23 Ocak 2021 Cumartesi Saat:
16:20
27-11-2020
  

İmam’ın Rahatsızlığı.. 17. Bölüm

Hatice Sakafî Hanım büyük bir üzüntü içerisindeydi. Hayat arkadaşı İmam ile yaklaşık altmış yıl geçirmişti.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İmam’ın Rahatsızlığı

 

01 Şubat 1979’da[1] İmam, 3 Şubat’ta da ben Tahran’a dönmüştük. İmam Refah’ta kalıyordu. İmam’la farklı yerlerde ikamet ettik. Zira İmam’ı görmeye binlerce kişi geliyordu. İmam’ın kaldığı yere Tahran ve diğer şehirlerden binlerce insan akın ediyordu.

 

Ardından İmam Mart ayının birinci gününde Kum’a geçti. Ben de birkaç gün sonra, Kum’da kalmam için hazırladıkları Ayetullah Muhammed Yezdî’nin evine geçtim. İmam ise damadımız Eşrakî Bey’in evini kullanıyordu, orayı aynı zamanda biruni olarak kullanıyordu.

 

Bir süre sonra Ruhullah Bey kalbinden rahatsızlandı. Doktorların tavsiyesi üzerine Tahran’a gitti. Doktorlar ısrarla İmam’ın hastalığından dolayı Kum’da kalmasının doğru olmadığını söylüyordu. (Bu yüzden dört yıldır Cemeran’da bize diğer insanlar gibi muhabbet gösteren Seyyid Mehdi İmam Cemeranî Bey’in evinde ikamet ediyoruz. Allah’ın lütfu ile de hala hayattayız.)

 

Birkaç gün sonrasında ben de İmam’ın yanına Tahran’a gittim. Tahran’da Tecriş bölgesinin yukarısında bize üç katlı bir ev ayarladılar. Birinci katta İmam görüşmelerini yapıyordu. İkinci katı enderun olarak kullanıyorduk. Üçüncü katta ise İmam istirahat ediyordu. Yaklaşık iki ay bu evde kaldık. Ev büyüktü diyebilirim. Fakat İmam’ın görüşmeleri (merciler, ulema, doktorlar, devlet görevlileri vs.) çok fazla olduğu için ev küçük geliyordu.

 

Sonunda Hüccetü’l İslam ve’l Müslimin Cemeranî Bey kendi evinin bizim için daha uygun olduğunu söyledi. Cemeranî Bey’in evi; abisinin ve kız kardeşinin eviyle bitişikti. Ev uygun görüldü. Hem kendisi, hem abisi, hem de kız kardeşi kendi oturdukları evi bizim için boşaltıp kullanmamızı istediler.

 

Bu ev Cemeran Hüseyniyesi’nin yakınlarındaydı. Eski evlerin olduğu bir bölgedeydi. İmam’ın istediği gibi eski, sade ve gösterişten uzak bir bölgeydi. İmam, özellikle tutacakları evin ve bölgenin sade ve gösterişsiz olmasını tembihliyordu. Bu evin uygun olmasının bir diğer sebebi de bölgede hüseyniye bulunmasıydı. Zira İmam’ın halka açık yapacağı kalabalık sohbetleri burada yapması uygun olacaktı.

 

Cemeran’daki eve yerleşeceğimiz günlerde beklenmedik bir acıyla sarsıldım. Annem Hazenû’l Melûk’ü kaybetmiştim. Derinden bağlı olduğum annem arkasında acılı kalplerimizi bırakarak hayata veda etmişti...

 

Annemin vefatının üzerinden bir hafta geçmişti. Vefatının yedinci gününde matem meclisi düzenledikten sonra Cemeran’a yerleştik. Ev için yeni eşyalar almak istediler. Fakat ben Necef’te kullandığımız eşyaları getirmelerini istedim. Bir de Yekhçal Gazi’deki evimizdeki eşyaları da getirselerdi yeterli olacaktı. Ömrümüzün sonuna kadar da Necef ve Yekhçal Gazi’de kullandığımız eşyalarımızı kullandık. Yeni bir şey alınsın istemiyordum.

 

***İmam’ın evinde çok gürültülü çalışan bir klima vardı. Eskimiş olmasına rağmen onu kullanıyorlardı. Halılar ise yıllar önce aldıkları halılardı. Hatice Hanım’ın vefatına birkaç yıl kala eşyalarına sadece dört tane tek kişilik koltuk eklenmişti. Zira Hatice Hanım yaşlılığından ötürü artık yerde oturamıyordu. Kendisi yüksekte otururken misafirler yerde oturmasın diye dört tane almışlardı.***

 

Dayatılan Savaş

 

***İnkılap henüz yeniydi. Ancak Irak BAAS Rejimi, İslamî İran’a savaş başlatmıştı. İlk bomba 22 Eylül 1980’de Mehrabad Havalimanı’na atılmıştı. Bombanın sesinin şiddetinden ötürü İmam’ın evinde bulunanlar hızla İmam ve hanımının durumunu görebilmek için evin enderuni kısmına geçtiler. İmam’ın da Hatice Hanım’ın da her zamanki gibi işleriyle meşgul olduklarını müşahede ettiler. İmam Humeynî’nin öfkeli ama güçlü durduğunu, Hatice Hanım’ın da duygularını belli etmeden her zamanki gibi davrandığını gördüler.

 

İmam, bu saldırıya göz yummayacaktı. Zira saldırıdan bir süre sonra üniversitelilere yaptığı konuşmada tekrarladığı gibi: “Bu savaş yirmi yıl da sürecek olsa tüm gücümüzle direneceğiz” diyordu...

 

Savaş günlerine dair İmam ile ilgili anlatılan hatıralardan biri de şudur, gece-gündüz düşman, bombalamalarına devam ediyordu. O günlerde düşmanın asıl hedefinin İmam’ın Cemeran’daki evi olduğu haberleri yayılıyordu. Ancak İmam’a ısrarla hava saldırıları başladığında evin altındaki sığınağa inmesini söyleseler de İmam şöyle diyordu: “Halkın hepsinin saldırı anında gidebileceği bir sığınağı ya da o anda sığınaklarına inebilecekleri imkânları var mı acaba?” İmam, bunu söyleyerek sığınağa inmeye razı olmuyordu. Saldırı olsa da olmasa da İmam ahşaptan yapılmış odasında işleriyle meşgul olmaya devam ediyordu. Hatice Hanım da sığınağa inmiyordu. O anlarda kimsenin elinden İmam’ın sağlığı ve selameti için dua etmekten başka bir şey gelmiyordu.***

 

Yar’dan Ayrılık

 

03 Haziran 1989’da İmam Humeynî dünyadan göç edecekti. Hatice Sakafî İmam’ın vefatı için şunları söylüyordu:

 

“İmam’ın aramızdan ayrıldığı anlar ömrümün en zor anlarıydı. İmam’ın yanında olduğum, ömrünün son on günü tahammül edilmesi çok zor günlerdi. İmam’ın ne kadar çok acı çektiğine şahittim. Yavaş yavaş canını teslim edeceğini anlamıştım. Ben de hastaydım ve bu musibete dayanacak gücüm yoktu. Halbuki ömrüm boyunca güçlü durmuş ve birçok sıkıntıya göğüs germiştim. Fakat şimdi yaşlılığın getirmiş olduğu zayıflıkla beraber bu musibet benim için oldukça ağırdı...”

 

***Hatice Sakafî, İmam’ın rıhletinden duyduğu üzüntü sebebiyle şiddetli bir rahatsızlık geçirdi. Yerinden kalkamayacak kadar belinde tutukluk oluşmuştu. Hatta İmam’ın defnedilmesine bile katılamamıştı.

 

İran, İmam’ın vefat haberinin duyulmasıyla baştan ayağa yasa büründü. Gözyaşları sel olmuştu. İnsanlar İmam ile vedalaşmak için akın ediyordu. Kadınlar da İmam’ın vefatından dolayı baş sağlığı dileklerini iletmek için Hatice Sakafî’nin yanına geliyordu. Hatice Hanım gelenlere hurma ve helva ikram ediyordu. Büyük bir üzüntü içerisindeydi. Hayat arkadaşı İmam ile yaklaşık altmış yıl geçirmişti.

 

İmam’ın vefat ettiği günlerde İran’ın tamamında bütün evlerde yas meclisi vardı. Hatice Hanım ise İmam’ın vefatının kırkıncı gününe kadar kendisine başsağlığı ziyaretinde bulunan misafirleriyle ilgilenmişti. Kırkıncı gün ise başı karışık olduğu için bir araya gelemediği kendi ailesi ve akrabaları için İmam için yemek vermişti. İmam’ın yürüyüşlerini gerçekleştirdiği evin bahçesine sade bir yemek sofrası sermiş ve sevabını İmam’ın ruhuna göndermişti...

 

Hatice Sakafî, İmam vefat etmeden önce şöyle söylüyordu:

 

“Her zaman Ruhullah Bey ile yan yana olmak istiyorum. Bir gün ölüm bizi birbirimizden ayıracaksa da ölümü karşılayan taraf ben olayım istiyorum...”

 

Bir Evlat Acısı Daha...

 

O günlerde Hatice Hanım’ın çocukları her zaman annelerinin yanındaydı. Hatice Hanım, oğlu Ahmet’i her gördüğünde merhum eşi ve oğlunu yad ediyordu. Seyyit Ahmet’i her gördüğünde tebessüm eden Hatice Hanım’ı, oğlu her gün yüreğine merhem olabilmek için ziyaret ediyordu.

 

Ancak bir sabah 1995 yılının 12 Mart günü Dr. Fatime Tabatabaî Hanım, abilerine eşi Seyyit Ahmet’in durumunun iyi olmadığı haberini verdi. Abileri hemen gelerek Seyyit Ahmet’i hastaneye kaldırdılar. Seyyit Ahmet bir gece öncesinde her zamanki gibi işlerini bitirdikten sonra uyumaya gidiyor, ancak sabaha karşı uykudayken kalbi duruyor ve beyin felci gerçekleşiyor. Eşi kahvaltıya çağırmak istediğinde Seyyit Ahmet’i görüp hemen yardım çağırıyor. Seyyit Ahmet, Bagiyyetullah Hastanesi’nde tedavi altına alınıyor. Ancak bir hafta sonra İlahî emre Lebbeyk diyerek gözlerini dünyaya yumuyor...

 

Yine evlat acısıyla sarsılan Hatice Hanım için zor günler başlıyordu...

 

 

 

 

 

 

 

On Yedinci Bölümün Sonu

 

 

 

 



[1] 03 Rebiulevvel 1399 tarihinde İmam Humeynî Fransa’dan İran’a dönüş yapmıştı.

 

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler