11 Aralık 2017 Pazartesi Saat:
02:00
19-08-2017
  

İmam Cevad'ın İlmi Hayatı

İmam Cevad (a.s) özgür tartışmayı açık bir biçimde temellendiren ilk kişidir...

Facebook da Paylaş

 



Muhammed Kazım Tabatabai

Hadis İlimleri Fakültesi Dekanı

 

Ayetullah Hamanei, İmam Cevad (a.s) ile ilgili olarak şöyle der: “O, özgür tartışmayı açık bir biçimde temellendiren ilk kişidir. Abbasi halifesi Memun'un meclisinde âlimlerle, propagandacılarla, iddiacılarla ve yorumcularla en ince meseleleri tartıştı, deliller sunarak sözünün hakkaniyetini ispatladı. çzgür tartışma bizim İslamî mirasımızdır. çzgür tartışma Hidayet İmamları (a.s) döneminde yaygındı ve İmam Cevad döneminde nezaket çerçevesinde uygulandı.”

İmam Seccad (a.s) döneminde, siyasî baskılar yüzünden İmamet Makamı dine dair ve din dışı tartışmalara müdahil olmadı. İmam Hasan ve İmam Hüseyin (a.s) dönemlerinde ise Hz. Peygamber'in (s.a.a) torunları olmalarından dolayı bu iki imam mukaddes şahsiyetler olarak ilgi gördüler ama kendileriyle ilmî tartışmalara girilmedi. Dönemin kültürel ortamında münazarayı gerektirecek sorular gündemde değildi. Münazara ortam gerektirir; bu ortam İmam Hasan ve İmam Hüseyin döneminde mevcut değildi. Mesela İmam Hasan, Muâviye'nin meclisinden bir iki kez onunla ve Amr As ile münazara etti; fakat bu münazaralarda tartışılan konu daha çok siyasetti.

İmamette Yeni Yaklaşımlar

İmam Bâkır (a.s) döneminde İmamet Makamı'nda yeni bir yaklaşımla karşılaşırız. Bu dönemde İmam Bâkır artık sadece Hz. Peygamber'in ailesine mensup bir fert olarak değerlendirilmiyordu; bilakis, farklı konulardaki sorulara cevap verebilen, şüpheleri bertaraf eden bir âlim olarak da ilgi görüyordu. İmam Sadık (a.s) da özellikle Emevilerin yıkılışı ve Abbasilerin yükselişi döneminde ortaya çıkan fırsatı değerlendirdi. İmam Sadık, kimi zaman ashabını tartıştırarak, kimi zaman da ashabının öne sürdüğü delilleri çürüterek ilmî bir ortam oluşturdu. İmam Sadık döneminde ulema tartışır, münazara ederdi. Hatta bir mülhid olan İbn Ebi'l-Avca gibi gayrimüslimler de İmam Sadık'la tartışmaya girerdi.

İmam Rıza (a.s) döneminde münazaralar en uç noktaya ulaştı. Bunun nedeni, siyasî ve insanî habaseti bir yana, Memun'un ilmi sevmesi ve münazara meclislerine önem vermesiydi. Horasan'da, İmam Rıza'nın Horasan'da geçirdiği iki yılda, farklı konularda çok sayıda münazara meclisi düzenlendi. İmam Rıza'nın bu münazaralardaki konuşmalarını şeyh Saduk'un derlediği Uyunu Ahbari'r-Rıza'da okumak mümkündür. İmam Rıza'dan sonra ise İmam Cevad ön plana çıkmıştı.

Ayrıca Emevilerin son döneminde ve Abbasilerin başlangıç döneminde bizzat kendilerinin “tercüme hareketi” adını verdikleri bir hareket başlamıştı. Tercüme hareketinin Abbasilerle doğrudan bir bağlantısı yoktur, fakat Abbasiler bu hareketin ateşli taraftarı olmuşlardır. Bu süreçte İran, Roma ve Yunan medeniyetlerinin birikimlerini içeren kitaplar Arapçaya tercüme edilmiş ve böylelikle İslam dünyasında yeni bir ilmî atmosfer ortaya çıkmıştır. Mesela ilk dönemde Müslümanlar daha çok nakilciydiler. Bu dönemde soru sorup yanıt arama şeklinde cereyan eden akılcı düşünceden çok fazla söz edilemezdi. Masum İmamlar (a.s) da bu yüzden birtakım sınırlamalarla karşı karşıyaydılar, bilgilerini olduğu gibi ortaya koyma imkânına sahip değildiler. Ehlisünnet âlimleri gündeme gelen yeni sorulara cevap verme gücüne sahip değillerdi. Sorular fıkıhla ilgili olsaydı Hz. Peygamber şöyle yapmıştır diyerek bir cevap verebilirlerdi, ama sorular tevhid gibi esaslı konular hakkındaydı.

Yeni Ortam, Yeni şüpheler

İmam Bâkır ve İmam Sadık (a.s) ile başlayan yeni dönemle birlikte sorusu veya şüphesi olanlar yavaş yavaş Masum İmamlara yönelmeye, içlerinde hissettikleri cevap arama duygusuyla Masum İmamların ilmî makamını keşfetmeye başladılar. çte yandan hicrî ikinci yüzyıldan sonra biz bir seçkin tabakayla karşılaşıyoruz. Hz. Peygamber'in (s.a.a) döneminde ve halifeler döneminde böyle bir tabakayla karşılaşmayız. Hz. Peygamber'in sahabesi bir yandan tarımla uğraşırken öte yandan Hz. Peygamber'den hadis dinliyor ve rivayet ediyordu; yani raviydi. İbn Abbas gibi birkaç kişi dışında ilmî kaygısı olan kimse yoktu. İmam Bâkır ve İmam Sadık dönemlerinde ise hem şiilerin içinde hem de Ehlisünnet mensupları arasında kelimenin gerçek anlamında ilim talibi olan, ilim öğrenmek, sorularına cevap bulmak isteyen bir tabakanın oluştuğunu görürüz. Mesela Zürare böyleydi.

İmam Rıza'nın (a.s) şehadetinden sonra İmam Cevad (a.s) yaklaşık sekiz yaşındayken şiilerin imamı oldu. O dönemde Yahya b. Eksem gibi bazı efrat şöyle düşünüyordu: “Biz İmam Rıza'yı alt edemiyorduk, çünkü o gerçekten âlimdi; oysa şimdiki imam bir çocuk. Dolayısıyla biz İmam Cevad'ı gözden düşürürsek, imamet üzerine kurulan şii tefekküre zarar verebiliriz.” Bu, mezhebî açıdan oldukça önemliydi. çünkü şia'ya göre Masum İmam Allah'ın hüccetidir. Oysa onlar İmam'ı ilmî birikimi fazla sıradan bir insan olarak görüyorlardı.

şeyh Tusi'nin el-İhticac'ında bu konudaki tartışmaların kayıtları mevcuttur. Bütün âlimler toplandılar ve Yahya b. Eksem'i münazara için temsilci seçtiler. Münazarada İbn Eksem basit bir soru sordu: “İhramlı biri bir av hayvanını öldürürse hükmü nedir?” İlk soru basitti, sonra yavaş yavaş zor sorular sorarak kendince İmam Cevad'ı köşeye sıkıştırmak istiyordu. Sorduğu bu soru ortalama bir âlime dahi sorulmayacak türden bir soruydu. Buradan İbn Eksem'in İmam Cevad'ı bir anlamda küçümsediği anlaşılmaktadır; tabii edep kuralları çerçevesinde. İmam Cevad'ın cevabı ise çok dakikti; soruyu konunun İbn Eksem'in aklının ucuna bile gelmeyecek inceliklerini söz konusu ederek cevapladı. şimdi bile Ehlisünnet'in hadis ve fıkıh kitaplarını karıştırsanız bu inceliklerin tartışılmadığını görürsünüz. Bu konular şii fıkhına özgüdür. İmam Cevad şöyle buyurdu: “Haremin içerisinde mi öldürdü, dışında mı? Hayvan öldürmenin haram olduğunu biliyor muydu, bilmiyor muydu? Bilerek mi öldürdü, bilmeyerek mi? Söz konusu olan özgür bir birey mi, yoksa köle mi? Yaşça küçük müydü, büyük mü? Bu, onun ilk avımıydı, yoksa daha önce ava çıkmış mıydı? Avı kuş muydu, başka bir şey mi? Büyük müydü, küçük mü? İhramlı kişi yaptığından pişmanlık duymuş mu, duymamış mı? Bu işi geceleyin mi yapmış, yoksa gündüz mü? Umre için mi ihrama girmiş, yoksa hac için mi?” İmam Cevad, Yahya b. Eksem'in bir sorusunu neredeyse altmış dört feri soruya ayırmış ve aslında cevaba gerek olmadığını göstermiştir. çünkü füruata dair bu meseleler Yahya b. Eksem'in aklının ucuna bile gelmemişti. Yahya b. Eksem de büyük bir şahsiyetti; Memun'un baş kadısıydı. Genellikle baş kadılar büyük insanlar olarak tanınırlardı. İmam Cevad, konuyu bu şekilde ayrıntılı ele alınca İbn Eksem sorusunun cevabını istemedi ve meclisi sonlandırdı. Münazara devam etmeden İmam Cevad kudretini göstermiş oldu.

Bir başka münazarada yine İmam Cevad ile Ehlisünnet âlimleri bir araya geldi. Bu münazarada şia ile Ehlisünnet arasındaki ihtilaflı konular gündeme geldi. Ehlisünnet âlimleri Hz. Peygamber'in (s.a.a) dilinden halifelerin faziletine dair birkaç hadis naklettiler; bu hadisler bizce uydurmadır, fakat Ehlisünnet kaynaklarında mevcuttur. İmam Cevad, bu hadisleri âlimane bir tavırla, hiçbir hassasiyete yer vermeden ele aldı ve sünnete uygun bir biçimde uydurma olduklarını ispatladı. Orada bulunan Ehlisünnet âlimleri de İmam Cevad'ın istidlalini kabul ettiler.

İmam Cevad ve mezhepler arası münazara

Aynı münazara meclisinde Sünni âlimler İmam Cevad'a halifelerin faziletleri hakkında sorular sordular. Böylelikle mezhep tartışmasına girdiler. Bu meclislerde doğal olarak sesler yükselir ve taraflar hiddete kapılır. Ama bir de İmam Cevad'ın konuşmasına bakın da münazara adabını öğrenin! İmam Cevad'a bir halifenin fazileti hakkındaki bir rivayete dair görüşünü sordular. İmam Cevad söz konusu halifeyi hürmetle yâd etti ve soru soranlar açısından önemli olan özelliklerini saydı. Sonra şöyle devam etti: “Bu rivayete biraz şüpheyle yaklaşmak gerekir.” Sözlerinin devamında da delilleriyle rivayetin sahih olmadığını ispatladı. İmam Cevad'ın konuşma tarzına bakınız! çnce muhataplarının gönlünü alıyordu; sert çıkış yapmıyor, mezhebî tartışmalara girmiyordu. Bu, bize bir derstir.

Münazara adabı

İmam Cevad, Yahya b. Eksem'le münazarasında münazara adabına riayet ediyordu. Tavır almıyor, karşı tarafın konuşmasını dikkatle dinliyordu. Sorular genelde konunun anlaşılmasını sağlamak için soruluyordu. Ama tabii sırf karşı tarafı küçümsemek için soru sorulduğu da oluyordu. İmam Cevad her durumda meclise hâkimdi, muhatabını büyüklüğüne yaraşır bir biçimde karşılıyordu. Muhatabı sorusunun cevabını almakla kalmıyor, İmam Cevad'ın etkisi altında kalıyordu. Bunun muhatabı ilmî birikimden daha fazla etkilediğini söyleyebiliriz. Karşı tarafın kendisini imam olarak kabul etmesini sağlayan şey İmam Cevad'ın ahlakıydı. Böyle tartışmaya biz nazik tartışma diyoruz.

Kaynaklarda İmam Cevad ile Memun arasında geçen iki, üç toplantıdan söz edilir. Fakat bu toplantılara münazara diyemeyiz; soru cevap demek daha uygun olur. İmam Cevad ayrıca şiilerle de bir araya gelmiş, onların sorularını da cevaplamıştır.

İmam Cevad'ın münazaralarının ve cevaplarının medyatik yönü de vardı. çünkü münazaraya katılan sekiz-on yaşında bir çocuktu. Halkın münazara meclislerinde söylenenleri birbirlerine anlattıklarından bahsediyorum. Hatta (altmış-yetmiş yaşlarında bir ihtiyar olan) Yahya b. Eksem'in İmam Cevad'ın huzuruna gelip oturduğu, İmam'ı görünce şaşırarak oradan ayrıldığı rivayet edilir.

İmam Cevad, bir bakıma kendisini diğer Masum İmamlardan ayıran özel bir konuma sahipti: İmam Rıza döneminde başlayan mezhep tartışmalarını miras aldı. Halbuki, mesela İmam Bâkır döneminde, mezhep tartışmaları bu denli gündemde değildi. çte yandan İmam Cevad küçük yaşta olduğundan Masum İmam'ın ledün ilmine sahip olduğu, bu ilmin Masum İmam'a Allah tarafından verildiği tecrübesi deneyimlenmiş oldu. Bu durum hayret uyandırıyordu. Tabii ki şiiler bu durumdan haberdardı, fakat diğerleri de öğrenmiş oldu.


medyaşafak

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler