14 Kasım 2018 Çarşamba Saat:
22:01
13-07-2018
  

İnciller ve Tarihçesi

İncil, Hz. Îsâ’ya verilen ilâhî kitabın Kur’an’daki adı.

Facebook da Paylaş

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

İncîl kelimesinin aslı “iyi haber, müjde” anlamında Yunanca euaggelion (euangelion) olup Latince’ye evangelium, Fransızca’ya évangile olarak geçmiştir. İngilizce’deki karşılığı ise eski İngilizce godspel kelimesinden gelen gospeldir. Euaggelion kelimesinin ya doğrudan veya Habeşçe şekli olan wangel kanalıyla Arapça’ya incil olarak geçtiği ileri sürülmektedir. İncilin Arapça necl kökünden türediği yolundaki görüş ise temelsizdir.

 

İncil (euaggelion) kelimesini, Ahd-i Cedîd külliyatı içinde hıristiyanî anlamda ilk defa Pavlus “Îsâ tarafından öğretilen yeni doktrin” anlamında kullanmıştır. Pavlus hıristiyan doktrinini kendi anladığı şekilde yaymış ve bu yorumu “benim incilim”



Hıristiyanlara göre Ahd-i Cedîd’de incil, yazılı bir metni değil Mesîh ve havârilerin bildirdiği mesajı ve müjdeyi, şifahî tebliği ifade eder. Bu mesaj kaynağına göre “Allah’ın incili, izzet incili, Mesîh’in incili, Allah’ın inâyetinin incili”; tebliğin muhtevasına göre “melekûtun incili, selâmet incili, kurtuluşunuzun incili”; muhataplarına göre de “sünnetlilik ve sünnetsizlik incili” diye adlandırılmaktadır. Allah’ın incili ifadesi bu müjdenin Allah katından geldiğini (Romalılar’a Mektup, 1/16) ve O’nun adına tebliğ edildiğini göstermektedir.



İncil kelimesi, havâriler sonrası dönemde II. yüzyıldan itibaren kilise dilinde kurtuluş müjdesiyle Îsâ Mesîh’in doktrinini içeren, havârilerin bizzat görgü tanığı oldukları yazıları, Hz. Îsâ’nın hayat ve öğretisine dair havârilere ait dinî bilgileri ihtiva eden kitapları ifade etmeye başladı. Bu çerçevede önce söz konusu kitapların muhtevasını belirtmek, kurtuluş müjdesini bütünlüğü içinde ifade etmek üzere tekil, daha sonra kitapların kendileri için çoğul olarak kullanıldı. Hıristiyanlara göre aslında sadece Mesîh’in incili vardır, fakat bu incil dört şekilde kendini göstermektedir. İncil kelimesini kitap anlamında kullanan ilk kişi Justin’dir, II. yüzyılın ortasında Justin bu kelimeye çoğul şekliyle yer vermiş ve “havârilerin hâtıratı” olarak nitelemiştir. Kelime bazan Ahd-i Cedîd’in diğer yazıları için de kullanılmakla birlikte genelde Îsâ’nın hayat ve doktrinini anlatan kanonik ve apokrif yazılara isim olarak verilmiştir. Günümüzde hem Hristiyan mesajını hem de Mesîh’in hayat ve öğretisini içeren kitapları ifade etmektedir.



İnciller’in Yazılması. Hıristiyan inancına göre Hz. Îsâ İncil’i yazmamış, sadece tebliğ etmiş ve havârilerden onu tebliğ etmelerini istemiştir. Nitekim uygulamada da İncil yazıya geçirilmeden önce şifahen nakledilmiştir. Hz. Îsâ Filistin’i dolaşarak İncil’i tebliğ etmiş, mesajının bütün dünyaya yayılacağını bildirmiş, onu yayma görevini havârilerine vermiş, havâriler de Hz. Îsâ’nın semaya urûcundan on gün sonra kutsal ruhun havâriler üzerine indiği kabul edilen Pentikost gününden itibaren İncil’i tebliğ etmeye başlamışlardır. Nihayet Hz. Îsâ’yı bizzat görenlerin sayısı azalmaya ve Hıristiyanlık yayılmaya başlayınca İncil’in yazıya aktarılması zarureti doğmuştur. Îsâ’nın semaya çıkışından sonraki kırk yıl boyunca şifahî rivayet ve gelenekler teşekkül etmiş, bunlar vaaz, ibadet, ilmihal ve diğer yollarla korunup nakledilmiştir. Muhtemelen bu rivayet ve geleneklerin bir kısmı bu dönemde yazıya aktarılmıştır. İncil yazarları da bu verilerden hareketle İnciller’ini yazmışlardır. Ancak bunlar İnciller’ini kaleme alırken şifahî rivayetlerden kendilerine ulaşanlarla yetinmemişler, kendi bakış açılarına göre hitap ettikleri cemaatlerin problemlerini de göz önünde bulundurmuşlardır.

 

Meselâ Matta, kendi İncil’ini muhtemelen Suriye veya Antakya’daki Yahudilik’ten gelen Hristiyanlara, Markos Roma’da ve putperest iken Hristiyan olanlara yazmış, Luka da eserini birtakım araştırmalar ve daha önce yazılanları değerlendirme sonucunda meydana getirmiştir. Luka’nın da belirttiği gibi (1/1) pek çok kişi Hz. Îsâ ve onun mesajıyla ilgili gördüklerini ve duyduklarını, özel araştırmaları sonucu ulaştıkları bilgileri yazıya geçirmiş ve ortaya çok sayıda İncil çıkmıştır.



Kanonik İnciller. Hıristiyanlık, İncil adı verilen çok sayıdaki kitap arasından sadece dördünü muteber addederek “ilham edilmiş kitaplar” listesine (canon) dâhil etmiş, diğerlerini ise apokrif sayarak reddetmiştir. Kilise bu dört İncil’in Matta, Markos, Luka ve Yuhanna tarafından yazıldığını kabul etmektedir. Ancak bunların söz konusu İnciller’in gerçek yazarları oldukları hususu tartışmalıdır. Diğer taraftan İnciller’in başına konan bu şahıs isimlerinin orijinal olmadığı, zira eski dönemlerde ve özellikle Şarklılar’da kendi isimlerini eserlerinin başlığı olarak koyma âdetinin bulunmadığı belirtilmektedir. Bununla birlikte İnciller’in bu adları II. yüzyılın ilk yarısına kadar çıkmaktadır ve erken dönemlerden itibaren yaygınlık kazanmıştır. Bu kişiler İnciller’i bizzat yazmasalar da bilgi kaynağı kendileridir.



1. Matta İncili: Kanonik İnciller arasında ilk sırada yer alan Matta İncili’nde yazarıyla ilgili bilgi bulunmamaktadır. II. yüzyılın ilk yarısında yaşayan Hierapolis piskoposu Papias’ın, “Matta, Îsâ’nın sözlerini (Logia) İbrânî dilinde yazdı ve herkes gücü yettiğince bunu tercüme ediyor (yorumluyor)” şeklindeki sözlerine dayanan en eski kilise geleneği, Grekçe yazılmış olan Matta İncili’ni Filistinli yahudi Matta-Levi’ye nisbet etmektedir. Matta, Îsâ’nın davetine uymuş ve on iki havâriden biri olarak seçilmiştir. İnciller’in bilimsel tenkidî çalışmalarına göre Matta, Grekçe Matta İncili’nin yazarı değildir; Îsâ’nın sözlerini Hz. Îsâ’nın konuşma dili olan Ârâmî dilinde yazmıştır. Havâri Matta’ya ait olan bu metin daha sonra Yunanca’ya çevrilmiş, buna yapılan ilâvelerle bugünkü Matta İncili ortaya çıkmıştır.

 

İnciller’le ilgili son araştırmalara göre ise Matta kendi İncil’ini yazarken havâri olmayan Markos’tan geniş çapta yararlanmıştır. Ancak Hz. Îsâ’nın hayatına şahit olan birinin onunla ilgili hâtıralarını kaleme alırken havâri olmayan bir kişiden istifade etmiş olması gariptir. Bununla birlikte Matta, İncil’inde olayları kaydederken gördüğü ve işittiği şeylerin çoğunu üçüncü şahıs kipiyle anlatmakta, kendinden bahsederken bile bu kipi kullanmaktadır.

 

Bütün bunlar, Matta İncili’nin havâri Matta’ya nisbeti hususunda tereddütlerin varlığını göstermektedir. Matta İncili, Filistin’de yaşayan ve Mûsevî dininden gelen Hristiyanlar için muhtemelen Antakya’da yazıldığından sık sık Ahd-i Atîk’e ve Mûsâ şeriatına atıflarda bulunulmaktadır.


2. Markos İncili: Papias ve Irenaeus’un tanıklıklarına göre bu İncil’in yazarı Kudüslü Markos’tur. Diğer bir adı Yuhanna olan Markos Hristiyan geleneğine göre Petrus’un şâkirdi ve tercümanı, Barnabas’nın yeğenidir, Hz. Îsâ ile beraber olmamıştır. Markos İncili, orijinal dili Grekçe olan kanonik İnciller içerisinde hem en kısa olanı hem de bir yoruma göre ilk yazılanıdır. Îsâ’nın vaftiziyle başlayan bu İncil, plan ve muhteva bakımından Matta İncili’ne çok yakın olmakla birlikte olayları daha kısa ve sözleri özetleyerek verir. Kaynağı, Hz. Îsâ’ya dair hikâye ve vecîzelerle Petrus’un vaazlarıdır. Markos İncili kısalığı yanında aynı zamanda İnciller arasında ifade bakımından en zayıfıdır. Son pasajının (16/9-20) daha sonra eklendiği kabul edilmektedir. Metin tenkidi çalışmalarına göre Markos İncili, gerçekte Markos tarafından nakledilmekle birlikte temelde Petrus İncili’dir. Markos İncili, Matta ve Luka ile karşılaştırıldığında kendisine kaynaklık eden bir ilk İncil’i düşündürmekte olup araştırmacılar buna Urmarkus veya Proto-Markus adını vermektedir.


3. Luka İncili: II. yüzyıldan itibaren Hristiyan geleneği, bu İncil’in Pavlus’un hekim Luka diye adlandırdığı kişi tarafından yazıldığını kabul etmektedir. Antakyalı veya Suriyeli olan Luka genç yaşta Pavlus’u tanımış, bir daha da ondan ayrılmamıştır. İncil’ini yazarken hem şifahî hem yazılı kaynakları kullandığını belirtmektedir; yazılı kaynakları arasında Markos İncili, Matta İncili’nin Ârâmîce ilk şekli ve muhtelif İncil denemeleri bulunmaktadır. Luka’nın diğer bir fikir kaynağı da Pavlus’tur. İncil’ini yahudi asıllı olmayan hıristiyanlara yazdığı için “müşrikler”i cezbedecek hikâyeleri en göze çarpacak şekilde kaydeder.

4. Yuhanna İncili: Yazarıyla ilgili olarak bu İncil’de bilgi bulunmamaktadır. II. yüzyıldan itibaren kilise yazarını Yuhanna diye adlandırmakta, kendisini on iki havâriden biri kabul etmektedir. Yuhanna önce Yahyâ’nın, ardından Îsâ’nın şâkirdi ve en gözde havârilerinden biri olmuştur. Hz. Îsâ’nın şeklinin değişmesi hadisesine (transfiguration) ve tutuklanmasına şahit olmuş, yargılanması ve haça gerilmesi olayları sırasında diğer havâriler gibi kaçmamıştır. 49 yılında Kudüs’te toplanan Havâriler Konsili’nde hazır bulunmuş, muhtemelen 70 yılında Kudüs’ün Romalı işgalciler tarafından tahribi sırasında Filistin’den ayrılarak Efes’e gitmiş, İmparator Dominatus zamanında Patmos’a sürülmüş, İmparator Nerva döneminde Efes’e dönmüş, İncil’ini bu dönemde yazmıştır.

 

Ona nisbet edilen İncil “sinoptik” adı verilen diğer İnciller’den farklıdır. Bu İncil’de Hz. Îsâ, Nâsıralı bir peygamberden ziyade insan şekline girmiş bir ilâh olarak takdim edilmektedir. Sinoptik İnciller’deki canlı meseller yerine burada daha çok soyut kavramlardan bahsedilir. Bunlar, eserin sembolik temele dayanan dinî bir tez için planlandığını göstermektedir; bu ise İncil’in yazarının Yuhanna olup olmadığı meselesini ortaya çıkarmıştır. Nitekim XVIII. yüzyıla kadar dördüncü İncil Yuhanna’ya atfedilirken daha sonra gerçek yazarın kim olduğu tartışılmaya başlanmış, Yuhanna’nın bir şâkirdi tarafından yazıldığı, yazarının bir başka Yuhanna olduğu şeklinde görüşler ileri sürülmüştür. Edebî tenkit bu İncil’in havâri Yuhanna tarafından yazıldığı görüşünü reddetmektedir. Yuhanna İncili konuların, hikâyelerin seçimi ve sıralaması, coğrafî ve kronolojik bilgiler, hatta dinî bakış açısı hususunda da diğerlerinden farklıdır. Sinoptik İnciller, Hz. Îsâ’nın Celîle bölgesinde yaptıklarına ve söylediklerine ağırlık verirken Yuhanna İncili’nde bilhassa Yahuda bölgesinde ve Kudüs’teki faaliyetler ön plandadır. Vaftiz, Evharistiya, Hz. Îsâ’nın Şeytan tarafından günah işlemeye teşvik edilmesi, şeklinin değişmesi gibi diğer İnciller’deki bazı konular Yuhanna’da yoktur. Hz. Îsâ’nın risâlet müddeti sinoptik İnciller’e göre bir, Yuhanna’ya göre ise üç yıla yakın sürmüştür.

İnciller’in Yazılış Tarihleri

 

Bugünkü İnciller farklı kişilerce, muhtelif yer ve zamanlarda, çeşitli cemaatlere hitaben yazılmıştır. Araştırmacılar, eski kilise yazarlarının verdikleri bilgilere ve İnciller’in taşıdığı işaretlere dayanarak onların yazılış tarihini tespite çalışmışlar, bu çerçevede I. yüzyılın ikinci yarısı ile II. yüzyılın ilk yarısı arasında değişen tarihler ileri sürmüşlerdir. Genelde sinoptik İnciller’in 65-90 yılları arasında, Yuhanna İncili’nin I. yüzyılın sonuna doğru yazıldığı kabul edilmektedir.


İnciller’in Kaynakları

 

Hristiyanlıkta vahiy anlayışı İslâmî telakkiye göre farklıdır. Hıristiyanlar, İnciller’in kutsal ruhun ilhamı altında kaleme alındığına inanmaktadır. Îsâ ilâhî kelâmın bedenleşmiş halidir. O Allah’tan bir kitap almamıştır, vahyin müşahhas şekli olan Îsâ’nın söz ve fiilleri daha sonra kitaplaştırılarak İnciller oluşturulmuştur. İnciller’in yazarları Îsâ’nın mesajını kutsal ruhun ilhamıyla, fakat kendi üslûplarına göre kaleme almışlardır. Kutsal kitapların vahiy ve ilhamının anlamı onların, Allah’ın iradesinin ve hakikatinin yanılmaz ifadesi olarak kutsal yazarlar vasıtasıyla eksiksiz bir şekilde insanlara verilmesidir. Konuyla ilgili eski telakkiye göre kutsal yazılar harflerine ve noktalarına kadar semadan gelmekte ve yazarlara dikte edilmektedir. Buna “harfi harfine ilham” (inspiration littérale) denilmektedir. Günümüzde ise kutsal yazıların “sözle ilham”ı (inspiration verbale), lafızların olmasa bile mânalarının vahyedilmişliği fikri benimsenmektedir. Buna göre mesaj ilâhî, fakat ifade ve üslûp yazara aittir.


Sinoptik İnciller’le (Matta, Markos, Luka) Yuhanna İncili arasında farklılıklar olduğu gibi sinoptik İnciller kendi içlerinde de çelişkiler taşımaktadır ve bu çelişkiler erken dönemlerden itibaren dikkat çekmiştir. Meselâ Celse (II. yüzyıl), Hz. Îsâ’nın boş olan mezarı kıssasında Luka ve Yuhanna’nın iki, Matta’nın ise bir meleğin mevcudiyetinden söz etmesine dikkat çekmiştir. Porphyre ise (III. yüzyıl) Hz. Îsâ’nın Matta ve Luka’daki şeceresinin birbirine uymadığını ortaya koymuştur. Bu tür tenkitlere cevap vermeye çalışan Origène bile Îsâ’nın vaftiz olduktan sonra Yuhanna İncili’ne göre hemen Galilee’ye gitmesine, Matta, Markos ve Luka İncilleri’ne göre ise kırk günlük bir süre için çöle çekilmesine dikkat çeker. Eusebius da Îsâ doğduktan sonra müneccimlerin ziyareti ve Mısır’a kaçış meselesinde Luka İncili’nin sessiz kalmasını izaha çalışır. Bu farklılık ve çelişkilerin sebebi Porphyre’e göre İncil yazarlarının, Îsâ’nın yaptıklarını nakleden değil onunla ilgili çeşitli şeyler uyduran kişiler olması veya Celse’e göre hıristiyanların İncil’in ilk yazılı şeklini üç dört defa değiştirip tahrif etmiş olmalarıdır.

Bazı konularda İnciller’den bir kısmının sessiz kalması veya İnciller arasındaki farklılık ve çelişkilere rağmen çok konuda bu üç İncil arasında benzerliklerin mevcudiyeti bütün araştırmacıların zihninde müşterek bir kaynak fikrini doğurmakla birlikte bu da değişik şekillerde açıklanmıştır. İncil yazarlarının birbirlerinden istifade ettikleri düşüncesine dayanan XVIII. yüzyıl sonlarında ileri sürülmüş bir yoruma göre Markos Luka’dan, o da Matta’dan faydalanmıştır.

Gotthold Eprhaïm Lessing tarafından 1779’da ortaya atılan ve Johann Gottfried Eichhorn tarafından geliştirilen ilk İncil teorisine (urevangelium) göre başlangıçta Ârâmîce tek İncil vardı. Mevcut üç sinoptik İncil’den her biri şimdi mevcut olmayan bu aslî İncil’i esas almıştır. Lessing bu ilk İncil’in Ârâmîce Matta İncili olduğunu, Eichhorn ise önce Yunanca’ya tercüme edilmiş bir Ârâmîce İncil bulunduğunu öne sürmüştür. Julius Wellhausen’e göre önce şu andaki Markos İncili, bu ilk Ârâmîce İncil’in biraz değiştirilerek Yunanca’ya yapılmış tercümesidir. Matta ile Luka, Markos’un Yunanca’sından istifade etmekle beraber Ârâmîce’sine de başvurmuşlardır. Theodor Zahn’ın 1907’de ileri sürdüğü görüşe göre ise ilkin Ârâmîce Matta İncili vardı; şimdiki Matta ile Markos’un kaynağı bu kayıp İncil’dir. Luka bu ilk Matta İncili’ni Markos aracılığı ile aksettirir. L. Vaganay’a göre Ârâmîce Matta İncili, Matta İncili’nin Yunanca tercümesinin esası olduğu gibi Markos ve Luka’nın da esasıdır. Ancak Markos bu ilk metni Petrus’un vaaz ve tebligatı ile zenginleştirmiştir. Matta ile Luka’nın önünde ilk Ârâmîce Matta ile Markos mevcuttu. İncil yazarları eserlerini kaleme alırken bunların bazan birini, bazan diğerini kaynak olarak kullanmışlardır. J. B. Koppe, İnciller’in muhtevasını teşkil eden konuların önce küçük parçalar halinde yazıya geçirildiğini, müteakip dönemde İncil yazarlarından her birinin bu malzemeyi kendi usulüne göre kullandığını söylemiş, Johann Gottfried Herder ise İnciller arasındaki farklılıkları geleneğin şifahî nakliyle izah etmiş, bu teoriler üzerinde tartışmalar XIX. yüzyıl boyunca devam etmiştir. Bugün sinoptik İnciller’in kaynağına dair üç önemli model üzerinde durulmaktadır. Bunlar iki kaynak, iki İncil ve çok sayıda kaynak teorileridir.

Tarihî tahlil metodunun araştırmacılar tarafından kullanılmaya başlanmasından sonra ortaya atılan iki kaynak teorisine göre Markos İncili, Matta ve Luka’nın doğrudan kaynağı olarak kabul ediliyordu. Ayrıca bu iki İncil’in Markos’tan başka ortak bir kaynağı daha vardı. Bu kaynağa Logia’nın ilk harfi olan “L” veya Quelle’nin ilk harfinden hareketle “Q” deniyordu. Oscar Cullmann, ilk kaynağın Markos İncili’nden başka bir eser olması gerektiğini belirtmektedir. Ancak bu teori sözlü rivayete yeteri kadar önem vermediği için tenkit edilmiştir. İkinci teoriye göre yukarıdaki iddianın aksine Matta ve Luka Markos’a kaynaklık etmiş, ayrıca Matta da Luka’dan faydalanmıştır. Çok sayıda kaynak teorisinde ise İncil metinlerinin sözlü geleneğin yaşadığı devreye paralel olarak birçok safhadan geçtikten sonra teşekkül ettiğine kesin gözüyle bakılır.

İnciller’in kaynakları hususunda yapılan en son araştırmalar, metinlerin oluşması safhasında daha karmaşık bir sürecin yaşandığını ortaya koymaktadır. Pierre Benoit ve M. E. Boismard, sözlü rivayetin gelişmesine paralel olarak metinlerin gelişmesinin de aşamalar halinde olduğunu ileri sürmektedirler. İki kaynak teorisinin geliştirilmiş şekli olan bu teoriye göre A, B, C ve Q ile gösterilen dört temel belge İnciller’in orijinal kaynaklarını temsil etmektedir.

 

A belgesi, Yahudi-Hristiyan çevrelerinden gelerek Matta ve Markos’u etkileyen belgedir;

B belgesi, putperest kökenli kiliselere hitap etmek amacını güden ve A belgesinin yeni bir yorumundan ibaret olan belgedir;

C belgesi Markos, Luka ve Yuhanna’ya ilham kaynağı olmuştur;

Q belgesi ise Matta ile Luka’nın müşterek olan kaynaklarının çoğunluğunu oluşturur; bu belge iki kaynak teorisindeki müşterek belgedir. Bu temel belgelerden hiçbiri elimizde bulunan metinlerin nihaî redaksiyonu değildir. Onlarla son redaksiyon arasına birtakım ara redaksiyonlar girmiştir.

Ortaya çıkan problemler sebebiyle tenkitçiler, ilk müşterek dokümanı müteaddit dokümanlar halinde alt bölümlere ayırmak zorunda kalmışlardır. Formgeschichte ekolü olarak bilinen araştırmacılar grubuna göre yazıya geçirilmeden önce şifahî olarak nakledilen rivayet ve gelenekler ilk cemaatlerin dinî ilgilerine göre düzenlenmiş, kronolojik çerçeve ve coğrafî teferruat sonradan eklenmiştir. İncil’in hakikatini anlayabilmek için tarihî çevreden çıkmak gerektiğini savunan bu ekol mitlerden arındırma metodunu uygulamakta, Îsâ’nın dünyaya gelişi, vaftizi sırasındaki olaylar, transfigürasyon, haça gerileceğine dair önceden verilen haberler, öldükten sonra dirilmesi gibi hadiselerin tarihî değerinin olmadığını ileri sürmektedir. Sinoptik İnciller’in teşekkülüyle ilgili başka yorumlar da vardır.

İnciller dörtle sınırlandırılıp diğerleri apokrif kabul edilirken şu kriterler göz önünde tutulmuştur:

 

1. Bir havâriye nisbet edilebilirliği hususu. Dört İncil’in yazarlarından Matta ve Yuhanna havârilerdendir. Diğer iki yazardan Markos havârilerden Petrus’un, Luka ise Pavlus’un arkadaşı olması hasebiyle onların da İnciller’ini havârilerden aktardıkları kabul edilir.

 

2. Doğru inancı içermesi. İnciller’in tesbiti yapılırken Pavlus’un daha sonra İznik Konsili’nde resmen kabul edilen risâlelerindeki esaslar dikkate alınmış, bu esaslara ters düşen İnciller muteber sayılmamıştır. Meselâ Hz. Îsâ’nın ulûhiyyetini reddeden, onun bir peygamber olduğunu bildiren Ebionitler ve Barnaba İncilleri apokrif sayılmaktadır.

 

3. Hıristiyan cemaatlerde yaygın olarak kullanılışı. Matta İncili Suriye’de, Luka İncili Yunanistan’da, Markos İncili Roma’da yaygın olarak kullanılıyordu.

İnciller’deki Çelişkiler

 

Gerek sinoptik kabul edilen Matta, Markos ve Luka İncilleri arasında gerekse bu üçü ile Yuhanna İncili arasında hem anlatılan olayların ve konuşmaların seçiminde, hem de onların sıralanışında ve anlatımında birçok farklılık ve çelişki söz konusudur. Tenkit hareketiyle birlikte daha geniş biçimde ortaya çıkarılan bu çelişkilere ilk önce kilise babaları işaret etmişler, bunları telif ve te’vil etmeye çalışmışlardır. Eusebe de Cesaree, İnciller’in çelişkilerine dair Stephanus ve Marinus’un yazılarına cevap olmak üzere üç kitaptan oluşan bir eser telif etmiştir. Saint Jerome bu eseri görmüş, eserin bazı parçaları günümüze kadar gelmiştir. Saint Augustin de İnciller’deki bazı güçlükleri tartışmış ve dört İncil’in nasıl uyum içinde olduğunu göstermeye çalışmıştır. Katolik yorumcular, dört İncil’in aldatmayan ve çelişmeyen hakikat ruhunun eseri olduğunu, ayrıntılarda bile gerçeği ifade ettiğini ileri sürmüşlerdir. Onlara göre İnciller arasında basit mantık dışılıklar ve zâhirî tenakuzlar bulunmakla birlikte bunların izahı veya çözümü kolaydır. Ancak bu iddialara rağmen İnciller’de görülen birçok çelişki te’vil edilemeyecek kadar âşikârdır. Meselâ Hz. Îsâ’nın nesebiyle alâkalı olarak Matta (1/1-17) ve Luka (3/23-38) İncilleri’nde verilen isim ve sayılar birbirini tutmamaktadır (Bucaille, s. 90-99). Matta’ya göre oruçlu olup Hz. Îsâ’ya soru soranlar Yuhanna’nın talebeleri (9/14), Markos’a göre yazıcılar ve Ferîsîler’dir (2/18). Hz. Îsâ Eriha’dan çıktığında kendisine Matta’ya göre (20/30) iki âmâ, Markos’a göre (10/46) bir âmâ gözlerinin açılması için başvurmuştur. Matta (4/12-17) ve Markos’a (1/14-15) göre Hz. Îsâ, Yahyâ’nın hapse atılmasından sonra, Yuhanna’da ise (3/22-26; 4/1-3) hapisten önce göreve başlamıştır. Sinoptik İnciller’e göre Hz. Îsâ’nın asıl memleketi Galilee, Yuhanna’ya göre Yahudiye’dir (Matta, 13/54-58; Markos, 6/4; Luka 4/29; Yuhanna, 4/3, 43-45). Bir taraftan Îsâ’nın mûcizevî doğumu anlatılırken diğer taraftan Îsâ, Meryem’in nişanlısı Yûsuf’un nesebine nisbet edilmektedir (başka çelişkiler için bk. Rahmetullah el-Hindî, I, 187-244, 295-352; Bucaille, s. 99-109; Kuzgun, s. 305-342).

İncil ve Kur’ân-ı Kerîm

 

Kur’ân-ı Kerîm’de İncil kelimesi, geç Mekke dönemine ait bir sûre dışında tamamı Medenî sûrelerde olmak üzere on iki yerde geçmekte ve bu âyetlerin tamamında Hz. Îsâ’nın tebliğ ettiği ilâhî vahyi, Hz. Peygamber döneminde yaşayan hıristiyanların elinde bulunan kitabı ifade etmektedir (el-A‘râf 7/157). İncil’in Allah tarafından vahiy ve inzâl edildiği (Âl-i İmrân 3/3, 65), Îsâ’ya verildiği (el-Mâide 5/46; el-Hadîd 57/27), İbrâhim’den sonra indirildiği (Âl-i İmrân 3/65), Allah’ın Îsâ’ya Tevrat’la birlikte İncil’i de öğrettiği (Âl-i İmrân 3/48; el-Mâide 5/110) bildirilmektedir. Hz. Îsâ da Allah’ın kendisine kitap verdiğini belirtmektedir (Meryem 19/30). Ancak Kur’ân-ı Kerîm’de İncil’in Hz. Îsâ’ya ne zaman ve nasıl verildiği açıklanmamıştır. Kur’an’da İncil daha çok Tevrat’la birlikte zikredilmekte, Hz. Îsâ’nın Tevrat’ı tasdik ettiği, kendisine kitabın, hikmetin, Tevrat ve İncil’in öğretildiği bildirilmektedir. Şu halde Kur’an terminolojisinde İncil, sadece bir müjde ve mesajı değil aynı zamanda o müjde ve mesajı ihtiva eden kutsal kitabı da ifade eder.

Müfessirlere göre Kur’an yirmi üç yıla yakın bir sürede parça parça nâzil olduğu halde Tevrat ve İncil bir defada toptan indirilmiştir (Fahreddin er-Râzî, VII, 157; İbn Kesîr, I, 501). Nitekim Furkān sûresindeki (25/32), “İnkâr edenler, ‘Kur’an ona bir defada topluca indirilmeli değil miydi?’ dediler” şeklindeki açıklama da dolaylı olarak buna işaret etmektedir. Müsned’de (IV, 107) yer alan bir rivayete göre İbrâhim’in sahîfeleri ramazanın ilk, Tevrat altıncı, İncil ise on üçüncü gecesinde (diğer bir rivayete göre on sekizinci gecesinde) indirilmiştir. Bu kitapta hidayet ve nur bulunmaktadır; o Tevrat’ı tasdik etmekte, sakınanlar için bir hidayet ve öğüt değeri taşımaktadır (el-Mâide 5/46). Esasen İncil de Hz. Îsâ’nın Tevrat’ı tasdik ettiğini ve Tevrat’tan bir harfin bile eksilmeyeceğini bildirdiğini açıklamıştır (Matta, 5/17-18).

Kur’an, “İncil ehli”nin onu uygulamakla yükümlü olduğunu ifade eder (el-Mâide 5/47). Müfessirlere göre bu âyetten maksat, kendilerine İncil gönderilenlerin İncil’de yer alan ve Hz. Muhammed’e delâlet eden müjdeyi kabul edip ona göre davranmaları, İncil’de neshedilmeyen hükümleri uygulamaları ve İncil’i tahriften korumalarıdır (Taberî, X, 373-376; Fahreddin er-Râzî, XII, 8-10). Yine Kur’an’da Ehl-i kitap Tevrat, İncil ve rablerinden indirilenleri hakkıyla uygulamaya davet edilmektedir (el-Mâide 5/66, 68).

İncil’de yer alan konuların birçoğu Kur’an’da da geçmektedir. Kur’an’da Zekeriyyâ, Yahyâ, Meryem ve Îsâ ile havârilerden bahsedilmekte; Meryem’e Îsâ’nın doğumunun müjdelenmesi, Îsâ’nın mûcizeleri gibi olaylar nakledilmektedir. Ayrıca İncil’de inananların tohum iken filizlenmiş, gürbüzleşip dolgunlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş ekine benzetildiği bildirilmiştir (el-Feth 48/29). Kur’an’ın bu ifadesiyle Matta İncili (13/31-32) arasında benzerlik vardır.

Diğer taraftan Hz. Îsâ, kendisinden sonra gelecek Ahmed adındaki peygamberi müjdelediği gibi (es-Saf 61/6) ümmî resulün geleceği Tevrat ve İncil’de de yazılıdır (el-A‘râf 7/157). Bugünkü İnciller’de, özellikle Yuhanna İncili’nde bu tür müjdeler yer almakla birlikte bunlar hıristiyanlarca farklı yorumlanmaktadır (bk. FARAKLİT; Yuhanna, 14/16-26; 15/26-27; 16/7-15). Kur’an ile İncil arasında ortak konularda yer yer büyük benzerlikler yanında bazı farklar da bulunmaktadır. İslâm âlimlerine göre hakiki İncil’i de Kur’an’ı da indiren Allah olduğundan iki kutsal kitap arasında benzerlikler bulunması tabiidir. Hıristiyan dünyasında ise başka izah yolları aranmış olup bunların başında doğrudan İnciller’den faydalanma iddiası gelmektedir. Ancak Hz. Muhammed’in, hem İnciller’in aslî dili olan Grekçe’yi hem de o dönemde tercüme edildikleri Süryânîce ve Kıbtîce’yi bilmemesi, ayrıca İnciller’in Arapça’ya çevrilmiş olduğuna dair kesin bir bilginin bulunmaması, üstelik Hz. Peygamber’in ümmî oluşu bu ihtimali ortadan kaldırmaktadır. Varaka b. Nevfel’in İncil’den bazı bölümleri Arapça’ya çevirdiği (Buhârî, “Bedǿü’l-vaĥy”, 3, “Enbiyâǿ”, 23, “Tefsîr”, 96/1, “TaǾbîrü’r-rüǿyâ”, 1; Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, I, 114), hatta İncil’in Arapça el yazmalarına sahip bulunduğu yolundaki rivayetlere rağmen (Hamîdullah, I, 439) o dönemde İncil’in Arapça’sının olduğu açık biçimde bilinmemektedir. Kanonik İnciller’le bazı apokrif İnciller sonraki dönemlerde Arapça’ya tercüme edilmiştir.

İnciller’in ilk zamanlarda Arapça’ya çevrilmemiş olması hıristiyanî telakkilerin yarımadada bulunmadığı anlamına gelmez. Yemen’deki hıristiyan cemaatiyle yarımadanın kuzeyindeki Nestûrî kilisesi ve monofizit hıristiyanlar ve onların Araplar’la ilişkileri sebebiyle bu tür telakkiler yayılmıştı. Bundan dolayı Batılılar, Kur’an’daki hıristiyanlarla ilgili bilgilerin Arap yarımadasında yaşayan hıristiyan cemaatlerden neşet ettiğini, Hz. Muhammed’in İnciller’i okumasa bile bu hıristiyanlardan duyduklarını yazdığını ileri sürmektedirler; ancak bu iddialar müslümanlar tarafından reddedilmiştir (EI² [Fr.], III, 1236).

İnciller’in Tahrifi

 

İslâm tarihi boyunca Müslümanlarla Hristiyanlar arasındaki ilişkilerin önemli bir yönünü oluşturan dinî tartışmaların ve karşılıklı reddiyelerin başlıca konuları arasında Hristiyan dininin kutsal kitapları da yer almıştır. Müslümanlar, hem tahrif konusunu hem de tebşîrat meselesini açıklığa kavuşturmak için Tevrat’ın yanında İnciller’i de incelemiş ve Kur’an’daki bazı işaretlerden hareketle İnciller’in tahrif edildiğine kani olmuşlardır. Hıristiyanların kendi kutsal kitaplarını tahrif ettiklerine dair Kur’an’da açık bir beyan olmamakla beraber bazı dolaylı ifadelerden hareketle onların da tahrifte bulunduğu neticesine varılmıştır. Kur’an’da Tevrat ve İncil’in Hz. Peygamber’e vahyedilenle uyuştuğuna Ehl-i kitap şahit gösterilmiştir. Hâlbuki Kur’an ile mevcut İnciller arasında ortak konularda esasa ilişkin farklılıklar mevcuttur. Meselâ Îsâ’nın ulûhiyyeti, teslîs inancı ve Hz. Îsâ’nın insanların günahlarına kefâret olmak üzere çarmıhta can vermesi gibi İnciller’de yer alan temel hıristiyan inançları İslâm açısından kabul edilemez hususlardır. Allah’ın gönderdiği bir kitapta yer alması mümkün olmayan bu tür ifadeler müslümanlarca tahrifin sonucu olarak değerlendirilmiştir. Hıristiyanlar, kendilerine verilen öğütleri veya kitabın önemli bir bölümünü ya unutmuşlardır veya gizlemektedirler (el-Mâide 5/14-15). İncil’de Hz. Peygamber’in geleceğinin yazılı olduğuna dair Kur’an’daki bilginin bugünkü İnciller’de açık olarak bulunmaması İncil’in tahrifine bir işaret olarak gösterilmiştir (Buhârî, “Şehâdât”, 29, “İ’tiśâm”, 25; Nesâî, “Âdâbü’l-ķuđât”, 12).

Müslümanlar, İncil’de Hz. Muhammed’in geleceğinin bildirildiğine dair Kur’an ifadesini (el-A‘râf 7/157) destekleyen bilgilerin İnciller’deki mevcudiyetini tespit için başta İnciller olmak üzere Kitâb-ı Mukaddes’le ilgili çalışmalara erken dönemlerden itibaren başlamış ve bu alanda çok sayıda eser kaleme almışlardır (bk. BEŞÂİRÜ’n-NÜBÜVVE). Diğer taraftan Kur’an’da Allah Teâlâ’nın, hıristiyan olduklarını ifade edenlerden söz aldığı halde onların sözlerinde durmayıp kendilerine öğretilen hakikatlerin bir kısmını unuttukları, bu sebeple de aralarında sonu gelmez bir düşmanlık ve kin doğduğu ifade edildikten sonra kendilerine, gizlemekte oldukları kitabın (İncil) büyük bir kısmını açıklayacak olan Hz. Muhammed’in peygamber olarak gönderildiği, onlara Allah tarafından bir ışık, apaçık bir kitap (Kur’an) geldiği bildirilmiştir (el-Mâide 5/14-15). İslâm âlimleri, bu âyetlerde söz konusu olan kutsal metinlerin orijinal şekilleriyle muhafaza edilmediğine dair ifadelerini açıklamak için İnciller’i tetkik etmişler, böylece İnciller’in tahrifiyle ilgili literatür ortaya çıkmıştır.

İslâm tarihinde Hristiyan kutsal kitabı üzerinde tahrifin mutlak olarak vukuunu ilk belirten reddiye yazarı Câhiz olmuştur. İbn Hazm da Kitâbü’l-Faśl fi’l-milel ve’l-ehvâǿ ve’n-niĥal adlı eserinde İnciller’in tahrifine geniş yer ayırmış, onlardaki tezatları belirterek tahrif hadisesini ortaya koymaya çalışmıştır (Pulcini, s. 97-129). Cüveynî, Şifâ’ü’l-ġalîl’de İnciller’in tahrif edilmişliğini delilleriyle ortaya koymaktadır.

 

 

İslam Ansiklopedisi / c.22 s.272

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler