11 Aralık 2017 Pazartesi Saat:
05:54
27-11-2017
  

İmam Hasan Askeri'nin (a.s) Hayatı

Oğlum! Allah'a karşı bir şükür yerine getir...

Facebook da Paylaş


 

 

Ehlader Araştırma Bölümü
 


Mübarek Soyu


Hasan b. Ali b. Muhammed b. Ali b. Musa b. Cafer b. Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebu Talib (a.s). Yüce Allah'ın kendilerinden her türlü kiri giderip tertemiz kıldığı Ehlibeyt İmamları'nın (a.s) on birincisidir. Annesi, Hadis[1] veya Selil[2] adında bir ümmüveled'dir. Arif ve salih kadınlardandı.[3] Sibt b. Cevzî, adının Susen olduğunu söyler.[4]



Doğum Yeri ve Tarihi


İmam Ebu Muhammed Hasan Askerî (a.s) (birçok tarihçinin de belirttiği gibi) hicrî 232 yılının rebiyülâhır ayında Medine'de doğdu. Tarihçiler ve raviler arasında doğduğu sene, ay ve gün hususunda ihtilâf görülmektedir. Kimine göre hicrî 230 yılında,[5] kimine göre hicrî 231 yılında[6] veya hicrî 232 yılında[7] ya da hicrî 233 yılında[4] doğmuştur.


Bazıları rebiyülevvel ayının altısında,[8] bazıları ise rebiyülâhır ayının altısında veya sekizinde veya onunda ya da ramazan ayında doğduğunu rivayet etmişlerdir.[9]



Lakapları ve Künyeleri


İmam Ali b. Muhammed ve Hasan b. Ali (a.s) için "el-Askerî" lakabı kullanılmıştır. Çünkü her iki İmam'ın (ikisine de selâm olsun) Samarra'da ikamet ettikleri bölgeye "Asker" adı veriliyordu.[10]



"el-Askerî" lakabıyla daha çok İmam Hasan b. Ali (a.s) meşhur olmuştur. Hadisçilerin, ravilerin ve siyer yazarlarının bize naklettikleri diğer lakapları şunlardır: Refik, Zeki, Fazıl, Halis, Emin, Emin ala sırrillah, Naki, Murşid ilellah, Natık anillah, Sadık, Samit, Tahir, Mu'min Billâh, Veliyullah, Hazanetu'l-Vasiyyin, Fakih, Recul, el-Âlim.[11]


Bu lakapların her biri, onun şahsiyetinin mazharlarından bir mazhara ve kemallerinden bir kemale delâlet etmektedir.


Ayrıca, dedesi ve babası gibi "İbn Rıza" künyesiyle de anılırdı.[12] Ona has olan künyesi ise, Ebu Muhammed'dir.[13]


 
Fiziki Özellikleri


Ahmed b. Ubeydullah b. Hakan, İmam Hasan Askerî'yi şöyle vasfetmektedir: Esmer ve iri gözlüydü. Endamı uyumlu ve yüzü güzeldi. Bedeni dengeliydi. Celâl ve heybet sahibiydi.[14] Renginin esmer ile beyaz arasında olduğunu söyleyen de vardır.[15]


 
Yetişmesi ve Büyüdüğü Ortam


İmam Ebu Muhammed (a.s) hidayet evinde ve en büyük imamet merkezinde büyüdü. Yüce Allah'ın kendilerinden her türlü kiri giderip tertemiz kıldığı kimselerin hanesinde yetişti. Şebravî, bu büyük imamın büyüdüğü bu evi şöyle vasfetmektedir:


"Ne şerefli bir aile! Ne büyük, engin ve yüksek bir soy! Eşsiz övgülerin, yüksek değerlerin sembolü bir hanedan! Hepsi en şerefli soya mensup olmak, tertemiz kökten gelmek bakımından bir tarağın dişleri gibi eşittirler. Şeref, onlar arasında paylaştırılmıştır. Yüksek mertebeli, üstün makamlı bir hanedan! Yücelik ve şerefte parlak gökyüzünü geride bırakmışlardır. Menzilleri ve konumları kutup yıldızından yücedir. Bütün kemal sıfatlarını üzerlerinde toplamışlardır. "Şu hariç, şu olmaksızın" diye istisna edilecek bir tek kemal kalmamıştır ki, onlarda bulunmasın. Bu imamlar, ululukta bir gerdanlık gibi dizilmişler. Tıpkı incilerin dizilmesi gibi. Şerefte aralarında fark yoktur. İlki ile ardından geleni eşittir. Nice topluluklar onların ışık saçan meşalelerini indirmek istedi de Allah yüceltti. Onların birliğini dağıtmak için dağları, ovaları aştılar da Allah onları birleştirdi. Nice haklarını zayi ettiler de Allah onları asla ihmal etmedi, zayi etmedi."[16]


İmam Ebu Muhammed (a.s), yüce Allah'ın arındırdığı ve şanını yücelttiği evde büyüyüp gelişirken, yüksek terbiyenin en yüce suretlerini sindiriyordu.


"Orada sabah akşam Allah'ı öyle kimseler tesbih ederler ki, ne ticaret, ne de alışveriş onları Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoymaz." [17]


O ev ki, Allah'ın kelimesini yeryüzünde en yüce olsun diye yükseltmiş, Allah'ın risaleti uğruna çok ağır bedeller ödemiştir.


İmam Hasan Askerî (a.s), hayatının bir bölümünü babası İmam Hadi (a.s) ile geçirdi. Ondan hiç ayrılmazdı, nereye gitse onunla beraber olurdu. Dedesi yüce Resulü (s.a.a) çağrıştıran gerçek bir model görüyordu onda. Babası da onu risalet ve imametin devamı olarak görüyordu. Bu yüzden ona büyük bir itina gösterirdi. İmam Hadi (a.s), oğlu Hasan Askerî'nin faziletine şöyle işaret etmiştir:


"Oğlum Ebu Muhammed, karakter olarak Muhammed (s.a.a) soyunun en hayırseveri, hüccet olarak en sağlamıdır. O, benim çocuklarımın en büyüğüdür. Benden sonra yerime geçecektir. İmamlık kulpları ve hükümleri ona ulaşacaktır."[18]


İmam Hadi (a.s), tıpkı masum ataları gibi, baba oğul arasındaki sevginin ve duygusal davranmanın sonucu olarak bu sözleri söylemekten uzaktır.


İmam Hasan Askerî (a.s), yirmi yıl boyunca babasından hiç ayrılmadı. O, bu dönem boyunca babasının ve Şia'sının uğradığı zulüm ve saldırıların her türlüsüne tanık oluyordu. İmam Hadi'nin (a.s) Halife Mütevekkil'e ihbar edilmesinden sonra İmam Hasan Askerî (a.s) babasıyla birlikte Samarra'ya taşındı. Çünkü Abdullah b. Muhammed b. Davud el-Haşimî halifeye şöyle bir mektup yazmıştı: "Anlatıldığına göre bir topluluk onun (Ali el-Hadi'nin) imam olduğuna inanmaktadır." Bunun üzerine İmam Hadi (a.s), Yahya b. Herseme eşliğinde Medine'den Bağdat'a getirildi. Yasiriye denilen yere gelince orada konakladı. İshak b. İbrahim onu teslim almak üzere atına binip yola çıktı. İnsanların ona büyük bir iştiyakla koştuklarını, etrafında toplandıklarını gördü. Gece oluncaya kadar orada bekledi. Gece olunca da şehre girdi. O gecenin bir bölümünü Bağdat'ta kaldı, sonra Samarra'ya götürüldü.[19]


Abbasî halifesi Mütevekkil, İmam Ali b. Muhammed el-Hadi'ye (a.s) karşı uyguladığı zulüm ve zorbalıkta sınır tanımıyordu. Onu Samarra'da mecburî ikamete tâbi tuttu. Evini polislerle çevirdi. Alıp verdiği nefesleri bile sayıyorlardı. Âlimlerin, fakihlerin ve Şia'sının onunla temas kurmasına engel oluyorlardı. Mütevekkil, zaman zaman İmam'ın (a.s) evinin aranmasını ve İmam'ı ne hâlde buldularsa o şekilde yanına getirilmesini emrediyordu.[20]


Mütevekkil'in Ehlibeyt'e yönelik düşmanlığının en somut göstergesi, İmam Hüseyin b. Ali'nin (a.s) Kerbelâ'daki kabrinin ziyaret edilmesini resmen yasaklamasıydı. İslâm topraklarındaki devrim ateşini tutuşturan en önemli merkezlerden biri hâline gelmiş mübarek kabrinin yıkılmasını emretti.[21]


Bu acı koşulların tamamını İmam Hasan Askerî (a.s) de yaşıyordu. Canı acılarla, hüzünlerle dağlanıyordu. Bu dönemi babasının himayesinde geçirdi. Onun uğradığı eziyetleri gördükçe acılardan ve hasretten canı âdeta eriyordu.


Babası H. 254 yılında şehit edildi.[22] Ondan sonra imamlık görevini üstlendi. Onun imamlık dönemi, Ehlibeyt İmamları içinde en kısa dönemdir. Ki onlar, insanlar arasında bedenen en sıhhatli, ruh ve cisim bakımından en sağlıklı kimselerdi. Nitekim o da daha ömrünün üçüncü on yılını tamamlamadan şehit edildi. Şahadeti H. 260 yılında gerçekleşti. Dolayısıyla imamlık süresi altı senedir.[23] Bu kısa süre, bize Abbasî devletinin yöneticilerinin ondan, onun ümmet içindeki aktif rolünden ne kadar korktuklarını göstermektedir. Çünkü zindan ve baskılardan sonra onu zehirleyerek ortadan kaldırdılar. Şehit edildiği sırada bereketli ömrünün yirmi sekiz veya yirmi dokuzunda bir gençti.[24]


Burada bir hususa işaret etmemiz gerekiyor. Tarihî olarak İmam Hasan Askerî'nin (a.s) babasının himayesinde geçirdiği ömrü ve birlikte takındıkları tavırları ile ilgili sadece bu imamın doğumu, vefatı, mübarek nesebi ve İmam'ın (a.s) şeriatı korumak, ümmeti sapma çizgisinden uzak tutmak için çalışmak ve İslâm düşmanlarının saldırılarına karşı koymakta somutlaşan aslî misyonuyla tenasübü olmayan az sayıda birtakım olaylar ve tavırlar aktarılmıştır.


Ama bazı hadisçilerin naklettikleri bazı rivayetler vardır ki, bunlar, İmam Hasan Askerî'nin (a.s) hayatında son derece önemli bir yere sahip bazı olaylara değinmektedir. Nitekim İmam Hasan Askerî'nin (a.s) kendisi de içinde yaşadığı şartların zorluğuna işaret etmiştir:


"Atalarımdan hiçbiri şu çetenin benden şüphelenmesi gibi bir musibete uğramamıştır."[25]


Bu da İmam Ali b. Muhammed el-Askerî ve Hasan b. Ali el-Askerî'nin (a.s) yaşadıkları siyasal ve sosyal şartların ne kadar ağır olduğunu göstermektedir. Nitekim bu şartların sonucu İmam Hasan Askerî (a.s) ışıktan ve halktan uzak tutulmuş, sadece çok dar bir çerçevede başkalarıyla temas kurmasına izin verilmiştir. Ancak bazen şartlar makamının, imamlığının ve konumunun yüceliğini açıklama gereğini dayatmıştır. Bu çerçevede yakınlarına ve ashabından güvendiği kimselere hüccetinin tamamlanması için açıklamalarda bulunmuştur. Bütün bunlar, Abbasî tağutlarına karşı hayatını korumak amacına yönelikti.


Kardeşi Muhammed'in vefatı sırasında ondan varit olan bir ifade de, İmam'ın (a.s) bu sözünü pekiştirmekle birlikte, her iki imamın (a.s) yaşadıkları şartların zorluğunu ve iktidarın onlara dayattığı ağır ortamı gözler önüne sermektedir. Kuleynî, Sa'd b. Abdullah aracılığıyla, aralarında Hasan b. Hüseyin el-Eftas'ın da bulunduğu Haşimoğulları'ndan bir topluluktan şöyle rivayet etmiştir:


"Biz, Muhammed b. Ali b. Muhammed'in vefat ettiği gün, başsağlığı dilemek için Ebu'l-Hasan'ın (İmam Hadi'nin) evine gittik. Evin avlusunda onun için bir sergi serilmiş, insanlar da etrafında oturmuşlardı. Etrafında Ebu Talib ailesinden, Haşimoğulları'ndan ve Kureyş'ten yüz elli kişinin toplanmış olduğunu tahmin ettik. Hizmetçileri ve başka insanları bundan hariç tutuyoruz.


O sırada Hasan b. Ali (a.s), yakası yırtılmış bir hâlde içeri girdi ve gelip İmam'ın sağ tarafında ayakta durdu. Biz onu tanımıyorduk. Bir süre sonra Ebu'l-Hasan (a.s) ona baktı ve dedi ki:


"Oğlum! Allah'a karşı bir şükür yerine getir; çünkü O, seninle ilgili olarak önemli bir iş meydana getirmiştir."
Hasan (a.s) ağladı, istirca ayetini okudu[26] ve şöyle dedi:


"Âlemlerin rabbi olan Allah'a hamdolsun! Ben Allah'tan bize yönelik nimetlerini senin hakkında tamamlamasını diliyorum. Kuşkusuz biz Allah'tanız ve kuşkusuz O'na döneceğiz."


Bu gencin kim olduğunu sorduk. İmam'ın oğlu Hasan olduğunu söylediler. O zaman yirmi yaşında veya yirminin biraz üzerinde olduğunu tahmin ettik. Onu o gün tanıdık ve anladık ki, İmam, onun kendisinden sonraki imam olduğunu işaret etmiş ve onu kendi yerine geçirmişti."[27]


Topluluğun, seçkin insanların hazır bulunduğu böylesine acıklı bir münasebette İmam Hasan Askerî'nin (a.s) kim olduğunu sormaları, İmam Hadi'nin (a.s) yirmi yaşına gelmiş bulunan oğlu Hasan Askerî'yi (a.s) çok sıkı bir şekilde insanlardan gizlediğini gözler önüne sermektedir.

 

Kaynaklar

[1]- el-Kâfi: 1/503; el-İrşad: 2/313; İ'lâmu'l-Vera: 2/131
[2]- Uyunu'l-Mucizat: 123; İsbatu'l-Vasiyye: 244
[3]- Uyunu'l-Mucizat: 123
[4]- Tezkiretu'l-Havas: 2/501
[4]- Biharu'l-Envar: 50/235, el-İrşad'dan naklen; fakat biz el-İrşad'-da böyle bir kayıt görmedik; orada mevcut olan, ileride de değinileceği gibi, H. 232 senesidir.
[5]- İbn Haşşab, Tarihu Mevalidi'l-Eimme: 43; İbn Cevzî, el-Munta-zam: 5/22; Vefeyatu'l-A'yan: 2/94
[6]- Bkz. el-Kâfi: 1/503; el-İrşad: 2/313; İ'lâmu'l-Vera: 2/129
[7]- el-Hidayetu'l-Kubra: 327; Delailu'l-İmame: 423
[8]- Bkz. Vefeyatu'l-A'yan: 2/94; el-Eimme el-İsna Aşer: 113
[9]- Bkz. el-Kâfi: 1/503; Misbahu'l-Müteheccid:767; İ'lâmu'l-Vera: 2/ 129; Vefeyatu'l-A'yan: 2/94; Biharu'l-Envar: 50/235-238
[10]- İlelu'ş-Şerayi: 1/241 ve ondan naklen Biharu'l-Envar: 50/235
[11]- Bkz. Delailu'l-İmame: 424; İ'lâmu'l-Vera: 2/129; Menakıbu Âl-i Ebî Talib: 3/523; el-Hidayetu'l-Kubra: 325; el-Fusulu'l-Muhimme: 2/ 1077; Metalibu's-Seul: 2/148. Lakaplarından bazıları için de bkz. Ca-miu'r-Ruvat: 2/462; Muhecu'd-Deavat: 399; el-Mezar: 247. Daha geniş bilgi için bkz. Tabesî, Hayatu'l-İmam el-Askerî: 23-28
[12]- Bkz. İ'lâmu'l-Vera: 2/132; Menakıbu Âl-i Ebî Talib: 3/523
[13]- Kemalu'd-Din ve Tamamu'n-Ni'met: 307; Menakıbu Âl-i Ebî Talib: 3/523; Metalibu's-Seul: 2/148; el-Fusulu'l-Muhimme: 2/1080
[14]- el-Kâfi: 1/503; Kemalu'd-Din ve Tamamu'n-Ni'met: 40-41; el-İr-şad: 2/321
[15]- el-Fusulu'l-Muhimme: 2/1081; ondan naklen de Biharu'l-Envar: 50/238
[16]- el-İthaf Bi-Hubbi'l-Eşraf: 366-367
[17]- Nûr (24): 36-37
[18]- el-Kâfi: 1/327-328; el-İrşad: 2/319; İ'lâmu'l-Vera: 2/135-136
[19]- Tarihu'l-Yakubî: 2/484; el-İrşad: 2/310-311; İ'lâmu'l-Vera: 2/125
[20]- Vefeyatu'l-A'yan: 3/272; el-Vafî Bi'l-Vefeyat: 22/48
[21]- Tarihu't-Taberî: 7/365; el-Kâmil Fi't-Tarih: 7/55; Mekatilu't-Tali-biyyin: 395
[22]- el-İrşad: 2/297; İ'lâmu'l-Vera: 2/109
[23]- el-İrşad: 2/313; İ'lâmu'l-Vera: 2/129
[24]- Menakıbu Âl-i Ebî Talib: 3/523-524
[25]- Kemalu'd-Din ve Tamamu'n-Ni'met: 222; Tuhafu'l-Ukul: 487; ondan naklen de Biharu'l-Envar: 75/372
[26]- "İnna li'llahi ve inna ileyhi raciun/Kuşkusuz biz Allah'tanız ve kuşkusuz O'na döneceğiz." (Bakara 156)
[27]- el-Kâfi: 1/326-327; el-İrşad: 2/317-318; İ'lâmu'l-Vera: 2/135

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler