29 Ekim 2020 Perşembe Saat:
21:36

İmam Hüseyin’den Sonraki İmamlar Neden Kıyam Etmedi?

05-10-2020 11:27


 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bismillahirrahmanirrahim

 

 

Aşura genel anlamda bütün insanlık için bir kıyam felsefesidir. Aşura, Allah için haksızlığa, adaletsizliğe, fesada, zulme karşı haykırmak, gafletten silkinmek, onurla ayağa kalkmak, zillet tabularını yıkmak, canını, malını ve en sevdiği değeri feda etmek demektir. O gün, izzetin zillete, hakkın batıla, kanın kılıca, Rahman’ın şeytana ve Tevhid’in şirke üstün geldiği tarihi bir gündür. 

 

Bununla beraber Aşura özelde velayet âşıklarının ikinci Kadir gecesidir. Çünkü bu günü Allah kendisi kararlaştırmış ve davet etmiştir. Rahman, Aşura günü öğle ile ikindi arasında âşığının sunduğu yetmiş iki özel kurbanı kabul etmiştir. Meleklerine yas tutmalarını emretmiştir. Allah İmam Hüseyin’in (as) ve yarenlerinin yaptıkları bu onurlu mücadele ve fedakârlıkla iftihar etmiştir.

 

Aşura kıyamı böyle azametli bir özelliğe sahip büyük bir gün ve olaydır. Karşımıza çıkan soru şu; peki neden İmam Hüseyin’den (as) sonraki imamlar kendi dönemlerinde zamanın tağut rejimlerin zalim, facir ve diktatörlerine karşı kıyam edip ikinci bir Aşura kıyamını gerçekleştirmediler?

 

Bu sorunun cevabını belki şu şekilde verebiliriz;

 

Birincisi: İmam Hüseyin’den (as) sonra her imam kendi dönemindeki şartlara göre hareket etme zorunluluğu hissetmiştir. O günkü şartlar kıyam etme ortamı oluşmadığından, Allah’ın dinini, Muhammed’i (saa) İslam’ı ve Nebevi sünneti tahrif olmasını engelleyip yaşatmak için farklı metotlar uygulama gereği duymuşlardır.

 

Her imam kendi döneminde toplumun jeopolitik, sosyojik, psikolojik, kültürel, ilmi ve ahlaki durumu farklılık oluşturduğundan, toplum yapısına ve maslahata uygun hareket etme mecburiyeti hissetmiştir. Her imam kendi zamanının konjonktürü gereği tağut rejimin zalim ve facir yöneticisine karşı hem dini ve hem de toplumu onların zulmünden korumayı kendine vazife bilmiştir.

 

Özellikle İmam Hüseyin (as), İmam Hasan’ın (as) şehit edilişinden sonra on yıl İmam Hasan (as) ile Muaviye arasındaki anlaşmaya bağlı kalmıştır. Ümeyye oğullarının sistematik olarak İslam’ı yok etme projesine karşı planladığı kıyamı pratiğe dökmemiştir. Çünkü Muaviye’nin İslam’ı yok etme planı zahirde topluma yansıtılmamış ve her şey gizlide planlanıp topluma yavaş yavaş enjekte edilmiştir. Muaviye’nin İslam’ı yok etme planının o günkü şartlarda ümmete kabul ettirilemeyeceği biliniyordu.

 

Toplumun manevi ve ahlakı değerlerini yok etme politikası açık değildi, bütün plan ve proje gizlide yapılmakta ve fark ettirmeden toplumda uygulanmaktaydı. İmam Hüseyin (as) Yezit gibi zalim ve facir bir diktatöre karşı başlattığı kıyamda uyguladığı metodu, Muaviye döneminde uygulasaydı, toplumda kabul görmeyecekti çünkü topluma zahirde öyle bir algı oluşturulmuştu ki insanlar gizlide hazırlanan bu tezgâhı anlama basiretine sahip değildi. Muaviye İslam’ın zahiri yönünü koruyor, namaz kılıyor, hacca gidiyor, içki içmiyor, kumar oynamıyor ve toplumun ahlakı değerlerini zedeleyecek her türlü açık günah işlemekten kaçınıyordu.

 

İmam Hüseyin (as) zalim yönetimin yaptığı gizli ve sinsi planın yakın zamanda ortaya çıkacağını biliyordu. Bu sebeple kıyamın zeminini hazırlamış ve ortamın oluşmasını beklemişti. Ümmeye oğullarının gizlide yürüttüğü bu sinsi ve yıkıcı şirk ve cahiliyet dönemine ait plan Muaviye’nin ölümünden sonra Yezit’in başa geçmesinin hemen ardından toplumun tüm kademelerinde ortaya çıkmaya başlamış, böylece kıyamın ortamı hazır hale gelmiş ve İmam Hüseyin (as) kıyamını gerçekleştirdi. 

 

Yezit babası Muaviye’nin aksine Allah’ın haramlarını aşikâr etti ve helal ile haramı açık bir şekilde birbirine karıştırdı. Adaletsizlik, zulüm, baskı, fesat, günah ve ahlaksızlık tüm zahiri boyutlarıyla topluma hâkim oldu. Yezit sözde İslam halifesi iddiasında bulunmasına rağmen Allah’ın haram ve yasak olan bütün günahlarını açıkça hiç kimseden saklamadan işliyordu. Baba Muaviye’nin gizli de yürüttüğü ahlaksızlıkları ve işlediği günahları, oğul Yezit açıkça yapıyordu. 

 

Velayet makamına sahip masum bir imamın bu yapılanlar karşısında sessiz kalması mümkün olamazdı.  Allah’ın dinini kurtarmak, ceddinin ümmetini ıslah etmek ve babası Aliyye’l Mûrtaza’nın yolunu devam ettirmek için daha önceden hazırlığını yaptığı kıyam hareketini başlattı.

 

İkincisi: İmam Hüseyin’nin (as) velayet ve imametine iman eden, basiret ve ferasetle davasını anlayan, gönül aşkıyla samimiyet ve sadakatle bağlı kalan bir avuç yarenler gibi diğer imamların aynı özelliğe sahip yarenleri yoktu.

 

İmam Hasan’ın (as) ordu komutanı, çocuklarının Muaviye tarafından öldürülmesine rağmen, Muaviye tarafından kendisine sunulan yüz bin dirhem karşılığında emrinde olan sekiz bin askerle savaştan kaçtı, ordunun içinde kendilerini komutansız gören diğer askerler silahlarını bırakarak evlerine döndü ve İmam Hasan’ı (as) yalnız bıraktılar.

 

Hücr bin Udey (Adiy) yaşanılan bu olaylardan sonra üzüntülü bir halde imam Hasan’a (as) vararak “Ey Allah Resulü’nün oğlu bu zalim zümreyle savaşmak için neden kıyam emri vermiyorsun”?. İmam şöyle buyudu: “ Ey Hücr! and olsun Allah’a eğer senin gibi 4 tane samimi inanan yarenim olsa bugün cihat emri verirdim.” Anlaşılıyor ki imamların samimi ve vefakâr yarenleri olmadığı için ikinci bir Aşura kıyamı gerçekleştiremediler.

 

İmam Hüseyin’nin (as) yanında savaşan az sayıda samimi, inançlı ve yürekli yiğitler kadar diğer imamların yanında savaşacak samimi yarenleri yoktu.

 

Üçüncüsü: İmam Hüseyin (as) kıyamında ümmet ona yardım etmediği gibi birçoğu ona karşı savaştı, bazıları çeşitli bahaneler üreterek yardıma gitmedi, bazıları sessiz kalmayı yeğledi, bazıları imamın şehadetinden sonra çok pişman olmuş ve vicdan azabı çekiyordu. Hatta bazıları “Neden Resulûllah (s.a.a) oğluna yardım etmedik ve yalnız bıraktık” diye pişmanlıklarını öyle bir noktaya taşıdılar ki imam Hüseyin’in (as) intikamını almak için kıyam edip bu yolda şehit olana kadar savaşmaya yemin ettiler.

 

Örneğin, Tevvabin grubu, yani tevbe edenler, İmam Hüseyin’e (as) yardımdan kaçınan Kûfeliler, Süleyman bin Sûradî önderliğinde dört bin Müslüman, İmamın şahadetinden sonra yaptıkları o büyük ve korkunç hatadan dolayı istiğfar edip tevbe ettiler, imam Hüseyin’in (as) katillerine karşı savaştılar ve hepsi tek tek şehit oldu ama ümmet genel anlamda kendilerini Âl-i Resulûllah (saa) yanında hep mahcup hissetti.

 

İmam Hüseyin’den (as) sonra, imamlar bu vefasız ümmetin kendilerine yardım etmeyecek ve daha sonra pişman olup mahcup olacaklarını bildiklerinden, Resulûllah (saa) ümmetinin bir kez daha mahcup olmasını ve vicdan azabı çekmesini istemedikleri için ikinci bir Aşura kıyamına kalkışmadılar.

 

Dördüncüsü: İmam Hüseyin’den (as) sonraki imamlar kendi döneminden bir önceki toplumun, zamanın imamına karşı tutum ve davranışlarını baz alarak ikinci bir Aşura kıyamına kalkmak, toplum için büyük bir facia yaratacağını bildikleri için böyle bir hareketten kaçındılar. Çünkü hakka uymak çok zordu ve hele hak için savaşmak çok daha da zordu. 

 

Aşura kültürünün tahrif edileceğini biliyorlardı, onu korumak bir zaruretti. Bütün imamların çabası İmam Hüseyin’in (as) yarattığı bu büyük Aşura kıyamını korumak ve onu gerçek hedefinden saptırıp tahrif edilmesine engel olmaktı. Bu azametli Aşura kıyamının nitelik ve içeriği kıyamet gününe kadar yürütülmeli ve gelecek nesiller bu kültürle İslam’ı yaşatmalıydı. 

 

Tağutun zalim ve facir yöneticilerin gerçek yüzlerinin tanınması ve onlara karşı sessiz kalınmaması en büyük hedefti. Aşura kültürü insanı insan yapan ve tekâmüle erdiren eşsiz bir mekteptir.

 

Bu mektepte yetiştiğini iddia eden bizler, zamanın imamı olan İmam Mehdi (af) zuhur ederse gerçekten ümmet olarak ne kadar samimi ve sadakatle ona sahip çıkabiliriz, gerçekleştirmek isteyeceği kıyama destek verebiliriz? Bunun muhasebesini kendimizde acaba ne kadar yaptık veya yapabiliyoruz? Geçmişte ümmet bu muhasebeyi yapmadı, zamanın imamına sahip çıkmadı, yalnız bıraktı ve destek vermedi. Biz İmamı zamana karşı bunun neresindeyiz?

 

Aşura velayet ehlinin ikinci kadir gecesidir. Birinci kadir gecesinin Ramazan ayında olduğunu ve o gecenin azametinin, hayır ve bereketinin sonsuz olduğunu biliyoruz. ‘’Kâbe Tevhid ehlinin kıblesidir, Kerbela ise İmam Hüseyin (as) ve velayet âşıklarının gönül kıblesidir’’ Aşura velayet ehlinin ikinci kadir gecesidir. Bu azametli geceyi imam Hüseyin (as) Rabbine olan aşkıyla gerçekleştirdi. İmamın tek amacı onun rızasını elde etmek ve velayet ehlinin hayatına pak kanıyla saadet yolunu açmaktı. Böyle büyük ve azametli bir günün faziletini ancak gerçek velayet ehli müminler anlayıp yararlanabilir.

 

Kadir suresi hakkında şöyle nakledilmektedir; “Farz ve sünnet namazlarda Kadir suresini sık sık okuyun, çünkü Kadir suresi biz Ehl-i Beyt ve velayetin suresidir. Hiç bir surede şu emir verilmemiştir, O gecede Rabbinin izniyle melekler ve Ruh, her iş için (Peygamber ve masum imam’ın huzuruna) inerler.’’ Kadir/4

 

Çünkü Kadir suresi velayet suresidir. Melekler yeryüzünün kalbine inerler, velayet ve imamet makamına sahip masum imamlar yeryüzünün kalbidir, melekler her kadir gecesine de bu pak ve masum kalplere iner.  Ehl-i Beyt imamlarından şöyle naklediliyor: “Bizim muhaliflerimizle bizim velayet ve imametimiz için Kadir suresi üzerinden tartışın, çünkü Kur’an’da Kadir gecesi ile ilgili böyle başka bir sure indirilmemiştir.” Her yıl Kadir gecesinde melekler şafaktan gün çıkışına kadar velayet sahibine inerler.

 

Bugün her iki Kadir gecesinin de sahibi Hz. İmam Mehdi’dir (af). Birinci Kadir gecesinde melekler ona iner, insanların kaderi belirlenir ve imam onaylanır, ikici kadir gecesi Aşura’dır. O gün imamın kalbi hüzünle doludur, melekler ona gelerek hem yas acısını paylaşır, hem de bu günün aydınlatıcı mesajıyla insanların hidayetini sağlarlar. 

 

Aşura’nın yas ve matem sahibi Allah’ın velisi ve hücceti Hz. İmam Mehdi’dir (af). Bizler Aşura faciasının acısını sadece duyarak hüzünlenir ve ağlarız. İmam Zaman onu her haliyle canlı müşahede eder ve mahzun yüreği kan ağlar. 

 

Müsibetin Allah’tan olduğuna inanıp sabreden insanlara üç mükâfat verilir:

 

1 – Allah o insanlara sürekli selavat (esenlik) diler. Allah’ın selavat dilediği bir insan bütün günahlardan arınmış olur.

 

2 – Allah o insanlar için sınırsız ve sonsuz rahmet indirir (merhamet eder).

 

3 – Allah o insanların hidayet olması için ellerinden tutar ve onları asla yanlız ve kendi başılarına bırakmaz. 

 

Her kim Aşura kıyamının musibetinde İmamı Zaman’ın (af) hüznüne ve acısına hüzünlenir ve acısına ortak olursa, Allah’ın verdiği o üç mükâfata sahip olur. Çünkü İmam Zaman (af) her yıl bu büyük acıyı yaşamaktadır.

 

Allah’tan “Hz. İbrahim’e Hz. İsmail’i kurban etme emrini yerine getirmen senden kaldırılmıştır”, emri geldiğinde, Hz. İbrahim dedi: “Allah’ım! Oğlumun ölümüyle ben büyük bir musibete düşecektim ama sana olan tevekkülümle senden büyük bir mükâfat alacaktım, neden bunu bana çok gördün?” Allah şöyle buyurdu: “Ey İbrahim! Kendini mi çok seviyorsun, ahir zaman peygamberini mi?” Hz. İbrahim dedi: “Ahir zaman peygamberini kendimden çok seviyorum, çünkü o seni benden çok seviyor”. Allah buyurdu: “Ey İbrahim! Benim emrimle kendi oğlunu kurban etmen mi büyük musibettir, yoksa ahir zaman peygamberin evladı Hüseyin’i zulümle katledip başının kesilmesi mi daha büyük musibettir?”. Hz. İbrahim dedi: “Ya Rabbi! O çok büyük bir musibettir”.

 

Kim Aşura kıyamını anlar ve yaşanan musibetin acısını imamıyla paylaşırsa onun mükâfatını ancak Allah verir.

 

Biz velayet ehlinin Aşura kadir gecesini her gün yaşamak ve imamına yardımcı olmak istiyorsak her gün ve en az haftada bir gün Aşura ziyaretini okumamız icap eder. 

 

 

 

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !