23 Eylül 2018 Pazar Saat:
21:26

Irak’ta Mevcut Rejime Teknokrat Makyajı

11-04-2016 15:39


Irak'ta teknokrat hükümetine içeriden yapılan itirazlar ve dışarıdan yapılan müdahale rejimin şeklen dahi değiştirilmesine imkan vermedi.

Irak Başbakanı Haydar el-İbadi’nin yapmayı planladığı reformların bir parçası olarak tanımlandığı teknokrat kabinesi, Irak’ın siyasi rejimi açısından ciddi bir dönüm noktası olabilirdi.

Zira, birkaç hafta önce Sadr Grubunun yolsuzlukları protesto eden kitlesel gösterileriyle gündeme gelmiş olsa da teknokrat kabinesiyle Irak’ta tüm sorunların kaynağı olarak gösterilen siyasi rejim tamamen değişmek durumunda kalıyordu.

Irak’ta çatışma üreten uzlaşma rejimi

30 Ocak 2005’ten beri Irak’ta kurulan siyasi rejimin meşruiyeti ‘siyasi katılım’ ve ‘uzlaşma’ kavramlarına dayandırıldı.

Irak’ta serbest seçimler yoluyla tüm kesimlerin (taifelerin) meclisteki temsili ‘siyasi katılım’, meclisteki ağırlıklarına göre hem kabine hem de bürokraside yer almaları ise ‘uzlaşma’ kavramıyla açıklandı.

Ancak kulağa hoş gelse de Irak’taki siyasi katılım ve uzlaşmaya dayalı bu mevcut rejim, ulus bilincine karşı taifecilik bilincini kışkırttığı için aslında uzlaşma yerine çatışma üretiyor.

Çünkü ‘uzlaşma’ esasına göre her kesimin (taifenin) temsil edildiği kabine, başbakanın tercihine göre değil, her taifeden siyasi partilerin, grupların ya da liderlerin tercihlerine göre belirleniyor.  

Örneğin hükümet kurulurken önce hangi kesime kaç bakanlık verileceği ve hangi bakanlıkların hangi kesimlere verileceği konusunda uzlaşmaya varılması gerekiyor.

Ardından her kesimi temsil eden siyasi gruplar, paylarına düşen bakanlıkları kendi aralarında paylaşıyor, bakan olarak belirledikleri isimleri başbakana iletiyor; başbakan da onlardan gelen listeye göre kabinesini kuruyor.

Irak’ta her genel seçimden sonra hükümetin aylarca kurulamaması (örneğin 2010 seçimlerinden sonra hükümet 7 ayda kurulabilmişti) ya da ihtiyaç dışı bakanlıklar kurulması, mevcut uzlaşma sisteminin devleti nasıl çalışamaz hale getirdiğine dair sadece küçük birer örnek.

Ancak Irak’ta devletin işletilememesi sorunu hükümetin kurulmasıyla çözümlenemiyor. Tam tersine çoğu zaman kabinenin bizatihi kendisi devlet işleyişini aksatan bir sorun olarak ortaya çıkabiliyor.

Çünkü bakanlar, kendilerini başbakana karşı değil; bakanlıklarını borçlu oldukları kendi partilerinin liderlerine karşı sorumlu hissediyor.

Mevcut uzlaşma sistemi, başbakana bir bakanı başarısızlığından ya da yolsuzluklarından dolayı azletme ya da değiştirme izni vermediği için devletin işlemezliği sorununa bir de büyük mali yolsuzluklar ekleniyor.

Başbakanın ya da yargının herhangi bir üst düzey yetkiliyle ilgili attığı adli ya da idari bir adım ise sorunu etnik veya mezhebi bir bunalıma dönüştürebiliyor.

Tarık Haşimi örneğinde olduğu gibi bu durum bazen, Irak’ın sınırlarını da aşan bölgesel veya uluslararası bir krize dönüşebiliyor.

Zayıf merkezi hükümet kimlere yarıyor

Siyasilerin ulusal çıkarlar yerine etnik, mezhebi ya da grupsal çıkarlarına özelik vermesi, devletin hizmet üretememesine, bu durum hizmet alamayan halkın siyasetten umudunu kesmesine neden oluyor.

Bu şartlar ise Irak’ın ulusal birliğine veya toprak bütünlüğüne inanmayan ya da ülkeyi başka bir taifenin gaspettiğini düşünen yerel aktörler ile uluslararası ve bölgesel güçler açısından benzersiz fırsatlar yaratıyor.

Rejimi değiştirme çabaları

Irak’ta taifeci iktidar paylaşımına dayalı ‘uzlaşma’ rejimini değiştirmeye yönelik ilk adımı eski Başbakan Nuri el-Maliki atmaya çalışmış; bu yüzden de Şii gruplar tarafından diktatör, Sünniler tarafından mezhepçi ve Kürtler tarafından ise faşist olmakla suçlanmıştı.

Maliki’nin güçlü bir merkezi hükümet kurmak adına diğer kesimlerle uzlaşmazlığının yarattığı gerilim, yarı bağımsız Sünni federal bölge kurmak isteyen yerel siyasi aktörlerin IŞİD’le işbirliği yaparak ülkenin büyük bir bölümünün devlet kontrolünden çıkmasına ve Maliki’nin de iktidarını kaybetmesine neden oldu.

Başbakan İbadi’nin 9 Ağustos 2015’te açıkladığı reform planı, ülkedeki tüm sorunların kaynağı olarak gösterilen siyasi rejimi değiştirme yönünde atılan ikinci adım; teknokrat hükümeti ise bu adımın son aşamasıydı.

Başbakan İbadi’nin açıkladığı teknokrat kabinesine sorun üreten ‘uzlaşma’ rejimini değiştirerek güçlü ve işlevsel bir merkezi hükümet kuracağı beklentisiyle her kesimden destek verenler olduğu gibi karşı çıkanlar da oldu.

Reforma kim neden karşı  

Şii gruplardan Sadr Hareketi, Bedir Örgütü ve İbadi’nin de mensubu olduğu Dava Partisi kararı desteklerken, Irak İslami Yüksek Konseyi, Fazilet Partisi ve Dışişleri Bakanı İbrahim Caferi’nin partisi buna karşı çıktı.  

Şii gruplardan teknokrat hükümetine karşı çıkanlar, teknokrat hükümetinin kendisine değil, siyasi gruplarla istişare edilmeden oluşturulma şekline itiraz ettiklerini söylediler ve listede yer alan bakanların Amerika’ya yakın kişilerden oluştuğunu iddia ettiler.

Sünni Meclis Başkanı Selim el-Cuburi, teknokrat kabinesine güvenoyu verilmesi yönünde çağrı yaparken 2011’den beri Sünni federal bölge kurmaya çalışan Usame Nuceyfi Irak İslami Yüksek Konsey’nin itirazlarına benzer gerekçeler ileri sürerek buna karşı çıktı.

Irak Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesud Barzani ise teknokrat kabinesine girecek Kürt bakanların Kürtlere ihanet etmiş olacağını söyleyerek mevcut siyasi rejimin devamından yana olduğunu gösterdi.

Eski rejime yeni makyaj

Irak’ta şeklen de olsa bir rejim değişikliği yaratacak olsa bile Başbakan İbadi’nin teknokrat kabinesi Irak’ı gerçekten güçlü ve işlevsel bir merkezi hükümete kavuşturur muydu bilinmez. Ancak İbadi’nin belirlediği teknokrat hükümetine içeriden yapılan itirazlar ve dışarıdan yapılan müdahale rejimin şeklen dahi değiştirilmesine imkan vermedi.

Çünkü yapılan itirazlardan ve ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin temaslarından sonra başbakanın değil, her grubun teknokratını kendisinin belirlediği bir ‘teknokrat hükümeti’ kurulması kararlaştırıldı.

Böylece çatışma ürettiğinden, devleti çalışamaz hale getirdiğinden ve tüm sorunlara kaynaklık ettiğinden yakınılan mevcut ‘uzlaşma’ rejiminin teknokrat kabinesi ile sürdürülmesi konusunda uzlaşmaya varıldı.

Lübnan’da hukuksal bir niteliği olan, Irak’ta ABD işgalinden sonra fiili durum olarak uygulanan bu taifeci uzlaşma rejiminin şimdilerde Suriye için söz konusu edilmesi, nasıl bir bölge tasavvuru olduğunu göstermesi bakımından oldukça ibret verici.

 

Alptekin DURSUNOĞLU/YDH

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !