19 Ağustos 2017 Cumartesi Saat:
03:23
31-03-2017
  

İmam Bakır ve Nefis Tezkiyesi

Ey cenneti isteyen! Uykun ne uzun, bineğin ne kadar yorgun, himmetin ne de gevşektir...

Facebook da Paylaş
 
Ehlader Araştırma
 
 
İmam Bâkır'a Göre Tezkiyenin Dayanakları:
 
 
Tezkiye; kalpten ve vicdandan başlamadığı, sürekli bir korku, devamlı bir sakınma, arzu ve şehvetlerden, beklenti ve tamahlardan kesintisiz bir korunma bilinciyle iç içe olmadığı sürece tam anlamıyla gerçekleşmez. Tezkiyenin vicdanda bir bilinç, kalpte bir hâl ve duygularda bir durum olması kaçınılmazdır.
 
 
O takdirde nefisler, tezkiyenin temel prensiplerini uygulamaya ve pratikte algılamaya hazır olabilirler. Bu yüzden İmam Bâkır (a.s), teorik açıdan nefsi tezkiyeye yönelten en önemli dayanaklar üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu dayanakları şöyle sıralayabiliriz:
 
 
a) Aklın hakem pozisyonunda olması
 
 
b) İnsan iradesinin ilâhî iradeye tâbi olması
 
 
c) İlâhî denetimin bilincinde olmak
 
 
d) Ahiret gününü göz önünde bulundurmak
 
 
Aklın Hakem Pozisyonunda Olması
 
 
Yüce Allah, insanı akıl ve şehvet melekeleriyle donatarak yaratmıştır. Apaçık belgeler ve değişmez hakikatlerle ona hidayet yollarını öğrenme yeteneğini bahşetmiştir. İnsan, kalbini maddî arzuların ve şehevî duyguların ötesinde daha yüce ufuklara ve daha yüksek ilgilere yöneltmeye, hakkın sesini duymaya ve ona icabet etmeye hazırlamakla yükümlüdür.
 
 
Bu yüzden İmam Muhammed Bâkır (a.s), bütün arzuların ve şehevî duyguların aklın egemenliğine, kontrolüne bırakılması meselesi üzerinde durmuştur ki, insanın kendi içinden bir öğüt vereni, nefis tezkiyesinde yol gösterici bir yardımcısı olsun. Şöyle buyurmuştur:
 
 
Allah, bir kimseye kendi içinden bir öğüt veren bahşetmemişse, insanların öğütleri ona bir fayda sağlamaz.(1)
 
 
Yine buyurmuştur:
 
 
"Kimin dışı içine ağır basıyorsa, mizandaki sevap kefesi hafif kalır."(2)
 
 
 İnsan İradesinin İlâhî İradeye Tâbi Olması
 
 
Nefsin tekâmülü, insanın iradesi ile ilâhî iradenin uyumuna bağlıdır. Bu da, hayatta ilâhî düzene uymakla mümkündür. Kuşkusuz bu uyumu sağlamak için heva ve hevesle savaşmak, şehevî arzular üzerinde egemenlik kurmak, bunları şer’i kayıtlarla bağlamak zorunludur. Çünkü nefisle cihat edip savaşmak, insanı ilâhî feyizleri almaya hazır hâle getirir. Böylece insan, bu hayatta rabbanî hayat düzeni esasınca nefsini arındırıp tekâmülünü gerçekleştirebilir.
 
 
İmam Bâkır (a.s) şöyle der:
 
 
“Yüce Allah buyurmuştur ki: "İzzetim ve celâlim hakkı için, kulum benim isteğimi kendi nefsine tercih ettiğinde, ona gönül zenginliğini verir ve bütün ilgisinin, derdinin ahiret olmasını sağlarım."(3)
 
 
 İlâhî Denetiminin Bilincinde Olmak
 
 
Nefis tezkiyesi; ancak ilâhî denetimin akıl, kalp ve vicdanla hissedilmesi, yüce Allah'ın insanı kuşattığının, bütün yapıp ettiklerini sayıp kayda geçirdiğinin bilincinde olunmasıyla tamamlanır. Bu yüzden İmam Bâkır (a.s), insanı nefis ıslahına ve tezkiyesine yöneltsin diye bu denetim üzerinde durmuştur. Örneğin yâranından bir gruba öğüt verirken şöyle buyurmuştur:
 
 
"Yazıklar olsun sana! …Ne zaman karşına bir şehvet çıktıysa veya günah işleme fırsatı bulduysan, cehaletin yüzünden hemen ona doğru koştun ve o suçu işledin. Sanki Allah'ın gözü önünde değilmişsin ya da Allah seni gözetlemiyormuş gibi!..."(4)
 
 
 Ahiret Gününü Göz önünde Bulundurmak
 
 
Hiç kuşkusuz sonsuz ahiret hayatını göz önünde bulun-durmak, insanı sapmalardan alıkoyar; nefsini şehvetlerin boyunduruğundan, ihtirasların karanlığından ve heveslerin kirlerinden korunmaya sevk eder.
 
 
İmam (a.s) da, salih topluluğun dikkatini bu güne çevirmiştir ki, onu her zaman göz önünde bulundursunlar. Bu, onlar için nefsin ıslahını ve arınmasını sağlayan bir motivasyon olsun. Bu topluluktan bir gruba yönelik öğütlerinden birinde şöyle buyuruyor:
 
 
"…Ey cenneti isteyen! Uykun ne uzun, bineğin ne kadar yorgun, himmetin ne de gevşektir! Allah için, ne biçim talipsin?! Matlubunu ne biçim istemektesin?!
 
 
Ey cehennemden kaçan! Bineğin ne de şevkle ona doğru koşuyor! Seni ona götürecek şeyleri ne de hırsla kazanıyorsun!
 
 
Ey üç günün çocuğu! Biri doğduğun gün, biri kabre konulacağın gün ve biri de kabirden çıkıp Rabbinin huzuruna varacağın gün. Ne büyük gündür o gün!
 
 
Ey göze hoş gelen görüntüleri, su kenarına çökmüş develeri olanlar! Neden cisimlerinizi bakımlı, ama kalplerinizi harap görüyorum?!"(5)
 
 
İmam (a.s), dünyanın belâ ve imtihan yurdu olduğunu açıklamış ve imtihanın ağırlığının insanın imanıyla orantılı olduğunu vurgulamıştır:
 
 
"Mümin, dünyada dini miktarınca imtihan edilir." (6)
 
 
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
 
1- Tuhefu'l-Ukul, s.114
 
2- age.
 
3-Camiu'l-Ahbar, s.270
 
4- Tuhefu'l-Ukul, s.212
 
5-Tuhefu'l-Ukul, s.212, 213
 
6- Camiu'l-Ahbar, s.313
Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler