31 Ekim 2020 Cumartesi Saat:
23:28
09-09-2020
  

İmamın Varlığı Neden Gereklidir?

“Onlara ayetlerini okuyan, onları arındıran, kitap ve hikmeti onlara öğreten bir elçi gönderen O’dur.”

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Gerçekten de Allah Resulü’nün (s.a.a) vefatından sonra ümmetin vazifesi neydi? Acaba Hz. Peygamber bizim Allah’a karşı bütün görev ve sorumluluklarımızı söyledi ve her şey bitti mi? Ya da ümmetin peygamberin buyruklarını açıklayacak birine mi ihtiyacı vardı? Peygamberin şeriatını tahrif ve azaltılmalara karşı koruyacak olan kimdi? Bir taraftan Kur’an’ın birçoğu özet olan ayetlerini kim bizlere açıklayacaktı? Eğer peygamberden sonra Allah’ın kitabı yeterli idiyse neden ümmet bu kadar ihtilafa düşmüştü?

 

Yukarıdaki soruların aydınlanması ve imamın varlığının gerekli oluşunun akli delili için şu basit örneğe dikkat ediniz:

 

Öğretmen eğitim yılı başında sınıfa geliyor ve kendi eğitim yöntemini öğrencilere öğretiyor. Sonra karışık ve anlaşılması güç bir kitabı onlara veriyor ve yılsonunda bu kitaptan kapsamlı ve ağır bir sınav yapacağını ve sınavda başarılı olan herkesin büyük bir ödül alacağını, kazanamayanların da ağır bir şekilde cezalandırılacağını ve kabul edilmeyeceğini duyuruyor. Bu öğretmen kitapla ilgili sorunların giderilmesi için öğrencilere başka bir öğretmen tavsiye etmediği gibi yıl boyunca sınıf içinde vuku bulacak karışıklıkları önleyecek bir idareci de belirlemiyor.

 

Doğal olarak akıl sahibi her insan, kendi yerine düzeni sağlayacak ve kitabı açıklayacak birini bırakmadığı halde bir grubu cezalandıracağı için öğretmenin bu davranışını mantıklı ve adil bulmaz.

 

Hepimiz biliyoruz ki: “Onlara ayetlerini okuyan, onları arındıran, kitap ve hikmeti onlara öğreten bir elçi gönderen O’dur.”[1] ayetine binaen yüce Allah’ın takdir ettiği peygamberin asli görevi; Allah’ı insanlara tanıtmak, toplumun ıslahı, ahlaki ilerleyişi, Kur’anî ilimlerin beyanı ve İslam ahkâmını açıklamasıdır. İnsanlar peygamberin zamanında ona müracaat ediyor ve yukarıda belirtilen konular hakkında konuşuyorlardı. Ondan sonra da peygamber gibi bu büyük öğretmen tarafından tanıtılmış olan bir şahsa müracaat edilmesi gerekiyordu. Onun adı ‘İmam’dı ve onun vazifesi insanları Allah’a doğru hidayet etmek ve peygamberin kitabı olan Kur’an-ı Kerim’i tanıtmak ve onu kullara açıklamaktır. Eğer bundan başka bir şey olsaydı insanlar kıyamet gününde Allah’ın huzurunda itiraz ederlerdi:

 

“Ey Rabbim, sen bizim için kendi tarafından seçilmiş ve masum olan bir hüccet karar kılmadın. Biz de kendi aramızdan topluma ve dine önderlik edecek beşerin ulaşabileceği kadar bir ilme sahip olan, günahkâr ve sıradan insanlardan birilerini seçtik ve onlar bizi yolumuzdan şaşırttılar. Ey rabbim senin adaletinden uzaktır ki bizi azabına duçar edesin. Çünkü bizi kendi başımıza bırakmıştın!!”

 

Bu kısa açıklamayla birlikte imamın varlığının gerekliliği ve halkın İlahi bir hüccete ihtiyacının oluşu ortaya çıkmıştır.

 

Bu bağlamda İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s), henüz yüzünde sakalı çıkmamış olan genç ashabından olan Hişam ibn-i Hakem’in münazarası ilgi çekicidir. Büyük İslam bilgini Şeyh Kuleyni Usul-u Kâfi kitabında şöyle rivayet etmiştir.

 

“İmam Sadık (a.s) eski dostlarından birkaçıyla oturmuşken yardımcılarından biri olan Hişam ibn-i Hakem isminde bir genç içeri girdi. İmam Sadık (a.s) ona hürmet ile ayağa kalktı ve onu kendi yanına oturtup şöyle buyurdu; ‘Hişam, kalbi, dili ve amelleriyle bize yardım edenlerdendir.’ Sonra İmam sordu ‘Amir b. Ubeydi el-Basri ile ne yaptın?’ Hişam önce Hazret’ten utandı ancak imamın emriydi.

 

Hişam şöyle dedi: Canım size feda! Ben sizi pek yüce görmekteyim ve huzurunuzda konuşmaktan hayâ ediyorum. Çükü sizin önünüzde dilim dönmüyor!

 

İmam buyurdu: Ey Hişam! Biz size bir emir verince itaat ediniz ve sözü yerine getiriniz.

 

Hişam bu söz üzerine olayı anlatmaya başladı:

 

Bana, Amr b. Ubeyd'in, Basra Camii’nde öğrencileriyle oturup ‘İmamet’ mevzusu hakkında konuşup tartıştıkları ve Şia'nın imametin gerekliliği konusundaki inancını yerip reddettikleri haberini duyurdular. Bu mesele bana çok dokundu. Bu yüzden Basra'ya yöneldim. Cuma günü Basra Camii’ne gittim. Büyük bir topluluk Amr b. Ubeyd‘in etrafını sarmış, üzerinde siyah yün bir elbise ve sırtında da cüppe gibi bir şey vardı. Halk peş peşe ona sorular sormaktaydılar. Ben de yaklaşıp halktan bana da kendi aralarında yer vermelerini istedim. Onlar da bana yer açtılar ve böylece aralarına oturma imkânı buldum. Daha sonra Amr b. Ubeyd'e şöyle dedim:

 

Ey Bilgin İnsan! Ben bir yabancıyım. Size bir soru sormama müsaade eder misiniz?

 

Dedi: Evet.

 

Dedim: Acaba sizin gözünüz var mı?

 

- Evet evlat! Gördüğün şeyi niçin soruyorsun? Bu ne biçim soru?

 

- Benim sorularım bu türdendir. Dinleyip cevap vermenizi rica ediyorum.

 

- Sor peki, sorun saçma da olsa sor.

 

- Soracağım ama her nasıl olursa olsun cevap vermeniz şartıyla.

 

- Pekâlâ, sor bakalım.

 

- Sizin gözünüz var mı?

 

- Evet.

 

- Onunla ne yapıyorsunuz?

 

- Renkleri ve insanları görüyorum.

 

- Sizin burnunuz var mı?

 

- Evet var.

 

- Onunla ne yapıyorsunuz?

 

- Yiyecekleri ve içecekleri tadıp yiyorum.

 

- Sizin diliniz var mı?

 

- Evet.

 

- Onu ne için kullanıyorsunuz?

 

- Onunla da konuşuyorum.

 

- Sizin kulağınız var mı?

 

- Evet, var.

 

- Kulağınız ile ne yapıyorsunuz?

 

- Sesleri duyuyorum.

 

- Eliniz var mı peki?

 

- Evet.

 

- Eli ne yapmak için kullanıyorsunuz?

 

- Elimle zor işleri yapıyorum, serti yumuşağı birbirinden ayırt ediyorum.

 

- Acaba ayağınız da var mı?

 

- Evet.

 

- Onunla ne yapıyorsunuz?

 

- Bir yerden başka bir yere yürüyorum.

 

- Çok güzel! Peki, söyleyin bana beyniniz de var mı?

 

- Evet.

 

- Beyin ne işinize yarıyor?

 

- Beynim sayesinde diğer uzuvlarımda olup biteni öğreniyorum.

 

- Peki, uzuvlar beyne muhtaç mıdır? Uzuvların kendisi sağlam olduktan sonra ona neden ihtiyaç duysunlar ki?

 

- Evladım! Beden uzuvları arasında, herhangi bir uzuv, mesela insanın beş duyu organı olan görme, tatma, dokunma, işitme ve koklama organlarından olan birisi, vazifesini yerine getirmede geç davransa veya tereddüt etse, vücut ülkesinin merkezi olan beyne başvurur. Beynin emrine boyun eğer ve yapması gereken işte tereddüt halinden çıkar.

 

- Demek ki beyin insan bedeninin işlerinin yürümesi için gereklidir; yoksa uzuvlar işlerini doğruca yerine getiremezler. Öyle değil mi?

 

- Evet, dediğin gibi.

 

- Ey Bilgin İnsan! Alemlerin Rabbi Allah (c.c.) senin küçük bedenini kendi haline bırakmamış; onun uzuvlarının vazifesini iyi ifa etmesi ve idaresini üstlenmesi için bir önder karar kılmış ve uzuvları tereddütlü çalışmaktan kurtarmışken, kullarını gerektiğinde müracaat edecek bir önderden ve imamdan mahrum edip de şüphe, tereddüt ve ihtilaflarla baş başa bırakır mı?!

 

Bu sözün ardından, Amr b. Ubeyd başını aşağı eğdi ve derin bir sükût içinde düşünceye daldı! Ardından başını kaldırıp bana baktı ve sordu:

 

- Sen Hişam değil misin?

 

- Hayır!

 

- Peki, onunla birlikteliğin olmadı mı hiç?

 

- Hayır!

 

- Sen nerelisin?

 

- Ben Kûfe halkındanım.

 

- Öyleyse sen kesinlikle Hişam'sın!

 

Bunu söyleyip bana sarıldı ve kendi yanına oturttu. Oturduğu sürece de hiç konuşmadı!

 

Hişam'ın sözleri bitince, İmam Sadık’ın (a.s.) mübarek dudaklarında bir tebessüm belirdi ve sordu: ‘Bu tür bir münazarayı kim öğretti sana?’

 

Hişam: ‘Ey Resulullah'ın evladı! Öylesine dilime dökülüverdi.’ dedi

 

İmam buyurdu: ‘Allah’a (c.c.) andolsun ki bu yöntem İbrahim (a.s.) ve Musa’nın (a.s.) sahifelerinde yazılıdır.”[2]

 

Dolayısıyla Allah tarafından insanların şek ve şüphelerini bertaraf edecek ve onları doğru yola hidayet edecek bir hüccetin var olmasının gerekliliği kesinleşmiş oldu.

 

Başka bir rivayette İmam Sadık’ın (a.s) samimi dostlarından birisi olan Yunus b. Yakup’tan şöyle nakledilmektedir:

 

“Şam ehlinden birisi İmam Sadık’ın (a.s) huzuruna geldi ve şöyle dedi: Ben ilim, kelam, fıkıh… sahibi bir adamım. Senin ashabınla münazara ve mübahase yapmaya geldim. Hazret ona sordu:

 

Senin sözlerin Resulullah’ın sözlerinden midir yoksa kendi sözlerin mi? Şamlı:

 

- Bazıları o Hazretin, bazıları ise kendimindir.

 

- Peki, sen peygambere ortak mısın?

 

- Hayır.

 

- Peki, Allah’ın hükümleri sana vahiy şeklinde mi nazil oldu yoksa onları işittin mi?

 

- Hayır, işittim.

 

- Peki, peygambere itaatin vacip olduğu gibi sana da itaat etmek vacip midir?

 

- Hayır.

 

Yunus, Hazret bana dönerek şöyle dedi ‘Bu adam konuşmadan önce sözlerini batıl etti. Zira İlahi vahyin kendisine ulaşmadığını ve Allah'ın itaatini vacip etmediği bir kimsenin dini meselelerde söz söyleme hakkı yoktur. Öyle ki kendisini Allah’ın işine ortak etmiştir.

 

Sonra Hişam ibn-i Hakem onunla münazara etmeye başladı ve İmam Sadık’ın (a.s) İmameti hakkında ona soru sordu:

 

- Ey Adam! Rabbin mi yarattıklarının çıkarını daha çok gözetir yoksa onların kendileri mi çıkarlarını daha çok kollarlar? Şamlı cevap verdi:

 

- Rabbim daha çok gözetir.

 

- Rabbin bu gözetlemesi sonucu onlar için ne yapmıştır?

 

- Rabbim onların bölünüp tefrikaya düşmemeleri, onların arasında ülfet kurup onların eğriliklerini düzeltmesi ve onlara Rablerinin farzını bildirmesi için, hüccet ve delil tayin etmiştir.

 

- O delil kimdir?

 

- Resulullah’tır.

 

- Resulullah’tan sonra kimdir?

 

- Kitap ve Sünnettir.

 

- Acaba Kitap ve Sünnet bugün aramızda bulunan ihtilafları gidermeye yararlı olabiliyor mu?

 

- Evet.

 

- Öyleyse, benle sen neden ihtilafa düşmüşüz ve sen ihtilaf ettiğimiz konularda bahsetmek üzere Şam şehrinden buraya kadar gelmişsin?

 

Yunus diyor: ‘Şamlı sustu ve cevap vermedi… Sonra o, İmam Sadık’a (a.s) bazı şeyleri sordu ve o oturumda İmam Sadık’ın (a.s) Şiilerinden biri oldu.[3]

 

Gerçekten Allah’ın kitabı ve Peygamberin sünneti İslam ümmeti için yeterli idiyse, niçin İslam Ümmeti içerisinde bu kadar ihtilaf olmuş ve hala da devam etmektedir? Buradan anlaşılıyor ki peygamberden sonra Allah tarafından bir imam olmalıydı ki ihtilafları gideren, Kur’an-ı tefsir eden ve insanları Allah’a hidayet eden olsun.

 

 

 

 



[1] Âl İmrân/164

[2] Usul-u Kâfi c.1, s. 169

[3] Usul-u Kâfi c.1, s.240

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler