11 Aralık 2017 Pazartesi Saat:
02:24
29-08-2017
  

İmam Bâkır'ın (a.s) Ashabı

İmam Muhammed Bâkır, ilmî derslerinde pek çok değerli ve büyük bilim adamı yetiştirmiştir...

Facebook da Paylaş


Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

İmam Muhammed Bâkır'ın (a.s) ilmî derslerinde pek çok değerli ve büyük bilim adamı yetiştirdiği bilinmektedir. Bunlardan birkaçını aktaralım:

Eban b. Tağlib: Ehlibeyt'in üç imamıyla görüşmüş, İmam Zeynelabidin, İmam Bâkır ve İmam Cafer Sadık'tan (a.s) ders almıştır.

Eban, çağının en ünlü ilim adamları arasında yer alırdı; tefsir, hadis, fıkıh, kıraat ve lügat bilimlerinin üstadı oldu. Eban ilimde öyle bir dereceye vardı ki, İmam Bâkır (a.s) ona: "Medine camiinde otur ve insanlara fetva ver." buyurdu, "Zira senin gibi bir taraftarımızı halkın görmesini isterim!"

Eban, ne zaman Medine'ye gelecek olsa, diğer üstatların ders halkaları boşalır, bütün öğrenciler ona koşardı. Mescid-i Nebevî'de Hz. Resulullah'ın (s.a.a) hutbe okuduğu yer ona ayrılırdı.

Eban'ın vefat haberi İmam Cafer Sadık'a (a.s) ulaştığında: "Vallahi bu haber kalbimi hüzne boğdu!" buyurdu.[1]

Zürare: Şia uleması, İmam Muhammed Bâkır'la İmam Cafer Sadık'ın (a.s) yetiştirdiği âlimlerden altısının çok özel olduğunu belirtmişlerdir. Bunlardan biri de Zürare'dir. Bizzat İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır:

Bureyd b. Muaviye, Ebu Basir, Muhammed b. Müslim ve Zürare olmasaydı, Şiîliğin temel prensipleri olan peygamberlik mirası ve eserleri yok olur giderdi. Onlar, Allah'ın helâl ve haramlarına vakıf ve bu işin eminleridirler!

Bir başka yerde de şöyle buyurur:

Bureyd, Zürare, Muhammed b. Müslim ve Ahvel, hayatta ve mematta benim için en sevgili insanlardır!

Zürare, İmam Sadık'a (a.s) o kadar bağlıydı ki, İmam (a.s) onun canını koruyabilmek için hakkında eleştirici bir tavır takındı, ondan hoşlanmıyormuş gibi görünüp kendisine gizlice şu mesajı gönderdi:

Bir süre seni eleştireceğim, senin canını korumak için bunu yapmak zorundayım. Çünkü düşman, bizi sevenlere eziyet etmeye başladı. Sen de bizim yakın dostlarımız arasında olmakla ünlüsün. Bu nedenle seni eleştiriyormuş gibi bir tavır içinde olmamız gerekiyor.

Zürare; kıraat, fıkıh, kelam, şiir ve Arap edebiyatında pek ileriydi; erdemi ve dindarlığı yüzünden okunabiliyordu. [2]

Kumeyt el-Esedî: Çok ünlü bir şairdi. Ehlibeyt'i savunma yolunda çok etkili ve anlamlı şiirleri vardır. Zulüm iktidarını eleştirdiği şiirleri öylesine etkileyici ve çarpıcıydı ki, Emevî halifeleri tarafından sürekli ölümle tehdit ediliyordu.

O dönemlerde gerçekleri söylemek ve hele Resulullah'ın Ehlibeyti'ni savunmak çok büyük tehlikeleri beraberinde getirdiği ve iktidarı karşısına almak sayıldığı için, ancak çok cesur ve gözü pek insanlar bu muhalefete girişebiliyordu.

İşte Kumeyt, Emevî iktidarı döneminde bu cesareti gösterip ölümden korkmadan gerçekleri haykırabilen istisna çehrelerden biridir. Her fırsatta hakkı söyler, Emevîlerin zulüm düzenini ifşa ederek Müslüman halkın gerçekleri anlamasını sağlamaya çalışırdı.

Kumeyt, bazı şiirlerinde Emevîler karşısında Ehlibeyt İmamları'nı (a.s) şöyle tanıtır:

"O adil İmamlar, Emevîler gibi insanla hayvanı aynı kefeye koymazlar. Onlar Abdulmelik, Velid, Süleyman, Hişam ve benzeri Emevîlerin yaptığı gibi minbere çıktıklarında kendilerinin asla amel etmediği şeyleri cemaate söylemezler. Emevîler Resulullah'ın sözlerini söylemekte; ama iş amel etmeye gelince, cahiliye dönemindekilerin yaptıklarını yapmaktadırlar." [3]

Kumeyt, İmam Bâkır'a (a.s) hayrandı, onun yoluna baş koymuş bir Müslüman'dı. Bir gün İmam'a (a.s) yazdığı bir methiyesini okurken İmam, Kâbe'ye dönüp üç kez: "Ya Rabbim!" buyurdu, "Kumeyt'e rahmet eyle ve onu bağışla." Sonra Kumeyt'e: "Senin için ailemden yüz bin dirhem topladım!" buyurdu. Kumeyt: "Vallahi ben para-pul istemem!" dedi, "Yüceler Yücesi Rabbimin vereceği ecri umuyorum ben! Sizden tek dileğim, giydiğiniz gömleklerden birini bana hediye etmenizdir!" İmam (a.s) bu istek üzerine gömleğini Kumeyt'e verdi.[4]

Bir başka gün, İmam'ın (a.s) huzurundayken, İmam dönemin şartlarından duyduğu sıkıntıyı yansıtarak şu şiiri okudu:

İnsanların, kendilerine sığınarak rahatladığı mert yiğitler gitti

Kimse kalmadı, kıskançlarla kötülerden gayrı!

Kumeyt, hemen şu beyitle karşılık verdi:

Ama o yiğit mertlerden biri hâlâ yeryüzünde yaşıyor.

Tüm mahlûkun hayran olduğu yiğit insan, o da sensin elbet![5]

Muhammed b. Müslim: Ehlibeyt Mektebi'nin fakihlerinden olan Muhammed b. Müslim, İmam Bâkır ve İmam Sadık'ın (a.s) yarenlerindendi. Daha önce de belirtmiş olduğumuz gibi İmam Sadık (a.s) onun, peygamberliğin izlerini varlıklarında koruyan dört kişiden biri olduğunu söylemiştir.* Muhammed, Kûfeli idi. Ama İmam Bâkır'ın (a.s) ilim deryasından faydalanabilmek için Medine'ye gelmiş ve kırk yıl burada kalmıştır.

Abdullah b. Ebu Ya'fur şöyle anlatır: "İmam Sadık'a (a.s) benden sorulan bazı soruların cevabını bilemediğimi ve kendisine de ulaşamadığımı söyleyip bu durumda ne yapmam gerektiğini sordum, İmam (a.s) Muhammed b. Müslim'i tavsiye ederek: 'Neden ondan sormuyorsun?' buyurdu. [6]

Kûfe'de bir gece vakti kadının biri Muhammed b. Müslim'in kapısını çalıp: "Gelinim öldü, karnında bir bebeği var, ne yapacağız?!" diye sordu telaşla. Muhammed b. Müslim: "İmam Bâkır'ın buyruğu üzere bu durumda annenin karnını yarıp bebeği alır ve sonra anneyi defnedersiniz!" dedi ve kadına: "Beni nasıl buldunuz?" diye sordu. Kadın: "Önce Ebu Hanife'ye gittim, bu konuyu bilmediğini söyleyip size gelmemi ve aldığım fetvayı kendisine de iletmemi istedi." dedi.

Ertesi gün Muhammed b. Müslim Kûfe Camii'nde Ebu Hanife'nin bu olayı anlatarak kendi adına fetva vermekte olduğunu gördü. Hafifçe öksürdü, onu gören Ebu Hanife: "Allah sana rahmet eylesin. Bırak da yaşayalım!" dedi.[7]

 

------------------------------------------------------
 
[1]- Camiu'r-Ruvat, 1/9

[2]- Camiu'r-Ruvat, 1/117 ve 324–325

[3]- eş-Şia ve'l-Hâkimûn, s.128

[4]- Sefinetu'l-Bihar, 2/496

[5]- Muntehu'l-Amal, 2/7, h.k. 1372 basımı

* Maksat, Peygamber'in yolunu gerçek anlamda izlemenin, yüzlerine verdiği nur ve ruhlarına kazandırdığı büyüklüktür. (Çev.)

[6]- Tuhfetu'l-Ahbab, Muhaddis-i Kummî, s.351; Camiu'r-Ruvat, 2/194

[7]- Rical-ı Keşşî, s.162, Meşhed Üniversitesi basımı

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler