13 Aralık 2018 Perşembe Saat:
08:37
25-12-2017
  

İmam Askeri (a.s) Hakkında

İsrailoğulları hamile kadınları izlemeleri için bir grup kadını görevlendirmişti...

Facebook da Paylaş

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

İmam Hasan Askerî'nin (a.s) veladet gecesi bayram gecesidir; on birinci imamın veladet gecesidir; bu geceyi zamanın imamı olan velimiz Hz. Mehdi'ye (Allah zuhurunu çabuklaştırsın) tebrik etmemiz gerekir. Tabii ki saygılarımızı da sunmamız icap eder. İmam Hasan Askerî (sürekli baskı altında olan) Ehlibeyt İmamları'ndandır. Ehlibeyt İmamları'nın işleri İmam Mehdi'nin (a.f) dönemine yaklaştıkça daha da zorlaşıyordu. İmam Hasan Askerî (a.s) o dönemde hilâfet merkezi olan Samerra'da idi. (Abbasî halifesi) "Mu'tasım"ın döneminden itibaren hilâfet merkezi Bağdat'tan Samerra'ya intikal etti. Bir süre orada olduktan sonra tekrar Bağdat'a götürüldü. Bunun sebebi ise; Mu'tasım'ın askerlerinin halka çok zulmetmesi üzerine halkın askerlerin zulmünü Mu'tasım'a şikâyet etmesiydi. Mu'tasım da ilk önce kulak ardı ettiyse de, nihayet kabul ederek ordusunu halktan uzaklaştırmak için hilâfet merkezini Samerra'ya taşımak zorunda kaldı.


İmam Hasan Askerî ve İmam Hâdi (a.s) Samerra'da kalmaya mecbur edilmiş, "Asker" veya "Askerî" denilen mahallede, yani ordunun bulunduğu ve gerçekte kışla olan yerde bir eve yerleştirilerek göz altında tutulmuşlardır. İmam Hasan Askerî (a.s) yirmi sekiz yaşında şehadet şerbetini içmiştir (değerli babası ise kırk iki yaşında şehid edilmiştir). İmamet süresi altı yıldır. Tarihte kaydedildiği üzere, bu altı yıl boyunca ya zindanda olmuş ya da halkla görüşmesi yasaklanmıştır. İnsanlarla görüşmekte serbest değildi; görüşmeleri ve yine davet üzere gittiği ve yaptığı her şey kontrol altında idi. Gerçekten de çok acaip bir durumdu.


Bildiğiniz gibi Ehlibeyt İmamları'nın her birinde sanki bir özellik diğer imamlardan daha fazla ön plâna çıkmıştır. Hace Nasıruddin on iki mısralık beytinde, on iki imamın her birini diğerlerinden daha belirgin olan bir sıfatla tavsif etmiştir. İmam Hasan Askerî (a.s) azametli, heybetli, hoş görünümlü ve seçkin bir yapıya sahipti; yani esasen onun çehresinde öyle bir azamet, heybet ve yücelik vardı ki, kendisini gören herkes, konuşmadan ve onun ilminin seviyesini anlamadan simasının etkisi altında kalıyordu. Konuştukları zaman ve engin deniz coşmaya başladığında artık herkes kendine düşeni anlıyordu. Bu olay birçok rivayette apaçık bir şekilde ortaya konulmuştur. Hatta düşmanları İmam'ı (a.s) sıkı bir şekilde gözaltında bulundurup, bazen zindana götürdükleri zamanlarda bile onunla karşılaştıklarında, apayrı bir hâle giriyor, karşısında huzu etmekten kendilerini alamıyorlardı. Bu alanda Muhaddis Kummî "Envaru'l Behiyye" adlı kitabında, el-Mu'temidu Alallah'ın vezirinin oğlu Ahmed b. Ubeydullah b. Hakan kanalıyla babasından kendisinin de şahit olduğu insanı hayrete düşüren olağan üstü bir olayı naklediyor; ama (ne yazık ki) şimdi bu olayı anlatmaya vaktimiz müsait değil.


İmam'ın (a.s) bu kadar sıkı bir şekilde gözaltında bulundurulmasının nedeni, ümmetin Mehdi'sinin onun soyundan geleceğinin herkes tarafından bilinmesiydi. Tıpkı Firavun'un İsrailoğulları'na yaptığı gibi; İsrailoğulları'ndan dünyaya gelecek olan birinin Firavun'un ve Firavunların saltanatını yerle bir edeceğini duyduğu için İsrail oğullarının erkek çocuklarını öldürerek kız çocuklarını bırakıyordu. İsrailoğulları'nın hamile kadınları gözaltında bulundurmaları için bir grup kadını görevlendirmişti. Hilâfet düzeni de İmam Hasan Askerî'ye (a.s) karşı aynen böyle yapıyorlardı. Ne güzel diyor Mevlana:


"Hamle bordi su-i der bendan-i gayb,
Ta bebendi rah ber merdani-i gayb."


Yani: Hamle ettin gayb âlemiyle bağlantılı olanlar üzerine / Gayb âlemiyle bağlantılı olanların yolunu kesmek için.

Bu aptal adam, bu haberin doğru olması durumunda Allah'ın iradesini engelleyemeyeceğini düşünemiyordu bile! Arada bir İmam'ın evini teftiş etmeleri için adamlar gönderiyordu; özellikle de İmam (a.s) şehit edildikten sonra; çünkü bazen İmam Mehdi'nin (a.s) dünyaya geldiğini duyuyordu. İmamın nasıl dünyaya geldiğini de duymuşsunuzdur. Allah Teala bu kutsal kişinin doğumunu gizlemiş, dünyaya geldiği hâlde çok az kişi bundan haberdar olmuştu. İmam Mehdi (a.f) altı yaşındayken değerli babasını kaybetmiştir. Çocukken özel Şiîler geldiklerinde İmam Askerî (a.s) Hz. Mehdi'yi (a.f) onlara gösteriyordu; fakat halkın genelinin ondan haberi yoktu; ancak İmam Hasan Askerî'nin (a.s) bir oğlu olduğu ve onu gizlediği haberi her tarafa yayılmıştı. Bazen bu çocuğu bulup öldürmek ve ortadan kaldırmak için İmam'ın (a.s) evine adamlar gönderiyorlardı. Fakat Allah bir işin olmasını irade ettikten sonra kul onu engelleyebilir miydi ki?! Yani bir yerde Allah kesin takdirini ettikten sonra artık insan orada bir şey yapamaz.

 

İmam Askerî'nin (a.s) şahadetinden sonra ve yine şahadetine yakın bir zamanda devlet görevlileri İmam'ın (a.s) evine baskın yaptılar. Teftiş için casus kadınlar gönderdiler; bütün kadınları ve cariyeleri gözaltında bulundurdular. Hamile olması ihtimaliyle kadınlardan birini götürüp bir yıl kadar tuttuktan sonra yanıldıklarını ve böyle bir şeyin olmadığını anladılar. İmam Hasan Askerî'nin (a.s) annesi Cedde lakabıyla meşhur olan Hudeys'tir. İmam Mehdi'nin (a.s) büyük annesi olduğu için ona "Cedde" diyorlardı. Tarihte, torunları nedeniyle meşhur oldukları için "Cedde" denilen diğer kadınlar da vardır. Örneğin, Şah Abbas'ın büyük annesi de bu lakaba sahiptir. İsfahan şehrinde iki okulun ismi de "Cedde"dir. Torunuyla meşhur olan kadın ister istemez "Cedde" adıyla meşhur olur. Bu değerli kadın da "Cedde" adıyla meşhur oldu. Fakat sadece büyük annesi olması nedeniyle meşhur olmamıştır; bu kadın yüce bir makam ve azamete, büyük bir kişiliğe sahipti. Merhum Muhaddis Kummî "Envaru'l-Behiyye" adlı kitabında şöyle yazıyor: İmam Hasan Askerî'den (a.s) sonra bu değerli kadın Şia'nın sığınağıydı. Kesinlikle o dönemde (İmam Hasan Askerî yirmi sekiz yaşında şehit olduğuna göre) elli altmış yaşları arasında bir kadındı.


Öyle yüce ve değerli bir kadındı ki, Şiîler herhangi bir sorunla karşılaşacak olsalardı bu kadına müracaat ediyorlardı.


Adamın biri diyor ki, İmam Hasan Askerî'nin (a.s) halası ve İmam Muhammed Cevad'ın (a.s) kızı Hekime hatunun huzuruna giderek akait, inançlarımız, imamet ve diğer konular hakkında konuştum. Hekime hatun inançlarını söyledi. İmam Hasan Askerî'ye (a.s) ulaşınca benim imamım, şimdi gizli ve saklı olan onun oğludur, buyurdu. Bunun üzerine, "Onun saklı olduğu bu zamanda bir sorunumuz olursa kime müracaat edelim?" diye sordum. Hekime hatun, "Cedde'ye müracaat edin." dedi. Ben, "hayret!" dedim. "İmam şehit olunca bir kadını mı vasi etti?" dedim. Bunun üzerine, "İmam Askerî, Hüseyin b. Ali gibi davrandı." dedi. "İmam Hüseyin'in gerçek vasisi Ali b. Hüseyin'di; ancak vasiyetlerinin birçoğunu kız kardeşi Zeyneb'e yapmadı mı? İmam Hasan Askerî de aynen böyle yaptı; onun vasisi saklı olan bu oğlu olduğu hâlde, benim vasim odur diyemediği için görünürde bu değerli kadını kendine vasi tanıtmıştır."
İlâhî! Senin en yüce, en değerli ve en cömert ismin hürmetine…


Allah'ım! Bizi İslâm ve Kur'ân'ın kadrini bilen, Resul-i Ekrem'in (s.a.a) kadrini bilen kişilerden eyle. Bizi Ehlibeyt'in kadir ve kıymetini bilenlerden kıl. Seni tanımanın ve öz sevginin nurlarını kalbimizde aydınlat. Peygamberin ve Ehlibeyt'inin muhabbetini ve onları tanımanın nurlarını gönlümüze yerleştir. Ölülerimizi kendi lütuf, rahmet ve mağfiretinin kapsamına al.

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler