22 Ağustos 2017 Salı Saat:
18:31
03-08-2017
  

İmam Rıza'nın (a.s) Siyasi Tavrı

İmam Rıza (a.s), uygun koşulları iyi değerlendirdi ve bu koşullara uygun bir tavır sergiledi...

Facebook da Paylaş


 

Ehlader Araştırma Bölümü


Veliahtlıktan Öncesi  Siyasi Olaylar
 


Me'mun, beş yıl süren kanlı bir savaştan sonra yönetimi tamamen ele geçirdi. Bu savaşta binlerce komutan ve asker öldü, Abbasî hanedanı arasında bölünmeler yaşandı; Me'mun'un yönetimini destekleyenler ve karşı çıkanlar olmak üzere hanedan ikiye bölündü. Bu ortamda İmam Rıza (a.s) ve ailesi açısından, geride kalan dört seneden sonra, siyasal serbestlik ortamı oluştu. İmam (a.s) tam bir özgürlük içinde konuşuyor, öncekinden çok daha geniş bir alanda faaliyetlerini yürütebiliyordu. Bu faaliyetler yönetim sarayını da içine alıyordu. Çünkü İmam (a.s), vezirlerle ve komutanlarla doğrudan ilişki kurmuştu.


Me'mun, babasının ve atalarının bir vârisi olarak önceki geleneksel Abbasî siyaset metodunun dışına çıkamadı; sadece dar bir alanla sınırlı birtakım açılımlar gerçekleştirebildi. O da, önceki Abbasî halifeler gibi, yönetimini mukaddes şer'î çerçeve içindeymiş gibi gösteriyordu. Bunu, ona sunulan mektup ve raporların üslubundan da anlayabiliriz. Örneğin kardeşi el-Emin'i öldüren ordu komutanı Tahir b. Hüseyin'in kendisine yazdığı mektup şöyledir:


"Allah, o utanmazı öldürdü, hainliği ve dönekliği yüzünden onu teslim aldı, onun faaliyetlerini Emirü'l Müminin'in lehine bitirdi. Çok önceden onunla ilgili olarak belirlediği akıbeti gerçekleştirdi. Emirü'l Müminin'e hakkını geri veren, ona hainlik edenlere ve anlaşmasını bozanlara tuzaklar kuran Allah'a hamdolsun! Nihayet ayrılıktan sonra bütünleşmeyi sağladı. Ayrılmış ümmeti onun etrafında topladı. İzleri silinmek üzere olan dinin şiarlarını onunla yeniden canlandırdı." [1]


Me'mun, yönetiminin üzerine şer’i bir kılıf geçirmiş olmasına, bazı fakihler ve kadılar tarafından desteklenmesine rağmen, Müslümanların büyük çoğunluğu, onu, halifeliği gasp etmiş biri olarak görüyordu. Abbasî yönetimi boyunca süren ve katmerleşerek büyüyen zulmün ve İslâm hayat sisteminden sapmalarının neticesi olarak, Müslümanların içinde isyan ve başkaldırı ruhu coşmaya başlamıştı. Bu ruh, bazen isyancılar, bazen de kardeşi Emin'i destekleyenler tarafından temsil ediliyordu.


Örneğin, yönetime gelişinin ilk senesinde, yani hicrî 198 tarihinde Nasr b. Şit el-Akilî, Halep'te isyan bayrağını açtı. Halep civarındaki bölgeleri ele geçirdi. Bu isyan, el-Akilî'nin hicrî 199 tarihinde öldürülmesine kadar devam etti. [2] Aynı yıl içinde Musul'da Yemanîlerle Nizarîler arasında büyük bir çatışma çıktı. Bu çatışmalarda altı bin kadar Nizarî öldürüldü.


Hicrî 199 tarihinde Benî Sa'lebe ve Benî Usame arasında savaşlar patlak verdi. [3]


Hicrî 199 senesi, Alevîlerin öncülük ettiği büyük bir isyanın başladığı tarihtir. O tarihte Ebu's-Seraya Seriy b. Mansur eş-Şeybanî Irak'ta başkaldırdı. Muhammed b. İbrahim b. İsmail Hasanî de yanında yer alıyordu. Ebu Seraya Kûfe'de kendi adına para bastı. Ordularını Basra, Vasıt ve çevresinin üzerine sevk etti.

İsyan birkaç cephede genişleyerek sürdü:


- Abbas b. Muhammed b. İsa el-Caferî komutasındaki Basra cephesi.


- Hüseyin b. Hasan el-Eftus komutasındaki Mekke cephesi.


- İbrahim b. Musa b. Cafer (a.s) komutasındaki Yemen cephesi.


- İsmail b. Musa b. Cafer (a.s) komutasındaki Fars cephesi.


- Zeyd b. Musa b. Cafer (a.s) komutasındaki Ahvaz cephesi.


- Muhammed b. Süleyman b. Davud b. Hasan b. Hasan (a.s) komutasındaki Medain cephesi.


Bu isyan, bir sene kadar sürdü ve nihayet bastırılabildi. [4]


Hicrî 200 tarihinde Muhammed b. İmam Cafer Sadık (a.s) isyan etti. Ancak teslim alınıp Me'mun'a gönderildi. [5]
Alevîlerin bu isyanları, iç düzenin bozulmasına, askerî ve siyasal sistemin karışmasına neden olacak büyük etkiler bırakıyordu.


Hicrî 201 tarihinde Bağdat halkı büyük bir felakete maruz kaldı. Şehir neredeyse harap olacaktı. Yağmalama olayları, kıtlık ve evlerin yıkılması nedeniyle şehir sakinlerinin büyük bir kısmı başka yerlere göç etti. [6]


Me'mun'un, Alevî isyanlarının öncülerine af çıkarmış olması, onun artık terör estirmeyeceği anlamına gelmiyordu. Aksine, o da önceki halifeler gibi, terör silahına başvurdu, muhaliflerin seslerini susturdu, Abbasî yönetimini yıkmak isteyenleri çeşitli yöntemlerle ortadan kaldırdı. Hatta Herseme b. A'yen gibi kendisine samimiyetle bağlı olan bir adamı, sırf siyasî rakibi olan Hasan b. Sehl'in telkinleri sonucu öldürdü. [7]


Muhalefetin niteliği ne olursa olsun, tavrına ve yaklaşımına aykırı olduktan sonra, hemen susturma, ezme yönüne gidiyordu. Me'mun'la alakası olan sapık bir kadıyı eleştiren bir şiir yazdığı için şairin birini ta Sind'e sürgün etmişti. [8]
İç karışıklıkların yanında, Abbasî yönetimine yönelen önemli tehditler de baş göstermişti. Kâfir ve müşrik devletler, Abbasî devletini ve İslâm'ın varlığını ortadan kaldırmak için fırsat kolluyorlardı. Uygun zamanda harekete geçmek üzere hazırlık yapıyorlardı. Bu yüzden Me'mun, isyanların önderleri hakkında af ilan etmek zorunda kalmıştı.


 
İmam Rıza'nın (a.s) Siyasi Tavrı



İmam Rıza (a.s), uygun koşulları iyi değerlendirdi ve bu koşullara uygun bir tavır sergiledi. Gerçek anlamda bir açılım yaşıyordu. Ehlibeyt'in (a.s) siyasî düşüncesini ve siyasal inancını tam bir özgürlük içinde yayıyordu. Çünkü Emin ve Me'mun arasındaki çatışma, bu çatışmanın neden olduğu iç çalkantılar ve karışıklıklar Abbasî hanedanını kendi içinde bölmüştü. Bu da İmam'ın (a.s) sıkı bir takibat altında tutulmasına, bulunduğu konumdan uzaklaştırılmasına veya hareketlerini durduracak önlemlerin alınmasına engel olan bir konjonktürdü. Böylece İmam (a.s), İslâm coğrafyasının her bölgesinde halk tabanını genişletecek faaliyetleri rahatlıkla yürütüyordu.


İmam Rıza (a.s) da tıpkı ataları gibi, doğrudan karşı çıkma yöntemi de dâhil olmak üzere bütün hareket yöntemlerini kontrolü altında tutuyordu. Ama bu hususta sıkı bir gizlilik ve saklılık prensibi uyguluyordu. Hareketin doğrudan önderliğini kardeşlerine ve amca çocuklarına teslim etmişti. Ta ki kendisi, mevcut yönetime açıkça karşı çıkmış bir pozisyonda görünmesin. Çünkü açıktan ve doğrudan önderliği üstlenmesi, herhangi bir çatışmada öldürülmesi veya yönetimin ajanlarınca suikasta kurban gitmesi anlamına gelirdi. Kendisinden sonraki imam için gerekli ortamı hazırlamadan böyle bir durumun vaki olması ise, büyük bir tehlike arz ediyordu.


İsyan hareketine doğrudan önderlik etmemenin bir kazanımı, isyan esnasında işlenen hataların, isyancılar tarafından sergilenen yanlış uygulamaların İmam'ın (a.s) hanesine hata olarak yazılmamasıdır. Bunlar, askerî harekete doğrudan önderlik eden kişinin hanesine yazılır.


İmam Rıza (a.s), bütün hareketlerini tam bir gizlilik için-de yürütüyordu. Örneğin hicrî 199 tarihinde, Me'mun'a karşı isyan hareketi başlamadan önce, Muhammed b. Süleyman el-Alevî'nin taraftarları Medine'de toplandılar ve İmam Rıza'yı (a.s) kendisiyle birlikte kıyama katılmaya davet etmesini istediler. O da bu öneride bulunanlardan birini İmam'a (a.s) gönderdi. İmam (a.s), şu cevabı verdi: "Yirmi gün geçsin, sana geleceğim." İsyancılar birkaç gün beklediler. On sekizinci gün Abbasî kuvvetleri saldırıya geçti ve isyanı henüz hazırlık aşamasında bitirdi. [9]


Siyasî koşullar, Müslümanlar üzerinde, İmam'ın (a.s) isyancılarla bir ilişkisinin olmadığı yönünde bir intiba bırakıyordu. İmam (a.s), askerî çizginin öncülerine mutlak bir yetki vermiş de olabilirdi. Böylece komutanlar sürekli olarak İmam'la görüşmek durumunda kalmayacaklardı ve İmam da olayları ve sergilenen tavırları uzaktan takip edecekti. Nitekim İmam Cafer Sadık'ın oğlu belli bir günde isyan etme kararı aldığında, İmam Rıza (a.s) ona şu haberi gönderdi: "Yarın isyanı başlatma. Eğer isyan edersen yenilirsin ve arkadaşların da öldürülür." [10]


Me'mun, yönetimi ele geçirdikten iki sene sonra, yani tam hicrî 200 tarihinde İmam Rıza'ya (a.s) bir mektup yazarak Horasan'a gelmesini istedi. İmam (a.s), gitmemek için ne kadar gerekçe ileri sürdüyse de, Me'mun mektuplar yazmaya ve gelmesini istemeye devam etti. Nihayet İmam (a.s), Me'mun'un vazgeçmeyeceğini anladı ve davetine icabet etti. Me'mun, İmam Rıza'yı (a.s) getirmesi için görevlendirdiği a-damına, onu Kûfe ve Kum yolundan getirmemesini emretti. O da Basra, Ahvaz ve Fars yolunu takip ederek Merv'e vardı. İmam (a.s), Merv'e varınca, Me'mun hilafet ve emîrlik görevini ona önerdi. İmam (a.s) bunu kabul etmedi. Bu hususla ilgili olarak aralarında tam iki ay süren konuşmalar cereyan etti. İmam (a.s), Me'mun'un kendisine sunduğu öneriyi kabul etmiyordu. Bu konuyla ilgili konuşmalar ve tartışmalar uzayınca, Me'mun: "O zaman veliahtlığı kabul et" dedi. İmam (a.s), ısrarlı isteklerden ve kabul etmemesi durumunda öldürüleceğini ima eden sözlerden sonra, bu öneriyi kabul etti. Ama bazı şartlar da ileri sürdü ve dedi ki:


"Ben veliahtlığı, hiçbir şeyi emretmemek, hiçbir şeyi yasaklamamak, hiçbir hususta hüküm vermemek ve süregelen hiçbir uygulamayı değiştirmemek şartıyla kabul ediyorum. Bütün bunlardan beni muaf tutacaksın. "[11]


Me'mun bu şartları kabul ettiğini belirtti. Ardından İmam Rıza (a.s), hicrî 201 senesinin ramazan ayının beşinci gününde Me'mun'un veliahdı ilan edildi.
 
Kaynaklar
[1]- Tarihu'l-Yakubî, 2/442
[2]- el-Kâmil Fi't-Tarih, Ahdasu Sene 198 hicrî
[3]- Tarihu'l-Mavsil, s.332–336
[4]- el-Kâmil Fi't-Tarih, 6, Ahdasu Sene 199–200 hicrî
[5]- Uyunu Ahbari'r-Rıza, 2/207
[6]- el-İber Fî Haber-i Men Ğaber, 1/263
[7]- Tarih-i İbn Haldun, 5/521
[8]- Murucu'z-Zeheb, 3/345
[9]- Uyunu Ahbari'r-Rıza, 2/208
[10]- Usul-i Kâfi, 1/491; Menakıbu Âl-i Ebî Talib, 4/368; el-Kâfi'den naklen Biharu'l-Envar, 49/57
[11]- Uyunu Ahbari'r-Rıza, 2/149–150

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler