22 Ağustos 2017 Salı Saat:
18:33
02-08-2017
  

İmam Rıza (a.s) ve Risalet Hareketi

Masum İmamlar'ın hareket yöntemlerini belirleyen etkenler, şu şekilde sıralanabilir...

Facebook da Paylaş


 

Ehlader Araştırma Bölümü



İmam Rıza'nın (a.s), risalet hareketine önderlik ederken izlediği hareket metodunu tanımak için, Ehlibeyt İmamları'nın (a.s) risalet hareketine önderlik ederken izledikleri metotlara açıklayıcı ve özetleyici bir gözle bakmak gerekir. Genel olarak Ehlibeyt İmamları'nın önderlik yöntemlerini kavradığımız zaman, özel olarak İmam Rıza'nın (a.s) izlediği yöntemleri anlamamız daha kolay olur çünkü.

Hiç kuşkusuz önder bir imamın sorumluluğu; insanı ve toplumu, inanç, ahlâk, toplum ve siyaset olarak yeniden inşa etmektir. Bu anlamda inşa hareketi, Ehlibeyt'in (a.s) hareket metodunu izleyen, onların evrene, hayata ve topluma yönelik İslâmî bakışlarını benimseyen bir halk tabanını oluşturmakla başlar. Bu yüzden inşa hareketi, sırf siyasal bir faaliyetle veya iktidarı ve hükümeti ele geçirmekle sınırlı olamaz. Siyasal hareket, bütünden sadece bir parça konumundadır. İktidar, amaçları gerçekleştirmek için kullanılan araçlardan biridir; bizzat amaç değildir. Ehlibeyt İmamları'nın (a.s) hareketlerinin kalkış noktası işte buydu.

Şartlar, İmam Ali, Hasan ve Hüseyin (a.s) için risalet hareketine, her alanda doğrudan önderlik etmeye elverişliydi; ancak İmam Zeynelabidin (a.s) ve diğer Ehlibeyt İmamları için şartlar tamamen değişti. Bu nedenle İmamlar'ın (a.s), olayları, özellikle siyasal ve askerî gelişmeleri dolaylı olarak izleme esasına dayanan bir yöntemi izlediklerini görüyoruz. Aynı anda risalet hareketinin bütün çizgilerini yönlendirici bir işlev görüyorlardı. Buna karşılık mevcut iktidar, hareketin plânlarını, örgütlü faaliyetlerini, İmam'ın kendisine uzaklığını veya yakınlığını, İmam'ın hareketi kontrol etme boyutlarını bilmiyordu.

Masum İmamlar'ın (a.s) hareket yöntemlerini belirleyen etkenleri, şu şekilde sıralamak mümkündür:

1- İslâm'ın Genel çıkarları.

2- Pratik ortamı ıslah etmekle yükümlü olan Ehlibeyt İmamları'nın hareketleriyle ilintili İslâm'ın özel çıkarları.

3- Hareketin ve halk tabanının gücüyle ilintili genel ve özel koşullar.

Dolayısıyla diyebiliriz ki, Ehlibeyt İmamları (a.s), yerince silahlı hareketleri de içeren bütün faaliyetlere önderlik ediyorlardı; ama gizlilik olgusuyla kuşatılmış bir şekilde ve dolaylı olarak. Ki daha imamlığının başlangıcında olan imam, öldürülmek durumunda kalmasın. Çünkü ümmetin ıslahı ve eğitimi her şeyden önce gelirdi. Eğer imam, askerî veya devrimci bir harekete doğrudan ve bizzat önderlik etseydi, kesinlikle öldürülecekti, dolayısıyla ümmet, fakihler ve âlimler yetiştirmek suretiyle, kendisini sahih bir düşünceyle besleyecek birine ihtiyaç duyacaktı. Abit, zahit, siyasetçi ve devrimci hareket önderlerinden oluşan öncü bir nesil yetiştirmek suretiyle önünü aydınlatacak bir rehberden yoksun kalacaktı. Diğer bir ifadeyle İmam (a.s), risalet misyonuna dair iki hareket çizgisini izliyordu:

1- Düşünce Çizgisi: Bu çizginin görevi, ilim öğrenmek ve yaymak, sakin ve barışçı bir yöntemle marufu/iyiliği emret-me ve münkerden nehyetme görevini yerine getirmekti.

2- Karşı Koyma Çizgisi: Bu çizginin görevi, zalim yönetimlere başkaldırıyı ilan etmek, asıl İslâmî hayat sisteminden sapmasını güç kullanarak durdurmaktı.

Bu yöntemi, Ehlibeyt İmamlar'ın hareket tarzlarından algılayabiliriz. Mesela İmam Zeynelabidin (a.s), İmam Hüseyin'in (a.s) şehit edilmesinden ve ailesindeki kadınların tutsak alınmasından sonra, bu yöntemi izledi. Çünkü siyasal koşullar artık değişmişti. Bunun yanında Ehlibeyt hareketinin halk tabanı genişlemiş, Ehlibeyt'e destek veren kitlelerin güç ve imkânları, çeşitli düzeylerde etkin olabilecek düzeydeydi. Örneğin Tevvabin, İmam Zeynelabidin (a.s) zamanında başkaldırdılar. Fakat Emevî hükümeti, İmam'ın onlarla ilişkili olduğuna dair bir tek kanıt elde edemedi.

Yine Muhtar, onun zamanında isyan etti ve amcası Muhammed b. Hanefiye de Muhtar'ın isyanını desteklemek hususunda onun görüşünü sordu. Buyurdu ki:

"Ey amca! Bir zenci köle dahi, bizim adımıza, bizim tarafımızı tutmak adına harekete geçse, insanların ona destek olmaları gerekir. Seni bu işle görevlendirdim. Dilediğini yapabilirsin." [1]

Bu çizgi son derece gizli tutuluyordu, ancak Ehlibeyt'e (a.s) tâbi olan belli kişilere açıklanıyordu.

Bir topluluk Muhammed b. Hanefiye'nin yanına gelmişti. İbn Hanefiye, onları, Muhtar'a destek olmaya teşvik etmiş ve İbrahim Eşter'e de bir mektup göndererek bu harekete destek olmasını istemişti. [2]

Nitekim Abdullah b. Zübeyr, Muhammed b. Hanefiye'yi muhasara altına alıp, öldürmek ve yakmakla tehdit edince, İbn Hanefiye, Muhtar'a bir mektup yazarak yardım istedi. Muhtar da, bir ordu göndererek onu bu muhasaradan kurtardı. [3]

Bu olaylar bize gösteriyor ki, İmam Zeynelabidin (a.s), İbn Hanefiye'yi askerî işlerden sorumlu olarak görevlendirmişti. Dolayısıyla askerî emirleri doğrudan İbn Hanefiye veriyordu, İmam (a.s) değil.

İmam Zeynelabidin (a.s), bazı yakınlarına Emevîlerin Irak, Hicaz ve diğer bazı bölgeler üzerindeki egemenlikleri son veren Muhtar'ı övücü sözler söylemiş ve şöyle demişti:

"Düşmanlarımızdan intikamımızı alan Allah'a hamd olsun. Allah, Muhtar'ı hayırla ödüllendirsin." [4]

Aynı esnada İmam Zeynelabidin (a.s), ümmete, bazı âlimler, fakihler ve raviler kazandırmıştı. Abdullah b. Hasan, Zührî, Amr b. Dinar, Ali b. Zeyd b. Ced'an ve Yahya b. Ümmü't-Tavil gibi. [5]

İmam, bir sonraki aşama için öncü şahsiyetler yetiştirme faaliyetlerini sürdürdü. Oğlu Muhammed Bâkır'ı (a.s) imamlığa ve genel önderliğe hazırladı. Oğlu Zeyd'i de devrim ve silahlı hareketin önderliğine hazırladı.

Zeyd, isyan için harekete geçmek isteyince, İmam Muhammed Bâkır'a (a.s) gelerek ondan isyana katılmasını istedi.

İmam Bâkır da (a.s) ona şu cevabı verdi:

"Yapma, ey Zeyd! Senin öldürülüp Kûfe sırtlarında darağacına asılmandan korkuyorum." [6]

Nitekim Zeyd, İmam Muhammed Bâkır (a.s) zamanında başkaldırmadı.

Zeyd, İmam Bâkır'ın (a.s) ve ondan sonra da İmam Cafer Sadık'ın (a.s) imamlığını kabul ediyordu. Bunu Zeyd'in aşağıdaki şiirinden de anlamak mümkündür:

"Geniş ilim sahibi (el-Bâkır) vefat etti / Evrenin imamı ve kutlu doğumlu.

Ondan sonra benim için Cafer'den başka kim olabilir / Evrenin biricik ve ulu imamı?" [7]

İmam Bâkır'ın (a.s), Zeyd'i desteklediğini açıklaması, İmamlar'ın (a.s), askerî çizgiye dolaylı olarak önderlik ettiklerini gösteren bir kanıttır. İmam Bâkır (a.s) şöyle diyor:

Kardeşim Zeyd, başkaldıracak ve hak üzere iken öldürülecektir. Ona yardım etmeyenlere yazıklar olsun! Ona karşı savaşanlara yazıklar olsun! Onu öldürenlere yazıklar olsun! [8]

İmam Sadık (a.s) zamanında, Zeyd'in başkaldırısından hemen önce, bir topluluk, gelip Zeyd'e biat etme hususunda İmam'ın fikrini sordular. "Ona biat edin." diye cevap verdi. [9]

İmam Cafer (a.s) şöyle derdi:

"Allah, beni o dökülen kanlara ortak etsin. Allah'a yemin ederim, amcam Zeyd ve arkadaşları, Ali b. Ebu Talib ve arkadaşlarının izledikleri yolu izleyen şehitlerdir." [10]

İsyancılar, iş başındaki öner imamın adını açıkça zikretmezlerdi. Âl-i Muhammed'i (s.a.a) hoşnut etmek için harekete geçtiklerini söylemekle yetinirlerdi. Çünkü koşullar, imamın adının açıklanmamasını gerektiriyordu. İmam, arkadaşlarını, kendisiyle irtibatlı olmayan kimselerle birlikte harekete geçmemeleri hususunda uyarıyordu. Şöyle diyordu:

"Bizden biri size geldiği zaman, ne üzere isyan ettiğine bakın. Zeyd, isyan etti, demeyin. Zeyd; âlimdi, doğru sözlü biriydi. O, sizi kendisine çağırmadı. O, sizi Âl-i Muhammed'i (s.a.a) memnun etmeye çağırdı. Eğer galip gelseydi, sizi çağırdığı bu amaca bağlı kalacaktı… "[11]

Hareketin askerî çizgisi, iki açıdan İmamlar için bir zırh işlevini görmüştür:

Birincisi: Toplumun kıyam etmeye ve fedakârlık göster-meye her zaman hazır olması için toplumda devrim ruhunun, isyan hâlinin devamlılığı korunmuştur.

İkincisi: Hareketin askerî çizgisi sayesinde ıslah hareketini sürdürmek mümkün olmuştur. Yöneticiler, askerî çizginin taraftarlarını takip etmekle uğraşırken, askerî olmayan diğer tüm faaliyetlerin önü açılıyordu. Dolayısıyla askerî çizginin varlığı, Ehlibeyt'in ve tâbilerinin selamette olmalarını sağlıyordu. Çünkü yöneticiler, herkesin askerî çizgiyi benimsemesine neden olacak bir takibat ve terör ortamı yaratmaktan korkuyorlardı. Bu yüzden silah taşımayan, görünürde ilimle uğraşan veya ticaret gibi zararsız işlerle meşgul olan kimselere, belli oranda özgürlük tanımakta bir sakınca görmüyorlardı.

Nitekim İmam Sadık (a.s) bu olguya şöyle işaret etmiştir:

"Dilinize hâkim olun, evlerinizde oturun, yalnız size özgü olan bir sıkıntı ebediyen size isabet etmeyecektir ve Zeydiye hareketi sizin için ebedî bir koruma olacaktır." [12]

Böylece askerî çizginin, İmam'ın (a.s) kontrolünde olduğu gerçeği, saklılık perdeleri altında kalmış, çok gizli bir olgu olarak devam etmiştir ve sadece risalet hareketi içinde etkin bir rolü olanlar bundan haberdar olabilmişlerdir. Yöneticiler de, isyancılar ile İmam (a.s) arasında strateji, eşgüdüm ve uygulama bağlamında herhangi bir irtibat olduğunu ortaya çıkaramamışlardır. Masum İmam (a.s), isyancılara destek olmakla, onları tahrik etmekle suçlanmıştır; ama buna dair bir kanıt ortaya konulamamıştır. Ebu Cafer el-Mansur şöyle derdi:

"Bu Cafer'i (İmam Cafer Sadık'ı) ne yapayım? Bir ayağını öne atıyor, öbürünü arkada tutuyor. "Ben, Muhammed b. Abdullah b. Hasan'dan uzak durayım; eğer başarılı olursa, kuşkusuz iş (yönetim) benim olur; yok eğer yenilirse, o zaman da kendimi korumuş olurum." diyor." [13]

Askerî çizginin fiilî önderleri, İmam'ın (a.s) adını açıkça zikretmezlerdi; bunu, sadece tâbilerinin önünde ima ile söylerlerdi. Örneğin Hüseyin b. Ali Sahib-i Fahh ve Yahya b. Ab-dullah b. Hasan'dan şöyle rivayet edilmiştir:

"Ailelerimizle istişare etmeden ve Musa b. Cafer'den isyan iznini almadan başkaldırmadık." [14]

İmam Kâzım (a.s), Hüseyin b. Ali'ye şöyle derdi:

"Sen öldürüleceksin. Şu hâlde darbelerini keskin kıl. Biz Allah'tan geldik ve O'na döneceğiz. Allah katında sizden dolayı sevap umuyorum." [15]

Abbasî halifelerinden el-Hadi, İmam Musa Kâzım'ı (a.s) öldürmekle tehdit ediyor ve şöyle diyordu:

"Allah'a yemin ederim ki, Hüseyin (Fahh'da) onun emriyle isyan etti ve Hüseyin'e tâbi olanlar da, onu sevdikleri için tâbi oldular. Çünkü o, bu ailede vasiyet sahibidir. Eğer onu yaşatırsam, Allah beni kahretsin."

Kadı Ebu Yusuf, bunun doğru olmadığı hususunda onu ikna edince, öfkesi dindi. [16]

İmam Rıza (a.s) da, risalet misyonunu yerine getirmeye yönelik hareketinde, işte aynı metodu izledi. Aynı anda bütün eylem çizgilerini gözetiyordu. Buna karşılık mevcut iktidar, gizlice yürütülen askerî faaliyetlerin farkına varamıyordu. Çünkü askerî hareket tam gizlilik içinde yürütülüyor, özelliklerini öğrenmeye imkân bırakmayacak kadar örtülü bir yöntem şeklinde sürdürülüyordu.

Hiç kuşkusuz Me'mun'un, daha sonra, İmam Rıza'yı (a.s) veliaht olarak tayin etme hususundaki ısrarı, Alevîlerin hareketlerinden korktuğunun bir kanıtıdır. Me'mun şunu düşünüyordu:

 

İmam (a.s) veliahtlığı kabul ederse, bu, İmam'ı kendilerine önder kabul eden bu hareketleri kontrol altına almak için bir ilk adım olur. Böylece Alevîler de, İmam'ın veliaht olarak bir parçası olduğu yönetime muhalefet etmek için bir gerekçe bulamayacaklardı.


 
---------------------------------------------------------------------------------------


[1]- Biharu'l-Envar, 45/363–364
[2]- el-Kâmil Fi't-Tarih, 4/214–215
[3]- el-Kâmil Fi't-Tarih, 4/250–251
[4]- er-Rical, el-Keşşî, s.127, hadis: 203
[5]- Siyeru A'lami'n-Nubela, 4/391
[6]- el-Haraic ve'l-Ceraih, 1/281
[7]- Menakıbu Âl-i Ebî Talib, 4/213; Biharu'l-Envar, 46/296
[8]- Maktelu'l-Hüseyin, el-Harezmî, 2/113
[9]- el-Kâmil Fi't-Tarih, 5/243
[10]- Uyunu Ahbari'r-Rıza, 1/253
[11]- Furu-i Kâfi, 8/264
[12]- Usul-i Kâfi, 2/225
[13]- Muhecu'd-Daavat, s.188; Biharu'l-Envar, 47/192
[14]- Makatilu't-Talibiyyin, s.383
[15]- Makatilu't-Talibiyyin, s.376
[16]- Muhecu'd-Daavat, s. 217; Biharu'l-Envar, 48/151

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler