20 Kasım 2017 Pazartesi Saat:
08:04
09-02-2015
  

Işığı Güneşte Aramam Lazım

Galiba doğadan farklıyım. Başka ülkeden mi geldim, gurbet çölüne mi bırakıldım?...

Facebook da Paylaş

 

Yaşamım; acıların, yaraların ve ölü arzuların, boşa çıkmış umutların, ezilmiş isteklerin, sonu olmayan aşkların, bastırılmış öfkelerin bir birikimi…


Bütün bunların unutulduğu yer AŞURA.


Başların yaslandığı, şefkatli dizler ve gözyaşlarının döküldüğü yer…


Hayatımın acı dolu hikâyesine ağladığım yer…


Herkesin acı dolu hikâyesine ağladığım yer…


Herkesin acı dolu hayat hikâyesine de ağladığı yer…


Gönüller bugünde yitirdikleri haklarını, ağlayıp sızlanmaya muhtaç olan kırılmış gururlarını, Aşura ile tazelerler…


Bugün ben de hayal dünyamda gittiğim her yeri Kerbela, yaşadığım her günü Aşura bildim. Bu gecem ne elem verici bir gece! Ruhumun işi zor. Yalnızca tek boyut kazanmış, tek sofradan beslenen tüm varlığım tek direk üzerine kurulmuş… Bir çadır gibi.


Yedi yıldır yaşıyorum. Daha önce yalnız "diri" idim.


Geçmiş diri yıllarım su misali aktı, boşa gitti…


Suçum, yaşamıyor oluşumdu…


Yaşamam gereken amaca ait varlığımı, araçlarla karıştırmıştım.


Yaratılış amacımı hepten unutmuştum…


Hayatımın telâşları, varlığımın zerreleri param parça olmuş, ruhum darmadağın; duygularım, hayallerim, düşüncelerim an ve an ölmüştü. Tüm hareketlerim, çelişkiler ve ikilikler içersinde, ruhum ise, bin bir türlü düşüncelerle darmadağın olmuştu…


Kalbim ile beynim arasında yerden göğe kadar mesafe. Duygum, inancım, zevkim, her biri başka bir yerde. Ta ki hepsi bir noktada birleştikten sonra…


İşte ne olduysa, ondan sonra oldu…


Yaşıyor olduğumu, gerçek hayatımı, bilmem gerekeni bildim…


Bugün kaybettiğim yılların yasını tutuyorum.


Gönlümde tüm umutların katledildiği bir Aşura var.


Ve ben kader Kerbela'sının tanığı…


Geride bıraktığım ise kaybolan yıllarım.


Ne acı verici kederli bir yazgı?…


Kendi dinimin müezzini olmak isteyen ben, gerçeği; araçlarımın çıkarı yapmışım yıllar yılı…


Artık gerçeği hiçbir çıkara kurban etmem. Hâkim düzenlere boyun eğmem. Çağın tek düze düzenlerinde hiç kimseyle uyuşmam. Gece yarısı zamanlı zamansız öten horoz olmam.


Artık çıkmaz sokak da değilim. Hayatım, inancım, yolum, hedefim belirgin…


Ne elemli bir gece! Her yer sisli, gece kapkaranlık, yeryüzünü bir dehşet sessizliği bürümüş, her yeri karanlık kaplamış…


Uyumayan uyanık düşmanlar bir o kadar çoğalmış, cehaletin pişirdiği avam artmış, ilmi satan havas çoğalmış. Hakikat, menfaatperestlerin ayakları altında ufalanmış…


Dostlar politik oyunlarla ayaklar altında kalmış. Kalem kırılmış, el kol bağlanmış, ayaklar yaralanmış, yol tıkanmış. Yüküm ağır. Gel gör dört bir yandan beni oka tutmuş, dostlar ve düşmanlar. Ömrümde ilk kez yaşıyor olduğum için ağlamaya ihtiyaç duydum…


Gözyaşlarım boşalana dek ağladım da ağladım. Güneş altında bir çölde, utanç rengi bir gökyüzünün altında. Kanla kapalı bir sahranın ortasında. Dertlerle yüklü bulutların altında, gözyaşlarımla Kerbela'da ağladım. Tüm çabasıyla ayakta durmaya çalışan, kanlar içinde haykıran ve ey utancın kara eşekleri, şahadet meydanından kaçanlar! Beni bugün de yalnız bırakanlar! Kurtlar, tilkiler, fareler ve siz başlarını toprağa gömmüş, koyunlar!…


Ey ortada kaybolmuşlar!


Aranızda insanın yüzünü hatırlayan var mı, İnsanı görecek gözler var mı? Acaba içinizde bana yardım edecek birileri var mı?


Birden bire titredim…


İbrahim: Ateşte mi?


İsmail: Mina'da kurbangâhta mı?


Musa: Çöllerde mi?


İsa: Zorbalık haçı üzerinde dört çiviyle mi çakılmış?


Muhammed: Taif tepelerinde yalnız mı kalmış?


Ali: Hüzünlü evinin derin sessizliğinde, Medine dışındaki kuyuların başında mı? Kufe mescidinin mihrabı kanlara mı boyandı? Bu kan, Ali'nin alnından mı aktı? Mazlumların kanı mı?…


Herkes bir damla mazlum değil mi? Herkeste bir zerre ondan yok mu?…


Evet; bu kanlar herkesin kanı, aşkları herkesin aşkı, acıları herkesin acısı…


Böyle bir gecede, bu dert yalnızlığında, bu matem gecesinde, oturup yas tuttum…


Yazdım da yazdım. Yazdığım tek şey; Hüseyin'di, Aşura'ydı…


Gurbetimin ve acımın tasavvuruydu. Ben değildim yazan. Dertti yazan Ve yarın: Başka Hüseyinler ile başka Yezitler, başka Aşuralarda, başka Kerbelalarda. Değil mi ki tarih tekrardan ibaret?…


Gelme ey Muharrem Ayı gelme, bin yıl ara ver. Al ömrümden ömrü götür Ehlibeyt'e ver.


Ne oluyor?


Sözlerin dizgini elimden kaçıyor.


Her şey sallanmaya, her şey dönmeye başladı…


Sözler tümden kayboldu; kalemim sersem sersem, her yana dolaşıyor, arkalarından yine eli boş geri geldi. Bense şaşkın bir hâlde, ne olduğunu düşünüyordum. Yine yapayalnız tek başınayım, hem doğada, hem yeryüzünde. Şu insafsız dünyanın kapısında daha ne kadar yalnız beklemeliyim?


Bekleme ey ruhum, dünya sana yar olur diye. Akıl verenin sözü inci mercan olsa da, candan söz edenin sözü bambaşka olur.


Can bahsi, apayrı bir meseledir.


Can kadehi bambaşka can katar canlara…


Karar verdim, başarmaya çalışacağım.


Üzüntülere son verecek, bir şeyler yapmalıyım. Gönül halveti benim sohbet mekânım değil, gönül çıkınca ruh girer bu gönle. Akşam sohbetlerim uzun geceler gibi. Galiba ışığı güneşte aramam lâzım.


Tanrı'nın varlığına andolsun, kendi kendimi oluşturma sorumluluğumu, varlığımı yaratıp benim irademe terk etmiş. Hür ve özgürüm artık, sadece benim cesedimi, heykelimi yaratıp, ruh verdi.


İnsanî renkleri ve nitelikleri, kendim vereceğim diye, işte bu şekilde yaratıldım, kendi kendime emanet edildim. Alın yazımı belirleme hakkını bana verdi. Benim işime karışmadı; fakat yol gösterdi, yine son kararı bana bıraktı. Beni özgür ve bağımsız kıldı, en büyük nimetini verdi bana. Varlık âleminde, kendi kendine emanet edilmiş, tek varlık kıldı beni…


Ey Tanrı Kapısı!


Seni bulan ya Rab, şu canı neylesin?!


Evi, barkı, evlâdı, unvanı neylesin?!


Deli edip verirsin iki cihanı ona…


Vurgun olan sana, iki cihanı neylesin?!


Peki neden yalnızım?


Galiba doğadan farklıyım. Başka ülkeden mi geldim, gurbet çölüne mi bırakıldım? Herhâlde burası benim gurbetim…

 

Cafer YALNIZYAŞAR

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler