzaklaşma ve zillet ve aşağılığa düşme pahasına satın almıştır. Öyleyse bu alışverişte olabilecek her türlü eksiklik ve zarar padişahların cesetlerini çürüten, cabbarların canını alan, Kisra, Kayser, Teb ve Hamir gibi firavunların saltanatını yok edenin uhdesindedir. Bir sürü mal biriktirdiler, üzerine eklediler, saraylar yaptılar, sonra onu sağlamlaştırıp süslediler, yığıp topladılar ve kendi çocuklarına bıraktıklarını zannettiler, ama onların hepsi ilahi hesaba çekilecekler, ödül ve ceza yerine sürülecekler. Orada hüküm verilip biter ve günahkârlar zarar eder. Heva, heves ve dünya bağlarından kurtulmak şartıyla, bu senede, akıl şahitlik etmektedir.”[1]

 

Ziyad bin Ebih, Hz. Ali’nin (a.s) idarecilerinden biriydi. İmam, topladığı malları ve vergileri, alması için ona bir elçi yolladı. Ziyad yanındakileri elçiye verdi ve şöyle dedi: “Kürtler vergilerini ödemediler, ben de onlara hoşgörülü davranıyorum. Bu konudan Emiru’l-Muminin’e bahsetme, çünkü benim kusurum olduğunu düşünür.” Emiru’l-Muminin’in (a.s) elçisi, Ziyad’ın sözlerini bildirdi. İmam, Ziyad’a yolladığı mektubunda şunları yazdı:

 

“Yolladığım elçi, Kürtler hakkındaki sözlerini ve bunu benden sakladığını bana söyledi. Sen kendin, onun bana söyleyeceğini biliyordun, o yüzden söyledin. Ben de Allah Teâlâ’ya yemin ediyorum, gerçek bir yemin ki eğer bana Müslümanların servetine az veya çok hıyanet ettiğine dair bir haber gelirse, seni öyle zorlarım ki eli boş kalır, aileni geçindiremez hale gelir, aşağılık ve perişan bir duruma düşersin!”[2]

 

Hz. Ali’nin (a.s) mektubundan anladığımız kadarıyla Ziyad bin Ebih vergilerin bir kısmını elinde tutmayı, İmam’a göndermemeyi istiyordu. Bu yüzden değişik bir kurnazlıkla İmam’ın elçisine Kürtlerden bazılarının itaat etmeyerek vergilerini ödemediklerini söyledi. Oysa Ziyad, vergileri toplama hususunda çok dakikti. Hatta alması gereken vergiyi, halktan zorla alıyordu. Hz. Ali (a.s) başka bir yerde, halktan zorla vergi almayı men ederek şöyle buyuruyor:

 

“Adaletli ol ve zor kullanmaktan ve zulümden uzak dur. Zira zor kullanmak ve baskı, halkın kendi diyarını terk etmesine sebep olur ve zulüm, halkı kılıca ve kıyama çağırır.”[3]

 

Diğer bir örnek de şudur: Ziyad, Basra’da Abbas’ın yerine geçince Emiru’l-Muminin Ali (a.s) kölelerinden Sa’d adlı birisini Ziyad’ın yanına yolladı. İmam’ın yolladığı bu kişi Basra’dan dönüp bölgeyle ve idarecilerin yaptıklarıyla ilgili bilgileri ve haberleri kendisine iletince İmam, Ziyad’a bir mektup yazdı. Mektubun bir bölümü şöyledir:

 

“Elçimin söylediğine göre sen, rengârenk yemekleri aynı gün içinde yiyor, her gün kendini süsleyip tedhin (yağ ve koku kullanmak) yapıyormuşsun! Ne olurdu, gündüzleri Allah için oruç tutsaydın ve elinde olanlardan bir kısmını sadaka verseydin, nitekim bunlardan hesap sorulacak? Yemeğini her zaman sade yeseydin? Zira sade yaşam, salihlerin şiarıdır. Acaba nimetlere dalmışken ve onları komşu, miskin, zayıf, fakir, dul ve yetimlere vermek yerine, kendine ayırmışken sadaka verenlerin sevabından sana da verileceğine dair ümidin var mı?

 

Bana senin iyiler gibi konuştuğunu, ama günahkârlar gibi davrandığını söyledi! Eğer böyle davranırsan kendi nefsine zulmeder ve kendi amelini zayi edersin. Öyleyse, Rabbine dönüp tövbe et ki amelini düzeltsin. Yaptığın işte orta yolu izle. Malının fazlalığını ihtiyaç duyacağın gün için Rabbine yolla. Gün aşırı, aralıklı olarak tedhin yap. Zira Allah Resulünden –Allah’ın selamı ona ve ailesine olsun- şöyle buyurduğunu duydum: Aralıklı tedhin yapın, her gün tedhin yapmayın.”[4]

 

Diğer örnek, Hz. Ali’nin (a.s) dostlarından, has Şialarından ve sırdaşlarından biri olan Kumeyl bin Ziyad Neh’î hakkındadır. Hz. Ali’nin (a.s) kendisine öğrettiği meşhur Kumeyl duası, Kumeyl’in onun nezdindeki manevî konumunu göstermektedir. Kumeyl, Hz. Ali’nin (a.s) Hit şehrindeki idarecisiyken zaaf göstermişti. Zira Muaviye’nin askerleri Irak etrafında kargaşa çıkarıyorlar, Kumeyl onlara karşı duramıyordu. Bu zaafını Muaviye’nin sultası altında bulunan yerlere, örneğin Karkisiya ve etrafına saldırarak telafi etmeye çalışıyordu. Hz. Ali (a.s) Kumeyl’in bu zayıf ve yanlış hareketinden rahatsız oldu. Bir mektup yazarak onu kınadı ve bunu yapmaktan men etti:

 

“İnsanın uhdesindeki işleri yaparken gösterdiği zaaf ve mesuliyetinde olmayan bir iş üzerinde ayak diremesi açık bir güçsüzlüğün ve viran eden düşüncenin göstergesidir. Senin Karkisiya halkını yağmalama girişimin, buna mukabil seni görevlendirdiğimiz Kahta sınırlarını korumaman –orayı koruyacak ve düşman ordularını sınırlardan uzaklaştıracak kimsenin olmaması- yanlış bir düşüncedir.

 

Sen orada düşmanlarının üzerinden geçip dostlarına saldırdığı bir köprü olmuşsun. Ne seninle savaşacakları bir kudretin var, ne senden korkup kaçacakları bir heybetin var. Ne bir sınırı koruyabiliyorsun, ne düşmanın gücünü dağıtabiliyorsun. Ne diyarının ihtiyaçlarını karşılayabiliyorsun, ne emirini memnun edebiliyorsun.”[5]

 

Diğer bir örnek, Hz. Ali’nin (a.s) yakın dostlarından ve danışmanlarından biri olan, muhtelif siyasî ve toplumsal meselelerle ilgili görüşlerini ona bildiren Abdullah bin Abbas’la ilgilidir. İbn Abbas, Cemel Savaşı’ndan sonra Basra valiliğine atandı, hicrî 40 yılına kadar da bu mevkide kaldı. Basra idarecisi olarak vazife yaptığı 4 küsür yıldan sonra, şehri kontrol etmek ve bir hıyaneti ve ayaklanmayı önlemek amacıyla halka, özellikle de Benî Temim kabilesi efradına zorluk çıkarıyordu. Zira onlar, Cemel Savaşı’nda Aişe’nin dostları tarafındaydılar.

 

Hz. Ali (a.s) idarecilerinin yaptıklarına hassas olduğundan, onların muhtemel zulmünü önlemek amacıyla her zaman onların yaptıklarını gözlemliyor, üsluplarını araştırıyordu. Abdullah bin Abbas’ın halka zorluk çıkardığından ve hoşgörülü davranmadığından haberdar oldu ve yazdığı mektupta onu Basra halkına, özellikle de Benî Temîm kabilesine kötü davranmaktan men etti. Bu mektubun bir bölümü şöyledir:

 

“Bil ki Basra, Şeytan’ın indiği ve fitnelerin ekildiği yerdir. Halka iyi davran ve kalplerindeki vahşet düğümünü çöz. Senin Benî Temîm’e karşı huşunetle ve kötü davrandığın haberi bana ulaştı. Benî Temîm (güçlü erkeklerdir) ki ne zaman onlardan (dilaver) bir yıldız batsa, onun yerine başka bir yıldız parlamıştır. Savaşta ve kan davasında –İslam’da bile- kimse onların önüne geçememiştir. Onların akrabalık bağları ve yakınlıkları vardır. Onlarla olan sıla-i rahimin ve bağın ödülü, onlarla bağı koparmanın cezası vardır. Öyleyse ey Eba Abbas! Allah seni iyi etsin ve kendi elinle zararına sebep olacak kötülükte sana rahmet etsin! Hoşgörülü ol. Zira biz söz ve amelde ortağız (sen benim vekilim olarak orada hüküm sürüyorsun). Öyle ol ki sana karşı iyi zan besleyeyim ve senin hakkındaki görüşüm değişmesin.”[6]

 

Diğer bir örnek de Abdullah bin Abbas’la ilgilidir. İbn Abbas Basra’daki idarecilik döneminin sonlarında, oranın beytülmalinden bazı mallar alarak, Mekke’ye kaçtı. Hz. Ali (a.s) bu olayı duyunca İbn Abbas’a bir mektup yazarak bu yaptığının ilahi gazaba yol açtığı ve de emanete hıyanet, imama itaatsizlik ve Müslümanlara ihanet olduğu uyarısında bulundu. Ondan girdi ve çıktılarla ilgili tam ve dakik bir hesap yapıp kendisine yollamasını istedi. İbn Abbas Basra mallarının dakik hesabını yollamaktan kaçındı ve kısa bir mektupla Emiru’l-Muminin’e (a.s) ulaşan haberleri yalanladı. İbn Abbas, hakkındaki haberleri yalanlayıp İmam’ın (a.s) isteğine müspet cevap vermeye yanaşmayınca, İmam ona başka bir mektup yazdı:

 

“Cizyeden aldıklarının nereden geldiğini ve onları nerede harcadığını bana söylemeden seni bırakmam mümkün değil. Seni emin bilerek koruman için sana emanet ettiğim şey hususunda Allah’tan kork. Zira senin topladığın mallar ve varlıklar azdır, ama onun sonuçları ve tesirleri vahim ve viran edicidir; hiçbir şekilde yok olmaz.”[7]

 

Hz. Ali’nin (a.s) idarecilerinin yaptıklarını gözlemleme konusuna özel ihtimam gösterdiğine dair bir diğer örnek, İstehr valisi Munzur bin Carud Abdî’ye karşı tavrıdır. Munzur beytülmale hıyanet etmiş ve büyük bir miktarını zimmetine geçirmişti. Emiru’l-Muminin (a.s) bu mevzudan haberdar olunca gönderdiği mektupta şöyle yazdı:

 

 “Babanın iyiliği beni aldattı. Eğer nefsinin hevasına itaati bırakmazsan, bu benim yanımda aşağılanmana sebep olacak. Şimdi bana, senin çoğu zaman kendi işini bırakarak eğlence peşine gittiğin haberi geldi. Avcılık yapıyor, köpeklerle oynuyormuşsun. Yemin ediyorum ki eğer bunlar doğruysa kesinlikle seni bu yaptıkların için cezalandırırız, akrabalarından olan cahil insanlar senden daha iyi olurlar. Öyleyse mektubu okuduğunda yanıma gel!”[8]

 

Munzur, Hz. Ali’nin (a.s) mektubunu aldıktan sonra Kufe’ye geldi. İmam onu azletti ve zimmetine geçirdiği meblağı beytülmale iade etmesini emretti.

 

Başka bir örnek, Azerbaycan idarecisi Eş’as bin Kays’ın olayıdır. Emiru’l-Muminin (a.s) Ziyad bin Merheb Hemedanî aracılığıyla ona bir mektup yolladı. Mektubun bir bölümü şöyledir:

 

“Bil ki iş (makam ve valilik) rızık ve ekmek-su vesilesi değil, boynunda olan bir emanettir ve sen, senin üstünde olana karşı mesulsün. Halka istibdat uygulamaya, istediğin gibi davranmaya ve emir almadan önemli bir işe başlamaya hakkın yoktur! Elinde olan Allah Teâlâ’nın servetlerinden bir kısım mallardır. Sen ise onları bana iletecek olan bir hazinedarsın. Senin en kötü idarecim olmadığını ümit ediyorum!”[9]

 

 İmam (a.s) bu mektupta Eş’as’ın dikkatini, idareciliğin üstlenilen bir emanet olduğuna, Müslümanların veliyyi emrine hesap vermek zorunda olduğuna, yaptıklarının onun keskin gözlerinden gizli kalmadığına ve idarecilerinin yaptıklarını izlediğine çekiyor. Emiru’l-Muminin’in (a.s) bu mektubu okunduğunda Eş’as görünürde ve halkın arasında olumsuz bir tepki vermedi. Lâkin evine gittiğinde dostlarını çağırdı ve şöyle dedi: “Ali’nin mektubu beni korkuttu. O, Azerbaycan mallarını benden almak istiyor. Ben Muaviye’ye bağlanmayı düşünüyorum.” Dostları, bunu yapmasına engel oldular ve bu işin onun faydasına olmayacağını düşündüler. Emiru’l-Muminin (a.s) Eş’as’ın Muaviye’ye bağlanacağına dair sözlerinden haberdar olunca ona başka bir mektup yazdı. Onu kınadıktan sonra, Kufe’ye gelmesini emretti. Bu kez İmam (a.s), mektubu Eş’as’ın kabilesinden olan Hucr bin Adiyy Kindî vasıtasıyla Eş’as’a yolladı. Hucr, Eş’as’ın yanına varıp mektubu verince, onu ayıpladı ve şöyle dedi: “Kendi kavmini, halkını ve Emiru’l-Muminin’i bırakıp Şam ehline mi katılacaksın?” Eş’as Hucr ile beraber Kufe’ye gitti. Onun mallarını Hz. Ali’ye (a.s) getirdiklerinde yüz bin dirhem, bir rivayete göre dört yüz bin dirhem kadardı. İmam onları geri aldı. Tarihî kaynaklarda Hz. Ali’nin (a.s) Eş’as’a yazdığı başka bir mektup daha nakledilmiştir. Bu mektup muhtemelen Hucr’un götürdüğü mektuptur. Mektubun metni şöyledir:

 

“Seni mağrur eden ve diğerlerine karşı cesaretini artıran tek şey, Allah’ın sana verdiği mühlettir. Zira eskiden beri Allah’ın rızkını yiyorsun, ama ilahi ayetlere karşı inkâr içindesin ve sana nasip olandan faydalanıyorsun. Bugüne kadar yaptığın iyilikleri de yok ettin. Şimdi, elçim sana ulaşıp bu mektubu verdiği vakit yanıma gel ve Müslümanların mallarından yanında olanları da getir inşaAllah!”[10]  

 



[1]Nehcu’l-Belağa, 3. Mektup.

[2]Mevsuatu’l-İmam Ali bin Ebî Talib, c. 4, s. 142.

[3]Nehcu’l-Belağa, 476. Hikmet.

[4]Nehcu’s-Saadet-i fî Müstedrek-i Nehcu’l-Belağa, c. 5, s. 151.

[5]Nehcu’l-Belağa, 61. Mektup.

[6]Nehcu’l-Belağa, 18. Mektup.

[7]Nehcu’s-Saadeti fî Mustedrek-i Nehcu’l-Belağa, c. 5, s. 302.

[8]A.g.e., s. 25.

[9]Nehcu’l-Belağa, 5. Mektup.

[10]Nehcu’s-Saadeti fî Müstedrek-i Nehcu’l-Belağa, c. 4, s. 98.

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler