17 Ekim 2017 Salı Saat:
00:54

Irak’a Dair Gerçekler ve Musul’a Dair Senaryolar

09-12-2016 12:39


 

Musul merkezli Neyneva ilinin gelecekteki statüsü konusunda ilan edilmiş bir uzlaşma bulunmadığı için “Kadimun Ya Neyneva” (Geliyoruz Ey Neyneva) operasyonu, şimdilik sadece IŞİD’e karşı bir askeri zafer vaat edebiliyor.

 

Halbuki IŞİD’in 10 Haziran 2014’te Musul’dan başlamak üzere Neyneva, Selahaddin ve el-Enbar’ın büyük bir bölümünü işgal etmesi, örgütün askeri gücüyle değil, bu illerin statüsü ile ilgili yaşanan tartışmaların yarattığı toplumsal, siyasi ve askeri ortamla ilgili bir durumdu.

 

Bir başka ifadeyle, NeynevaSelahaddin ve el-Enbar ile Diyala ve Kerkük’ün bazı bölgeleri Irak ordusu çok korkak ve IŞİD de askeri açıdan karşı konamaz bir güç olduğu için düşmüş değildi.

 

IŞİD bir sonuç; ama neyin sonucu?

 

2014’te Irak ordusunu savaşmadan çekilmek zorunda bırakan; IŞİD’i ise güçlendiren en temel etkenler 2011’deki Suriye kriziyle paralel olarak Irak’ın idari yapısı konusunda başlayan tartışmalar ve dışarıdan müdahalelerle ortaya çıkan güvenlik bunalımıydı.

 

Zira IŞİD, 2003’ten sonra ‘Irak el-Kaide’si’, 2005’ten sonra da ‘Irak İslam Devleti’ adıyla Irak’ta hep var olagelmiş; ancak Sünnilerin federalizme karşı olduğu bütün bu süre boyunca hiçbir zaman ne 2014’teki kadar toplumsal destek bulabilmişti ne de bu ölçekte bir toprak hakimiyeti kazanabilmişti.

 

2014’ten sonra ‘İslam Devleti’ adını kullanan örgüt, 2003’ten 2011’e kadar olan dönemde ilk defa ve sadece 2005’te toplumsal desteğe kavuşabilmiş ve elde ettiği bu toplumsal destek sayesinde de ‘Irak İslam Devleti’ ilan etmişti.

 

Çünkü Sünniler, 30 Ocak 2005’teki siyasi süreçleri boykot edip silahlı direniş kararı almıştı ve bu ortam da ‘Irak el-Kaide’sine’ Sünni silahlı direnişe liderlik yapma ve ‘Irak İslam Devleti’ şeklinde büyüme imkanı vermişti.

 

Ancak Sünnilerin boykot kararının kendilerinin zararlarına olduğunu fark etmesi ve 15 Aralık 2005’te siyasi sürece dahil olması; ardından da ‘Uyanış Konseyleri’ kurarak destek verdikleri el-Kaide’ye savaş ilan etmeleri, ‘Irak İslam Devleti’nin sonunu getirdi.

 

Irak el-Kaide’sinden hilafet devletine

 

Peki, 2010’a gelindiğinde Irak’taki tüm eylem kapasitesi, bazı kentlerde bombalı araç saldırıları yapmakla sınırlı kalan Irak İslam Devleti nasıl oldu da 2011’den itibaren yeniden toprak hakimiyeti kazandı ve 2013’te Irak-Şam İslam Devleti’ne 2014’te de ‘Hilafet Devleti’ne dönüşebildi?

 

Türkiye’deki resmi görüşe ve Ankara’nın Sünni müttefiklerine göre 2010’da yok olmak üzere olan örgüt, “Nuri el-Maliki’nin Sünnileri dışlayan mezhepçi politikalarının yarattığı öfke birikmesinin bir sonucuydu.”

 

Halbuki Irak’ta 2005’ten beri hiçbir dönemde meclis çoğunluğuna dayalı bir hükümet kurulmadı. Dolayısıyla da meclis çoğunluğuna dayalı bir iktidar ve iktidar dışı bir muhalefet hiçbir zaman olmadı.

 

Seçimlere katılan her siyasi koalisyon, meclisteki sandalye sayısına göre hükümette temsil edildi. Yani dışlandığı söylenen Sünniler; cumhurbaşkanı yardımcısı, başbakan yardımcısı, meclis başkanı ve kabine üyeleri olarak her dönemde Şiiler ve Kürtlerle birlikte iktidarın bir parçası olageldi.

 

Nitekim Sünnileri dışladığı söylenen Maliki’nin kabinesindeki Sünni bakan sayısı ile onları dışlamadığı kabul edilen Haydar el-İbadi kabinesindeki Sünni bakan sayısı oransal olarak aynı kaldı.

 

Öte yandan “Sünni öfke birikmesine” sebep olduğu için Nisan seçimlerinin galibi olduğu halde üçüncü kez hükümet kurmasına izin verilmeyen Maliki gittiği ve “Sünnilerin de dışlanmadığı” İbadi kabinesi kurulduğu halde ne öfke birikmesi azaldı ne de Iraklı Sünniler kentlerini IŞİD işgalinden kurtardı.

 

Hilafet devletine giden yol Suriye ile Sünni federal bölgeden geçti

 

Çünkü aslında 2010’da neredeyse yok olan örgütü, 2011’den sonra ihya eden iki ana etken şunlardı:

 

1- Suriye krizi: Örgüt, ABD ve bölgesel müttefikleri tarafından desteklenen Suriye krizi sayesinde ihtiyaç duyduğu militana ve silaha kolayca ulaşma imkanı buldu. Toprak hakimiyeti ve kendini finanse edecek gelir kaynakları kaznadı. Bu sebeple de 2013’te “Irak-Şam İslam Devleti” şeklinde büyüdü.

 

2- Sünni federal bölge talebi: Iraklı Sünniler, 2005’teki siyasi süreçlerden beri federalizme Irak’ı böleceği gerekçesiyle şiddetle karşı çıkıyordu. O dönemlerde Türkiye de Irak’ın toprak bütünlüğü gerekçesiyle anayasal statü kazanmış olan Kürdistan Bölgesi’ne bile kuşkuyla bakıyordu.

 

Ancak 7 Mart 2010 seçimlerinden sonra Türkiye, Amerika ve Suudi Arabistan’ın tüm desteğine rağmen hükümeti el-Irakiye koalisyonu lideri İyad Allavi’nin değil, Kanun Devleti koalisyonunun lideri Nuri el-Maliki’nin kurması Ankara’yı ve müttefiki olan Sünni grupları yeni arayışlara itti.

 

“Irak’ın toprak bütünlüğü” Ankara için mazide kalan hoş seda

 

Kürdistan Bölgesi ile kurduğu ilişkiler sayesinde Türkiye artık federalizmi bir fırsat olarak görüyor ve müttefiki olan Sünnileri de federal bölgeye teşvik ediyordu.

 

O kadar ki 2007’de güneyde federal bölge kurma teklifini Sünnilerin tepkisi sebebiyle geri çeken Irak İslami Yüksek Konseyi bile Türkiye’ye en yakın Şii parti olmasına rağmen Ankara’nın bu tavır değişikliğinden rahatsız olmuştu.

 

Elbette yeni bir federal bölge kurmak Irak’ta anayasal bir haktı ve il meclislerinde federal bölge kurulması için karar alınması ve bunun referandumla kabul edilmesi bölgenin kurulması için yeterliydi.

 

Dolayısıyla el-Enbar, Selahaddin ve Neyneva’da bir federal bölge kurulmasının önünde yasal veya merkezi hükümetten kaynaklanan bir siyasi engel bulunmuyordu.

 

Kanun Devleti İttifakı milletvekili Sadık el-Leban da “Irak anayasası çerçevesinde her ilin federal bölge kurması yasal bir haktır. Ancak federal bölgenin silah zoruyla kurulması, anayasaya ve siyasal süreçlere darbe yapan terörist bir adım olacaktır”[4] diyerek buna işaret ediyordu.

 

Sünni bölgenin asıl sorunu Sünnilerin tamamının ikna edilememesi

 

Asıl sorun Sünni federal bölge kurulması konusunda Sünniler arasında bir uzlaşma olmamasından ve bunu sadece Türkiye destekli Sünni grupların dayatmayla ve yasal prosedürlere uygun olarak yapmamasından kaynaklanıyordu.

 

2011’den itibaren Türkiye destekli Sünni gruplar ile Irak merkezi hükümeti arasındaki sorunların temelini Sünni federal bölge meselesi oluşturdu. Nitekim 2011’de bile el-Enbar ilinde merkezi hükümetten bağımsızlık ilan edilmiş ve dönemin Başbakanı Maliki de “yasa dışı ayrılıkçı bir girişim” diye niteleyerek buna tepki göstermişti.

 

Başta Nuceyfi ailesi olmak üzere Sünni federal bölge talep edenlerle merkezi hükümet arasındaki çelişkiler, tıpkı Sünnilerin siyasi süreci boykot ettiği 2005’teki gibi IŞİD lehine bir toplumsal ve siyasi zemin yarattı.

 

Amman’a Sünni bölge için gidip, Musul’da hilafet devletine uyanmak

 

Haziran 2014, bunun zirvesiydi ve Irak’ta yayımlanan es-Sabah gazetesinin haberine göre IŞİD’in Musul saldırısından 2 gün önce 13 örgüt, IŞİD’le ittifak yapmıştı.

 

Musul’un düşmesinin Amman’da alınan bir kararın[7] sonucu olduğu ispat edilmiş bir iddia olmasa da toplantıyla ilgili adı geçen tarafların Musul’un düşmesi sonrası sergilediği tutumlar bu iddiayı teyit eder nitelikte oldu.

 

Zira bu tarafların hiçbirinde Irak’ın en büyük Sünni ilinin bir terör örgütünün eline geçmesinden dolayı tedirginlik veya panik yoktu, hepsinde adeta bir memnuniyet söz konusuydu.

 

Örneğin dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’na göre “IŞİD dediğimiz yapı, bir çekirdek olarak, radikal terörize bir yapı olarak görülebilir ama oraya katılan kitlelerin ki bu kitlelerin içinde Türkmenler ciddi çoğunluktadır, Sünni Araplar var, Kürtler var, bunu böyle bilmek lazım.”dı.

 

Şu an haberini kaldırmış olan devletin resmi haber kaynağı Anadolu Ajansı’na göre IŞİD’in eline geçtikten sonra “Musul’da sessizlik ve sakinlik hakim” olmuştu. 

 

Ankara’nın en yakın Sünni müttefiki Tarık Haşimi’ye göre “Bu bir halk direnişidir”, "Musul’da, Selahaddin’de ve Diyala’da yaşanan olayların arkasında teröristler ve IŞİD’in olduğunu söylediler. Ama bu Musul’daki ayaklanmayı gerçekleştiren Musul’un Arap-Sünni halkıdır.”

 

Amman toplantısında adı geçen örgütlerden Irak İslam Ordusu’nun sözcüsü Ahmet Debbaş’a göre “Musul bölgesinde denetimi ele geçiren Sünni gruplar”dı bunlar, “Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) propagandasıyla karalanmaya çalışılmaktaydı.” “Musullu devrimciler” sayesinde “kentteki güvenlik koşulları iyileşmişti” ve bundan sonra tek çözüm “Sünni federal bölgeydi.”

 

Ankara’nın en yakın müttefiki ve dönemin Musul Valisi Esil Nuceyfi de “Biz, artık Musul’un işgaline karşı direnmeyen ve halkı yalnız bırakan bir orduya güvenemeyiz”[12] deyip bundan sonra Sünni federal bölge dışında bir çözüm bulunmadığını savunuyordu.

 

Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesud Barzani açısından ise Musul’un düşmesi Kürdistan’ın bağımsızlığı için bir fırsat oluşturmuştu.

 

Musul’da askeri başarının barış getirme şansı

 

Nisan 2014 seçimlerini Maliki kaybetseydi ve Sünni federal bölge kurulabilseydi acaba Musul düşer miydi ve IŞİD’in Hilafet devleti ortaya çıkar mıydı bilinmez. Ancak Musul’un “Geliyoruz Ey Neyneva” operasyonu ile askeri açıdan kurtarılması ile sorunun tamamen çözülmeyeceği son derece açık.

 

Ankara, Lozan ve Misak-ı Milli vurgularıyla operasyonun bileşenleri konusunda Bağdat’la başlattığı tartışmada, operasyonun askeri boyutuyla değil, kentin gelecekteki idari statüsüyle ilgilendiğini gizlemiyor. Ve artık hiç de imalı olmayan bir şekilde IŞİD’den kurtarılacak olan Musul’un eski statüsüne dönmesini kabul etmeyeceğini söylüyor.

 

Ankara’nın Musul’un statüsünü belirleyecek bir gücünün olup olmadığı ayrı bir tartışma; ancak ilin gelecekteki statüsü ile ilgili tartışmanın tarafları sadece Ankara ile sınırlı değil ve bu konuda bir uzlaşmaya varılamaması halinde IŞİD’e karşı kazanılacak olan askeri zafer, Irak’a barışın gelmesi için yeterli olmayacak.

 

Neyneva senaryoları

 

Peki IŞİD’e karşı zafer kazanılıp Musul kurtarıldıktan sonra Neyneva’yı nasıl bir gelecek bekliyor? Bu sorunun cevabı Erbil’li gazeteci Azad Veledbeygi’nin söz konusu ettiği aşağıdaki senaryolarla[14] yakından ilgili.

 

 1. 10 Haziran 2014 öncesine dönüş: Bu senaryonun gerçekleşmesi halinde Neyneva, tıpkı Irak’ın diğer illeri gibi merkezi yönetime bağlı kalmaya devam edecek. Yani, il meclisi tarafından seçilen bir vali bulunacak. Kent merkezlerinin güvenliği yerel ve federal polis tarafından il güvenliği ise kent merkezleri dışındaki ordu birlikleri tarafından sağlanacak.

 

Irak hükümeti, Şii siyasi gruplar, azınlıklar, federal bölgeye karşı olan Sünniler ve İran, bu senaryoyu destekliyor. Buna karşılık federal bölge isteyen Sünniler ve Kürtler, bölgede iseTürkiye ve Suudi Arabistan buna karşı çıkıyor. Kürtler önceki sisteme dönüşün fiilen ele geçirilen tartışmalı bölgelerin tekrar elden çıkacağını düşündüğü için bunu istemiyor.

 

2. Neyneva federal bölgesi: Iraklı Sünnilerin bir bölümü daha önce Irak’ın bölünmesine neden olacağını belirterek federal bölgelere karşı çıkıyorlardı; ancak 2011’den itibaren Türkiye’nin müttefiki olan Sünni gruplar, nüfusunun çoğunluğunu Sünnilerin oluşturduğu NeynevaSelahaddin ve el-Enbar’da tıpkı Kürdistan Bölgesi gibi yarı bağımsız bir federal bölge istemeye başladı. Bu senaryo bölgede Türkiye ve Suudi Arabistan tarafından destekleniyor. Amerika da buna karşı çıkmıyor.

 

Sünnilerin baskılarından şikayet eden ŞebeklerEzidilerEhl-i Haklar ve Hıristiyanlar, bu senaryoya şiddetle karşılar. Ezidiler, Şebekler, Ehl-i Haklar, Sünni Kürtler, Türkmenler ve Hıristiyanlar, Neyneva ilinde nüfusun yüzde 55’ini oluşturuyor.

 

Kürtler pratikte Sünni federal bölge kurulmasını destekliyor; çünkü bunun Irak’ın bölünmesini ve Kürdistan’ın bağımsızlığını hızlandıracağını düşünüyor.

 

Ancak Neyneva’nın federal bölge olması senaryosunun Kürtlerin 140. Madde[15] konusundaki stratejileriyle çelişen tarafları var. Zira tartışmalı bölgeler meselesi henüz çözülmüş bir mesele değil ve şu an Neyneva’daki tartışmalı bölgelerin büyük bir çoğunluğunu elinde bulunduran Kürtler ile anlaşmaya varılamaması halinde Neyneva federal bölgesi ile Kürdistan bölgesi arasında ciddi toprak anlaşmazlıkları söz konusu olacak.

 

3- Neyneva’nın bölünmesi: Neyneva’nın 3’e bölünmesi Kürtler tarafından destekleniyor. Buna göre çoğunluğunu Ezidi Kürtlerin oluşturduğu Sincar bağımsız il olup Kürdistan Bölgesi’ne bağlanacak. Nüfusun çoğunluğunu Ezidilerin, Şebeklerin, Ehl-i Hakların, Sünni Kürtlerin ve Hıristiyanların oluşturduğu Neyneva Ovası il yapılacak ve referandumda halkın onayı ile Kürdistan Bölgesi’ne bağlanacak.

 

Neyneva ilinin merkezi olan MusulŞirkatHammam el-AlilKayyare ve el-Baac ise Neyneva ilinde kalacak ve burası bir federal bölgeye dönüştürülecek.

 

Eski’den beri Erbil iline bağlı olan ve 1990’ların ortalarında buradan ayrılan Mahmur da yeniden Erbil’e bağlanacak.

 

Bu senaryoya bazı Sünni gruplar ile Nuri el-Maliki yanlısı Şii siyasi gruplar karşı çıkıyor. Neyneva’nın bölünmesini öngören 26 Eylül 2016 tarihli bir tasarı, Irak meclisinde bu grupların girişimi ile reddedilmişti.

 

4- Azınlıkların bulunduğu bölgelere uluslararası koruma: Bu senaryoya göre eskiden beri Sünnilerin baskısına uğrayan Ezidi, Şebek, Ehl-i Hak ve Hıristiyanların bulunduğu bölgeler, uluslararası koruma altına alınacak.

 

Şu an bu azınlıkların bir kısmı yaşadıkları bölgelere geri dönüş için uluslararası garanti istiyor. Bahsi geçen bölgeler şu anda Peşmerge güçlerinin kontrolü altında bulunuyor.

 

BM şemsiyesi altındaki bir uluslararası destekle Peşmerge güçlerinin azınlıkların oluşturduğu yerel güçlerle birlikte bu bölgelerin güvenliğini sağlayabileceği öngörülüyor.

 

Kürtler tarafından desteklenen Neyneva’nın bölünmesi senaryosu ile uyumlu olan bu senaryo, kısa vadeli bir çözüm olarak Kürtler tarafından desteklenecek olsa da buna Irak merkezi hükümetininSünnilerinŞiilerin ve bazı bölge ülkelerinin karşı olduğu biliniyor. Ancak Ezidilerin ve Hıristiyanların bir kısmı tarafından desteklenen bu senaryonun Batı’da da destek bulabileceği söyleniyor.

 

5- Neyneva’nın Kürdistan Bölgesine katılması: Bu senaryoya göre yukarıda bahsedilen senaryoların başarısız olması halinde Neyneva Kürdistan Bölgesi’ne bağlanacak.

 

Bu durumda 140. Madde konusu yerli yerinde kalmakla birlikte ortaya çıkan yeni fiili gerçeklik ile Neyneva ile Kürdistan Bölgesi arasındaki tartışmalı bölgeler meselesi geçici olarak çözülmüş olacak. Zorunlu bir çözüm yolu olan bu senaryo, muhtemelen Sünni AraplarSuudi Arabistanve Türkiye tarafından da kabul edilecek.

 

Ancak bu senaryoya bu kez de Kürtler karşı çıkıyor; zira Kürtler, Sünni Arapların Kürdistan Bölgesi içindeki nüfuzunun ve gücünün artmasından endişe duyuyor.

 

6- Savaşın ve kargaşanın devam etmesi ve Irak’ın bölünmesi: Yukarıdaki senaryoların hiçbirinin başarılı olamaması halinde tıpkı Halep’te olduğu gibi Neyneva’da yeni bir savaş dalgası başlayacak.

 

Uluslararası ve bölgesel müdahalelerin daha da artmasına sebep olacak bu durum, savaşın Irak’ın diğer bölgelerine de yayılmasına neden olacak ve hem iç hem de uluslararası taraflar tek çözümün Irak’ın tamamen bölünmesi olduğunu kabul etmek zorunda kalacak.

 

Sonuç

 

Bu senaryolar ve bunların destekçileri veya karşıtları dikkate alındığında ortaya çıkan en net gerçek şu: Irak’a Şii, Sünni Kürt ezberine dayalı olarak yeni sınırlar çizmek hiç de haritada görüldüğü kadar kolay değil.

 

Kürdistan Bölgesi’nin yanında bir de Sünni federal bölge kurup bunları Irak merkezi hükümetine karşı birer ağırlık unsuru olarak kullanma hevesi sanıldığından pahalıya mal olabilir.

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !