11 Aralık 2017 Pazartesi Saat:
07:58

İnsanın Kabullendiği Emanet

17-08-2017 08:55


 

 

Ahzâb Suresi, 72. ayette yüce Rabbimiz şöyle buyurur:

 

"Kuşkusuz, biz o emaneti, göklere, yere ve dağlara sunduk, onlar bunu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ama insan onu yüklendi. O, çok zalim ve çok cahildir."

 

Ayette geçen, herkesin ve her şeyin reddedip de sadece insanın kabullendiği  "emanet" ve bu emanetin sunumu hakkında müfessirler ve âlimler arasında farklı görüşler vardır ki, en doğru görüş bize göre şudur:

Emanet; bir başkasının yanında vedia olarak bırakılan şey demektir. Vedia bırakmaktan amaç da yanında emanet bırakılan kimsenin o şeyi asıl sahibine teslim edinceye kadar korumasıdır. Allah'ın sunduğu bu emanet ise, ayetin devamı konumundaki 73. ayetten de anlaşılacağı üzere, öyle biz özelliğe sahiptir ki, emanete riayet veya hıyanet sonucunda iman, şirk ve nifak gibi sonuçlar ortaya çıkar:

 

"Bu; Allah'ın, münafık erkek ve münafık kadınlara, müşrik erkek ve müşrik kadınlara azap etmesi ve mümin erkek ve mümin kadınların tövbelerini kabul ederek onları bağışlaması içindir. Allah, sürekli bağışlayandır ve merhamet edendir."

 

Buna binaen emanet, tamamen hak dinle alakalı bir şeydir ve onunla ilgili insanların durumu üç kısımdır:

 

a) Emanete sahip olan mümindir

b) Emanetten yoksun olan müşriktir

c) Emanete sahip olmadığı hâlde sahip olduğunu iddia eden de münafıktır.

 

Emanetten kasıt "Hak Din" olduğuna göre, bundan maksat da çeşitli görüşlerin içinde Ehl-i Beyt'in açıklamasına uygun olan görüş, birtakım iyi ameller işlemek ve ilahî tariki kat etmek sonucu elde edilen ve en üstün derece olan ilahî velayet makamıdır. Bu velayet makamı öyle bir özelliktir ki, onu akıl ve ruhtan yoksun varlıkların yüklenmesi düşünülemez ve ancak bu iki değerli nimete sahip varlık onu kabullenip yüklenebilir ki, o da bizzat bu özelliklerle donatılan insandır.

 

İşte ilahî halifelik makamının yegâne adayının insan olması, onun böyle bir yeteneğe, istidat ve kabiliyete sahip olmasıdır. O hâlde, yerlerin ve göklerin bu emaneti reddetmesinin anlamı, lisanıhâlleriyle kendilerinde böyle bir yeteneğin olmadığını göstermeleridir.

 

Dolayısıyla onlara sunulan emanet ve onların cevabı tekvin diliyledir. Yani Allah kendine has velayeti yüklemek için göklerin ve yeryüzünün durumuna baktı, taşta kuşta öyle bir kabiliyet görmediği ve bu yeteneğin sadece insanda olduğunu gördüğü için onu insana yükledi. Böylece dağların taşların büyük, hacimli ve ağır olmalarına rağmen bu emanet kabul etmemelerinin anlamı, onu taşıyacak istidat ve kabiliyette olmayışları, aksine insanın öyle bir özelliğe sahip oluşudur.

 

İnsanın "zalim" ve "cahil" oluşu gerçeği ise onun için bir eksiklik sayılsa da onda böyle bir emaneti/ilahî velayeti taşıma liyakatinin olduğunun göstergesidir. Zira zulüm ve cehaletle ancak adalet ve ilim özelliğine sahip olabilecek kimse nitelenebilir. Dağı taşı kimse zulüm ve cahillikle niteleyemez çünkü, onda ilim ve adalet özelliğinin bulunmasının imkânı olmadığı için.

 

Buna göre ayetten şöyle bir anlam elde etmiş oluyoruz:

 

Biz ilahî velayeti ve ister söylem açısından ister eylem açısından en yüce kemal derecesine ulaşma konusunda bütün yarattıklarımızı gözden geçirip değerlendirdik; bunlar arasında kıyaslama yaptığımızda hiçbirinin bunu kabul edebilecek kabiliyetinde olmadığını gördük, insan hariç. İnsan ise ilim ve amel sahibi olduğu için bunu taşıyabilecek güçteydi, o nedenle de insana yükledik. Çünkü bu dünyada birileri Allah'ın halifesi olması gerekiyordu; onu da insandan başkası taşıyacak özellikte değildir. Eğer insan hem sözde hem de amelde buna sahip olur ve bu velayetle muttasıf olursa mümin olur. Amelen ve kavlen (sözlü olarak) reddeder de hiçbir gereğini yerine getirmezse müşrik/kâfir olur. Dilde sahip olduğunu iddia eder, kalben ve amelen öyle davranmazsa da münafık olur. Bu sebeple Allah her üçüne de inancına ve ameline göre muamele eder; birine nimetler verir, diğerlerine azap ve cezalar.

 

Bu arada ilahî velayetin çeşitli tezahürleri vardır. Ki onlardan biri imamettir, öyle bir velayete en kâmil derecede sahip olan Ehl-i Beyt'i sevmek ve onlara uymaktır. Aynı şekilde, ayetteki ilahî velayet olan emanet (ki insanın yaratıldığı ilk günden var olan ve onu halifelik makamına getiren bir kemal derecesidir) bu geniş anlamının dışında, bu yüce nimete sahip kimseler olmaları hasebiyle Ehl-i Beyt'in imamet ve sevgisi manasındaki velayetine de uyarlanmıştır bazı hadislerde. Yani imamet ve Ehl-i Beyt sevgisi de bu genel manadaki velayetin mısdaklarından biri ve en barizi olarak ifade edilmiştir Ehl-i Beyt kaynaklı çok sayıdaki rivayette. Geneli bariz örneklerinden olan özele uyarlamanın ise Kur'ân'da örnekleri çoktur.

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !