08 Aralık 2019 Pazar Saat:
03:36
26-10-2017
  

İmam Kâzım'ın (a.s)Tutumları

Resulullah'ın mezarının yanı başında ibadet eden İmam tutuklanarak zindana atıldı...

Facebook da Paylaş

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Harun, Ali Oğulları'nın Abbasî hükümeti karşısında sert direniş göstermelerinden çok rahatsız oluyordu. Bu yüzden, mümkün olan her yolla onları ezmeye veya toplumda küçük düşürmeye çalışıyordu. Vicdanlarını satmış saray şairlerine, Ali Oğulları'nı hicvetmeleri için büyük paralar veriyordu. Örneğin, Mansur Nemirî'yi Ali Oğulları'nı hicvetmek için okuduğu bir kasideye karşılık istediği her şeyi alsın diye beytülmal hazinesine götürmelerini emretti.[1]

Bütün Bağdat Alevîlerini Medine'ye sürgün etti; onlardan büyük bir grubunu kılıçla veya zehirleterek öldürdü.[2]

Hatta halkın İmam Hüseyin'in (a.s) mezarını ziyaret etmelerinden bile rahatsızlık duyuyordu; onun için mezarı ve etrafındaki evleri yıkmalarını ve o temiz mezarın yanı başında yeşeren sedir ağacını kesmelerini emretti.[3] Hâlbuki daha önce Resulullah (s.a.a) üç defa: "Allah, sedir ağacını kesene lanet etsin!" buyurmuştu.[4]

Şüphesiz İmam Musa Kâzım (a.s), İslâm ile hiçbir ilgisi olmayan böylesine zalim, fasık bir kişinin ve babalarının hükümetine razı olmazdı. İşte bu nedenle Fahh kıyamına rıza gösteriyor ve yine bu nedenle Şiîleriyle sürekli gizlice bağlantı kuruyor, zamanın zalim hükümeti karşısında her birinin konum ve tutumunun nasıl olması gerektiğini belirtiyordu. Örneğin, bir defasında ashabından Safvan b. Mehran'a şöyle buyurdu:

– Sen, develerini Harun'a kiraya vermeni saymazsak, her açıdan iyi bir kişisin.

Safvan dedi ki:

– Ben onları hac yolculuğu için kiraya veriyorum ve kendim de develerle birlikte gitmiyorum.

İmam (a.s) buyurdu ki:

– Bu nedenle, içinden, develerinin zayi olmamasını ve senin kiranı vermesi için Harun'un en azından Mekke'den dönünceye kadar sağ kalmasını istemiyor musun?

Sefvan dedi ki:

– İstiyorum.

İmam (a.s) bunun üzerine şöyle buyurdu:

– Kim zalimlerin sağ kalmasını isterse, o da onlardan sayılır.[5]

Bazı durumlarda kimilerine Harun'un sistemindeki makamlarını korumalarını emretmişse de, siyasî açıdan böyle uygun gördüğü içindi. Bazen o vahşet, terör ve baskı hükümetinde varlıkları Şiîleri için yararlı olabilecek bazı kişileri görevlendiriyor; aynı zamanda, onlar vasıtasıyla da hükümetin Alevîlere karşı hazırladığı bazı plânlardan da haberdar oluyordu. Öyle ki Ali b. Yaktin, Harun'un sarayındaki makamından istifa etmek istediği zaman İmam Kâzım (a.s) buna izin vermedi.

İmam hiçbir şekilde, hatta onların elinde tutsak olduğu zamanlarda bile bu zalimlerle uzlaşmaya yanaşmıyordu:

İmam (a.s) zindanda tutuklu olduğu bir gün Harun, Yahya b. Halid'i zindana göndererek: "Musa b. Cafer af dileyecek olursa, onu serbest bırakırım." dedi; fakat İmam (a.s) bunu kabul etmedi.[6]

İmam Musa Kâzım (a.s) en kötü şartlarda, tutuklu olduğu zamanlarda da uzlaşmaya yanaşmayan, mücadeleci ve yiğit tavrını değiştirmeden direnişini sürdürüyordu.

Bir defasında zindandan Harun'a yazdığı mektuptaki sözlerine dikkat edilirse, ne kadar direnişçi bir ruh, ne denli hayranlık veren yiğitlik, ne denli görkemli inanç, ne muhteşem azim ve akide sahibi olduğu görülür:

…Hiçbir gün bana, senin huzur ve rahatlık içinde olman kadar zor geçmiyor. Ama ikimiz de sonu olmayan ve zalimlerin zarara uğrayacağı güne doğru yola koyulmuşuz; sen o güne dek öyle kal…[7]

Evet, işte bu yüzden Harun, İmam'ın (a.s) varlığına tahammül edemiyordu. Harun'un, İmam Musa Kâzım'ı (a.s) sadece halkın gönlünde kurduğu tahttan dolayı kıskanarak zindana atmasına inanmak saflık olur.

O, emniyet görevlileri vasıtasıyla İmam'ın (a.s) Şiîlerinin kendisiyle sürekli gizlice görüştüklerini öğrenmiş ve yine İ-mam'ın (a.s) zemini uygun gördüğü zaman şahsen kıyam ederek veya yarenlerinden birine kıyam emri vererek kendi hükümetini yıkacağını çok iyi biliyordu. Diğer taraftan böyle yorulmak bilmez bir ruha sahip olan İmam'ın en küçük bir uzlaşma yoluna gitmeyeceğinin, birkaç gün görünüşte elini elinin üzerine koymasının susmak değil, aksine darbe indirmek için uygun bir yer kollamak amacıyla taktik gereği yapılan bir bekleme olduğunun farkındaydı.

Bu nedenle erken davranarak son derece aldatıcı bir şekilde ve arsızlıkla Resulullah'ın (s.a.a) mezarının yanı başında durarak hilafeti gasp etmesinden, yaptığı zulümlerden, halkın malını yağmalayıp yemesi ve hilafet düzenini saltanata dönüştürmesinden utanmadan İmam'a (a.s) hitaben şöy-le diyor:

Ya Resulullah! Oğlun Musa b. Cafer hakkında almış olduğum karardan dolayı özür diliyorum. Ben kalben onu zindana atmak istemiyorum; fakat senin ümmetin arasında savaş çıkıp kan dökülmesinden en-dişelendiğim için bunu yapmak zorundayım!

Sonra da, Resulullah'ın (s.a.a) mezarının yanı başında ibadetle meşgul olan İmam'ı (a.s) tutuklayarak Basra'ya götürüp zindana atmalarını emretti.

İmam Musa Kâzım (a.s) Basra valisi İsa b. Cafer'in zindanında bir yıl kaldı. Bu süre zarfında İmam'ın seçkin özellikleri onun üzerinde müthiş bir etki bıraktı. Bundan dolayı Harun'a: "İmam'ı benden alın; aksi takdirde onu serbest bırakacağım." şeklinde bir mektup yazdı.

Bunun üzerine Harun'un emriyle İmam'ı (a.s) Bağdat'a götürüp Fazl b. Rabi'in yanında zindana attılar. Ondan sonra bir süre Fazl b. Yahya'ya teslim edildi; sonra da Sindi b. Şahik'in zindanına intikal edildi.

İmam'ın bu şekilde sık intikal ettirilişinin nedeni şuydu: Harun her defasında zindancılardan İmam'ı (a.s) ortadan kaldırmalarını istiyor ama hiçbiri buna yanaşmıyor ve kabul etmiyordu. Nihayet son zindancı, yani Sindi b. Şahik, Harun'un emriyle İmam'ı zehirledi ve İmam (a.s) şehit olmadan önce Şiîlerin ileri gelenlerinden bir grubu toplayarak onlardan Hz. Musa Kâzım'a (a.s) bir suikastta bulunulmadığına ve zindanda kendi eceliyle öldüğüne tanıklık etmelerini istedi. Sindi b. Şahik bu hileyle Abbasî hükümetini İmam'a (a.s) karşı işledikleri cinayetten temize çıkarmayı ve aynı za-manda İmam'ın taraftarlarının muhtemel ayaklanmasını önlemeyi amaçlıyordu.[8]

Fakat İmam'ın (a.s) uzak görüşlülüğü onları rezil etti. Şahitler gelip İmam'ı (a.s) görünce, İmam (a.s) zehrin şiddetine, bedeninin zayıf ve durumunun çok kötü olmasına rağmen şahitlere şöyle buyurdu:

Beni dokuz tane hurmayla zehirlediler; yarın bedenim yeşile dönecek ve ertesi gün de dünyadan göçeceğim.[9]

Nihayet o yüce İmam'ın (a.s) buyurduğu gibi de oldu.

İki gün sonra, hicrî 183 yılı recep ayının 25'inci[10] günü gökyüzü mateme büründü. Yeryüzü, bütün müminler, özellikle gerçek önderlerini kaybeden Şiîler bu acı olaydan dolayı yas tuttular.

 

------------------------------------------------------------
 
[1]- Hayatu'l-İmam, c.2, s.77

[2]- Mekatilu't-Talibiyyin, s.463–497

[3]- el-Emali, Şeyh Tusî, s.206, taş basımı

[4]- el-Emali, Şeyh Tusî, s.206

[5]- Rical-i Keşşî, s.440–441. İmam'ın (a.s) değerli babası İmam Cafer Sadık (a.s) da Yunus b. Yakub'a: "Onlara cami inşa etmek konusunda bile yardım etme." buyuruyor. Vesailu'ş-Şia, c.12, s.120–130.

[6]- el-Gaybet, Şeyh Tusî, taş basımı, s.21

[7]- Tarih-i Bağdad, c.13, s.32

[8]- el-Gaybet, Şeyh Tusî, s.22–25, taş basımı

[9]- Uyun-u Ahbari'r-Rıza, c.1, s.97

[10]- Usul-u Kâfî, c.1, s.486; Envaru'l-Behiyye, s.97

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler