17 Ocak 2019 Perşembe Saat:
02:52
07-01-2019
  

İnsan Kendi Cehennemini Yaratır!

Cehennemin sönüşü, nefisten başlar. Cehennemi kendi elimizle yakarız ve kendi ellerimizle söndürürüz...

Facebook da Paylaş

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü


 

Merhum İmam Humeyni


İnsanın müptela olduğu bütün şeyler, bizzat insanın kendindendir. Yani âlemdeki bütün şeyler insanın kendisine aittir. Elbette gayb'tan bize yönelen bazı şeyler de mevcuttur. Mesela şu depremler, seller, tufanlar. Bunların sebebi bazen bizlerin kendi kendimizi ıslah etmemiş olmasıdır. Eğer bizler kendi kendimizi ıslah edebilirsek, özellikle de halkın kendisine yöneldiği amel ve sözlerini örnek aldığı insanlar kendilerini ıslah edebilirlerse, bütün yüzler bir tek yüze dönerse, Allah için konuşur ve Allah için dinlerse hiçbir sorun kalmaz.


Islahın esası, insanın kendisini ıslah etmesidir.


Islahın esası, insanın "ben" diye tarif ettiği şeyden arınmasıdır.


Islaha ilk önce kendi kendimizden başlamamız lazım. İnsan henüz kendini ıslah edememişken, başkalarını ıslah etmeyi beklememelidir. Bu boş bir hayaldir. Konuşanlar ıslah olduğu zaman, dinleyenler de ıslah olacaktır.


Beşerin fıtratı, mahdut ve sınırlı bir kuvveti değil, mutlak kudreti talep eder. Beşer fıtraten hakkı ister, mutlak kemale ulaşmak ister. Mutlak kudreti ister. Mutlak kudret ve mutlak kemal ise, Hak Teâlâ'dan başkasında mevcut değildir. Buna istinaden beşer, fıtratı gereği Allah'ı istiyor, Allah'ın peşindedir. Ama bunu kendisi anlamıyor.


Mutlak kemali ispatlayan en sağlam delillerden biri, insanda var olan bu mutlak kemal isteğidir. Fıtrat, mutlak kemalin, hakikati peşindedir, mutlak kemalin kuruntusunun değil. Bu yüzden hiç kimse insan, bu konuda vehme kapılmış, kuruntuya düşmüştür diyemez. Çünkü fıtrat (yaratılış) isteklerinde aldanmaz.


İnsan mutlak kemale âşık olduğunda, mutlak kudrete de âşıktır. Bütün âlemi, bütün gezegen ve yıldızları sadece bir insana verseler, yine doymaz. Zira bunların hiçbirisi mutlak kemal değildir. Mutlak kemal deryasına ulaşmayana ve bu deryada fani olmayıncaya kadar insan için sükûnet söz konusu değildir.


"Bilin ki, ancak Allah'ın zikriyle (onu anmakla) kalpler itminan kazanır." (Rad; 28)


Ne cumhurbaşkanlığı, ne başbakanlık tahtı, ne süper güçlerin gücü ve ne de bütün mülk ve melekûtun malikiyeti, insanda huzur ve sükûnet icat edemez, kalbi yatıştıramaz. İnsanda itminan yaratan, onu bunalım ve sonsuz çırpınışların pençesinden kurtaran şey, Sadece Allah'ı anmaktır. Allah'ı zikretmek, bizim lâfzen "La İlahe İllallah" deyişimiz gibi değildir. Zikrullah; kalbin Allah'a yönelerek onu zikretmesidir. Kuran-ı kerim şöyle buyuruyor:


"Bilin ki kalpler ancak Allah'ın zikriyle huzur bulur."


Başka bir yerde ise şöyle buyrulmuştur


"Ey itminan kazanmış nefis, dön rabbine ondan razı olarak ve rızanı kazanmış bulunarak. Artık katıl kullarımın arasına ve gir cennetime."


İnsan nefisinin (bu ayette açıklanan) itminan ve huzura kavuşması, artık arayış ve ıstırabının sona ermesi, sadece dünyevi makamlara ulaşmakla olmaz. Çünkü insan, başbakan olduğu zaman "benim cumhurbaşkanı olmam lazım" der. Cumhurbaşkanı oldu mu "bütün İslam ülkelerinin Cumhurbaşkanı olmam lazım" der. Oraya da ulaşınca yine "azdır!" der. Nereye ulaşırsa ulaşsın insan için azdır. Bütün âlemi bir lokma edip eline verseler, insan için yine azdır. Çünkü insanın istediği daha başka bir şeydir.


İnsan, ıstırap ve bunalımlardan sadece mutlak kemale ulaşmakla kurtulabilir. Mutlak kemale erişmek ise sadece O'na yönelmek, yalnız O'nu anmak ve de O'ndan başka hiçbir şeyi hatıra getirmemekle olur. İşin içinde O'nun dışında bir şey olmamalıdır. Saltanata teveccüh, diğer âlemlere teveccüh, şahadet ve gaybe teveccüh vb. hiçbir şey olmamalıdır. Anmak, yâd etmek sadece Allah'a münhasır olmalıdır. İşte o zaman nefis itminana ereceğinden şu ayetin muhatabı olur:


"Ey itminan derecesine erişen nefis… Dön Rabbine, gir kullarınım arasına ve dâhil ol cennetime."


Ayetteki "gir kullarınım arasına" cümlesinde önemli bir nükte vardır. Zira "cennete dâhil ol" denilmemiş, "kendi cennetime gir" buyrulmuştur. Demek ki mutmain bir nefse sahip olanların gireceği başka bir cennet vardır.

 

Salih kulların cenneti, bütün o genişliği ve refahıyla salih kullara aittir. Ayette "benim kullarım" diye anılan kulların cenneti farklıdır. Mutmain bir nefse sahip olanların cennetinde ibadetten başka bir şey yoktur, sadece "Huve"ye (O)'na yapılan bir ibadet vardır.


Evet, insan, nefsi mutmaine sahip oldu mu, ona "cennetime gir" denir. Bu cennet lika cennetidir. Zatı Ahadiyet cennetidir. Salih kulların gireceği cennetin ile Allah Teâlâ'nın "benim cennetim" dediği cennet arasında büyük bir farkı vardır. Bu cennetin değer ve tasavvuru hiçbir şeyle kıyaslanamaz. Bu cennet sadece "Huve"ye ve itminana ermiş nefse aittir. Nefsi mutmain, o cennette bir nur kaynağına dönüşmüş, mutlak kemale erişmiştir. Yani nefis, kendisinin aşığı olduğu şeye tebdil olmuştur.


Sizler maddi istekler peşinde koştukça, bu bunalımlarınız da çoğalacaktır. En büyük perde, kendinizsiniz. Kendiniz ile Allah-u Teâlâ arasında var olan bu perdelerin ortadan kalkması için durmadan çalışın.


İnsanın kendisi bir hicaptır. "Sen kendi kendinin hicabısın." Kalbinizde itminan, sükûnet ve asayişin olmasını istiyorsanız, bunalım ve şaşkınlıklardan çıkıp kurtulmak istiyorsanız o halde durmayın, bir şeyler yapın.


Bunalım ve çıkmazlar insanı ölmeden önce bu dünyada cehenneme sokmaktadır. İnsanda var olan bu bunalımlar cehennemin kapılarındandır. Bu bunalımların asıl sebebi; Allah rızası için yaptığımızı iddia ettiğimiz işlerdir. Oysa yaptıklarımızı Allah'ı tanıyan birine sunarsak bu işlerin hepsini kendimiz için yaptığımızı anlar. İnsan bütün işlerini kendisi için yapar. İnsan ancak kendini bir kenara bıraktığı zaman yaptıkları ilahi renge bürünür.


Kendinizi ortadan kaldırırsanız, bütün bunalımlarda kendiliğinden ortadan kalkacaktır.


Peygamberlerin birbirleriyle hiçbir ihtilafları yoktu. Bütün peygamberlerin hepsini bir yere toplayacak olursanız, aralarında hiçbir sorun çıkmaz. Çünkü Peygamberler için "her şey" sadece "bir şey"dir. Peygamberlerde "Ben" kenara atılmıştır, bu nedenledir ki peygamberler hakkında şöyle buyrulmuştur:


"Biz o cehennemden geçtik, cehennem sönük bir durumdaydı."


Hadiste varit olduğu şekliyle herkesin geçeceği bir sırat (köprü) vardır. Bu köprü, suya batarak gömülü kalan bir köprü gibi cehennemin ortasından geçiyor. Cehennem bu köprüyü her taraftan çepeçevre kuşatmıştır. Mümin bu köprüden geçmek isteyince cehennem, "Çabuk ol, neredeyse beni söndüreceksin, çabuk geç!" diye feryat eder. Ehlibeyt imamları ve peygamberler şöyle buyrulmuştur:


"Peygamberler ve Allah'ın veli kulları bu (sırat) köprüden geçince, cehennem söner."


Cehennemin sönüşü bizzat nefisten başlar. Gideceğimiz cehennem, bizim elimizle yaktığımız cehennemdir.


"...işte o, ellerinizin kazandığı (yaptıklarınız) sebebiyledir." (Şura; 30)

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler