22 Ekim 2018 Pazartesi Saat:
20:31
30-04-2018
  

İntizar (Zuhuru Beklemek)

Ya Allah! Ya Rahman! Ya Rahim! Ey kalpleri çeviren! Benim kalbimi dinin üzere sabit kıl!

Facebook da Paylaş

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Musa AYDIN

 

İntizar, beklemek manasına gelir.“İntizar-ı Ferec”; Kur’an’ın bir vaadi olan[1] insanlığın zulümlerden, kötülüklerden, tevhidi hakikatleri kavramasına engel unsurlardan kurtuluşuna vesile olacak, ilahî ve insani değerleri, özellikle adaleti evrensel düzeyde her yere hâkim kılacak, salihlerin yeryüzüne hâkimiyetini sağlayacak kurtuluş hareketini ve Resulullah’ın ve Ehlibeyti’nin yüzlerce hadisinde açıkladığı ve bütün özelliklerini ortaya koyduğu üzere bu hareketi gerçekleştirecek olan Hz. Mehdi’nin (a.f) zuhurunu beklemeye denir.

 

Resulullah(s.a.a) ve Ehlibeyti’nden nakledilen hadislerde“İntizarın, en faziletli amel, en faziletli ibadet ve en faziletli cihad”[2] olarak tanıtıldığını görmekteyiz.

 

Birçokları bunu ilk duyduklarında doğal olarak şaşırıyorlar. Çünkü basit zahmetsiz gibi görünen bir şeyin en faziletli amel, ibadet ve cihad olarak tarif edilmesi elbetteilginç geliyor insana.

 

Peki, intizarı bu kadar önemli kılan nedir? Bu kavramın altını dolduracak ve onun arka planı sayılabilecek gerçekler nelerdir?İnşaallah bunu birkaç maddede izah etmeye gayret edeceğiz:

 

1- Geleceğe Umut:

 

Umutsuz bir insan aslında hareket eden bir ölü gibidir. Böyle birisinden hiçbir hayır, fayda, faaliyet ve eylem beklenemez. Böyle birisinin ne kendisine bir faydası olur ne de insanlığa. Evet, iman ehli bir kimsenin, Allah dostlarının, iman cephesinin, müstazaf ve mazlumların mücadele ve emeklerinin boşa çıkmayacağını, evvela Kelimetullah’ın, ilahî ve tevhidi gerçeklerin âlemde yaşamasını ve sonunda da arzulanan sonucaulaşacağını ve bu ilahî davanın başarıya ulaşıp insanlığın kurtuluşuna vesile olacağını bilmesi ve buna inanması, ona “Ben de bir şeyler yapmalıyım, benim de bu çorbada bir tuzum olmalıdır.” düşüncesini telkin eder.Bu yüzden Emirü’l-Müminin Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır:

اِنتظروُا الفرج و لاتيأسوا من روح الله، فانّ أحبّ الأعمال إلي الله (عزّ وجلّ) انتظار الفرج.

 

“Ferec ve kurtuluşu bekleyin ve Allah’ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Şüphesiz Allah’a göre (Azze ve Celle) amellerin en sevimlisi, fereci beklemektir.”[3]

 

2- İntizar ve Niyet İlişkisi:

 

İslami öğretilerimize göre niyetin insanın manevi kazanımlarında fevkalade ve büyük bir rol oynadığını biliyoruz. Öyle ki birçok zaman insan hayırlı, halis, derin ve geniş çaplı niyetiyle amelle kazanamayacağı nice kazanımlar ve sevaplar elde eder. Bu yüzden Resulullah’tan (s.a.a) şöyle nakledilmiştir:

نية المؤمن خير من عمله.

“Müminin niyeti amelinden daha hayırlıdır.”[4]

 

İnsan başkalarının yaptığı amellere gösterdiği rıza ile onların amellerine ortak olabilir. Yapma imkânı olmadığı halde yapmayı cidden ve samimiyetle arzuladığı nice büyük ve önemli amellerin sevabını onları yapmış gibi alır. Hadislerde bunlara birçok örnek zikredilmiştir ki sözü uzatmamak için onlaradeğinmeyeceğiz.

 

Şimdi bu gerçekten hareketle, intizar meselesine gelirsekinsanlığın küfürden,şirk ve dalaletten kurtuluşunu ve evrensel ilahî adalet ve hâkimiyetin gerçekleşmesini, bütün iyilik ve güzelliklerin yaşandığı bir dünyanın oluşmasını gerçekten arzulayan ve o doğrultuda elinden geleni yapmaya gayret eden bir kimse o günü görsün veya görmesin, o sonuca şahit olsun veya olmasın mutlaka bu niyetine göre sevap ve mükâfatını alacaktır. Böyle bir inanca sahip olan kimse, bütün peygamberlerin ve salih kulların tarih boyunca çektiği zahmetlerin er geç meyvesini vereceğini ve bu zahmetlerin heba olmayacağını kendisi olsa da olmasa bilir ve bundan dolayı bundan dolayı mutlu ve huzurludur.

 

Bu yüzden hadiste şöyle geçer:

 

“Bizim işimizi bekleyen (yani zuhuru, evrensel Mehdevîdevleti bekleyen) kimse, Allah yolunda kanına bulanmış kimse gibidir.”[5] Neden, çünkü Allah bu kulun o günü görmesi halinde var gücüyle o mücadelede yer alacağını ve gerektiğinde canını bile bu yolda feda edeceğini bilmektedir. İşte Rabbimiz onun halis ve samimi niyetine göre onunla muamele edecektir. Nitekim hadislerimizde şöyle geçer: “Bir kimse İmam Hüseyin’e (a.s) hitaben ‘Keşke ben de sizinle olsaydım da o büyük feyiz ve kurtuluşa ermiş olsaydım.’derse(ve bu sözünde de ciddi, ihlaslı ve samimi olursa), Kerbela’da bulunmuş ve şehit olmuş gibi Allah ona sevap verir.”[6]Cabir b. Abdullah-i Ensari da Erbein’deKerbela’ya geldiğinde aynı şeyi söylememiş miydi?

 

3- İntizar ve Hazırlık İlişkisi:

 

İntizar (bekleyiş) Arapça bir kavramdır ve Arapça lügatler onu şöyle tarif ederler:

 

“İntizar,  beklediği bir şey için insanı hazırlanmaya iten bir ruh halidir. Zıddı ise ümitsizliktir. Bu halet-i ruhiye, yani intizar hali ne kadar şiddetli olursa, hazırlanma azmi ve şevki de o kadar şiddetli olur.” Evet, insan ne kadar büyük ve değerli bir şeyi ve ne kadar çok sevdiği birisini beklerse, o derece onun gelişi için kendini ve ortamını hazırlamaya çalışır. Şimdi Hz. Mehdi’nin (a.f) gelişini bekleyen bir kimsenin neyi beklediğine bir bakalım. Evet, onu bekleyen kimse, insanlık tarihinin en büyük ve en muhteşem olayını, yani “Evrensel ilahî hâkimiyeti ve adalet devletini” beklemektedir. Bütün semavi kitapların ve peygamberlerin müjdelediği ilahî vaadin tahakkukunu beklemektedir. Bu olayın önemiyle orantılı olarak, onu gerçekleştirecek olan şahsiyetin de ne kadar önemli olduğunu bilerek o müstesna, ilahî hücceti ve insan-ı kâmili beklemektedir. Bunun farkında olan kimse, böyle bir günde, öyle bir şahsiyetin huzurunda bulunmanın ulvi ve ilahî hedefleri doğrultusunda onun bir neferi, hizmetçisi ve askeri olabilmenin liyakat gerektirdiğini ve dolayısıyla kendisinde bu liyakat ve kabiliyeti oluşturması gerektiğini bilmez mi?İşte “İNTİZAR” o gün için liyakat kazanma çabasından başka bir şey değildir. İntizardan bahseden şu hadisler de aynı gerçeği vurgulamıyor mu?:

لیعد احدکم لخروج القائم و لو سهما.

İmam Cafer Sâdık (a.s) şöyle buyurmaktadır: “Sizden kim Kâim’in (a.s) ortaya çıkmasını bekliyorsa, bir ok temin etmekle de olsa (o gün için ) hazırlansın.”[7]

 

Ayetullah Cevad-i Amuli’nin tabiriyle bunun bir temsil olduğu aşikârdır. Verilmek istenen mesaj şudur: “Kimin hangi alanda neyi yapabilme imkân ve kabiliyeti varsa, onu gerçekleştirmeye çalışarak kendini o gün için hazırlamalıdır.”

 

Resulullah’tan (s.a.a) şöyle nakledilmiştir:

 

طوبى لمن ادرک قائم اهل بیتى و هو مقتد به قبل قیامه، یتولى ولیه و یتبرأ من عدوه و یتولى الائمه الهادیه من قبله، اولئک رفقائى و ذوو ودّى و مودّتى و اکرم امتى علىّ.

“Ne mutlu Ehlibeyt’iminKâim’ini idrak edecek kimseye; o ki, kıyamından önce ona (Kaim’e) uymaya çalışmış, onun dostuyla dost olmuş ve düşmanından teberri etmiş ve ondan önceki hidayet imamlarının velayetini kabul etmiş kimsedir. Onlar benim arkadaşlarım, dostlarım ve benin gözümde ümmetimin en değerli olanlarıdır!”[8]

 

Bir diğer hadiste İmam Cafer Sâdık’ın (a.s) Ebu Basir’e hitaben şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

 

يا أبا بصير! طوبى لشيعة قائمنا المنتظرين لظهوره في غيبته، والمطيعين له في ظهوره، أولئك أولياء الله الذين لا خوف عليهم ولا هم يحزنون.

“Ey Ebu Basir! Ne mutlu Kâim’imizinşialarına; onlar ki gaybetinde onun zuhurunu bekler ve zuhur ettiğinde ise ona itaat ederler. İşte onlar ne korkuları olan ve ne de (umutsuzca) hüzünlenen Allah’ın dostlarıdırlar!”[9]

 

Bu iki hadisi yan yana koyupdeğerlendirdiğimizde çıkan sonuç şudur: Aslında zuhur zamanında İmam’a itaat edecek kimseler, gaybet zamanında ona itaat edenlerkimselerdir. Yani zuhur zamanındaki itaate zemin hazırlayan gaybet zamanındaki itaattir.

 

4- Gaybet Zamanında İmanı Korumanın Zorluğuyla Orantılı Sevap:

 

Evet, gaybet zamanının zorlukları gerçekten de huzur zamanıyla kıyaslanmayacak kadar çoktur. İki açıdan, birincisi gaybette olan bir İmam’a imanın zorluğu, ikincisi başında hazır imam ve İlahi hüccet olmadan imanın gereklerini yerine getirmenin, imanlı ve takvalı kalabilmenin zorlukları. Hz. Resulullah (s.a.a) “Ahir Zaman”dakibu zorlukları şu şekilde beyan etmiştir:

 

لاحدهم اشدّ بقیه على دینه من خرط القتاد فى اللیله الظلماء، او کالقابص على جمر الغضا، اولئک مصابیح الدجى.

“(Ahir Zamanda-Gaybet zamanında bulunanlardan) birisinin dinini koruyabilmesi, karanlık bir gecede dikenli bir ağacı eliyle soymaya veya elinde ateş korunu tutmaya benzer. İşte bunu başaranlar karanlıkların kandili sayılırlar.[10]

 

Hz. İmam Hüseyin’den de (a.s) şöyle nakledilmiştir:

 

أما أنَّ الصابر في غيبته على الأذى والتكذيب بمنزلة المجاهد بالسيف بين يدي رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم.

“Onun gaybetinde eziyet ve yalanlamalara sabreden kimse, Resulullah’ın (s.a.a) huzurunda kılıç kullanan mücahid gibidir.”[11]

 

Bir yandan bu zorlukları diğer yandan da Resulullah’ın (s.a.a) “En faziletli amel, en zor ameldir.”[12]buyruğunu dikkate alırsak, gaybet zamanında İmam’a inanarak ve ona layık olmaya çalışarak zuhurunu beklemenin neden en faziletli amel, ibadet ve cihad olduğunu daha iyi anlamış oluruz.

 

5- İmam’ın Zuhurunun Ani Olacağı ve İmam’ın Kendi İlmiyle Hükmedeceği:

 

Bazı hadislerde İmam’ın zuhurunun ani bir şekilde (bağteten) gerçekleşeceği,[13] diğer bazı hadislerde ise İmam’ın Hz. Davud’un hükmüyle, yani kendi ilmiyle hükmedeceği vurgulanmıştır.[14] Bildiğimiz gibi Resulullah (s.a.a) şahit ve yeminle yani zahiri delillerle insanlar hakkında hükmediyordu. Ama Hz. Mehdi (a.s) kendi ilmiyle, yani gerçeklere dayalı hükmedecektir. Çıkan sonuç şudur: Hz. Mehdi (a.f) geldiğinde insanların iç dünyası ona saklı olmayacak ve kimse batın yüzünü ondan saklayamayacaktır. Evet, zuhuru bekleyen kimse böyle bir duruma da kendini hazırlamalıdır. Dolayısıyla zuhur gerçekleşmeden kendini ıslah etmeye ve varsa günahları onlardantevbe ve takvayla temizlenmeye çalışmalıdır ki İmam (a.s) zuhur ettiğinde kendisini rezil olmaktan korumuş olsun. Zuhurun ne zaman olacağını da kimse bilmediği için ve her şey ani gelişeceği için insan zuhurun her an olabileceği ihtimalini vererek o gün için kendini hazırlamalıdır. Tıpkı ölüm gibi… Bu şuur, dikkat ve titizlikle zuhuru beklemek elbette en faziletli ibadet, en faziletli amel ve en faziletli cihad-ı ekber olacaktır.

 

Bu söylediklerimizden hareketle bazı kimselerin “Mehdi’yi (a.f) beklemek bir nevi afyondur. İnsanı pasifize eden, sorumsuzlaştıran bir düşüncedir.” sözünün de ne kadar saçma ve cahilane bir söz olduğu da böylece ortaya çıkmış oldu.

 

Son olarak gaybet zamanında imanın korunması için imamlarımızdan nakledilen iki duayı da aktararak yazıyı noktalamak istiyoruz.

 

İmam Cafer Sâdık (a.s) ashabından olan Zürâre’yegaybet zamanından bahsettikten sonra şöyle buyurmuştur: “Ey Zürâre! Eğer o zamanı idrak edersen, şu duayı sürekli oku:

 

اللَّهمَّ عرّفني نفسك فإنّك إن لم تعرّفني نفسك لم أعرف رسولك، اللَّهمَّ عرّفني رسولك فإن لم تعرّفني رسولك لم أعرف حجّتك، اللَّهمَّ عرّفني حجّتك فإنّك إن لم تعرّفني حجّتك ضللت عن ديني.

“Allah’ım! Kendini bana tanıt, eğer kendini bana tanıtmazsan şüphesiz ben Resul’ünü tanıyamam. Allah’ım! Resul’ünü bana tanıt; eğer Resul’ünü bana tanıtmazsan, şüphesiz hüccetini tanıyamam. Allah’ım! Hüccetini bana tanıt; eğer hüccetini bana tanıtmazsan, hiç kuşkusuz dinimden saparım!”[15]

 

Bir diğer hadiste İmam Sâdık (a.s) Ebu Basir’e hitaben “Ğariq Duası” diye adlandırdığı duayı gaybet zamanında imanının korunması için sık sık okumasını tavsiye etmektedir. Dua şöyledir:

 

يا اَللَّهُ يا رَحْمنُ يا رَحِيمُ يا مُقَلِّبَ القُلُوبِ وَالأَبْصارِ ثَبِّتْ قَلْبِي عَلي دِينِکَ.

“Ya Allah! Ya Rahman! Ya Rahim! Ey kalpleri çeviren! Benim kalbimi dinin üzere sabit kıl!”[16]

 

Rabbim İmamımızın zuhurunu acil eylesin ve bizleri gerçek muntazırlardan ve İmam’ımızın salih ve layık yareninden mukadder buyursun. Amin!

 



[1]- Enbiyâ, 105.

[2]- Biharü’l-Envâr, c.52, s.122-125, c.77, s.143, Müntehebü’l-Eser, s.223, Yevmü’l-Halâs, s.232,

[3]-  El-Hisâl, s.616.

[4]- El-Kâfi, c.2, s.84.

[5]- Kemâlü’d-Din, s.645.

[6]- Bihârü’l-Envâr, c.44, s.286.

[7]- El-Gaybe -Numâni-, s.320.

[8]- Bihârü’l-Envâr, c.52, s.130.

[9]- Kemâlü’d-Din, c.2, s.357.

[10]- Bihârü’l-Envâr, c.52, s.124.

[11]- Kemâlü’d-Din, c.2, s.318.

[12]- Bihârü’l-Envâr, c.67, s.191.

[13]- El-Gaybe –Nu’mâni-, s.279.

[14]- El-Kâfi, c.1, s.397.

[15]- Muntehe’l-Âmâl, c.2, s.866.

[16]- Bihârü’l-Envâr, c.52, s.149.

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler