21 Ağustos 2019 Çarşamba Saat:
11:20
06-09-2016
  

İmam Bâkır Döneminde Sapmalar

Biz Ehlibeyt'in muhalifleri, bizim faziletlerimizle ilgili haberler uydurdular...

Facebook da Paylaş

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Ehlibeyt'in önderlik makamından ve Müslümanlara imam olma misyonundan uzak tutulmaları, hayatın her alanında sapmaların baş göstermesine yol açtı. Bunun da düşünce, duygu ve davranış gibi bütün şahsiyet dayanakları üzerinde derin olumsuz etkiler bıraktığı görüldü. Sapma, devlet ile birlikte ümmeti de kuşattı. Tasavvurları, ilkeleri, kriterleri, değerleri, sistemleri, gelenekleri, ilişkileri, bütün pratik uygulamaları sardığı gibi.

 

Evet, sapma; maneviyatla birlikte sosyal hayatı sarmalına almıştı. İslâm, realiteyle en küçük bir bağı olmayan ruhsuz seremonilere dönüşmüştü. Bu, ilâhî hayat sistemini bütün hayata egemen kılmak üzere gelen İslâm'ın hedefleriyle taban tabana zıt bir pratikti. Bunun doğal sonucu olarak İslâm, hayatın birçok alanından çekilmek durumunda kaldı. Artık İslâm dendiğinde, insan ile Yaratıcısı arasındaki bireysel ilişki tarzı akla geliyordu.

 

Düşünsel ve Akidevî Sapma

 

Peş peşe tahta çıkan sultanların dönemlerinde, sapma gittikçe arttı. Bu sapmadan en büyük pay, düşünce ve akideye düşüyordu. Yöneticiler, bu sapmadan rahatsız olmadıkları gibi, ona prim veriyorlardı. Çünkü sapma süreci, mevcut rejimin çıkarlarına hizmet ediyordu. Müslümanları asıl meseleleriyle uğraşmaktan alıkoyuyordu. Özellikle konjonktürün değişmesi üzerinde düşünmelerine, onu yeniden Resulullah'ın (s.a.a) ve Müminlerin Emiri Ali b. Ebu Talib'in (a.s) dönemindeki sahih çizgisine döndürme çabası içine girmelerine engel oluyordu.

 

Bu bağlamda Emeviler zamanında, düşünsel ve akidevî sapmalar çoğaldı, sayısal olarak çeşitlilik gösterdi ve büyüdü. Sapmaların tâbileri, destekçileri oldu. Bu sapmalar, zamanla İslâm inanç sisteminin, akidesinin açık prensipleriyle çelişen, muhalif olan akımlara ve sistemlere dönüştü. Kur'ân-ı Kerim'e ve Resulullah'ın (s.a.a) Sünneti'ne aykırı batıl bidatler ortaya çıktı. Cebriye, tefviz ve Mürcie fikirleri yayıldı. Mücessime ve Allah'ı mahlûkata benzetme fikirleri yayıldığı gibi. İslâm inanç sisteminin sabiteleri ili ilgili şüpheler ortalığı kapladı. Allah'ın mahiyeti ve zatı ile ilgili sözler bitmek bilmedi. Aşırı akımların sayısı gün geçtikçe arttı. Hatta bazıları, Allah'ın bazı salih insanlara hulul ettiğini ileri sürdü.

 

Tenasüh inancı savunuldu. Zındıklık aldı başını gitti. Ölümden sonra dirilmeyi inkâr ettiler. Ahirette sevap ve ceza olgularını geçersiz saydılar. Hadisler, rivayetler çarpıtıldı, nicesi de uyduruldu. Bütün gaye, Emevî saltanatını sağlamlaştırmaktı. Bu arada sahabelerden sapma eğilimine girmiş kimseleri faziletli gösterme amacıyla hadis uydurma furyası başlatıldı. Resulullah'a (s.a.a) arkadaşlık eden, onu gören veya onun döneminde doğan herkesin adil olduğu fikrini ortaya attılar. Ama beri tarafta Ehlibeyt'in faziletinin anlatılmasını da yasakladılar.

 

Hadis uydurma şeklinde tezahür eden bu sapmayı teşvik hususunda yöneticilerin rolü büyüktü. Nitekim İmam Ali b. Musa Rıza (a.s) bu durumu tasvir ederken şöyle buyuruyor:

 

"Biz Ehlibeyt'in muhalifleri, bizim faziletlerimizle ilgili haberler uydurdular ve bunları üç kısma ayırdılar: Bir kısmı, aşırılık ifade etmektedir. İkinci kısmı, bizim faziletimizi azımsama maksadına yöneliktir. Üçüncü kısmı da, düşmanlarımızın ayıplarını ifade etmeye yöneliktir."(1)

 

Bu dönemde, kişisel görüşe dayalı fetva verme olgusu ortaya çıktı. Ahkâmda kıyası esas almak, ulu Kur'ân'ı kişisel görüşle tefsir etmek revaç buldu. Yine tasavvuf fikri, hayattan uzaklaşma/uzlete çekilme, dini siyasetten koparma fenomeni hâkim oldu.

 

Yöneticiler, insanları hiçbir faydası olmayan soyut aklî meselelerle meşgul ettiler. Allah'ın zatı, melekleri, Kur'ân'ın kadim mi hadis mi oluşu gibi sonuçsuz, akim tartışma ve münazara meclislerinin tertip edilmesini teşvik ettiler.

 

Böylece sapık mezheplerin ortaya çıkmasında, bunların taraftar bulmaları için gerekli teşvikin sağlanmasında yöneticilerin büyük rolü oldu. Özellikle sapık siyasî realiteyle mücadele eden Ehlibeyt taraftarlarının saflarını bölüp parçalamak maksadıyla Ehlibeyt'e mensubiyet şiarıyla ortaya çıkmış Kiysaniye gibi sapık mezheplere büyük destek sağladılar.

 

 Siyasal Sapma

 

O dönemin Emevi yöneticileri; hilafeti, ilim ve takva niteliği aranmaksızın babadan oğla geçen saltanata dönüştürme, devletin önemli ve hassas makamlarını oğulları, akrabaları ve yardakçıları arasında bölüştürme hususunda kendilerinden öncekilerin siyasetini izlediler. Bir dikta rejimi kurdular. Şûrasız, istişaresiz bir yönetim anlayışı egemen kıldılar. Sadece sırdaşları konumundaki sapık ve fasık kişilerle istişare ettiler. Hilafet makamını hak etmediklerinin bilincinde oldukları için, kendilerinden önceki yöneticiler gibi, iktidarlarını sağlamlaştırmak için terör ve yıldırma ile baskı yöntemini esas aldılar.

 

Örneğin Velid b. Abdülmelik; Ömer b. Abdülaziz'in, valisi olduğu Mekke ve Medine'nin, diğer valilerin zulmünden kaçanlar için bir sığınak hâline geldiğini görünce, onu azletti.(2) Bu, muhalifleri cezalandırmak, yıldırmak, kurtuluş yollarını kapatmak maksadıyla atılmış bir adımdı.

 

Süleyman b. Abdülmelik fasıklıklarıyla, sapıklıklarıyla ve kötü hayat tarzlarıyla tanınan bir grup insan tarafından sarılmış vaziyetteydi. Nitekim bir bedevî, kendisine ilişmeyeceğine dair güvence aldıktan sonra onun durumunu yüzüne karşı şöyle tasvir etmişti:

 

"Ey Müminlerin Emiri! Nefisleri için en kötü tercihi yapan adamlar seni çembere almışlar. Bunlar dünyayı kazanmak için dinlerini satmışlardır. Seni razı etmek pahasına Rablerini öfkelendirmişlerdir.

 

Allah hakkında senden korkuyorlar, senin hakkında Allah'tan korkmuyorlar. Ahiretle savaş hâlinde, dünya ile barışıktırlar. Allah'ın seni emin kıldığı işleri onlara emanet etme, onlara güvenme. Çünkü onlar ancak sonu yıkım olan işler yaparlar. Ümmeti batışa ve darboğaza sürüklerler. Sen onların işledikleri suçlardan sorumlusun da, onlar senin işlediğin suçlardan sorumlu değildirler. Kendi ahiretini yıkmak pahasına, onların dünyalarını imar etme."(3)

 

Abdülmelik'in oğulları Velid ve Süleyman da babalarının yolunu izlediler. Biat etmeyi reddedenleri öldürme hususunda babalarının vasiyetine uydular. Vasiyet şu cümleleri içeriyordu: "İnsanları biate çağır. Başlarını ret anlamında kaldıranlara, başınızı keserim, anlamında kılıcını göster."(4)

 

Fakihlerin büyük bir kısmı, korkudan veya dünyevî nimetlere düşkünlükten yahut realiteye teslimiyetten dolayı Emevilerin siyasetini onayladılar. Bu bağlamda halifenin kendisinden sonra iki veya daha fazla kişiyi peş peşe veliaht tayin etmesi uygulamasını da onayladılar. Nitekim Süleyman, kendisinden sonra Ömer b. Abdülaziz'i, ondan sonra da Yezid b. Abdülmelik'i veliaht tayin etmiş, fakihlerin çoğunluğu da bunu onaylamıştı. Öyle bu, veliaht tayini ile ilgili nazariyelerden biri olarak fıkıhtaki yerini aldı.(5)

 

Ömer b. Abdülaziz yönetime gelince, daha önce de değindiğimiz gibi, Emevî siyasetinde nispî bir yumuşama yaşandı, halk rahat bir nefes aldı. Bazı ıslahatlar gerçekleştirdi, muhaliflere nispî özgürlük tanıdı. Müminlerin Emiri Ali b. Ebu Talib'e (a.s) sövme bidatini ortadan kaldırdı. Ehlibeyt'e bazı haklarını verdi. Kendisinden önceki halifelerin yanlış uygulamalarda bulunduklarını kabul etti. Nitekim İmam Bâkır (a.s) bundan dolayı onu övmüştür.(6)

 

Fakat onun hükümranlığı uzun sürmedi. Hemen ardından durum eski mahiyetine büründü. Bu dönemin en belirgin özelliği, yöneticilerin çok çabuk değişmesidir. Süleyman üç sene halifelik yaptı. Ömer b. Abdülaziz üç sene veya daha az bir süre hilafette kaldı. Yezid b. Abdülmelik'in hükmü ise dört sene sürdü. Yönetime her gelen kendisinden önceki halifenin valilerini değiştirmekle işe başlıyordu. Emevi hanedanında iç ihtilâflar çoğalmıştı. İktidar için kıyasıya bir rekabet yaşanıyordu. İç fitneler de çoğalmıştı. Nitekim Kuteybe b. Müslim, Süleyman'ı azlettiğini ilan ederek Horasan'da bağımsızlığını açıkladı.(7)

 

Yezid b. Muhalleb, hicrî 101 senesinde Yezid b. Abdülmelik'i azlettiğini duyurdu. Bunun üzerine, Yezid b. Abdülmelik, bir ordu göndererek onu ve tâbilerini öldürdü. Yezid'i dalkavuklar kuşatmıştı. Onun sapıklıklarını normal davranışlar gibi gösterirlerdi. Hatta halifelerin hesaba çekilmeyeceği fetvasını bile vermişlerdi.(8)

 

İşte İslâm ümmeti bu şekilde dört bir yandan tehlikelerle sarılmıştı. Böyle bir süreçte hicrî 104 senesinde Hazarlar Müslümanlara karşı zafer kazandılar. Bazı sınır boylarında Müslümanları püskürterek toprak aldılar. Hişam b. Abdülmelik zamanında Ehlibeyt'e (a.s), Ehlibeyt izleyicilerine ve diğer muhalif gruplara karşı terör ve sindirme politikaları gittikçe arttı. Öyle ki Hişam b. Abdülmelik, İmam Bâkır'ı (a.s) zindana atma cüretini gösterdi, ona suikast düzenlemeye kalkıştı(9) ve İmam Bâkır'ın (a.s) bazı izleyicileri hakkında ölüm fermanı çıkardı. Ancak İmam (a.s) onları ölümden kurtarabildi.(10)

 

Birçok grup, Emevî yönetimini ortadan kaldırmak maksadıyla illegal faaliyet yürütmeye başladı. Abbasîler, büyük bir hazırlık yürütüyor; merkezî hükümetten uzak bölgelerde, özellikle Horasan'da propagandalarını yapıyorlardı. İmam Zeynulabidin'in (a.s) oğlu Zeyd uygun bir zamanda Emevî yönetimine başkaldırma hazırlıklarını yürütüyordu. Emeviler ise, sapık siyasetlerini eleştirmesinler veya muhalefetlerini belirtmesinler diye insanların nefes alış verişlerini dahi kontrol eder hâle gelmişlerdi.

 

 Ahlâkî Sapma

 

Emevîler, dikkatleri gazvelere yöneltmişlerdi. Bütün beşerî enerji ve maddî imkânları seferlere kanalize etmişlerdi. Amaç; Müslümanların sapık realite üzerinde düşünmelerini, rejimi değiştirmek maksadıyla siyasal ya da devrimci hareket üzerinde kafa yormalarını engellemekti. Seferlerle güttükleri amaç; bazılarının sandığı gibi, İslâmî kavram ve ilkeleri yaymak değildi. Çünkü iç siyasette bu kavram ve ilkelere aykırı bir sistem kurmuşlardı. İslâm'ın birçok mukaddesatını dejenere etmişlerdi. Düşünsel sapmaları teşvik ediyorlardı.

 

Geniş çaplı fetih ve gazalar, İslâm toplumunda karışıklıklara, aile reisinin uzaklığı veya kaybı neticesinde ailelerin dağılmasına neden oldu. Bu gazalar sonucu ortalık cariyeler ve esir oğlanlarla dolup taştı. Bu da ahlâksızlığın toplumda yaygınlaşmasına yol açtı. Zenginler, çok sayıda şarkıcı cariyeler edindiler. Yöneticilerin sapması ve günaha dalmasının doğal bir sonucu olarak sapma, saraydan halka sirayet etti. Ümmet eğlenceye daldı, sınırsız bir şekilde şehvetlerin tatmini için çaba sarf edildi. Özellikle Velid b. Abdülmelik zamanında kadınlar için söylenen gazeller ve aşk şiirlerinde belirgin bir artış görüldü.(11)

 

Süleyman b. Abdülmelik, bir kadın düşkünüydü. Bu durum, topluma da yansımıştı. Öyle ki, bir adam arkadaşıyla karşılaştığında: "Kaç evlendin? Kaç cariyen var?" derdi.(12)

 

Süleyman b. Abdülmelik: "Niçin biz ölümden hoşlanmayız?" diye sorunca, Ebu Hazim el-A'rec toplumsal ve ahlâkî durumu överek şu cevabı verir: "Çünkü siz dünyanızı imar ettiniz, ahretinizi yıktınız. Dolayısıyla siz, mamur bir yerden yıkık bir yere gitmek istemiyorsunuz."(13)

 

Süleyman, şarkıcılar arasında yarışma düzenler ve birinci gelenlere büyük ödüller verirdi.(14) Şarkıcı cariyelere pahalı hediyeler verirdi. Nitekim onun zamanında muhanneslerin (kadınsı erkeklerin) sayısı da artmıştı.(15)

 

Yezid b. Abdülmelik, kendini şaraba ve eğlenceye vermişti.(16) Bir keresinde şarap içmeye tövbe etmişti. Ama bu tövbesini sadece bir hafta tutabilmişti. Cariyesi Hababe'nin etkisiyle yeniden şarap içmeye başlamıştı.(17)

 

Şöyle diyordu: "Selame ve Hababe'yi satın alana kadar halifelik bile, beni mutlu etmemekteydi." Nitekim onları kendisi için satın almak üzere birini gönderdi."(18)

 

İşte sapıklık, bu şekilde zirveye ulaştı. Eğlenme ve içki, devlet yetkililerinin en mühim meşgalesi hâline geldi. Yöneticilerin, valilerin ve devlet organlarının sapması neticesinde ümmetin sapmasında şaşılacak bir şey yoktur. Bu sapmalar neticesindedir ki insanların büyük bir kısmı, İslâm hayat sisteminin belirlediği büyük hedeflerden uzaklaştı, İslâm'ın varlığına yönelen tehlikeleri fark edemez hâle geldi.

 

İktisadî Sapma

 

Yöneticiler, kamu malı üzerinde kişisel mallarıymış gibi tasarrufta bulunuyorlardı. Arzularına ve heveslerine göre kamu malını istedikleri şekilde harcıyorlardı, lezzet almak, şehvetlerini tatmin etmek için saçıp savuruyorlardı. Cariyeler ve şarkıcılar beytülmalden büyük bir pay alıyorlardı. Kalpleri ve düşünceleri satın almak için bol para harcıyorlardı. İktidarlarını pekiştirecek, kendilerini övecek kimselere büyük meblağlar ödüyorlardı. Nabiğa eş-Şeybani, Yezid b. Abdülmelik'i öven bir şiir söylemişti. Buna karşılık Yezid ona yüz deve verilmesini emretmiş, onu giydirmiş ve ona yüklü miktarda bağışta bulunmuştu.(19)

 

Bunun neticesinde şairler, daha fazla para kapmak için birbirleriyle yarışmaya başlamışlar; şarkıcılar, yöneticilerden ve onların valilerinden hediyeler almak için yarış içine girmişlerdi. Yöneticiler konforun ve lüksün en üst düzeyini yaşıyorlardı. Müslümanların mallarını eğlenceleri ve şehevî arzuları için savuruyorlar, cömertçe yakınlarına dağıtıyorlardı. Oysa halkın büyük çoğunluğu yoksulluk, açlık ve sefalet içinde yaşıyordu.

 

Sosyal dayanışma ilkesi işlevsiz hâle getirilince, sınıfsal ayrıcalık olgusu iyice belirginleşti. Devlet, insanların sorunlarıyla, dertleriyle ilgilenmediği gibi, zenginleri yoksullara infak etmeye teşvik edici bir tavır da almadı. Yöneticiler, vergileri kaç katına çıkardılar. Meslek erbabına, sanatkârlara, özellikle toplanan vergileri kendisini öven şairlere ödül olarak dağıtan(20) Hişam b. Abdülmelik devrinde yeni vergiler konuldu. Süleyman b. Abdülmelik, varlık içinde şımarma ve ulaştıkları konfor hâlini tasvir ederken şunları söylüyor:

 

"En güzel yiyecekleri yedik, yumuşacık giysiler giyindik, göz alıcı atlara bindik. Gönlümden geçeni rahatça kendisine söyleyebileceğim ve sırrımı koruyacağından emin olabileceğim bir dost dışında tatmadığım hiçbir lezzet kalmadı."(21)

 

Böylece insanlar, özellikle Emevilerin takipçileri, şehevî arzularının ve tutkularının peşine düştüler. Herkesin derdi, ne şekilde olursa olsun, mal toplamak olmuştu.

 

______

1- Uyunu Ahbari'r-Rıza, 1/304

2- el-Kâmil Fi't-Tarih, 4/577

3- el-Kâmil Fi't-Tarih, 3/178

4- el-Bidaye ve'n-Nihaye, 9/161

5- el-Ahkamu's-Sultaniye, Maverdi, s.13

6- el-Kâmil Fi't-Tarih, 5/62

7- Tarih-i İbn Haldun, 5/151

8- el-Bidaye ve'n-Nihaye, 9/232

9- Menakibu Âl-i Ebî Talib, 4/206

10- Biharu'l-Envar, 46/283

11- el-Eğani, 6/219

12- el-Bidaye ve'n-Nihaye, 9/165

13- Murucu'z-Zeheb, 3/177

14- el-Eğani, 1/317

15- age. 4/272

16- Murucu'z-Zeheb, 3/196

17- el-Eğani, 15/295

18- age. 8/346

19- el-Eğani, 7/109

20- age. 1/339

21- Murucu'z-Zeheb, 3/76

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler