19 Kasım 2017 Pazar Saat:
23:42
14-03-2017
  

İnsan Olarak Yaşamanın Şartı

Aklın Pratik Hükümleri Teorik Temellere Muhtaçtır

Facebook da Paylaş

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü



Her insanın kendi içinde bulabileceği ve onun hakkında yanılma ihtimali söz konusu olmayan huzurî (şuhudî ve sezgisel) bir bilgi olan saiktir bu...

Eğer insan din hakkında düşünmez, doğru bir dünya görüşü ve ideolojiye sahip olmazsa insanî mükemmelliğe ulaşamaz. Böyle birini gerçek anlamda insan bilemeyiz; daha farklı bir beyanla: İnsan olarak yaşamak için doğru bir dünya görüşü ve ideolojiye sahip olmak şarttır. Bu delil üç ilkeye bağlıdır:

1- İnsan kemal talep eden bir varlıktır.

2- İnsanî kemal aklın hükmünden kaynaklanan iradî davranışlar sayesinde gerçekleşmektedir.

3- Aklın pratik hükümleri, teorik bilgi ve tanımalar ışığında şekillenirler, bunların en önemlisi dünya görüşünün üç temel prensibidir: Varlığın kaynağını tanıma (=tevhid), yaşamın akibeti ve sonu (= mead) ve mutlu yaşam programını bulmanın garantili yolu (=nübüvvet)! Başka bir deyişle bunları varlıkbilim, insanbilimve yolbilim olarak da tanımlamak mümkündür.

İnsan Daima Kemali Arar

İçinden gelen eğilimler ve ruhsal isteklerine dikkat eden herkes, bunların çoğunun "kemale erişme" isteğinden kaynaklandığını görecektir. Aslında hiç kimse, kendisinde herhangi bir noksanlık olmasını istemez ve her nevi eksiklik, kusur ve ayıbını mümkün mertebe gidermeye çalışır, böylece istediği kemale ulaşmayı hedefler ve kusurlarını giderinceye kadar onları başkalarından gizler.

Bu eğilim, fıtrî çizgisinde hareket edecek olursa her nevi maddî ve manevî ilerlemeye yol açmakta, ama bir takım nedenler ve şartların etkisiyle bu çizgiden sapması hâlinde büyüklük taslama, ikiyüzlülük ve övülmekten hoşlanma gibi olumsuz sıfatlara neden olmaktadır.

Sonuç olarak kemal eğilimi insan ruhunun derinliklerinde yer alan güçlü bir fıtrî etkendir ve genellikle bu eğilimin gösterge ve sonuçları bilinçli bir ilgi odağına dönüşmektedir. Ama meseleye biraz dikkatle bakıldığında hepsinin "insanın daima kemali arayan bir varlık olması"ndan kaynaklandığı görülecektir.

İnsanın Kemali, Akla Uymasına Bağlıdır

Bitkisel varlıkların tekâmül bulması, dış etken ve şartların oluşmasına bağlı olan mecburî bir sonuçtur. Hiçbir ağaç kendi istek ve iradesiyle gelişip büyümez, kendisi istediği için meyve vermez, zira ağacın bilinci ve iradesi yoktur. Hayvanların tekâmülünde ise belli oranda bir tercih ve irade vardır; ama bu körü körüne hayvanî içgüdülerden kaynaklanıp sadece doğal ihtiyaçların giderilmesiyle kısıtlı olan ve her hayvanın kendi duyu organlarının gücüne bağlı bulunan sınırlı bilince sahip bir iradedir.

İnsan ise bitkisel ve hayvanî özelliklerin yanı sıra ruhsal iki avantaja da sahiptir: Bir taraftan, onun fıtrî istekleri sırf doğal ihtiyaçlarıyla sınırlı değilken, diğer taraftan akıl gücüyle donatılmış durumdadır ve aklı sayesinde bilgi dairesini sonsuza kadar genişletme şansına sahiptir. İşte bu özellikleri nedeniyledir ki iradesinin etki menzili tabiatın kısıtlı sınırlarını aşabilmekte ve sonsuzluğa eğilim duymaktadır. Bitkilere mahsus kemaller, nasıl özel bitkisel güçlerle gerçekleşiyorsa ve hayvanî kemaller içgüdülerle duyu ve hisse dayalı idraklerden kaynaklanan bir irade sayesinde tahakkuk buluyorsa; insanın gerçekte ruhsal kemalleri olan kendine has kemalleri de, onun bilinçli iradesiyle aklının kılavuzluğu sayesinde kazanılabilmektedir. Kemal ve beğeninin çeşitli kademelerini teşhis edebilen ve bir aykırılık veya tezahüm hâlinde, "daha iyi"leri tercih edebilen bir akıldır bu…

Binaenaleyh bir davranışın "insanca" olması; insana mahsus eğilimlerden kaynaklanıp aklın kılavuzluğunda hareket eden bir iradeyle gerçekleşmesine bağlıdır. Sırf hayvanî içgüdülerden kaynaklanan bir davranış ancak "hayvanî" bir davranış olacaktır. Nitekim insanın elinde olmadan kendi vücudunda gerçekleşen gayri ihtiyarî bir hareket [ör: göz kapaklarının hareketi gibi] mekanik bir güçle gerçekleştiğinden-iradî değil- sırf "fizîkî" bir hareket olarak tanımlanmaktadır.

Aklın Pratik Hükümleri Teorik Temellere Muhtaçtır

İradî davranışlar, istenen sonuca ulaşmak için birer vesiledirler ve değerleri de, bu davranışların yönelik olduğu amacın değerine ve ruhun tekâmülünde yaratacağı etkiye bağlıdır. Nitekim ruhsal bir kemalin kaybedilmesine sebebiyet veren bir davranış "olumsuz değere sahip" bir davranış olarak tanımlanacaktır.

O hâlde akıl, ancak insanın kemalleri ve bunların kademelerini bilmesi durumunda iradî davranışlar hakkında hüküm verip değerlendirmede bulunabilir; ancak insanın nasıl bir varlık olduğunu, onun hayat dairesinin çapının nereye kadar uzandığını, kemalde hangi dereceye kadar yükselebileceğini; kısacası, insanın varlığının boyutlarını ve onun neden yaratıldığını bilmesi hâlinde insanın davranışlarını gereğince ölçüp tartabilir.

Bu nedenledir ki doğru ideolojiyi (yani iradî davranışlara egemen olan değerler sistemini) bulabilmek, ancak doğru bir dünya görüşüne sahip olup meselelere doğru çözümler getirebilmeye bağlıdır; insanoğlu bu meseleleri halledemediği sürece davranışların değeri hakkında hiçbir zaman kesin ve doğru yargıda bulunamayacaktır. Nitekim hedef belli olmadığı sürece bu hedefe ulaştırabilecek yolu belirleyebilmek de mümkün değildir. Binaenaleyh dünya görüşünün temel meselelerini teşkil eden bu teorik bilgiler, aslında aklın pratik kuralları ve değerler sisteminin temel yapısı konumundadırlar.

Sonuç

Bu açıklamalar ışığında, dinî arayışın zaruretiyle doğru ideoloji ve hak dünya görüşünü bulabilmek için çaba göstermenin gerekliliği şu şekilde ispatlanmaktadır:

İnsanoğlu yaratılış ve fıtratı gereği kendi "insanî kemal"ine eğilimlidir ve birtakım şeyler yaparak aslında bu gerçek kemalini bulmak arzusundadır. Ne var ki istediği bu amaca, kendisini hangi iş ve davranışların yaklaştırabileceğini teşhis edebilmesi için öncelikle kendisinin "nihaî kemal"ini bilmesi gerekmektedir.

Bu da kendi varlığının hakikatinden haberdar olmasına, nereden gelip nereye gittiğini bilmesine bağlıdır; sonra da çeşitli hal ve davranışlarla kendi kemal kademeleri arasındaki olumlu veya olumsuz ilişkileri teşhis edebilmeli ve böylece insanî tekâmülüne ulaşmanın doğru ve sağlıklı yolunu bulabilmelidir.

Bu teorik bilgileri (dünya görüşünün temel kural ve prensiplerini) elde etmediği sürece doğru bir "davranış sistemini (ideoloji)" kabul etmesi mümkün olmayacaktır. İşte bu nedenledir ki doğru ideoloji ve dünya görüşünü içinde barındıran "hak din"i tanıyıp öğrenme yolunda çaba sarf etmek kaçınılmaz bir zarurettir ve o olmaksızın "insanî kemal"e erişebilmek mümkün olmayacaktır. Nitekim bu tür bir bakış açısı ve değerler sisteminden kaynaklanmayan davranışlar "insanî bir davranış" değildir. Keza, hak dini bulabilmek için hiçbir çaba sarf etmeyen ya da onu bulduktan sonra sırf kör bir inatla küfür yolunda ayak direyip hayvanî istekler ve geçici maddî zevklerle yetinenler aslında hayvandan öte bir nesne değildirler. Kur'ân-ı Kerim'in de buyurmuş olduğu üzere "…(dünyadan) faydalanır, hayvanların yemesi gibi yerler…"1.


Böyleleri, kendilerine bahşedilmiş olan insânî yeteneklerini boşa harcayıp berbat ettiklerinden pek acı bir cezaya çarptırılacaklardır: …Bırak yesinler, bırak faydalansınlar, varsın dünyevî arzularla oyalanıp dursunlar, bunun sonucunu çok yakında görecekler nasıl olsa!..2

 

-----------------------------------------------------------------------------------------------

1- Muhammed 12

2- Hicr 3

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler