18 Kasım 2017 Cumartesi Saat:
12:02
03-08-2017
  

İmam Rıza'nın (a.s) Hayatı

Ben hilafetten kenara çekilmeyi ve bu makamı sana vererek sana biat etmeyi düşünüyorum...

Facebook da Paylaş

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü
 
 
Masum İmamların sekizincisi olan İmam Rıza (a.s), Hicri 148'de Zilkade ayının 11. günü Medine'de doğdu.
 
Babası, İmam Musa b. Cafer (a.s)'dır, abide ve takvalı annesi ise Tüktem, Necme, Tahire ve Selame isimleriyle meşhurdur.
 
İmam Rıza (a.s)'ın mübarek ismi Ali, künyesi ise Ebu'l Hasan'dır. Rıza, Sabır, Fazıl, Vefiy, Reziy, Veliy, Zekiy de O'nun lakaplarındandır. İmam Rıza (a.s)'ın görkemli dönemi, Hicri 183'ten itibaren başlamıştır. O zamanlar siyasi hükümet Bağdat'ta Harun Reşid'in elinde idi. Abbasi halifesinin hükümet sistemi, diktatörlük esasına dayalıydı. Onun memurları, vergi almak için halka işkence yapıyor, sürekli Hz. Fatıma (a.s)'ın evlat ve sevenlerini kılıçtan geçiriyordu. Nitekim onların büyüğü olan İmam Musa b. Cafer (a.s)'ı yıllarca Basra ve Bağdat'ta hapsedip, sonunda O İmamı zehirleterek şehit ettiler.
 
İmam Rıza (a.s), Müslümanlara hakim olan siyasi ortamı göz önünde bulundurarak işin evvelinde kendi imametini alenen açıklamadı, fakat dostlarıyla ilişkilerini kesmedi. 
 
Ama bir kaç yıl geçtikten sonra Harun Reşid hükümeti, çeşitli grupların ayaklanmasıyla zayıf duruma düştü. İmam Rıza (a.s) bu fırsattan yararlanarak kendi imametini Medine şehrinde aleni etti. Dini ve sosyal meselelerde halkın sorunlarını gidermeye başladı. İmam (a.s)'ın kendisi şöyle buyuruyor:
 
"Ben Medine'de idim, bir binek hayvamı ile o şehrin sokaklarında dolaşıyordum; o şehrin halkı ve diğer kimseler, ihtiyaçlarını benden istiyordu, ben de onların ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyordum… ve mektuplarım şehirlerde geçerliydi."
 
Diğer bir sözünde de şöyle buyuruyor:
 
"Ben ceddim Resulullah (s.a.a)'ın hareminde oturuyordum, bir gurup alim de orada dini meseleler hakkında konuşuyorlardı, onlardan biri bir meselede aciz kalınca hepsi bana yöneliyor, sorularını benden soruyorlardı, ben de cevaplarını veriyordum." Harun'un ölümünden sonra hilafet hakkında onun oğulları Emin ve Memun arasında ihtilaf çıktı. Emin Bağdat'ta kudreti ele geçirdi, Memun da Merv'de ( bugünkü Horasan'da) hilafet tahtına oturdu.
 
Bu iki kardeş arasındaki ihtilaf beş yıl sürdü. Nihayet hicri 198'de Memun'un ordusu Bağdat'a saldırarak Emin'i katletti. Böylece İslami ülkelerin yönetimi Memun'un eline geçti. Ama Harun'un zulümlerinden rahatsız olan Alevi ve seyitler, onun oğullarının hükümetinden de razı değildi. Hicaz, Irak ve Yemen bölgeleri Memun hükümeti aleyhine ayaklandı. Onlar hükümetin, Peygamber (s.a.a)'in Ehlibeyt'inin eliyle yönetilmesini istiyordu.
 
Memun, onların kıyamını durdurmak ve şialar arasında kendine bir yer edinmek için, onların büyüğü ve önderi olan İmam Ali b. Musa Rıza'tı (a.s) Horasan'a davet etmeyi ve İmam'ın onun teşkilatında görünmesiyle hükümetinin İmam Rıza (a.s) tarafından teyit edildiğini halka telkin etmeyi tasarladı. Bu yüzden Memun, İmam (a.s)'a birçok davet mektupları gönderdi. Ama her defasında İmam'ın olumsuz cevabıyla karşılaştı. Memun durumun böyle olduğunu görünce İmam'ı tehdit etmeye başladı.
 
İmam Rıza (a.s) Memun'un kendisinden el çekmeyeceğini görünce dostlarının kanlarının dökülmesini önlemek için Hicri 200'de Horasan'a doğru hareket etti. İmam Rıza (a.s), Nişabur ve diğer bir kaç şehri geçtikten sonra, Memun'un bulunduğu başkent Merv'e yetişti. Memun, siyasi planlarını uygulamak için geniş çaplı bir faaliyet başlattı. Memun ilk önce şöyle dedi:
 
"Ben hilafetten kenara çekilmeyi ve bu makamı sana vererek sana biat etmeyi düşünüyorum."
 
Ama İmam Rıza (a.s) bu öneriyi kabul etmeyerek şöyle buyurdular:
 
"Eğer bu hilafet seninse ve Allah (c.c) tarafından sana verilmişse, onu kendinden uzaklaştırıp başkalarına vermen câiz değildir. Ama eğer hilafet senin değilse, o zaman da kendi malın olmayan bir şeyi bana vermen câiz ve doğru değildir."
 
Memun verdiği önerisinden vazgeçmedi. Sonunda ise Memun, hilafet teklifinden vazgeçip veliahtlığı İmam'a önerdi ve tam bir küstahlıkla şöyle dedi:
 
"Eğer veliahtlığı da kabul etmezsen seni onu kabul etmeye mecbur ederim, kabul etmediğin takdirde ise boynunu vurdururum."
 
İmam Rıza (a.s), veliahtlık makamını kabul etmekten başka çaresi kalmadığını görünce, bir takım şartlarla onu kabul etmek zorunda kaldı. Hazret o şartları şöyle açıkladı:
 
"Ben veliahtlığı şu şartlarla kabul ediyorum; Devlete ait işlere karışmayacağım, fetva ve hüküm vermeyeceğim, vali tayin etmeyeceğim, kimseyi makamından almayacağım, hükümette olan bir şeyi değiştirmeyeceğim, beni bunların hepsinden muaf kılacaksın."
 
Aslında İmam Rıza (a.s)'ın bu şartları zikretmesi, Memun'un hükümetinin şer'i bir hükümet olmadığını, ülkenin hiçbir siyasi işine karışmayacağım buyurması ise o hükümetin İslami bir yönetimle idare edilmediğini göstermektedir.
 
İmam Rıza (a.s), Ehlibeyt ailesinin alimi ve İmamı olarak Abbasi hükümetinin sinsi siyasetine karşı koydu ve saray alimleriyle çeşitli konularda münazara yaparak dinin hakikatlerini muhafaza etti. Bu bağlamda Ebu Salti Herevi şöyle diyor:
 
"Memun, İmam Rıza (a.s)'ı halkın gözünden düşürmek ve onlara İmam Rıza artık dünyaya yönelmiştir demek için veliahtlık makamını zorla İmama verdi. Bu işin, İmam (a.s)'ın halkın yanında makam ve azametinin daha da artmasına sebep olduğunu görünce, İmam Rıza (a.s)'ı ilmi yönde mağlup etmek ve onu halkın yanında küçük düşürmek için çeşitli şehirlerden İmamla tartışmaları için büyük alimler davet etti. Ama İmam (a.s)'ın karşısına çıkan her Yahudi, Hıristiyan, Mecusi, Saibi ve Müslüman fırkaların alimleri, İmamla tartışınca mağlup olarak geri dönüyordu. Bu durumu gören halk; "Allah'a and olsun ki O (İmam Rıza), hilafete Memun'dan daha layıktır." diyordu. Memun, durumun bu açıdan da kendi zararına sonuçlandığını ve Bağdat'taki Abbasiler arasındaki kargaşa ve rahatsızlıkları görünce, başkenti Merv'den Bağdat'a intikal ettirmeyi düşündü. Memun, Abbasi ve Arap emirlerin yanında itibar kazanmak için İranlı veziri olan Fazl b. Sehl'i, Serahs şehrinde öldürttü. İmam Rıza (a.s)'ı da Tus'da ortadan kaldırmak için bir meclis düzenledi, o mecliste İmam (a.s)'ı zehirleterek şehit etti.
 
İmam Rıza (a.s) da diğer masum İmamlar gibi Resulullah (s.a.a)'ın tayini ve açıklaması ile ve babası İmam Musa Kazım (a.s)'ın O'nu halka tanıtması ile imamet makamına atanmıştır. Bu hususta bazı rivayetleri naklediyoruz:
 
Mahzumi şöyle diyor: İmam Musa b. Cafer (a.s) bizi yanına çağırtıp; "Sizi ne için çağırdığımı biliyor musunuz?" diye sordu. Biz de; "Hayır, bilmiyoruz" dedik. Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdular: "Bu oğlum -İmam Rıza'ya işaret etti- benim vasim ve halifemdir…"
 
Bu bağlamda Mansur b. Yunus diyor ki:
 
"Bir gün Musa b. Cafer (a.s)'ın huzuruna gittim; İmam (a.s) bana; "Ya Mansur! Bugün ne yaptığımı biliyor musun?" diye sordu. Ben; "Hayır, bilmiyorum" dediğimde İmam (a.s) şöyle buyurdular: "Ben bugün oğlum Ali'yi vasim ve kendimden sonra halifem kıldım; O'nun yanına git, bu makamından dolayı O'nu tebrik et ve bunu sana emrettiğimi O'na bildir."
 
İmam Musa Kazım (a.s) oğullarına şöyle buyuruyordu:
 
"Bu kardeşiniz (Ali b. Musa er-Rıza), Muhammed Ehl-i Beyt'inin alimidir. çyleyse O'na dininizle ilgili sorular sorun, dediklerini alın. Babam Cafer b. Muhammed defalarca bana şöyle buyurdular: şüphesiz Muhammed Ehl-i Beytin alimi senin sulbündedir; keşke ben O'nu görebilseydim; O, Emir'ul Muminin Ali'nin adaşıdır."
 
İmam Rıza'nın İlim ve Bilgisi ile ilgili İbrahim b. Abbas şöyle diyor: "Ben İmam Rıza (a.s)'dan bir şey sorulup da O'nun bilmediğini ve o güne kadar da geçmiş tarihi O'ndan daha iyi bilen birini görmedim."
 
Memun her şeyden soru sorarak İmam'ı imtihan ediyordu, ama İmam (a.s) hepsinin cevabını veriyordu. Bütün söz, cevap ve örnekleri Kuran'dan idi. Kuran'ı üç günde bir hatmediyor ve şöyle buyuruyordu: "İstesem üç günden daha çabuk Kuran'ı hatmederim, ama okuduğum her ayet hakkında ve neyin hakkında nazil olduğunu düşünmeden geçmiyorum."
 
İmam Rıza (a.s)'ın alçak gönüllülüğü ve tevazusu konusunda Yasir Hadim şöyle diyor:
 
"İmam Rıza (a.s) yalnız kaldığında, küçük ve büyük bütün akrabalarını toplayarak onlarla konuşup sohbet ederdi, onlara şefkatli davranırdı.Sofraya oturduğunda, büyük küçük bütün aile fertlerini, hatta hayvana bakan ve hacamat yapanları bile sofrası başına oturtuyordu."
 
Abdullah b. Cafer, Belh ahalisinden olan bir adamdan şöyle dediğini naklediyor:
 
"İmam Rıza (a.s)'ın Horasan yolculuğunda, O Hazretle birlikte idim. Bir gün sofrasını getirmelerini istedi, sofrayı açtıklarında, hizmetçi ve kölelerini kendisiyle yemek yemeleri için sofranın başına topladı. Bunun üzerine; "Canım sana feda olsun, bunların sofrasını ayırırsanız daha iyi olur" dedim.
 
İmam (a.s) benim bu sözümü duyunca şöyle buyurdular: ''Sus, herkesin Rabbi birdir, anne babası birdir, mükafat ve ceza da amellere göredir."
 
Meşhur şair olan Di'bil'in kardeşi İsmail b. Ali şöyle diyor: İmam Rıza (a.s) Di'bil'e yünlü kumaştan bir gömlek hediye ederek şöyle buyurdu:
 
"Bu gömleği koru (onun kadrini bil), ben bununla bin gece ve her gece bin rekat namaz kıldım ve Kur'ân'ı bin defa o gömlekte (onu giydiğim halde) hatmettim."
 
Reca b. Ebi Zahhak ise şöyle diyor:
 
"Allah'a and olsun ki, İmam Rıza (a.s)'dan daha takvalı, bütün vakitlerinde Allah'ı O'ndan daha çok anan ve Allah'tan O'nun kadar çok korkan bir kimseyi görmedim."
 
İbrahim b. Abbas şöyle diyor:
 
"İmam Rıza (a.s), geceleri az yatardı, çoğu geceleri sabaha kadar ibadet ve zikirle geçirirdi, çok oruç tutardı, her ay üç gün oruç tutmayı kaçırmazdı ve Her Ay üç gün oruç tutmak, (sevap açısından) bütün günleri oruç tutmak gibidir" buyuruyordu.
Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler