25 Kasım 2020 Çarşamba Saat:
04:38
05-10-2020
  

İmam Tekrar Tutuklanıyor 12. Bölüm

'Korkmuyorum, sadece sizin kendinizi yakın zamanda tutuklatacak şeyler yapmamanız gerektiğini düşünüyorum' dedim.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

 

İmam Rıza’dan (as) Hacetim

 

Meşhed ziyaretinde bulunmayı kabul etmememin sebebi öncelikle İmam’dan habersiz oluşumdu. Bu durum beni çok üzüyordu. Ardından İmam’ı sakladıkları yerden haber geldikten sonra Tahran’a gittim. Annemin evinde İmam’a yemek hazırlamaya başlamıştım. Eşret Abad Zindanı’na yemekleri yardımcımız Meşhedi Ali götürüyordu. Hala oradan geçerken o günler aklıma gelir...

 

İmam’a yemek hazırlama işini bırakıp Meşhed’e gitmek içimden gelmiyordu. Ancak dostların ısrarı sonucu ikna olmuştum. Annem yemek yapıp zindana gönderme işini üstlenmişti. Ben, kızım Feride ve oğlum Ahmet Meşhed’e gittik. İmam Rıza’dan (a.s.) Tahran’a döndüğüm hafta İmam Humeynî’nin özgürlüğüne kavuşmasını istedim. Cuma günü Tahran’a döndük, bir sonraki Cuma günü İmam serbestti...

 

İlk Görüşmemiz

 

İmam’ı Hacı Abbas Necati Bey’in evine götürdüler. Onlara göre İmam bu evde güvende olacaktı.

 

Aslında yazacak çok şey var. Ama benim için çok önem arz eden bir mesele şuydu; İmam’ı görmeye Davudiye’ye yani Necati Bey’in evine gitmiştik. İmam’ın karardığını ve göğsünün kabuk bağladığını gördüm. “Bu da nedir? Normal değil bu kabuklar!” dedim. İmam gömleğinin yakasını açıp parmağını tenine bastırarak aşağı doğru sürdü. Sürdüğü yerlerin kabukları soyuluyordu. Nereye parmağıyla aşağı doğru bastırsa kabuklar kalkıyordu. O sahneyi görünce dehşete kapıldım. “Yapmayın öyle, göğsünüzün yara olmasından korkuyorum” dedim ve İmam da gömleğinin yakasını kapattı. Neden öyle olduğunu sordum, İmam şöyle yanıtladı: “Beni öyle bir yere koydular ki bütün vücudumun derisi kabuk bağladı.” Birkaç kere elini yere koyarak “Ateş gibiydi, tıpkı ateş gibi. Sıcacıktı. Yakıyordu...” dedi. O an çok etkilenmiştim. Gözümden yaşlar dökülüyordu. Hala o acıyı yüreğimde taşıyorum...

 

İmam’ı bu tür zor şartlarda tutarak mağlup etmek istiyorlardı. Ancak Allah onları mağlup etti.

 

Birkaç gün sonra Ruhullah Bey’i Geyteriyye’de bulunan Rugenî Bey’in evine götürdüler. Bize de orada bir ev kiraladılar. Altı ay boyunca orada kalacaktık. Şah’ın adamları oturduğumuz evin önünde nöbet tutuyordu. Biraz ötede de kendilerine ev tutmuşlardı. Evde bizi denetlemeleri için altmış yetmiş memur kalıyordu. Evimizden kim dışarı çıksa ya da içeri girse detaylı şekilde arardılar. Hatta annemin, ailemin veya arkadaşlarımın evine giderken bir memur benimle geliyordu. Her gün alış veriş sepetimizi bile neler aldık diye kontrol ederlerdi. Bir gün yardımcımız Meşhedî Ali’yi öğlen yemeği yapmak için eksikleri alması için göndermiştim. Çok gecikmişti, döndüğünde neden geciktiğini sordum. Sinirli bir şekilde “Bu kapıdaki Allah’ın belaları yüzünden!” demişti.

 

İmam’ın “Özgürlük” Şartı

 

Bir gün SAVAK’ın genel sorumlusu Pakrevan; beraberinde Nesiri, Mukaddem ve birkaç kişiyle beraber artık özgür olduğumuzu ve Kum’a dönebileceğimizi söylemek için geldiler. (Bu arada zamanın devlet bakanı da birkaç defa gelmişti eve. Bazı yetkililerin gelip gitmesi artık olağan hale gelmişti. Zira ev kendi kontrollerindeydi!)

 

İmam özgür olduğumuzu duyunca şöyle söyledi: “Sizinle beraber Kum’a dönmektense burada kalmayı tercih ederim. Sizin de yanımda olacağınız özgürlük, buradaki esir hayatımdan daha iyi değildir!” dedi.

 

Onların İmam Humeynî ile beraber Kum’a dönerek halka “Bakın biz ihtilaflarımızı çözdük, artık beraberiz” görüntüsü vermeyi hedeflediklerini biliyordu.

 

İmam hatta Kum’a gönderileceği arabada yanında kimsenin oturmasını bile kabul etmiyordu. Sonunda kabul ettiler. İmam arabaya oturduğunda kimse yanına oturmasın diye arabaya bineceği sırada bize seslenerek: “Semaver vardı ya, onu bana getirin. Kum’da semaversiz kalmayayım. Bir de yere serdiğimiz kilimi de getirin” dedi. Semaver İmam’ın sağındaki koltukta, kilim ise solundaki koltukta yerlerini almıştı! SAVAK’ın son model arabasının arka koltuğunda bir tarafta semaver bir tarafta kilim! Görülmeye değer bir sahneydi doğrusu.

 

Memurlar da başka bir araca binerek İmam’ın bulunduğu arabanın arkasından gidiyorlardı. İmam o anları şöyle anlatıyor:

 

“Beni ara sokaklardan geçiriyorlardı. Özgürlük diyerek beni öldürmeye götürdüklerini düşünmeye başlamıştım. Ancak Şah Abdul Azim Caddesi’ne çıktığımızda halkın beni görmemesi için ara sokakları kullandıklarını anladım.”

 

Kum’a Dönüş

 

Akşam sekizde Kum’a doğru hareket etmiş ve gece yarısı Kum’a varmışlardı. Şehit oğlum Mustafa ve Ahmet Kum’daydılar. Mustafa, İmam hapisteyken bazen Kum’da bazen de Tahran’da olurdu. Ahmet ise Kum’da medreseye gidiyordu. Diğer çocuklarımız da Kum’daydı. Mustafa Tahran’a gittiğinde katıldığı meclislerde insanlar sloganlarla onu karşılıyordu. Bu şekilde İmam Humeynî’yi yâd etmiş oluyorlardı.

 

İmam Kum’a gittikten bir gün sonra Tahran’dakilerden aldığım emanetleri teşekkür ederek sahiplerine verdikten sonra ben de Kum’un yolunu tuttum. Eve girdiğimde insanların akın akın eve geldiğini gördüm. Ev dolup taşıyordu. Birkaç gün sonra komşumuzun evini kiraladık ve o evde yatmaya başladık. Tuttuğumuz ev enderun olmuştu. Mustafa’nın evi de dahil kendi evimiz biruni olmuştu.

 

İmam Humeynî ilk tutuklandıktan sonraki yedi aylık süre zarfında ulemayı bir araya getirmeye çalışmıştı. Bu nedenle de her hafta pazar akşamları birinin evinde toplanıyorlardı. (Ayetullah Gûlpeyganî bu toplantılara katılmıyordu) Bizim evde toplandıkları bir gün hepsinin yatağın üstünde oturduğunu gördüm. Toplantılarda daha çok İmam konuşuyordu. Bazen de Şeriatmedari Bey konuşuyordu. Diğerleri fazla konuşmuyordu. Muntezirî Bey ise merdiven basamaklarında oturuyordu. Zira kendisi merci olmadığı için tevazu göstererek mercilerle aynı yerde oturmuyordu. Bir şey söylemek istediği zaman yatağın kenarına gelerek oturmadan ayakta konuşurdu. Sonra da merdiven basamaklarına dönerdi. Mustafa da merdiven basamaklarında otururdu.

 

Artık konuşulan siyasi meseleler daha derin bir hal almaya başlamıştı. Zira geçen süre zarfında birtakım tecrübeler kazanılmıştı. Önceden dini konular üzerinde konuşuluyor, tartışılıyordu ancak şimdi rejim doğrudan dinin karşısında yer alıyordu. Bu nedenle alimler yavaş yavaş kıyam etmeye başlıyordu. Artık İmam Humeynî onlara yön veriyor ve ne yapmaları gerektiğini söylüyordu.

 

Kapitülasyonlar konuşması bunlardan biriydi. İmam’ın aban ayının dördünde gerçekleştirdiği tarihi kapitülasyonlar konuşması!

 

İmam Humeyî kapitasyonlarla ilgili bildiri yazdığı sırada odaya girdim. Bildiri yazdığı kağıdı bir dizinin üzerine koymuştu. Gözlüklerinin üstünden o bana baktı, ben de ona. Sessizliği bozarak: “Bildiri mi yazıyorsun?” diye sordum. Gözlüğünün üstünden bana bakmaya devam ederek güldü ve “Korkma bir şey olmayacak” dedi. “Korkmuyorum, sadece sizin kendinizi yakın zamanda tutuklatacak şeyler yapmamanız gerektiğini düşünüyorum.” dedim. Cevap olarak yine “Korkma” dedi. “Bazıları sizin tutuklanmanızdan mutlu olacaktır. Talebeler ve halk rehbersiz kalacaklar. Sizin ve bazı arkadaşlarınızın tutuklanmasına sebep olacak şeyler yapıyorsunuz.” dediğimde, üçüncü defa “Korkma” dedi. Moralim çok bozulmuştu, odayı terk ettim. Kapitülasyonlarla ilgili konuşmasını da yaptı, bildirileri de dağıttı.

 

İmam Tekrar Tutuklanıyor

 

Bildirileri dağıtalı bir hafta olmamıştı ki İmam’ı yine tutukladılar. İmam, aban ayının dördünde kapitülasyonlarla ilgili konuşmasını yapmıştı. Ayın altısında bildirileri dağıttırmıştı. Ayın on üçünde ise tekrar tutuklanmıştı. Tutuklanmadan önce gece yanımıza geldi. Kavun çok sevdiği için dilimleyip getirdik. Fakat göğsü ağrıyordu, bunun üzerine “Yemeyin, yarın ders veremeyeceksiniz” dedim. “Yarın ders vermeyeceğim” dedi. Öyle de olacaktı...

 

 

 

 

 

 

 

 

On İkinci Bölümün Sonu

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler