19 Kasım 2017 Pazar Saat:
23:40
01-11-2014
  

İmamların Döneminde Matem Merasimleri

İslam'ın ilk dönemlerinde olmayan merasimleri, günümüzde uygulamak bidat değil midir?

Facebook da Paylaş

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Soru 1: Ehlibeyt için matem merasimleri düzenleme hususunda rivayet var mıdır?

 

Cevap:

 

Bu hususta çok fazla rivayet bulunmaktadır. Biz burada İmamlardan sadece üç tane hadis getiriyoruz:

 


Bir: İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: "Allah bizim Şialarımıza merhamet etsin. Allah’a ant olsun ki, gerçek müminler bizim Şialarımızdır. Onlar sürekli hüzün ve kederle bizim musibetlerimize ortaktırlar."

 

İki: İmam Rıza ( a.s) şöyle buyurmaktadır: "Bizim musibetlerimizi hatırlayıp, bize yapılan zulümler yüzünden ağlayan birisi, kıyamet gününde bizimle beraber, bizim derecemizde olacaktır. Bizim musibetlerimizi açıklayıp, kendisi ağlayıp, başkalarını da ağlatanın, gözleri bütün gözlerin ağladığı zamanda ağlamayacaktır. Bizim emrimizin yaşatıldığı toplantılara katılan birisinin kalbi, bütün kalplerin öldüğü zamanda diri kalacaktır."

 

Üç: İmam Sadık (a.s) Fuzey’le şöyle sordu: "Yas merasimleri düzenleyip, Ehlibeyt’in başına gelenleri anlatıyor musunuz?" Fuzeyl: "Ey feda olduğum! Evet." Sonra İmam buyurdu: "Bu tür merasimleri seviyorum, öyleyse devam edin ve bizim emrimizi yaşatın. Bu takdirde Allah geniş rahmet ve lütfuyla muamele edecektir. Fuzeyl! Bizi hatırlayan yahut yanında anıldığımız zaman, bir sinek kanadı kadar dahi olsa ağlayanın, Allah günahlarını affedecektir. Hatta eğer deniz kadar çok olsa bile."

 

 

Geçmişteki Matem Merasimleri 

 

Soru 2: İmamların (a.s) döneminde bu tür matem merasimleri düzenleniyor muydu?

 

Cevap:

 

 

Hiç şüphesiz evet; buna örnek olarak, sadece tarihten az bir kesiti nakletmeye çalışacağız:

 

1- Haşimoğullarının İmam Hüseyin için yaptıkları matem merasimini İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: 

 

"Aşura faciasından sonra Haşimoğullarından, hiçbir kadın sürme çekmedi, kına yakmadı ve İbn Ziyad'ın helâkine kadar hiçbir evden, yemek pişirildiğini gösteren duman çıkmadı. Hepimiz kanlı Aşura hadisesinden sonra hep gözü yaşlıydık." [1]

 

2- İmam Seccad’ın (a.s) matem tutması: Bu olaydan sonra İmam Seccad'ın hüznü o kadar büyük idi ki sürekli ağlamaktaydı. İmam; amcası, kardeşleri, halaları ve bacılarının başına gelen bu musibetleri her zaman acıyla anmaktaydı. Öyle ki bir bardak su getirdiklerinde bile ağlamaya başlıyordu ve şöyle buyurmaktaydı:

 

"Ben bu suyu nasıl içeyim, oysa Peygamberin (s.a.a) oğlunu susuz öldürdüler. Ne zaman Fatıma evladının şahadetini hatırlasam gözlerimden yaş boşalıyor."

 

 İmam Sadık (a.s) buyuruyor: "Ceddim Ali b. Hüseyin (a.s), ne zaman İmam Hüseyin'i (a.s) hatırlasa, mübarek sakalları ıslanana kadar ağlardı, etrafındakiler de İmam’ın bu halini görüp ağlamaya başlıyorlardı." [2]

 

3- İmam Muhammed Bâkır’ın (a.s) matem tutması: İmam Bâkır (a.s) Aşura gününde yas merasimi düzenleyip İmam Hüseyni'nin (a.s) başına gelen musibetler için ağlıyordu. Bu merasimlerin birinde Kumeyt şiir okuyordu, bir mısraında lütufla öldürüldü, dediği zaman İmam (a.s) daha şiddetli ağlamaya başladı. Sonra şöyle buyurdu: 

 

"Kumeyt eğer bir sermayem olsaydı, bu şiirin karşılığında sana verirdim. Lakin senin mükâfatın Peygamber'in (s.a.a) Hisan b. Sabit için ettiği duadır; sen her zaman biz Ehlibeyt'i savunmada Cebrail’in onayıyla olacaksın." [3]

 

4- İmam Sadık'ın (a.s) matem tutması: İmam Musa Kazım (a.s) şöyle buyuruyor: "Muharrem ayı başladı mı, artık babam asla gülmüyordu, hep hüzünlüydü sürekli yanaklarından gözyaşı dökülüyordu. Muharremin onuncu günü gelip çattığında ise, babamın üzüntüsü kat kat artmaktaydı, daima ağlıyordu ve şöyle diyordu: Bugün ceddim Hüseyin b. Ali'nin şehit olduğu gündür."  [4]

 

 5- İmam Musa Kazım’ın (a.s) matem tutması: İmam Rıza’dan (a.s) şöyle nakledilmektedir: "Muharrem ayı başladı mı, kimse babamı Aşura gününe kadar gülerken görmemiştir. Aşura gününde tamamen hüzünlü, kederli ve üzüntülüydü ve sürekli ağlamaktaydı. Şöyle buyuruyordu: Böyle bir günde Hüseyin’i öldürdüler."

 

 6-İmam Rıza’nın (a.s) matem tutması: İmam Rıza (a.s) İmam Hüseyin'in mateminde çok fazla ağlıyordu. Öyle ki şöyle buyurmuşlardır: "Hüseyin'in (a.s) bu musibet ve acılı günü, göz kapaklarımı yara etti, sürekli gözyaşlarımı döker oldu."

 

Di’bil, bir gün İmam’ın (a.s) huzuruna vardı, İmam ona şiir okumak ve İmam Hüseyin'e ağlamak hakkında şöyle buyurdu: "Ey Di’bil! Kim ceddim Hüseyin'e (a.s) ağlarsa, Allah onun günahlarını bağışlayacaktır." Bu esnada, İmam (a.s) ailesiyle, bulunanlar arasına bir perde çekerek, İmam Hüseyin’in (a.s) musibetlerine ağlama merasimi düzenledi ve sonra Di’bil'e şöyle buyurdu: "Kalk, İmam Hüseyin (a.s) için mersiye oku, yaşadığın sürece bizim mersiyecimiz ve yardımcımız ol, gücün yettiği sürece bize yardımdan geri kalma."

 

Di’bil gözlerinden yaş aktığı bir halde mersiye okumağa başladı ve İmam Rıza (a.s) ile ailesinin ağlama sesleri yükseldi.

 

 7- İmam-ı Zaman’ın (a.f) yas tutması: Rivayetlerden anlaşıldığı üzere İmam Mehdi (a.f) gıybet ve zuhur döneminde İmam Hüseyin’e ağlamaktadır. İmam Mehdi (a.f), Hz. Hüseyin’e (a.s) hitap ederek şöyle buyuruyor: 

 

"Her ne kadar felek beni geciktirdiyse ve ben senin yanında olup düşmanlarına karşı savaşamasam da, şimdi her sabah ve akşam sana ağlıyorum, gözyaşı yerine çektiğiniz acılar için, kan gözlerimden akıyor, bu facia karşısında derinden ahlar çekiyorum."

 

Senin mateminde gönülden ağlıyorum,

Nil’den Fırat’tan bile çok ağlıyorum,

Gözyaşım kurusa bile kıyamete kadar,

O zaman gözyaşı yerine hep kan ağlıyorum.

 

Soru 3: Matem merasimleri, Safevi döneminde mi yaygınlaşmaya başladı?

 

Cevap:

 

İmam Hüseyin’in (a.s) matem merasimi onun şehit edilmesiyle başlamıştır. Ali Babeveyh'in zamanına kadar (H. 352) bu merasimler gizlice yapılmaktaydı, hicri 4. yüzyıla kadar açıkça yapılmak yerine evlerde yapılıyordu. Bu tarihten sonra dışarılarda yapılmaya başlandı. İslam tarihçilerinden olan; İbn Cevzi el-Muntezem, İbn Esir el-Kamil, İbn Kesirel-Bidaye ve’n-Nihaye ve Yafi Meretu’l-Cinan kitaplarında, 352 yılından sonra çarşı sokaklarda Şiaların Aşura gününde nasıl yas merasimlerini düzenlediklerini yazmaktadır.

 

Mesela İbn Cevzi şöyle diyor: 352 yılında Muzeldevle-i Deylemi, halkın Aşura gününde toplanıp hüzünlerini gösterme emrini çıkarmıştır. Aşura günü resmi tatil oldu, çarşı ve pazarlarda iş yerleri kapandı, kasaplar koyun kesmedi, lokantalar yemek pişirmedi, halk su içmedi. Çarşılarda büyük çadırlar kuruldu ve kadınlar yüzlerine vurarak, İmam Hüseyin (a.s) için mersiye okudular. [5]

 

Hemedani diyor ki: "Bu günde kadınlar İmam Hüseyin'e matem tutmak için, perişan bir halde yüzlerini siyah ettiler, yüzlerine vurarak sokaklarda yürüdüler." [6]

 

Şafiî’nin dediğine göre: "Bu Kerbela şehitleri için yapılan ilk merasimdi."

 

İbn Kesir H. 352 yılının olaylarını naklederken şöyle diyor: Ehlisünnet, Şialara bu merasimleri yasaklayamıyordu. Çünkü Şiaların sayısı hem çok fazlaydı ve hem de hükümet onları destekliyordu.

 

352 yılından Ali Babeveyh hükümetinin sonları olan 5. yy. ortalarına kadar yas merasimleri bu şekilde devam etmekteydi ve eğer Aşura ile nevruz bayramı aynı güne denk gelseydi, kimse o günü bayram olarak kutlamazdı. [7]

 

Bu yıllarda Fatımîler Mısır’a yeni hâkim olmuşlardı, onlar da Aşura merasimlerini Mısır’da düzenlemeye başladılar. Bu hususta Magrizi şunu yazıyor: 383 yılının Aşura günün de Şialar her zamanki gibi (anlaşılan önceki yıllarda yapıldığıdır) Gülsüm ve Nefise'nin (İmam Hüseyin'in kızları) türbelerine gidip, mersiye okuyarak İmam Hüseyin’e (a.s) ağlıyorlardı. Fatımiler döneminde her yıl bu merasimler düzenleniyordu, çarşılar kapatılıyordu ve herkes toplu bir halde mersiyeler okuyarak, Kahire'nin büyük camisinde toplanıyorlardı. [8]

 

Bu dönemden sonra, Şialara yapılan baskılar yüzünden açıkça matem merasimleri düzenlenemiyordu. Lâkin yine de Babeveyh’in döneminden daha iyiydi. Tarihi kaynaklara göre, Safeviler'den çok önce de bu merasimler düzenlenmekteydi. Safeviler döneminde sadece Şiîliğin yaygınlaşmasıyla, daha açık ve geniş bir şekilde yapılmaya başlandı.

 

Soru 4: Zincir vurma, sine vurma ve taziye merasimleri, hangi kültür ve toplumdan alınmıştır?

 

Cevap:

 

Zincir vurmak Hindistan ve Pakistan'dan İran'a gelmiştir. Bazıları hiç iyi olmayan şekillerde, zincir vurarak bedenlerini yaraladıkları için fakihlerimiz buna haram fetvasını vermişlerdir. Fakat eğer zincir vurmak bedene bir zarar vermez ve Aşura öğretilerinin insanlara ulaşmasında bir engel teşkil etmezse bir sakıncası yoktur. Genelde İran’da yapılan zincir vurma merasimlerinde bu konulara dikkat edilmektedir.

 

Sine vurmak, önceleri Arapların arasında yaygındı, ağıtlar okunarak eller hareket ettirilerek göğse değmektedir. Önceden ferdi olarak yapılıyordu, merasimler açıktan yapılmaya başladığından beri gruplar halinde düzenlenmeye başladı.

 

Taziye, yürek parçalayan Aşura faciasını temsil ve tiyatro şeklinde gösterilmesine denilir. Bu tür merasimler Safeviler döneminde yaygınlaştı. Avrupa’da yapılan tiyatrolardan esinlenilmiştir. Taziye sadece İran kültürüne has değildir, diğer İslam memleketlerinde çeşitli şekillerde uygulanmaktadır. Özellikle Hindistan ve Pakistan’da çok yaygındır.

 

Soru 5: İslam'ın ilk dönemlerinde bulunmayan merasimleri, şimdi günümüzde uygulamak bir çeşit bidat değil midir?

 

Cevap:

 

1- Şunu unutmayalım ki matem şekilleri matemin mahiyetinden farklıdır. Temel olan merasimin gerçekleşmesidir ve bu değişik şekillerde değişik yöntemlerle uygulanmaktadır.

 

2- Uygulanan yöntemler, matemin temel yapısıyla uyuşmalıdır. Öyle ki Aşura'nın öğreti ve mesajları güzel, derin ve en faydalı bir şekilde insanlığa ulaşabilsin. Diğer bir tabirle, insanın üzerine oturan elbise olmalı, küçük veya büyük olmamalıdır. Eğer küçük gelirse bütün mesajı kapsamaz ve eğer büyük olursa muhatabı şaşkınlığa sevk eder.

 

3- Bu mesajı ulaştırmak için değişik kültür ve toplumlardaki matem yöntemlerinden faydalanılabilir. İslam'ın, Urdu dilinden faydalanarak bütün Hint kıtasına Müslümanlığı yayması veya felsefeyi Yunan’dan alarak vahiyle şekillendirmesi gibi.

 

4- İslam, diğer toplumların kültür ve gelenekleri İslam öğretileriyle çakışmadığı sürece saygı göstermiştir. Mesela İslam, diğer toplumların dil, elbise rengi, yemek şekli, bilim ve teknolojisine İslami öğretilere muhalif olmadığı sürece bir kısıtlama getirmemiştir.

 

Yukarıda açıkladıklarımızdan anlaşıldığı üzere, İslam’a göre Ehlibeyt'in matem ve yas törenleri her toplumun kendine has yöntemleriyle düzenlenebilir. Bu yöntem, şekil, metot ve uygulamalar temel mesaja bir zarar vermediği ve en güzel şekilde muhataba aktarıldığı sürece makbuldür. Bu yüzden İslam'ın ilk dönemlerinde bulunmayan matem şekillerinden (örn: zincir vurmak, sine vurmak, taziye vb.) faydalanmak bidat değildir, aksine Aşura ve Ehlibeyt'in mesajını gönüllere, çağımız insanına daha iyi ulaştırdığı takdirde, İslam’ın yardımcısıdır.

 

Şunu da hatırlatalım ki, bunlar sadece bir vesiledir, kesinlikle asıl hedeften üstün değillerdir. Vesile hiçbir zaman hedef değildir, aksine ona ulaşmak için bir köprü niteliğindedir.



[1]İmam Hasan ve İmam Hüseyin, s. 145.

[2] Biharu’l-Envar, c. 45, s. 207.

[3] Misbahu’l-Mutecehhid.

[4] Nefes-i Mutmainne s.56.

[5] el-Muntezem fi Tarihi’l-Muluk ve’l-Umem c. 7, s. 15.

[6] Tekmiletu’l-Tarihi’l-Tebi, s. 138.

[7] el-Nucumu’z-Zahire c. 4 s. 218.

[8] el-Huted, Magrizi c. 2, s. 289.

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler