29 Ekim 2020 Perşembe Saat:
21:00
29-09-2020
  

İmam Hasan’ın Evlilikleri Meselesi

Siyasi çekişmelerde taraflar sadece karşılarındaki yaşayan rakibe değil onun köklerine de saldırırlar. Hatta günümüzde siyasi partiler biri birilerinin yetmiş yıl önceki kökenlerine kadar giderler.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Ersan BAYDEMİR

 

 

Hak batıl çatışmasında batıl tarafın en büyük sorunu kötü ve çirkin görünmektir. İnsanlar batılı olduğu gibi görünce ondan kaçmak isterler. Bunun aksi de hakkın güzel görünmesi ve fıtrat gereği insanları güzel cezbetmesidir.

 

Tarihte bütün zalimler ve kötülük odakları bundan mustariptiler ve tabi buna çare de düşündüler. Peki, ne yaptılar?

 

1- Kötülüklerini örtecek maskeler geliştirdiler. Örneğin Mekke müşrikleri, ata babalarımızın dinine ihanet etmeyelim, diyorlardı veya Muaviye ben öldürülen halifenin intikamını almak istiyorum diyordu veya bugün ABD bütün zulümlerini özgürlük ve insan hakları maskesiyle örtüyor.

 

2- İyilerin güzel ve insan fıtratına hitap eden hoş çehresini kötü göstermek için iftiralar atmak, beyinleri bulandırmak. Örneğin Muaviye İmam Ali’ye sayısız iftiralar atıyor hatta Müslüman olmadığını yayıyordu. Müşrikler Peygamberimizi haşa deli veya sihirbaz diye nitelendiriyorlardı. Yezid İmam Hüseyin’i isyankâr diye sunuyordu.

 

Günümüzde de iyi bakarsanız hak yolun ön cephesinde bulunanlar dünyada en çok iftiraya maruz kalanlardır. ABD ve İsrail zulmüne karşı koyan bütün ülke ve gruplar, toprağını savunan bütün direnişçiler terör listesinde yer alıyorlar, türlü karalamalara tabi tutuluyorlar.

 

Bu o kadar önemli ki uluslararası emperyalizm sırf bunu temin etmek için yani hak olan tarafın çehresini kirletmek, kötü bir algı oluşturmak için Taliban, el-Kaide hatta daha öncesinden Vahhabiliği kurmak gibi köklü projeleri hayata geçiriyor, onlar üzerinden hak din İslam’ın çehresini dünyaya çirkin göstermeye çalışıyor hatta bazı saf Müslümanları dahi kendi dinleri hakkında şüpheye düşürüyor.

 

Peygamberimizin iki ağır emaneti olan Kuran ve Ehlibeyt de bu tür iftiralar ve karalamalardan nasibini almıştır. Böyle olmasa şaşmak gerekirdi.

 

İslam zuhur ettiğinde Hicaz bölgesinde devlet ve otorite yoktu bu yüzden Peygamberimiz mecburen hükümet tesis etmiş ve bu hükumeti korumak için de çok sayıda savunma veya önleme savaşı yapmak zorunda kalmıştı. Başka bir çare de yoktu zira hükumet kurulmadan dünyaya yayılacak bir dinin kabilecilik sistemiyle bir adım dahi ilerlemesi mümkün değildi. İşte bu açık seçik meseleyi İslam düşmanları asırlar boyunca o şefkat peygamberini savaşçı ve şiddet yanlısı göstermek için kullandılar.

 

Her milletin izzetini, şerifini, varlık ve haysiyetini korumak için bir savunma doktrinine ihtiyacı vardır. İslam dininin de böyle bir doktrini var ki cihad adıyla ortaya konulmuştur. Bu mesele de, suçsuz bir insanı öldürmeyi bütün dünya halkını öldürmek kadar ağır karşılayan İslam dinini şiddet taraftarı göstermenin bahanesi olarak sunulmuştur. Hem de bunu insanlık tarihinin en büyük cinayetlerini işleyen büyük cinayet şebekeleri dile getiriyor.


Son zamanlarda Kuran’a, Peygamberimize ve Ehlibeyt’ine yapılan saldırılar ve karalama kampanyaları da bu çerçevede değerlendirilmelidir.

 

Peygamberimizin evlilikleri o dönemlerde ne dostları ne düşmanları tarafından yadırganmamıştır. Zira onun ne için bu evlilikleri yaptığı göz önünde olan bir gerçekti. O bütün varlığını davasına adamış bir maneviyat ve kulluk Peygamberi idi. Evlilikleri de yine bu amaca hizmet ediyordu. Şimdi asırlar sonra bu evlilikler bahane edilerek ve tabi bazı yalan yanlış tarih kayıtlarının da desteği ile o rahmet Peygamberine saldırılıyor.

 

Gelelim bu yazıyı kaleme almamın asıl sebebi olan İmam Hasan’a (as) yapılan saygısızlık ve hakarete. Ne acıdır ki gençlerimize üniversitede ders verip din anlatan densiz, maneviyatsız, kafası karışık bir Prof. İmam Hasan’ın çok abartılı sayıda evlendiği iftirasını alıp gerekçe yaparak o Peygamber reyhanesine saygısızlık yapmıştır.

 

Burada birkaç madde halinde İmam Hasan’a atılan bu iftiraya cevap vermek istiyorum:

 

1- İmam Hasan’ın çok sayıda evlendiğine, sürekli önceki eşlerini boşayıp yeni eş aldığına dair rivayetler biri biriyle uyuşmuyor zira bu rivayetlerin bazısında yetmiş, bazısında yüz küsur ve hatta üç yüzlü rakamlar telaffuz edilmiştir. Bu tutarsız abartılı rakamlar bu iddianın bir karalama olduğunu gösterir. Nitekim büyük tarihçilerimizden Allame Askeri şöyle diyor: Aktarımlardaki fahiş farklılıklar bu rivayetlerin yalan ve siyasi amaçlı olduğunun göstergesidir. Evet, tarihi aktarımlarda rakam farklılığı olabilir ama bu farklılık bu kadar tutarsız ve abartılı olunca kuşkuyla bakmak gerekir.

 

2- Bu abartılı rakamları aktaran tarihçilerin İmam Hasan’ın eşleri diye sunduğu uzun bir liste yoktur. Kaynaklarda on kadar kadının adı geçiyor ve hatta bunların dahi birçoğu belirsizdir ve yeterli bilgiyle aktarılmamıştır. Net olarak bilinenler beş altıyı geçmiyor. Unutmayalım ki Peygamber gelini olmak, İmam Hasan’ın eşi olmak önemli bir tarih bilgisidir.

 

3- Uzun bir eş listesi olmamakla birlikte ve daha kesin bir gerçek İmam Hasan (as) için abartılı bir evlat listesi de söz konusu değildir. İmam Hasan’ın (as) evlatlarının sayısını kaynaklar sekiz, on iki, on beş gibi rakamlar olarak saymışlardır. İmam (as) onca kadınla evlenmiş olsa sıradan bir iki evliliği olan insanlar kadar değil çok daha fazla evlat sahibi olması gerekmez miydi?

 

4- Bunca kadınla evlenme ve boşanma olmuşsa neden bunların velev az bir kısmının hikâyesine rastlamıyoruz. Kiminle evlenmiş nerede evlenmiş ve kimi boşamış nerede boşamış? Hepsi de olmasa az bir kısmı tarihe yansımış olmalıydı? Kadınların kimliği, kabilesi, evlenme veya boşanma macerası… Tek rastladığımız boşanma meselesi Ben-i Şeyban kabilesinden bir kadınla ilgilidir ki İmam Hasan (as) “O kadın hariciydi ve yanı başımda cehennem ateşinden bir parça görmek istemedim” diyerek onu boşamasının ciddi bir gerekçesi olduğunu açıklamıştır.

 

5- Bu iddiaları ortaya atan rivayetler muhteva veya senet olarak sorunludur ve güvenilir değildir.

 

6- Bu iddialar ilk defa Abbasiler döneminde ortaya atılmıştır. Yani tam da İmam Hasan soyundan gelen liderlerin Abbasi halifeler tarafından karalanarak devre dışı bırakılmak istendiği dönemde. Eğer böyle bir şeyin gerçekliği olsa bunu Abbasilerden önce Emeviler daha çok kullanmak isterlerdi. Nitekim Abbasiler kendi dedeleri olan Peygamberimizin amcası Abbas’ın iman etmesine karşılık İmam Hasan’ın dedesi olan Hz. Ebu Talib’in müşrik olarak dünyadan göçtüğü yalanını da aynı amaçla uydurmuşlardı. Özetle bu iddiaya Abbasiler döneminden önce rastlamıyoruz.

 

7- İmam Hasan 48 yaşında şehit edilmiştir. İlk evliliğini 20 yaşında yaptığını düşünsek geri kalan 28 yılda, hem İmam Ali (as) zamanında hem sonrasında savaşlardan siyasi ve toplumsal sıkıntılardan bunca evlilik için rahat bir ortam bulmuş olması inandırıcı değildir. Cemel, Sıffin, Nehrivan savaşlar ve sonra Muaviye ile kendi savaşı… Özellikle ki bu evlenme boşanmaları iddia edenler bunun İmam Ali’nin hilafeti zamanında olduğunu ve hatta İmam Ali’nin minberden halkı oğlum Hasan’a kız vermeyin diye uyardığını iddia ediyorlar ki tepeden tırnağa tutarsızlık ve tezat içeren bir durumdur.

 

8- İmam Hasan (as) 20 veya 25 kez yaya olarak Hacca gitmiş olan ibadete düşkünlüğü ile bilinen manevi bir şahsiyet idi. Sabahları, sabah namazından sonra güneşin doğuşuna kadar ibadete devam eder güneş doğduktan sonra da öğlene kadar halkın talepleri, soru ve sorunlarıyla ilgilenirdi. Rivayetler İmam’ın namaz için abdest aldığında halinin değiştiğini renginin sarardığını bildiriyor. Böyle bir kişilikle haşa kadın düşkünü bir kişiliği bir araya getirmek ne mümkün?!

 

9- Peygamber ve Ehlibeyt’ten çok sayıda boşanmayı yeren ve kötüleyen, Allah’ın gazab ettiği bir iş olarak sayan hadisler varken İmam Hasan’ın onlarca kadın alıp boşamasını bir araya getirmek mümkün değildir. Bırakın İslam ahlakında cahiliye döneminde bile boşanma hoş karşılanan bir davranış değildi.

 

10- Yine Peygamberimiz ve imamlarımız farklı hadislerinde Allah’ın kadın düşkünü ve doyumsuz erkeklere gazapla baktığını ve böyle insanları sevmediğini bildirmişlerdir. Böyle bir gerçekle Ehlibeyt’in bir ferdi olan İmam Hasan’ın haşa kadın düşkün olmasını bir araya getirmek mümkün olmayacaktır.

 

11- Özellikle son dönem tarihçiler bu iddiaların altında yatan siyasi garezleri deşifre etmiş, bu konuda müstakil kitaplar dahi kaleme almışlardır. Şükür ki bu konu artık tarihi olarak aydınlatılmış bir konudur.

 

Son üç nükte:

 

Birincisi: İmam Hasan’ın (as) çok sayıda kadınla evlenmiş olması iddiasını yukarıda saydığımız sakıncaların hiçbirine girmeden de düşünmek imkânsız olmayabilir. Şöyle ki halk Peygamberimizin büyük torunu İmam Hasan’a kızlarını vererek Peygamberimiz ve İmam Ali (as) ile akrabalık bağı kurmaya çok istekliydiler ve bunu anlatan rivayetler bulunuyor. İmam Hasan (as) onların bu isteğine karşılık vermek amacıyla çok sayıda bekâr veya dul hanımla sadece formalite olarak evlenip gerçek bir evlilik olmadan onları boşamış olabilir. Böylece çok evlat olmaması, uzun bir eş listesi olmaması (hakiki bir evlilik olmadığı için), İmam’ın çalkantılı yaşamıyla uyuşmama sorunu, o dönemki düşmanlarının bunu kullanmaması, kadın düşkünlüğü gibi bir ayıbın söz konusu olmaması, boşanmanın yerilmesi sorununun çıkmaması… kabilinden meseleler de aydınlanmış olur.

 

Demem o ki bizim reddettiğimiz ve on bir gerekçe sıraladığımız şey İmam Hasan’ın çok sayıda gerçek evlilik ve boşanma yapmış olmasıyla ilgilidir. Ancak eğer mesele sadece formalitede kalan evlenip boşanmalar ise saydığımız gerekçeler bunu reddetmez.

 

İkincisi: O dönemde hem Araplarda hem de diğer çoğu milletlerde çok eşlilik sıradan bir durumdu ve hatta İslam’dan önce dört sınırı da yoktu. Erkeklerin daha fazla ölmesi ve evlilik olmadan bir kadının yaşamını sağlamasının çok zor olması çok evliliği sıradan bir durum haline getirmişti. Ayrıca Peygamber neslinin çoğalıp yayılması ve İslam coğrafyasının her yerine peygamber sülalesinden seyitlerin dağılması ancak birden çok evlilik ile mümkündü. Dolayısıyla Ehlibeyt İmamlarımızın çoğu birden çok evlilik yapmışlardır. Bununla birlikte onların hayatı dünya zevklerine sırt çevirerek, ibadet, kulluk, kanaat, halka hizmet ve ilim yaymakla geçmiştir.

 

Üçüncüsü: Siyasi çekişmelerde taraflar sadece karşılarındaki yaşayan rakibe değil onun köklerine de saldırırlar. Hatta günümüzde siyasi partiler biri birilerinin yetmiş yıl önceki kökenlerine kadar giderler. Bazen doğru bilgiler bazen de kendi ürettikleri iftiralarla saldırırlar. Abbasilerin yaptığı bunun benzeri bir girişimdir. Abbasiler kendi köklerini yani Peygamberimizin amcası Hz. Abbas’ı Hz. Ebu Talip, oğlu İmam Ali ve evlatlarından üstün tutmak için geçmişe dönük iftiralar üretmişlerdir. Unutmayın ki Abbasilerin Ehlibeyt’e yaptığı kötülükler Emevilerin yaptıklarından geri kalmamıştır.

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler