16 Aralık 2018 Pazar Saat:
10:30
27-11-2017
  

İmam Hasan Askeri'nin Bazı Özellikleri

Allah hüccetini bütün varlıklar içinde her açıdan belirgin kılmış ve her şeyin bilgisini ona vermiştir...

Facebook da Paylaş

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Hoşgörüsü ve Cömertliği

Tarihçiler, İmam Askeri'nin (a.s) göz kamaştırıcı hayatından erdem örnekleri aktarmışlardır.


- Şeyh Kuleynî ve Şeyh Mufid, Muhammed b. Ali b. İbrahim b. Musa b. Cafer'den (a.s) şöyle rivayet etmişlerdir: Bir ara maddî durumumuz iyice sıkıştı. Babam bana dedi ki: "Birlikte şu adama (Ebu Muhammed'i kastediyor) gidelim; çünkü onun cömert biri olduğunu söylüyorlar."


"Onu tanıyor musun?" diye sordum.


"Hayır, onu tanımıyorum." dedi, "Bugüne kadar hiç görmedim de."


Babamla birlikte Ebu Muhammed'in (a.s) yanına gittik. Yolda babam bana, "Bize beş yüz dirhem vermesine ne kadar ihtiyacımız var! İki yüz dirhemiyle giysi alır, iki yüz dirhemiyle un alır ve yüz dirhemiyle de masraflarımızı karşılardık!" dedi.


Ben de kendi kendime şöyle dedim: "Keşke bana da üç yüz dirhem verse! Yüz dirhemle kendime bir eşek satın alırdım, yüz dirhemiyle masraflarımı karşılardım, diğer yüz dirhemiyle de giysi alırdım, sonra da Cebel bölgesine giderdim!"


Onun kapısına vardığımız zaman, hizmetçi bizi karşıladı ve "Ali b. İbrahim ve oğlu Muhammed içeri giriyorlar." dedi. Yanına girip selâm verdiğimizde babama şöyle dedi: "Ey Ali! Bizi ziyaret etmek için bugüne kadar niçin bekledin?" Babam dedi ki: "Ey efendim! Böyle bir durumda seninle karşılaşmaktan utandım." Onun huzurundan çıktığımızda hizmetçisi geldi ve babama bir kese verip şöyle dedi: "Burada beş yüz dirhem vardır. Bunun iki yüz dirhemi giysi, iki yüz dirhemi un ve yüz dirhemi de masraflar içindir." Bana da bir kese verdi ve şöyle dedi: "Burada üç yüz dirhem var. Yüz dirhemiyle bir eşek, yüz dirhemiyle giysi satın al ve diğer yüz dirhemini de masraflar için kullan. Cebel'e de gitme, Sûrâ'ya git."


Ravi der ki: "Adam Sûrâ'ya gitti, orada bir kadınla evlendi. Bugün iki bin dinar geliri vardır. Buna rağmen Vâkıfiye inancına sahiptir."[1]

- İshak b. Muhammed Nehai anlatıyor: Ebu Haşim Caferi bana söyledi; dedi ki: Ebu Muhammed'e (a.s) hapishanenin darlığından ve pranganın sıkılığından şikâyet eden bir mektup yazdım. Bana cevap olarak yazdı ki: "Sen bugün öğle namazını evinde kılacaksın." Gerçekten de öğle vakti hapishaneden çıkarıldım ve onun söylediği gibi öğlen namazını evimde kıldım. Maddi açıdan da sıkıntı içindeydim. Yazdığım mektupta ondan yardım istemeyi düşündüm; fakat utandım. Evime gittiğimde bana yüz dinar ve şu içerikte bir mektup gönderdi: "Bir ihtiyacın olduğunda utanma ve istemekten sakınma. İhtiyacını söyle, inşallah istediğin sana gelir." [2]


- İsmail b. Muhammed b. Ali b. İsmail b. Ali b. Abdullah b. Abbas anlatıyor: Ebu Muhammed'in (a.s) gelip geçtiği yolun üzerine oturup bekledim. Yanımdan geçerken muhtaç durumda olduğumu söyleyerek şikâyette bulundum ve yemin ederek yanımda bir dirhem ve yukarısının bulunmadığını, ne sabah ve ne de akşam yiyecek bir şeyimin olmadığını söyledim. Bana dedi ki: "Allah'a yalan yere yemin ediyorsun. Oysa sen iki yüz dinar gömmüşsün. Ancak bu sözlerim, sana bağışta bulunmayacağım anlamına gelmez. Ey hizmetçi, yanında ne varsa buna ver." Hizmetçi bana yüz dinar verdi. Sonra bana döndü ve dedi ki: "O dinarlara en çok muhtaç olduğun zaman onlardan mahrum kalacaksın." İmam (a.s) doğru söylemişti ve onun dediği gibi de oldu. İmam'ın (a.s) verdiği parayı harcayıp bitirdikten sonra, bir gün harcayacak paraya şiddetli bir ihtiyaç duydum. O sırada rızık kapıları da âdeta yüzüme kapanmıştı. Gömdüğüm parayı çıkarmaya gittiğimde onları yerinde bulmadım. Amcaoğullarımdan biri paranın yerini öğrenmiş, çıkarıp kaçmıştı. O paradan hiçbir şey elime geçmedi.[3]

 
Zühdü ve İbadeti


İmam Hasan Askerî (a.s) yaşadığı dönemde çok ibadet etmesiyle, maddi zevklerden uzaklaşmasıyla, kendini Allah'a adamasıyla tanınıyordu. Bu özelliği Şiî ve Sünnîler arasında meşhur olmuştu. Öyle ki İmam (a.s), Ali b. Narmeş'in zindanına atıldığında (bu adam Ebu Talib sülâlesine kin besleyen, düşmanlık edenlerin en ileri gelenlerinden biri olmasına rağmen) bu Ali, yüzünü onun ayaklarının altına sermiş ve ona karşı duyduğu saygıdan dolayı başını kaldırıp yüzüne bakamaz olmuştu. Nitekim İmam (a.s) hapisten çıktığında bu Ali en güzel basirete sahip ve İmam hakkında en güzel sözler söyleyen insanlardan biri hâline gelmişti.[4]


Mu'temid onu zindana attığı sırada, zindancıdan (Ali b. Cerin) İmam'ın (a.s) durumunu, onunla ilgili haberleri sorardı, Ali b. Cerin de, "İmam (a.s) gündüzleri oruç tutuyor, geceleri de namaz kılıyor." diye cevap verirdi.[5]


Ali b. Muhammed, Muhammed b. İsmail b. İbrahim b. Musa b. Cafer b. Muhammed b. Ali b. Abdulgaffar'dan[6] rivayet etmiştir: "Salih b. Vusayf, Ebu Muhammed'i (a.s) zindana attığı sırada Abbasiler, Salih b. Ali ve Ehlibeyt çizgisinden sapan başkaları Salih'in yanına giderek, ona sert davranmasını istediler.


Salih onlara dedi ki: "Daha ne yapayım?! Bulabildiğim en kötü, en şerli iki adamı onun başına musallat ettim. Bir süre sonra bu iki adam, ibadet, namaz ve oruç bakımından akıl almaz bir düzeye geldiler. Onlara dedim ki: Onda, (sizi bu kadar değiştirecek) ne var?"


Dediler ki: "Gündüzleri oruç tutan, geceleri sabaha kadar uyanık kalıp namaz kılan, konuşmayan, ibadet dışında bir şeyle uğraşmayan bir insan hakkında ne diyorsun?! Ona baktığımız zaman tüm vücudumuzu bir titreme tutuyor ve içimizi bastıramadığımız bir ürperti bürüyor." Bu sözleri duydukları zaman ümitleri kırılarak geri döndüler.[7]


Gecenin bir yarısında sultanın askerleri evinin etrafını sarardı da onu evinin ortasında oturmuş, yüce Rabbine yakarırken bulurlardı.


İmam'ın yüce Allah ile olan sağlıklı irtibatı, eliyle gerçekleşen mucizeler ve kerametler, onun Allah katındaki makamının yüksekliğine, şanının yüceliğine delâlet etmektedir. Allah onu, bu nedenle ahdi için seçmiş ve imamet görevine getirmiştir.



İmamın İlmi

Aşağıda İmam Hasan Askerî'nin (a.s) çeşitli ilimlerine ve imamlığının dair delillerden bazıları:


1- Hizmetçi Ebu Hamza Nasr anlatıyor: "Ebu Muhammed'in (a.s) hizmetçileriyle kendi dilleriyle, Türkçe, Rumca ve Slavca konuştuğunu defalarca gördüm. Bundan dolayı şaşırdım ve kendi kendime dedim ki: "Bu adam Medine'de doğdu ve babası Ebu'l Hasan (İmam Hadi ) vefat edinceye kadar hiç kimseye görünmedi. Bunu nasıl becerebiliyor?!" Ben içimde bu düşünceleri geçirirken bana döndü ve dedi ki:


Allah hüccetini bütün varlıklar içinde her açıdan belirgin kılmış ve her şeyin bilgisini ona vermiştir. O dilleri, sebepleri ve olayları bilir. Öyle olmasaydı, hüccet ile diğer insanlar arasında bir fark olmazdı.[8]


2- Hasan b. Zarif anlatıyor: İki mesele zihnimi kurcalıyordu. Bunlarla ilgili olarak Ebu Muhammed'e (a.s) bir mektup yazmak istedim. Bir süre sonra mektubu yazdım. Sordum ki: Mehdi (a.s) zuhur ettiği zaman neyle hükmedecek ve insanlar arasında hüküm verdiği meclisi nerede olacak? Bu arada nöbetlerle gelen sıtmanın tedavisini de sormak istedim; fakat bunu yazmayı unuttum.


Bana şöyle bir cevap geldi: Mehdi ile ilgili soru soruyorsun. Zuhur ettiği zaman insanlar arasında ilmiyle hükmedecektir. Davud'un (a.s) hükmetmesi gibi. Kanıt istemeyecektir. Bu arada nöbetlerle gelen sıtma hakkında da bir soru sormak istemiştin; fakat sormayı unutmuşsun. Bir kâğıda, "Ya nâru kunî berden ve selâmen alâ İbrahîm (Ey ateş! İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol.)" [9] ayetini yaz ve onu sıtmalı kişiye as.


Ebu Muhammed'in (a.s) söylediği gibi yazıp astık, hasta kendine geldi.[10]


3- Şeyh Mufid, Ebu'l-Kasım Cafer b. Muhammed'den, o Muhammed b. Yakub'dan, o İsmail b. İbrahim b. Musa b. Cafer'den rivayet etmiştir: Ebu Muhammed Hasan (a.s), Halife Mu'tezz'in ölümünden yaklaşık yirmi gün önce Ebu'l Kasım İshak b. Cafer Zübeyri'ye şöyle bir mektup gönderdi: "Olay meydana gelinceye kadar evinden çıkma."


Bu sırada Beriha öldürülünce, Ebu Kasım, İmam'a şöyle yazdı: "Olay meydana geldi, şimdi ne yapmamı emredersiniz?" İmam ona şöyle yazdı: "Benim kastettiğim olay bu değildir, başka bir olaydır." Bir süre sonra Mu'tez olayı meydana geldi."[11]


Yani, İmam (a.s) burada Mu'tezz'in ölümüne işaret etmiş ve dostlarından bu vakte kadar evlerinden çıkmamalarını istemiştir. Bunun sebebi de, İmam'ın (a.s) içinde bulunduğu özel şartlar ve dostlarının sultanın ve askerlerinin sıkı takibi altında olmalarıdır. Doğal olarak halifenin ölümünden sonra bir kargaşa süreci başlar. Bu da muhaliflerinin daha rahat hareket etmelerini, yer değiştirmelerini mümkün kılar.


4- Ebu Ali Mutahharî, Kadisiye'den İmam Hasan Askeri'ye (a.s), insanların susuzluk korkusuyla hacca gitmekten vazgeçtiklerini ve kendisinin de giderse susuzluktan korktuğunu bildiren bir mektup yazdı.


İmam (a.s) cevaben şöyle yazdı: "Yolunuza devam edin, sizin için endişelenecek bir şey yoktur, inşallah. Kalanlar, esenlik içinde yollarına devam ettiler ve susuzluk çekmediler.[12] Ve hamt, alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur."

 

Kaynaklar


[1]- el-Kâfi: 1/506; el-İrşad: 2/326-327; ondan naklen Keşfu'l-Gum-me: 3/206
[2]- el-Kâfi: 1/508; el-İrşad: 2/330; İ'lâmu'l-Vera: 2/140; el-İrşad'dan da naklen Keşfu'l-Gumme: 3/208
[3]- el-Kâfi: 1/509; el-İrşad: 2/332 İ'lâmu'l-Vera: 2/137; el-İrşad'dan naklen Keşfu'l-Gumme: 3/209. Bazı kaynaklarda o parayı çalan kişinin adamın amcası oğlu değil, oğlu olduğu kaydedilir.
[4]- Bkz. el-Kâfi: 1/508; el-İrşad: 2/329-330; İ'lâmu'l-Vera: 2/150
[5]- Bkz. Muhecu'd-Deavat: 330; Uyunu'l-Mucizat: 125; Muhecu'd-Deavat'tan naklen de Biharu'l-Envar: 50/314
[6]- el-İrşad'da rivayet Muhammed b. İsmail'e dayandırılmış, Ali b. Abdulgaffar'dan söz edilmemiştir.
[7]- el-Kâfi: 1/512; el-İrşad: 2/334; İ'lâmu'l-Vera: 2/150-151
[8]- el-Kâfi: 1/509; el-İrşad: 2/330-331; İ'lâmu'l-Vera: 2/145; el-İr-şad'dan naklen Keşfu'l-Gumme: 3/208
[9]- Enbiyâ Suresi: 69
[10]- el-Kâfi: 1/509; el-İrşad: 2/331; İ'lâmu'l-Vera: 2/145; el-İrşad'dan naklen Keşfu'l-Gumme: 3/208
[11]- el-Kâfi: 1/506; el-İrşad: 2/325; el-İrşad'dan naklen Keşfu'l-Gum-me: 3/205; yine el-İrşad'dan naklen Biharu'l-Envar: 5/277-278. Kaynaklarda öldürülen kişinin ismi farklı şekillerde geçer; bazılarında "Beri-ha", bazılarında ise "Teriha" şeklinde geçer. Ancak bunun bir önemi yoktur.
[12]- el-Kâfi: 1/507-508; el-İrşad: 2/339; Menakıbu Âl-i Ebî Talib: 3/531

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler