18 Haziran 2018 Pazartesi Saat:
02:54

Irak’ta Değişmeyen Sonuç

14-09-2015 09:30



Irak’taki tüm kesimlerin kendi içerisinde yaşadığı bu bölünmüşlük hatta çatışma şartları, artık bir işgalci değil, ‘terörden kurtarıcı’ güç sıfatıyla Amerika’nın Irak’taki belirleyiciliğini arttırıyor.

Irak’ta ‘Ulusal Muhafız Ordusu’ yasası üzerine yapılan tartışmalar, Amerika’nın Irak’taki önceliğinin terörle mücadeleden çok, bu ülkede yeni bir düzen kurmak olduğunu düşündürüyor.

Bir başka deyişle Amerika, Irak meclisinden çıkarmasını istediği ‘Ulusal Muhafız’ yasası ile terörle mücadeleyi Irak için öngördüğü yeni düzenin aracı olarak kullanmaya çalıştığını ortaya koyuyor.

Ulusal muhafız ordusu, Irak’ta ilk kez IŞİD’in 2014 haziranında Neyneva ve Selahaddin illerini işgal etmesinden sonra Başbakan Haydar el-İbadi tarafından gündeme getirilmişti.

Çünkü hem Amerika hem de başta Türkiye olmak üzere birçok bölge ülkesi, IŞİD’in Irak’taki hızlı ilerleyişini bir sonuç; dönemin Başbakanı Maliki’yi ise bu sonucu yaratan sebep olarak ortaya koymuştu.

Amerika ve bölgedeki müttefiklerine göre Maliki, Sünnileri dışlamış; dışlanan Sünniler Maliki’den kurtulmak için IŞİD’e destek vermiş ve yerel halkın IŞİD’e verdiği destek karşısında kendisini zayıf hisseden Irak ordusu çekildiği için Irak’ın iki büyük kenti 48 saat gibi kısa bir sürede IŞİD tarafından işgal edilmişti.

Dolayısıyla IŞİD’in yalnızlaştırılması için Iraklı Sünnilerin sisteme yeniden kazandırılması ve bunun önünde engel olarak görülen Nuri el-Maliki’nin de 30 Nisan seçimlerini kazanmış olmasına rağmen yeniden başbakan olmaması gerekiyordu.

Sünniler ile Sünni federal bölge talebi sebebiyle, Kürtlerle petrol ihracı ve tartışmalı bölgeler sebebiyle, Şiilerle ise yönetim anlayışı sebebiyle çatışma yaşayan Maliki’nin gidişi Haydar el-İbadi’nin başbakanlığı konusunda hem Irak içinde hem de uluslararası alanda uzlaşmaya varılmasını kolaylaştırdı.

Örneğin İbadi’nin Maliki’nin liderlik ettiği Dava Partisi’nin üyesi olması ve İbadi kabinesindeki bakan dağılımının oransal olarak Maliki kabinesinden farklı olmaması sorun edilmedi.
Sebep ortadan kalktığına göre sonuç neden değişmedi

Dolayısıyla Maliki’nin gidişi ile artık Amerika ve müttefiklerinin IŞİD’in varlığını dayandırdığı sebeplerden en önemlisi ortadan kalkmış; terörle mücadele için Haydar el-İbadi ile yeni bir başlangıç yapma fırsatı doğmuştu.

Ancak IŞİD’in güçlenmesine sebep olarak gösterilen Maliki’nin başbakanlığı ve Sünnilerin dışlanması faktörleri bir yıldır ortadan kalkmış olmasına rağmen IŞİD’in yalnızlaştığı yönünde en küçük bir belirtinin gözlenmiyor oluşu şu iki sebeple açıklanabilir:

1- IŞİD’in güçlenmesine neden olduğu öne sürülen sebepler yanlış.

2- Asıl hedef, zahiren söylenenin aksine terörle mücadele değil, Irak’ta (Suriye için de genişletilebilir) yeni bir düzen kurmak.

Bir sonucu yaratan sebepler ortadan kalkmışsa ve aradan geçen bir yıla rağmen sonuçta hiçbir değişiklik gözlenmiyorsa, sebebin yanlış teşhis edildiği açık.

Ancak Irak’la ilgili öngörülen asıl hedef göz önünde bulundurulduğunda sebep teşhisi konusunda bir yanılgının değil, yanıltmanın söz konusu olduğu söylenebilir.

Peki Amerika’nın Irak’ta asıl hedefinin terörle mücadele değil, Irak’ta yeni bir düzen kurmak olduğu ve terörün sebepleri konusunda bir yanılgıdan değil yanıltmadan söz edilebileceği yargısının kanıtı ne?

Başbakan Haydar el-İbadi’nin öngördüğü Ulusal Muhafız Ordusu ile Amerika’nın çıkarılmasını istediği Ulusal Muhafız yasası arasındaki fark, bu soruya cevap vermeyi kolaylaştırıyor.
Ulusal muhafız ordusuna karşı yarı bağımsız il ordusu

Başbakan İbadi’nin 2014 eylülünde gündeme getirdiği Ulusal Muhafız Ordusu, Amerika’nın terörün sebebi olarak gösterdiği argümanlara dayanıyordu.

Bu yüzden de IŞİD’e karşı olan Sünni aşiretlerin milis statüsünden çıkarılarak Ulusal Muhafız Ordusuna dahil edilmesini, dolayısıyla da sisteme kazandırılmasını öngörüyordu.

Yani İbadi’nin ulusal muhafız ordusuyla yapmak istediği, ‘Şii milisler’ diye nitelenen Gönüllü Halk Güçleri ile Sünni aşiretleri Ulusal Muhafız Ordusu çatısı altında toplamak ve her ikisini de mezhebi sıfatlarla anılan milis gücü olmaktan çıkarıp ulusal ordunun bir parçası haline getirmekti.

Amerika’nın Irak meclisinden geçmesini istediği Ulusal Muhafız yasası ise adı ulusal muhafız ordusu olsa da aslında yarı bağımsız il muhafız ordusu kurulmasını öngörüyor.

Çünkü yasa taslağına göre her ilde kurulacak ulusal muhafız ordusunda yalnızca o illerde yaşayan kişiler yer alabiliyor ve bu illerin komutanları da valilere bağlı oluyor.

 Irak’ta valilerin merkezi hükümet tarafından atanmadığı, il meclisleri tarafından seçildiği düşünüldüğünde Amerika’nın Irak’ın her ilini birer Kürdistan Bölgesi haline getirmek istediği anlaşılıyor.
Iraklıların bölünmüşlüğü, Amerika’nın nüfuzunun garantisi

Irak meclisindeki Kürt ve Sünni grupların sessiz onayı olsa da Şii grupların Irak’ın bölünmesinin şartlarının yaratıldığı gerekçesiyle gösterdiği sert tepki, yasanın mevcut haliyle meclise gelebilmesini güçleştiriyor.

Ancak Şii, Sünni ve Kürt diye teorik olarak üçe bölünmüş olan Irak’ta, bu üç kesimin kendi içinde de pratik olarak bölünmüş olmasının yarattığı şartların Amerika’yı Irak’ta işgalci olarak bulunduğu dönemden bile daha nüfuzlu hale getirdiği söylenebilir.

Saddam rejiminin devrilmesinden bu yana bağlayıcı bir liderlikten yoksun olmaları ve iç bölünmüşlükleri Iraklı Sünnilerin en temel sorunu.

Sünni federal bölge kurma konusunda bile ortak bir görüşe sahip olamayan Sünnilerin bölünmüşlük sorunu, tabanın IŞİD gibi örgütlere kaymasına neden olurken, siyasi örgütlerini ise uluslararası ve bölgesel güçlerin güdümüne açık hale getiriyor.

Şiiler dini merceiyet gibi bağlayıcı bir liderliğe sahip olsalar da Şii siyasi gruplar arasında Maliki döneminde başlayan bölünmelerin derinleştiği gözüküyor.

İbadi’nin IŞİD’le mücadele konusunda Amerika’nın etkisi altında kalması, Gönüllü Halk Güçleri’nde rahatsızlık yaratıyor; açıkladığı reform programının geçmişe dönük suçlamaları ise kendi partisi içerisinde huzursuzluğa neden oluyor.

Ayetullah Sistani’nin Kasım Süleymani’nin Irak’taki nüfuzundan kaygı duyduğuna ve İran’dan Kasım Süleymani’nin etkisini azaltmasını istediğine dair haberler ile Kasım Süleymani’nin Haydar el-İbadi ile sert tartışmalar yaşadığına dair söylentiler, yalanlanıyor olsa da bu iç bölünmüşlükten besleniyor.  

Kürdistan Bölgesi’nde Barzani’nin başkanlık süresinin uzatılması tartışmalarından dolayı yaşanan bölünmüşlüğün boyutlarını ise Goran Hareketi Milletvekili Rabun Maruf’un “Bölgesel ve uluslararası dengeler, Kürdistan Bölgesi’ndeki iç savaşı engelledi” açıklamasından anlayabiliyoruz.

Irak’taki tüm kesimlerin kendi içerisinde yaşadığı bu bölünmüşlük hatta çatışma şartları, artık bir işgalci değil, ‘terörden kurtarıcı’ güç sıfatıyla Amerika’nın Irak’taki belirleyiciliğini arttırıyor.

Genel anlamda bölgenin özelde de Irak’ın bölünmesinin iç savaşları ve şiddeti ortadan kaldıracağı yönündeki varsayım, bölgedeki iç savaş ve şiddet şartlarının ABD’nin Irak işgalinin ve bölgesel müttefikleriyle birlikte Suriye’de sürdürdüğü vekalet savaşının sonuçları olduğunu görmezden geliyor.

Bu sebeple de iç savaşlardan ve şiddetten en çok zarar gören halk yığınları, yerel iktidar alanlarına sahip olmak isteyen silahlı gruplar ve bölgesel hegemonya hevesleri taşıyan bölge ülkeleri Amerika’nın yeni bölgesel düzeninin en etkili araçları haline geliyorlar.

 


Alptekin DURSUNOĞLU / YDH

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !