19 Ekim 2017 Perşembe Saat:
21:17
28-01-2017
  

İmam Hâdi'nin (a.s) Sözlerinde İmamet

Facebook da Paylaş

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü
 

 

On İki İmamdan her biri sadece ümmetin önderi, İslâm ve Kur'ân hükümlerinin açıklayıcıları değil, Şia kültüründe masum imam; Allah'ın yeryüzündeki nuru, âlemdeki bütün varlıklara hakkın en mükemmel hücceti, varlık âleminin odak noktası, Allah'la kulları arasındaki feyiz vasıtası, tabiat ötesi kemallerin aynası, insanî faziletlerin en üstün kalesi, bütün hayır ve iyiliklerin mecmuası, Allah Teala'nın ilim ve kudretinin tecelli merkezi, Allah'a ulaşan insanın en mükemmel örneği; hata, unutkanlık ve yanlıştan korunan, melekût, gayb âlemi ve meleklerle ilişki içerisinde olan, dünya ve ahiretteki olmuş ve olacakları bilen kimse, Allah'ın sırlarının mahzeni ve peygamberlerin bütün kemallerinin mirasçısıdır.

Evet, Hz. Muhammed (s.a.a) ve Ehlibeyti, varlık âleminin ekseni ve odak noktasıdır. Onların değerli velayetlerinin sultası, enbiya ve elçilerin velayetinin üstündedir. Öyle ki, bunu onlardan başkasının anlaması mümkün değil. Allah Teala bunu Resulullah (s.a.a) ve onun masum Ehlibeyti'ne has kılmış, bu makama tamah eden hiç kimsenin ulaşmasına da imkân tanımamıştır.

Masum İmamlar'ın makam ve mevkisiyle ilgili söylediklerimiz ve bunlardan çok daha fazlası Kur'ân-ı Kerim'in apaçık nassı, Peygamber efendimiz ve Ehlibeyti'nin muteber rivayetleriyle ispatlanabilir. Bu mevzu, Şia mektebinin ileri gelenlerinin kitap ve sözlerinde incelenip açıklanmıştır.

İmamet semasının onuncu güneşi, efendimiz İmam Ebu'l-Hasan el-Hâdi (a.s) biz Şiîlere minnet ve lütufta bulunarak "Camia Ziyareti" adlı ziyaretteki ender ve derin anlamlı buyruklarında, ruhu eğitimde, maarifte sözü zirveye ulaştırmış; bilim denizinden, imamet silsilesinin gerçek dostlarının üzerine inci ve mercan yağmuru yağdırmış; İmam'ın hakikatine yakışır şekilde değil, bizim akıllarımızın kapasitesince Allah Teala'nın ender meyvelerinden bir miktar bizlere sunmuştur.

Canımız onun temiz toprağına feda olsun! O İmam (a.s) ki, sözlerinin parlak nuruyla biz yer küresi sakinlerini Allah Teala'nın yüce semasıyla tanıştırmış ve bu susuz kulları Allah Teala'nın cennetteki Kevser kaynaklarına yönlendirmiştir.

Evet, aziz imam Hz. Hâdi (a.s), izleyicilerinden birinin ricası üzerine ona, masum Ehlibeyt İmamları'nı ziyaret etmek için birtakım sözler öğretmiştir. Onun hayatından bahsettiğimiz bu yazımızda gerçekte bir "imamet ve imamı tanıma" fihristi olan bu ziyarete değinmeden edemeyeceğiz.

Ulemanın bazı ileri gelenleri, bu ziyareti en iyi ziyaret bilmişlerdir. Hicrî 381 yılında vefat etmiş olan merhum Şeyh Saduk gibi yüce bir şahsiyet, bunu "Men Lâ Yehzuruhu'l-Fakih"[1] ve "Uyunu Ahbari'r-Rıza"[2] adlı kitaplarında; hicrî 460'da vefat etmiş olan Şeyh Tusî de "Tehzibu'l-Ahkâm"[3] adlı kitabında nakletmişlerdir.[4] Bu ziyaretin akıcılığı, yüce anlamı, ondan yayılan bilim ve marifetin kendisi bu ziyaretin asaletini, bunu söyleyenin bilgisinin yüceliğini ortaya koymaktadır.

Şimdi İmamımız Hz. Hâdi'nin (a.s) parlak ruhunu selâmlayarak bu ziyareti naklediyor ve tercümesini sunuyoruz.[5]

Ehlibeyt İmamları yolunun izleyicilerinin, bu Şia maarifinin hazinesinin parlak cevherinden gaflet etmemeleri, ister değerli İmamlarımızın türbelerinde, ister diğer yerlerde onları ziyaret ederken bu nurlu sözlerle ziyaret etmeleri ümidiyle...

 

 

Bunun üzerine İmam Ali en- Nakî (a.s) şöyle buyurdu:

 

(Ziyaret için) guslettikten sonra (İmamlar'ın hareminin) eşiğine (mezarının bulunduğu türbenin kapısına) ulaştığında, dur ve kelime-i şahadeti söyle; yani, "Eşhedu en lâ ilahe illallah, vahdehu lâ şerike leh ve eşhedu enne Muhammeden sallallahu aleyhi ve âlihi abduhu ve resuluh." de. İçeri girip mezarı gördüğünde, tekrar dur ve otuz defa "Allahu Ekber" de. Sonra kısa adımlar atarak vakarlı bir hâlle biraz daha ilerle, sonra durup tekrar otuz defa "Allahu Ekber" de. Sonra (biraz daha ilerle ve) mezara yakın bir yerde durarak kırk defa daha "Allahu Ekber" de ve böylece yüz tekbiri tamamla ve sonra şöyle de:

 

Selâm olsun size ey Peygamber'in Ehlibeyt'i, risaletin karargâhı, meleklerin uğradığı kimseler, vahyin iniş yeri, rahmet madeni, ilim hazinelerinin kaynakları, hilmin nihayeti, bağışın kökü, ümmetlerin yöneticileri, iyilerin cevheri, seçkinlerin di­reği, kulların önderleri, beldelerin temel taşları, iman kapıları, Rahman'ın eminleri, Peygamber'in öz soyu, ilâhî elçilerin göz nuru ve resullerin yakınları! Allah'ın rahmet ve bereketleri sizin üzerinize olsun!

 

Selâm olsun hidayet imamlarına, karanlıkların nur­larına, takvanın parlak nişanelerine, kâmil akıl ve bilinç sahiplerine, halkın sığınaklarına, peygamberlerin vârislerine, üstün örneklere, güzel davetçilere, Allah'ın dünya ve ahiret ehline ve ilk mahlûklara olan hüccetlerine! Allah'ın rahmet ve bereketleri onların üzerine olsun!

 

Selâm olsun Allah'ı tanımanın yollarına, Allah'ın bereketinin odaklarına, Allah'ın hikmetinin kaynaklarına, Allah'ın sırlarının koruyucularına, Allah'ın kitabının muhafızlarına, Pey­gamber'in vasilerine ve Allah Resulü'nün soyuna! Allah'ın rahmet ve bereketleri onların üzerine olsun!

 

Selâm olsun insanları Allah'a davet edenlere, Allah'ın razı olduğu şeylerin yolunu gösterenlere, Allah'ın emirleri hususunda kararlı olanlara, Allah sevgisi tam olanlara, Allah'ın tevhidinde ihlâslı olanlara, emir ve nehiylerini aşikâr kılanlara ve emrine uyup O'ndan önce bir şeyi dile getirmeyen yüce kullara! Allah'ın rahmet ve bereketleri onların üzerine olsun!

 

Selâm olsun (Hakk'a) davet eden imamlara, hidayetçi olan önderlere, koruyucu ve destekçi velilere, zikir ehline, emir sahiplerine, Allah'ın yeryüzünde seçtiği halifelerine, seçkin kıldıklarına, O'nun hizbine, ilim çeşmelerine, hüccetine, sıratına, nuruna ve burhanına! Allah'ın rahmet ve bereketleri onların üzerine olsun!

 

Allah'ın kendi hakkında şahadet ettiği gibi ben de şahadet ederim ki, Allah'tan başka bir ilâh yoktur; O, tektir ve ortağı yoktur. Nitekim melekler ve ilim sahibi kulları da buna tanıklık etmekteler. O'ndan başka bir ilâh yoktur; O güçlü ve hik­met sahibidir. Ve şahadet ederim ki, Muhammed O'nun seçkin kulu ve beğenilmiş elçisidir. Onu hidayet ve hak din üzere ve bütün dinlere galip gelsin diye göndermiştir; müşrikler bunu istemese de.

 

Yine şahadet ederim ki, sizler değer ve hidayet sahibi, masum, Allah'a yakınlaştırılmış, muttaki, sadık, seçkin ve O'na itaat eden, O'nun emrini tamamen yerine getiren, O'nun iradesine uyan, ikramını kazanan raşit imamlarsınız. Allah sizi bilerek seçmiş, gayb bilgisi için size razı olmuş, sırrı için sizi seçmiş ve kendi kudretiyle sizi beğenmiştir. Kendi hidayetiyle size izzet kazandırmış ve kendi bur­hanıyla (mucize ve kerametleriyle) sizi özgün kılmış, kendi nuru için sizi seçmiş ve kendi ruhuyla sizi desteklemiştir. Yeryüzünde sizlerin halife, kullarına hüccet ve dinine yardımcı ol­manızı; sırrını koruyanlar, ilmini taşıyanlar ve hik­metinin eminleri, vahyinin açıklayıcıları, tevhidinin erkânı, yaratıklarına şahitler, kullarına nişaneler, beldesinde ışık ve yolu­na deliller olmanızı istemiştir. Allah sizleri sürçmelerden korumuş ve fitnelerden amanda kılmış, kirlerden temizlemiş ve her türlü pisliği sizlerden uzaklaştırmış, sizleri tertemiz kılmıştır.

 

Siz de O'nun yüceliği karşısında tazim ettiniz, şanını yüce bildiniz, nimetini övdünüz, O'nu sürekli andınız, ahdini muhkemleştirip kulluk bağını sağlamlaştırdınız, O'nun rızası için açık ve gizlide müminlerin hayrına çalıştınız, hik-met ve güzel öğütle O'nun yoluna çağırdınız. O'nun rızası yolunda nefsinizden geçtiniz ve O'nun muhabbeti uğruna uğradığınız meşakkatlere sabrettiniz. Namazı dosdoğru kılıp zekâtı verdiniz, iyiliği emredip kötülükten sakındırdınız. Allah uğruna hakkıyla cihat edip O'nun davetini ilan ettiniz. Farzlarını açıkladınız ve hadlerini (şer'î hüküm ve cezaları) ikame ettiniz, belirlenen hükümlerini beyan et­tiniz, sünnetine uydunuz, rızasına yöneldiniz, kaza ve takdiri O'na bıraktınız ve geçmiş peygamberlerini tasdik ettiniz.

 

Öyleyse sizi bırakıp başkasına yönelen azar, size sarılan hakka kavuşur, hakkınızı çiğneyen ise zevale uğrar. Hak sizinledir ve sizdedir, sizdendir ve size yöneliktir; siz hakkın sahibi ve kaynağısınız. Peygamberlik mirası sizin yanınızdadır, halkın dönüşü sizedir ve onların hesabı sizin üzerinizdedir. Hakkı batıldan ayırtacak kesin hüküm sizdedir ve Allah'ın nişaneleri sizin yanınızdadır. O'nun kat'î hükümleri sizde, O'nun nuru ve açık delili sizin yanınızdadır, emri size yöneliktir. Size dost olan Allah'a dost olur ve size düşman kesilen Allah'a düşman kesilir. Sizi seven Allah'ı sever, size karşı kin besleyen Allah'a kin besler. Size sarılan, gerçekte Allah'a sarılır.

 

Sağlam yol ve fena yurdunun şahitleri ve beka yurdunun şefaatçileri sizsiniz. Kesintisiz rahmet, korunmuş nişane, mahfuz emanet ve insanların imtihan edildikleri kapı sizsiniz. Kim size geldiyse kurtuldu ve her kim size gelmediyse helâk oldu. Siz, Allah'a doğru çağırıyorsunuz ve O'na yönlendiriyorsunuz, O'na iman edip O'na baş eğiyorsunuz, O'nun emrine uyup yoluna halkı irşat ediyorsunuz ve O'nun sözüyle hüküm veriyorsunuz. Sizinle dostluk bağı kuran saadete erer, size düşman olan kurtuluş yüzü görmez. Sizi inkâr eden hüsrana uğrar, sizden ayrı düşen sapıklığa duçar olur. Size sarılan kurtulur, size sığınan güven kazanır. Sizi tasdik eden selamete kavuşur, size uyan hidayete erişir. Size tâbi olanın cennettir yeri. Size karşı gelenin cehennemdir yurdu. Sizi inkâr eden küfre sapar, sizinle harbeden şirke düşer, sizi reddeden cehennemin en alt tabakasında yer alır.

 

Şahadet ederim ki, bu ilâhî irade (ve makam) sizin için önceden vardı, bundan sonra da var olacaktır. Şahadet ederim ki, sizlerin ruhlarınız ve nurlarınız birdir; tertemiz ve paksınız ve hep birbirinizdensiniz. Allah sizleri nurlar olarak yarattı ve arşının etrafına yerleştirdi. Sonra Allah bizlere sizinle minnet ve ih­sanda bulundu. Böylece sizi yücelmesini ve kendi isminin anıl­masını istediği evlere yerleştirdi. Bizim size salât göndermemizi ve velayetinizle bize has kıldığı nimetini; yaratılışımız için esenlik, nefsimiz için temizlik, bizler için arınma ve günahlarımız için kefaret kıldı. Böylece bizler Allah indinde sizlerin faziletlerini itiraf edenler olduk ve sizlerin ilâhî makamını tasdik edenler olarak tanındık. Sonra Allah sizi kimsenin ulaşamayacağı, üstünlük taslayamayacağı (üstüne çıkamayacağı), kimsenin yarışamayacağı ve erişmeyi arzu edemeyeceği yüce varlıkların bulunduğu yerin en üstün mertebesine ulaştırdı, yakınlaştırılanların en mükemmel makamına eriştirdi ve elçilerin en yüce derecesine çıkardı. Öyle ki, sizin imamet makamınızın yüceliğini, mevkiinizin azametini, şanınızın üstünlüğünü, nu­runuzun tamlığını, menzilinizin güzelliğini, makamınızın değişmezliğini, yerinizin şerefini, Allah indindeki mertebenizi, O'nun yanındaki değerinizi, O'na olan özelliğinizi ve O'na yakınlığınızı tanımayan, bilmeyen hiçbir yakınlaştırılmış melek, gönderilmiş pey­gamber, sıddık, şehit, âlim, cahil, mümin, facir, inat eden tağut, azgın şeytan ve bunların arasında yer alan bir mahlûk kalmış olmasın.

 

Babam ve annem, ailem, malım ve yakınlarım size feda olsun! Allah'ı ve sonra sizleri şahit kılıyorum ki, ben size ve sizin inandıklarınıza iman etmişim, sizin düşmanınıza karşıyım ve sizin reddettiğiniz şeyleri reddediyorum. Sizin makamınızı tanıyorum, size karşı gelenlerin sapıklıkta olduklarını biliyorum. Sizin ve dostlarınızın dostuyum, düşmanlarınızın düşmanıyım. Sizinle barış içinde olanla barışığım, sizinle savaşanla savaşırım. Sizin hak bildiğinizi hak bilirim, batıl bildiğinizi batıl bilirim. Size itaat ediyorum, hakkınızı tanıyorum ve faziletinizi ikrar ediyorum. İlminizi taşıyorum, ahdinize bağlıyım, makamınıza inanıyorum, dönüşünüze inanıyorum, ric'atinize iman edi­yorum, emrinizi bekliyorum, devletinizin arzusundayım, sözünüze bağlıyım, emrinize göre amel ediyorum. Sizlere iltica etmişim, ziyaretinize gelmişim, kabrinize sığınmışım. Sizi Allah azze ve celle indinde kendime şefaatçi kılmışım, sizin hürmetiniz için Allah'a yakın olmak istiyorum. Her zaman her işimde kendi hacetlerimin, isteklerimin reva ol­ması için sizleri (Allah huzurunda) aracı kılmışım. Sırrınıza ve aşikâr makamınıza iman etmişim. Sizlerin hazır olanınıza da, gaip olanınıza da; birincinize de, sonuncunuza da inanmışım ve bütün işleri sizlere havale etmişim, bütün hâllerimde sizlere boyun eğmişim ve kalbim sizlere teslim olmuştur. Görüşüm size tâbidir ve yardımım sizin için hazırdır. Ta ki Allah, sizin vasıtanızla dinini ihya etsin ve sizleri kendi istediği günler­de geriye getirsin ve adaleti ikame etmek için sizleri yeryüzünde galip kılsın.

 

Ben sizinleyim, sizinle beraberim, sizden başkasıyla değilim. Sizlere inanmışım ve sonuncunuzu da ilkinizi sevdiğim gibi seviyorum. Sizin hakkınızı inkâr eden, velayetinizden çıkan ve mirasınızı gasp eden, sizler hakkında şüpheye düşen ve sizden ayrılan düşmanlarınızdan, batıldan, tağuttan, şeytanlardan ve onların zalim hiziplerinden uzağım, Allah'a sığınıyorum. Sizin dışınızda her vasıta ve önderden, ateşe çağıran imamlardan da uzağım. Allah'tan istiyorum ki, yaşadığım müddetçe beni sizin ve­layetiniz, muhabbetiniz ve dininiz üzerine sabit kılsın; size itaat etmeye beni muvaffak etsin ve sizin şefaatinizi bana nasip etsin. Beni sizin dostlarınızın seçkinlerinden, sizin davetinize uyanlardan, sizin izinizi takip edenlerden, yolunuzdan gidenler­den, hidayetinizle hidayet bulanlardan, zümrenizde haşrolanlardan, dönüşünüzde dönenlerden (ric'at), devletinizde güç ve mevki kazananlardan, huzur döneminizde saygı görenlerden, sizin günlerinizde muktedir kılınanlardan ve sizi görmek şerefine kavuşmakla gözü aydınlananlardan etsin!

 

Babam, annem, nefsim, ailem ve malım sizlere feda olsun! Allah'ı isteyen sizinle başlar, O'nu birleyen (tevhidi) sizden öğrenir, O'na yönelmek isteyen sizin kapınıza gelir. Ey benim mevlalarım! Sizin güzelliklerinizi söylemekle bi­tiremem, methetmekle hakikatinize varamam, vasfınızı söylemekle değerinizi açıklayamam. Sizler seçkinlerin nurusunuz, iyilerin hidayete eriştirenlerisiniz ve Allah'ın hüc­cetlerisiniz. Allah sizinle yaratılışı başlatmış ve sizinle de bitire­cektir. Sizin sebebiyetinizle Allah yağmur yağdırır ve sizin hürmeti­nize Allah göğün yere düşmesini önler; meğer kendi izni olsun. Sizin hürmetinize Allah zorlukları giderir ve müş-külleri ber­taraf eder. Elçilerin indirdiği ve meleklerin getirdiği hükümler sizin yanınızdadır.

 

Ruhu'l-Emin (Cebrail) sizin ceddinize (Hz. Ali'nin a.s ziyaretinde "ceddinize" yerine "kardeşine" kelimesi söylenilir) inmiştir Allah hiç kimseye vermediği makamı size vermiştir. Şeref ve mertebesi yüce olan herkes sizin şere­f ve yüceliğiniz karşısında boyun eğmiştir, her büyük size itaat etmiştir, her güçlü sizin faziletinize teslim olmuştur ve her şey size boyun eğmiştir. Yeryüzü sizin nurunuzla aydınlanmış ve kurtuluşa eren­ler sizin velayetinizle kurtuluşa ermişlerdir. Sizin vasıtanızla Allah'ın rızasına kavuşulur ve sizin velayetinizi inkâr edene Allah gazap eder.

 

Babam, annem, kendim, ailem ve malım size feda olsun! Sizin anınız diğer anılarla, isimleriniz diğer isimlerle, bedeniniz diğer bedenlerle, ruhunuz diğer ruhlarla, eserleriniz diğer eser­lerledir ve kabirleriniz diğer kabirlerin yanı başındadır. Oysa sizin isimleriniz ne tatlıdır, nefisleriniz ne değerli ve makamınız ne büyük, mertebeniz ne yüksek, ahdiniz ne sağlamdır ve vaadiniz ne de doğrudur. Kelamınız nur, emriniz olgunluk, vasiyetiniz takvadır. İşiniz hayır, adaletiniz ihsan, yaratılışınız kerem ve büyüklük; şanınız hak, doğruluk ve yumuşaklıktır. Sözünüz kesin hükümdür, görüşünüz ilim, hilim ve kesin bilgidir (yakindir). Hayırdan söz edildiğinde siz onun başı, kökü, dalı, kay­nağı, barınağı ve sonucusunuz.

 

Babam, annem ve nefsim size feda olsun! Sizi nasıl öveyim ve karşılaştığınız güzel imtihanları nasıl sayayım? Allah sizin sayenizde bizi zilletten çıkardı, kederlerimizi giderdi, helâk olmanın ve ateşin eşiğinde iken bizi kurtardı. Babam, annem ve kendim size feda olayım! Allah sizin vela­yetinizin sayesinde bize dinin nişanelerini öğretti ve dünyadaki bozukluklarımızı düzeltti. Sizin dostluğunuz sayesinde büyük tevhit nimeti tamamlandı ve tefrika yerine kaynaşma oldu. Sizin velayetiniz sebebiyle farz itaatler kabul olur ve Kur'ân-da vacip kılınan dostluk size aittir. Yüksek dereceler, övülmüş makam, Allah azze ve celle indinde belirlenmiş yer, bü-yük mertebe ve kabul olan şefaat size aittir. Ey Allah'ım! Biz, nazil ettiğine iman ettik ve Resul'üne uyduk; öyleyse bizi ta-nıklardan yaz! Ey Rabbimiz! Bizi hidayet ettikten sonra kalbimizi batıla doğru eğme, kendi indinden bize rahmet ihsan et; gerçekten sen çok bağışlayansın. Rabbimiz her türlü eksiklikten uzaktır, Rabbimizin vaadi mutlaka gerçekleşir.

 

Ey Allah'ın velisi! Benim Allah azze ve celleye karşı işlediğim öyle günahlar var ki, sizin rıza ve hoşnutluğunuz olmasa asla bağışlanmaz. Öyleyse sizi kendi sırrına emin kılan, halkın işle­rinde sizi önder kılan, itaatinizi kendi itaatiyle yan yana yapan Allah'ın hakkı hürmetine, benim günahlarımı bağışlamasını isteyin ve benim şefaatçilerim olun! Ben size itaat edenim; kim size itaat etse, Allah'a itaat etmiş olur ve kim de size karşı gelse, Allah'a karşı gelmiş olur. Sizi seven, Allah'ı sevmiş olur ve size buğzeden, Allah'a buğzetmiş olur.

 

Allah'ım! Eğer ben Muhammed ve onun seçkin ve beğenilmiş Ehlibeyti'nden sana daha yakın olan birisini bilseydim, kesinlikle onu sana şefaatçi kılardım. Öyleyse üzerine bir hak olarak aldığın on­ların hakkı hürmetine senden istiyorum ki, beni, onları ve on­ların haklarını tanıyanlardan kıl ve onların şefaatiyle merhamete kavuşanlardan eyle! Sen merhametlilerin en merhametlisisin. Allah'ın çok salât ve selâmı Muhammed ve onun pak Ehlibeyti'ne olsun! Allah bize yeter, O ne güzel vekil ve sahiptir.

 

-----------------------------------------------------
 
[1]- c.2, s.609; Tahran-Mektebetu's-Saduk baskısı. (Şeyh Saduk Men La Yehzuruhu'l-Fakih adlı kitabının baş tarafından şöyle yazıyor: "Ben bu kitapta kendisiyle fetva verdiğim, kendimle Rabbim arasında şer'î hüccet bildiğim şeyi zikrediyorum." c.1, s.3, Tahran basımı)

[2]- c.2, s.277, Tahran-Menşurat-i A'lemî baskısı

[3]- c.6, s.95, Tahran basımı

[4]- Allâme Meclisî bu ziyaret hakkında şöyle diyor: "Camia ziyareti senet bakımından en sahih ziyaret; metin, fesahat ve belagat açısından en üstün ziyarettir." Biharu'l-Envar, c.102, s.144

Birinci Meclisî (Allâme Meclisî'nin babası) ise şöyle diyor: "Emi-rü'l-Müminin Ali'nin (a.s) türbesinde karşılaştığım bir mukaşefede İ-mam Mehdi'nin (ruhumuz ona feda olsun) huzuruna çıkıp yüksek sesle Camia Ziyareti'ni okudum. Ziyaret bittikten sonra İmam: "Güzel bir ziyarettir." buyurdu." Birinci Meclisî daha sonra şöyle diyor: "Ben çoğu zaman bu ziyareti okuyorum; bu ziyaretin İmam Hâdi'den (a.s) olduğunda, İmam Mehdi (a.f) tarafından onaylandığında bir şüphe yoktur. Onun metni, ziyaretlerin en kâmil ve en iyisidir." Ravzatu'l-Muttakin, c.5, s.451.

Merhum Hace Nurî şöyle yazıyor: "Seyit Ahmed Deştî hac yolculuğunda Hz. Mehdi'nin (a.f) huzuruna çıkma şerefine nail oldu. O, ona nafile (sünnet) namazlarını kılmasını, Aşura ve Camia ziyaretlerini okumasını tavsiye etti ve ona: 'Siz neden nafile namazlarını kılmıyorsunuz? Nafile, nafile, nafile! Neden Aşura Ziyareti'ni okumuyorsunuz? Aşura, Aşura, Aşura! Neden Camia Ziyareti'ni okumuyorsunuz? Camia, Camia, Camia!' buyurdu." Necmu's-Sakıb, s.342–343.

[5]- Ulemadan birçokları Camia Ziyareti hakkında çeşitli şerhler yazmışlardır. Biz bu ziyaretin tercümesinde birkaç şerhten, özellikle Tabibzade diye meşhur olan Hacı Mirza Muhammed Ahmedabadî İs-fahanî'nin "Şems-i Talia" adlı kitabından yararlandık.

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler