20 Kasım 2017 Pazartesi Saat:
15:36
25-05-2017
  

İnsanın Zulmüne Dair Bir Hasbihal

İnsanlık Aman Dilerken Bu Vurdumduymazlık Niye?

Facebook da Paylaş

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

H. ZEKİ TÜMAY

 

Aslında insan kafasını çevirip şöyle bir geçmişine baktığında, hem geçmişte kalan ömür maceraları gözünde bir kez daha acısıyla tatlısıyla şekillenir, hem de ömür güzergahında ne kadar zaman tükettiğinin biraz olsun farkına varır; 'Eyvah geçti ömrü baharım geriye ne kaldı ki?!' diye içinden şöyle bir hayıflanır ve sonra elinden ne gelir ki?

 

Ey divane gönül! böyle hayıflanmadasın. Gerçekten de öyledir, müruru zaman veya zaman aşımı namı diğer; elimizden nelerimizi almadı ki?

 

Şu geriye kalan ömrümüzü de neden almasın ki. Yani bir başka deyimle şu gerçeği ifade etmeye çalışacak olursak şayet, şunu çok iyi bilmeliyiz ki; İslami kaynaklardan elde ettiğimize göre, insanın dünya hayatında sahip olduğu üç önemli şeyden söz edilir; birisi sahip olduğu mal varlığıdır ki ruh bedeni terk eder etmez, malı da sahibini terk eder. ikincisi aile, akraba ve eşi dostudur ki onlarda ne yazık ki mezara defnedilir edilmez ayrılır giderler. Üçüncüsü ise iyisiyle kötüsüyle bütün amelleridir. O ve amelleri baş başa kalırlar. Daha düne kadar veya biraz öncesine kadar her şeyin sahibi ve egemeni olduğunu hesap eden bu şahıs, şimdi hiç bir şeysiz, meteliksiz ve metafizik şartlarına göre oldukça vasıfsız sayılabilecek bir konumdadır. Artık merhamet dileyecek bir duruma düşmüştür. İşte Kuran-ı Kerim ikliminde gezinirken böylesi bedbahtların yararı olmayacak yakarışlarına şahit oluruz:

 

"Keşke ben toprak olsaydım."

 

Nebe suresinin son ayet-i kerimesindeki gibi ayetlerin tümü bu gerçeği anlatmaktadır. Ayrıca Hz. Peygamber (saa) ve Pak Ehl-i Beyt'i (as) kaynaklı hadis ve rivayetlerden de şu su götürmez gerçekleri de öğrenmekteyiz; yani insanın Rabbine karşı sorumluluklarını iki ana başlıkta özetleyebiliriz: Allah Hakkı ve Kul Hakkı.

 

Bu söz konusu iki hakkın da neler olduklarını neredeyse bilmeyen yoktur. Yani birtakım haklar sırf yüce Allah'ın kendi hakkıdır, o haklardan dolayı hiç bir kimse müdahalede bulunamaz.  Allah'a 'Bu kulunu niye cehenneme veya cennete attın?' diyemez. Fakat kulların kendi haklarını dünya hayatında ihlal eden birisini, o mağdur durumundaki kulun rızası olmadan yüce Allah onu ne affeder, ne de cennetine götürür. Kul hakkı bu kadar önem arz ederken, nedendir bilinmez bir kısım insanlar bu hususta battıkça batmadadır, zulmettikçe keyiflenmededir ve ne yazık ki bu malum zulümlerin büyük bir kısmını da oldum olası haşa Allah adına, din aşkına ve mukaddesatı uğruna yaptığına inandırılarak yapmaktadırlar.

 

İşte insanların düşünce ve icraatlarında şekillenen böylesi ucubeler, çok üzülerek belirtmeliyiz ki; mazlum olan İslam'a mal edilmekte ve faturası da yine İslam'a  ve  Müslümanlara kesilmektedir. Hal böyle olunca İslam ise modern dünyanın kamu vicdanında barbar ve insan haklarına saygısız bir din ve ekol olarak gösterilmektedir. Zaten düşmanın varmak istediği noktada budur.

 

İster istemez insan şu kadarını düşünmeden edemiyor, insan mı İlahının kurallarına uymalı? yoksa o kurallar mı insanın egolarına göre kendini baştan aşağı yeniden dizayn etmeli? Aslında her insan, iyi kötü ayrımı yapılmadan şu konuyu şöyle derinlemesine düşünmeli ve irdelemelidir; Şu hiçe sayıp çiğnediğim İlahi ve biraz olsun onun paralelindeki beşeri kurallar, bir gün gelir senin için de bir can simidi konumunda olur. Ve yüksek sesle haykırmak zorunda kalabilirsin: 'Yok mudur insan hakları? Yok mudur can kurtaran? Yok mudur hayatımı bana bağışlayan?' İşte böylesi bir ortamı hayal ederse o, bugün ipe sapa gelmezler, umarım o zaman kendilerine bir çeki düzen vermek zorunluluğu hissedebilirler.

 

Bakın hep dua ederken şöyle deriz; 'Allah'ım zalimi zalime duçar eyle!' Rad Suresi 7. ayette Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

 

"Allah hiç bir kavmin kaderini kendileri değiştirmedikleri sürece değiştirmez."

 

Buna göre biz İslam ümmeti neyi istiyorsak kendi coğrafyalarımızda aynısını da buluyoruz. Bu aslında bugünkü İslam adına, kendi başına buyruk hareket eden kanun-kural tanımazların yarattıkları iğrençlikler ortamıyla aslında ne kadarda örtüşüyor değil mi? Yani böylesi zavallı yaratıklar esasen hep kendi bindikleri dalı kesmedeler, kendi hazin sonlarını hazırlamadalar ve Aran'da buğdaydan Bağdat'ta da hurmadan olmadalar. Bu duruma insanlık adına üzünülmez mi? Böylesi sahnelere, sen ki kainatın göz bebeğisin Ey insan! Bu kadar süflileşmen niye? Sen yön levhasıydın hani, sen kainatın şirazesiydin ve sen meleklerin imrendiği bir varlıktın. Aşağılarda tökezlemen nedendir? Var hesabını kendi kendine sor. Bize orta ümmet olmamız emredildi, bizden İslam kardeşliğini, diğer bütün beşeri değerlerden üstün tutmamız istendi. Renkler, ırklar, diller ve yaşanılan coğrafyalar sizi birbirinizden sakın uzak tutmasın. Aranızda kuracağınız gönül köprüleri sizi birlerinize çok yakın tutsun istendi.

 

Evet, dünya ve dünyalılara adaleti vaat eden İslam profili nerede? Bugünkü modern dünyaya aktarılan İslam ucubesi nerede? Hani biz bütün cihanı ve insanlığı aydınlatacaktık?! Bütün dünyalılara biz anlatacak ve gösterecektik ve hani kurt ile kuzuları biz uzlaştıracaktık.?! Nerede şimdi? Kurtlar alemi istila etmiş Ya Resulullah! Ümmetin birbirinin kasabı olmuş. Birbirlerini tekfir ediyorlar ve birbirlerinin katline ferman veriyorlar. Bu ne uğursuz çığlıklardır İslam beldelerinden yükselen Ya Rab! Her biri diğerini katlederken cennet muştusuyla avunmaktalar, avuçlarını yalasalar daha iyi olmaz mı?

 

Evet, ey kendisini biraz olsun sorumlu hisseden Müslüman kardeşim! Bari sen yatma. görmüyor musun ortalık yangın yerine dönmüş, biçareler senden medet ummada ve her birisinin dilinden şu cümleler dökülmede:

 

"İnsanlık aman dilerken bu gaflet ve bu vurdumduymazlık niye!?"

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler