12 Aralık 2017 Salı Saat:
00:52
31-03-2017
  

İmam Bakır'ın (a.s) İlmî Tartışmaları

Allah, elçiliğini hangi aileye vereceğini daha iyi bilir...!

Facebook da Paylaş

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Abdullah b. Nâfi', Müminlerin Emiri Hz. Ali'ye (a.s) düşmandı ve "Yeryüzünün ulaşabileceğim herhangi bir noktasında, Ali'nin Nehrevan'da Haricîlerle savaşıp onları öldürmekte haklı olduğunu ispatlayabilecek biri çıktığını bilirsem, kesinlikle onun yanına giderim!" diyordu.Bir gün ona: "Sence Ali'nin oğulları da mı ispatlayamaz bunu? (Onların yanına da mı gidersin?)" dediklerinde: "Ali Oğulları arasında âlim mi var?" diye sordu.

 

"İşte bu bile senin cehaletini gösterir." dediler ona, "Ali'nin (a.s) soyundan bilge ve âlim insanların var olmaması mümkün mü?" Ali Oğulları'nın bilgesinin o sırada kim olduğunu sordu. İmam Bâkır (a.s) olduğunu söylediler.Bir süre sonra Abdullah, birkaç adamıyla birlikte Medine'ye gelip İmam Bâkır'la (a.s) görüşme isteğini iletti...İmam (a.s) hizmetkârlarından birine, onun ağırlanıp misafir edilmesini ve yol yorgunluğunu attıktan sonra, ertesi gün kendisiyle görüşebileceğini söyledi.

 

Ertesi günün sabahı Abdullah, İmam'ı görmeye gitti. İmam (a.s), ensar ve muhacirlerin soyundan olan tüm evlatlarını da bu görüşmeye çağırmıştı. İmam (a.s) kızıl bir elbise giymiş, ay ışığı misali parlayan gözleri ve güzel yüzüyle insanların dikkatini çekmişti. Sözlerine besmele ve hamdüsenayla başlayıp şöyle dedi:Hamt; mekânı var eden, her şeye nicelik veren ve her ana varlık bağışlayan Allah'a mahsustur. Hamt O Allah'a mahsustur ki, kendisine ne uyku gelir, ne de uyuklama.

 

Göklerde ve yerlerdekilerin hepsi O'nundur... (Ayete'l-Kürsî'nin sonuna kadar.)Şahadet ederim ki, Allah'tan başka ilâh yoktur ve Muhammed (s.a.a) O'nun seçkin kulu ve resulüdür. Hamt, bizi nübüvvetle onurlandırıp velâyetle seçkin kılan Allah'a mahsustur. Ey ensar ve muhacir evlatları! Ebu Talib oğlu Ali'nin (a.s) bir faziletini bileniniz varsa, söylesin!Orada bulunanların her biri İmam Ali'nin (a.s) üstünlüğünü ve ona özgü üstün faziletlerini aktardı. Sıra Hayber hadisine geldi.

 

Dediler ki:"Hayber Savaşı'nda Resulullah (s.a.a) Yahudilerle savaşa girmişti. 'Yarın sancağı öyle birine vereceğim ki, o Allah'ı ve Resulü'nü sever, Allah ve Resulü de onu. Yahudilerin kalesini Allah'ın izniyle fethetmedikçe dönmez. Savaştan asla kaçmayan bir cengâverdir o!' buyurdu. Ertesi gün sancağı İmam Ali'ye verdi. O gün inanılmaz yiğitlikler gösterip Yahudileri tam bir hezimet ve bozguna uğratarak, fethedilmesi imkânsız bilinen kaleleri Hayber'i fethetti.

 

"Bu sırada İmam Bâkır (a.s) Abdullah b. Nâfi'ye: "Bu hadis hakkında ne düşünüyorsun?" diye sordu.Abdullah: "Hadis doğrudur." dedi, "Ama Ali daha sonra, Haricîleri haksız yere öldürmüş ve kâfir olmuştur!"İmam (a.s): "Anan yasını tutsun." buyurdu, "Allah Ali'yi sevdiğini söylerken, o sırada, daha sonraları Ali'nin Haricîleri öldüreceğini biliyor muydu, bilmiyor muydu?

 

Eğer bilmiyordu dersen, küfre girmiş olursun!"Abdullah: "Biliyordu elbet!" dedi.İmam (a.s): "Sence" buyurdu, "Yüce Allah, Ali'yi O'na itaat ettiği için mi, yoksa itaatinden çıktığı ve günaha girdiği için mi seviyordu?!"Abdullah: "Tabi ki itaat ettiği için Allah onu seviyordu." dedi.(Bu cevap şu anlama gelmekteydi: Eğer Ali (a.s) gelecekte bir günah işleyecek olsa, yüce Allah bunu bileceğinden, Ali'yi sevmezdi. Haricîleri öldüreceğini biliyordu ve bu bilgi ile Allah İmam Ali'yi seviyordu.

 

O hâlde Haricî isyancıların öldürmesi hak bir davranıştır ki bu, Haricîlere karşı yapılan savaşın gerçekte Allah'a itaat olduğunu gösterir.)İmam (a.s): "Kalk o zaman!" dedi, "Ali'nin hak üzere olduğunu sen de kabul ettin işte!"Abdullah ayağa kalkıp hakkın batıldan ayrılması manasında şu ayeti okudu: "Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar." Sonra da: "Allah, elçiliğini hangi aileye vereceğini daha iyi bilir!" diyerek İmam'ın (a.s) haklılığını kabul ettiğini açıkladı.

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler