28 Ekim 2020 Çarşamba Saat:
22:40
30-06-2020
  

İnanmanın Önemi

Dine kavuşan kimse dünya ve ahiret saadetine kavuşmuş olur.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Her ilmin önem ve değeri onun konusuna bağlıdır. Bütün ilimlerin içinde inanç bilimi en kutsal ve en değerli konuya sahiptir. Her insanın maddî ve manevî hareketlerinin esası ve temeli, sahip olduğu akait usulleri ve inanç prensipleridir, eğer bunlar sağlam ve doğru, kuvvetli ve kusursuz olursa onun amel ve hareketleri, farklı düşünce ve görüşleri de doğru olacaktır.

O hâlde her insanın furu-i dine yani İslâm'ın amelî şartlarına olan dikkat ve hassasiyetinin nitelik ve niceliği, o insanın usul- i dine olan inancının ölçüsüne bağlıdır. Diğer taraftan akait usullerinin içinde Allah'ı tanıma ve tanrıbilim özel bir önem ve yücelik taşır, zira muvahhid insanın itikadî meselelerinin esasını ve kökünü, düşünce ve dünya görüşünün merkez çekirdeğini onun Allah'ı tanıması oluşturur.

İmam Cafer-i Sâdık (a.s) şöyle buyurur:

 

"İnsanlar Allah'ı tanımanın değerini anlasalardı, düşmanların faydalandıkları dünyanın aldatıcı güzelliklerine ve nimetlerine göz dikmez ve dünya onlar için topraktan daha aşağı olurdu."1

Bu kısa girişle akait usulünün özellikle de tevhit inancının önemi aydınlanmış oldu; ancak tevhit konusuna girmeden önce dine inanmanın faydalarını ve sonuçlarını açıklayacağız.

 


Dine İnanmanın Etkileri

1- Din, insanın hayatına nitelik kazandırır; yaşamla dinin birbirinden ayrılması hâlinde kofluk, şaşkınlık, perişanlık ve bıktırıcı bir monotonluktan başka hiçbir şey kalmayacaktır.

2-  Din insanı ne yapacağını bilemez hâlde şaşkın kalmaktan kurtarır; "daha önce neredeydim, şimdi neredeyim, niçin buradayım ve sonunda nereye gideceğim?" sorularına cevap vererek insanı bu sorular çıkmazından kurtarır. Nitekim Hz. Ali (s.a.a) şöyle buyurmaktadır: Nereden gelip nereye gittiğini ve nerede bulunduğunu bilene Allah rahmet eylesin.

3- İnsan fıtratı gereği kemale susamış olup ona aşıktır ve sadece dindir ki insanı gerçek kemale hidayet eder. İmam Muhammed Bâkır (s.a.a) bu konuda şöyle buyurur: çstün kemal; dinde basiretli, zorluklarda sabır ve geçimde iktisatlı olmaktır.2

4- Manevî huzur sadece dindedir, dinden yoksun insan daima ıstıraplı, korkulu, rahatsız, perişan ve ne yapacağını bilemez bir hâldedir. Dünya istatistikleri psikolojik ve sinirsel hastalıkların çoğunun dinden habersiz olan toplumlarda görüldüğünü ispatlamaktadır. Kur'ân'da da buyrulduğu gibi: İman edenler ve imanlarını zulümle karıştırmayanlar, işte güvenlik onlar içindir ve onlar hidayete ermişlerdir.3

5- Din ışığında insan umudunu yitirmez ve çabasını sürdürür. İnsan, hayatında zor ve karmaşık hadiseler yüz gösterdiğinde, bütün kapıların yüzüne kapandığını gördüğünde, zorluklar karşısında çaresiz kaldığını hissettiğinde sadece Allah'a ve meada olan inanç ve imandır ki onun yardımına koşmakta ve ona güç vermektedir, işte o zaman insan yalnız olmadığını ve büyük bir dayanağının olduğunu anlamakta, aşk ve ümitle çaba göstererek zorlukların üstesinden gelebilmektedir. O hâlde Allah'a ve meada iman insan için büyük bir dayanak, sebat ve dirençtir, onun için de Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuşlardır:

 

"Mümin insan, fırtınaların yerinden oynatamadığı bir dağ gibidir."
 


Konuyla İlgili Hz. Ali'den (a.s) Bir Kaç Hadis

    Din en güçlü dayanaktır.

    İnsan, dindarlığı ölçüsünde korunabilir.

    Din isteklerin en mükemmelidir.

    Dini kendine sığınak edin.

    Din insanı günahlardan korur.

    Doğru dine inanmak insana takva kazandırır.

    Dinin azı dünyanın çoğundan yeğdir.

    Dine kavuşan kimse dünya ve ahiret saadetine kavuşmuş olur.

    Din nurdur.

    Din iyilikle birliktedir. 4

 


Din ve Sosyal Adalet

Gerçekten kalem ve söz; yüce Allah'ın eserlerini beyan edip tanıtmaktan ve onun, insanın bireysel ve sosyal hayatında yarattığı etkileri ifade edebilmekten acizdir, bu bilgi ve tanımanın değerini bilen insan ondan başka hiçbir şeye değer vermeyecektir artık.

İmam Rıza'dan (a.s) şöyle bir soru sormuşlar: "Allah'a, peygamberlere, imamlara ve Allah tarafından memur edilenlere inanmanın felsefesi nedir?"

Hazret şöyle buyurmuşlardır:

"Bunun birçok nedeni vardır, bunlardan biri de şudur: Allah'a inanmayan bir kimse günah işlemekten çekinmez ve daha büyük günahlara duçar olur, ona zevk verecek her türlü zulüm ve fesadı işlerken de hiç kimseden korkup çekinmez."5

Doğal olarak Allah'a ve kıyamete inancı olmayan bir kim-se için adalet, eşitlik ve fedakârlık gibi ahlâkî değerler hiçbir mana ifade etmez, onun için zulümle adaletin, iyi insanla caninin hiçbir farkı yoktur. çünkü onun gözünde herkes ölümden sonra aynı derecede olacaktır. Böyle bir insanı fesat ve kötü yoldan alıkoyacak nasıl bir engel olabilir? Ama Allah'a ve kıyamete inanç, insanı yapacağı her hareket karşısında mesul kılar, inançlı bir kimse yapacağı en küçük iyi veya çirkin hareketin hesabını vereceğini bilir.

"Artık kim zerre ağırlığınca hayır işlerse, onu görür. Artık kim zerre ağırlığınca bir şer işlerse, onu görür."6

Bu inanç sosyal adaletin tahakkukuna ortam hazırlar, işte burada yapılması gereken ve gerekmeyen ahlâkî değerler mana bulur ve din inancı taşıyanlar fedakâr, ciddi ve çalışkan insanlardan oluşur.

 


Neden Çoğu Müslümanlar Dinin Sonuçlarına Varamadı?

çnceki açıklamalardan ve dinin ve inancın netice ve faydalarını irdeledikten sonra şu soru akla gelmektedir: Din, hayata içerik kazandırıyorsa, insanı başıboşluktan kurtarıyor ve onu saadet ve kemale ulaştırıyorsa ve din huzur ve sosyal adaleti sağlıyorsa o zaman neden çoğu Müslümanlar bu sonuca ulaşamadı?!

Bu sorunun cevabını Emirü'l-Müminin Hz. Ali'nin (a.s) bir hadisiyle açıklayacağız; o şöyle buyurmuştur:

 

"İman, onu dille ikrar etmek, kalple tanımak ve bedenin tüm azalarıyla ona amel etmek demektir."

Genelde Müslümanların din ve imanı birinci merhaleden ileriye gidememiştir, sonuçta marifet ve amelden yoksun olan sözde imanın hiçbir tesir ve faydası da olmayacaktır. İmam Cafer-i Sâdık (s.a.a) bu konuda şöyle buyurur:

 

"Amelsiz ilim olmaz, gerçek ilmi olan mutlaka amel eder; o hâlde ilmiyle amel etmeyenin aslında ilmi yoktur."

Sonuçta iman ancak kalbe ulaşırsa amel sonucu organlarda görülür; böylece fayda ve tesiri belirir.


 

 

 

 



1- el-Vâfi, c.10, s.42
2- Muntehe'l-Âmal, İmam Muhammed Bakır'ın (a.s) sözleri
3- En'âm, 82
4- Gureru'l-Hikem ve Dureru'l-Kelim, c.7, "Din" terimi
5- Mizanu'l-Hikmet, "Marifet" terimi
6- Zilzal, 7-8

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler