23 Nisan 2021 Cuma Saat:
11:26
14-12-2020
  

İslam Açısından Sağlıklı Kişilik

İnsan hayatın şu anki avantajlarından yararlanmalıdır. Geçmişte yaşanmış olanlara özlem ve gelecek hayallerine duçar olmamalıdır.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

İslam, tıpkı diğer ilahi dinler gibi Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) bisetinin başından itibaren ruh sağlığına ve onu oluşturan ruhun huzuru[1], ümitvar olmak[2], kalp selameti[3]kabilinden öğelere özel bir önem vermiştir. Öyle ki Kur’an ayetleri ruh sağlığının önemini belirterek onu kazanmanın yollarını göstermiştir. Bu öğretilere göre Müslümanlar yüzyıllar boyunca ruhsal sorunları olan bireyleri gözetim altında tutmaya büyük önem vermişlerdir.[4]Ahlak metinleri incelendiğinde Gazalî, Feyz-i Kâşanî, Nerâkî gibi İslam havzasındaki ahlak ulemasının ve çağdaş bilginlerin doğrudan olmasa bile ruhsal hijyen konusuna dikkatle eğildikleri görülecektir. Bunlar genel hatlarıyla ele alınmıştı. Son yıllarda müellifler[5]bu mevzuyu daha çok psikolojik açıdan incelediler. Bu görüşlere işaret ederek sağlıklı kişiliği İslami metinlere ve ruh sağlığı uzmanlarının görüşlerine göre yeni bir yaklaşımla izah edeceğiz.

 

Sağlıklı Kişilik Bahsinin Öncesi

 

Müslüman uzmanlar, İslami açıdan sağlıklı kişiliğin kriterleri konusunda burada bazısına değineceğimiz birtakım görüşleri dile getirmişlerdir. İslam’ın talimatlarındaki tavır ve değerler göz önünde bulundurularak yapılacak araştırmada akıl baliğ bir insanın ruhsal hijyeni için aşağıdaki kriterlerin önerildiği görülecektir:

 

1- Bilinçli ve uyanık yaşamak: Sağlıklı insan, her geçen gün artacak biçimde bilinçli ve uyanıktır. İster uyuşturucu madde kullanma sonucunda, ister şekilci bilgi yüzünden olsun bilinçsizliğin muhtelif basamaklarından uzaklaşmıştır.

2- Gerçekliği tanıma ve kabullenme: Dakik ve gerçeğe uygun bir algısı vardır ve varlıktaki gerçekleri akılcı biçimde tanır.

 

3- Anı yaşamak: Hayatın şu anki avantajlarından yararlanır. Geçmişte yaşanmış olanlara özlem ve gelecek hayallerine duçar olmaz.

 

4- Dinamik ve mükemmel yaşamak: Kişiliğinin olgunluk ve mükemmelliği sürekli artış halindedir.

 

5- Topluluk içinde yaşamak: Topluluk içinde yaşar ve toplumsal sorumluluk kabul eder.

 

6- Allah’la birlikte yaşamak ve tövbekâr olmak: Allah’la davranış, kalp ve aklıyla irtibat kurar, ona yakarır ve dua eder. Ayrıca sağlıklı insan tövbe ederek Allah’ın yolundan her türlü sapmayı vakit kaybetmeden düzeltir.[6]

 

İslam açısından ruhsal hijyen hakkında yapılmış araştırmalardan biri, doğrudan ruh sağlığının kriterlerini açıklığa kavuşturmasa da “ruhsal hijyenin tekâmül ilkeleri” başlığı altında ilkeleri açıklayıp izah etmektedir. Bu ilkeler insanın Allah, kendisi ve toplum karşısındaki görevlerine odaklanmıştır. Bu ilkeler incelendiğinde dindar bireylerin inançlarına ve gerekli görevlerine vurgu yapıldığı görülecektir. Söz konusu ilkeler pratikte Kur’an’ın, Peygamber’in ve İslam’ın önderlerinin ortaya koyduğu tüm öğretileri içermektedir.[7]İnsanın ilişki sistemleri; kendisi, ailesi, ilim tahsili, mesleki meseleler, dostlar ve sosyal gruplar, tabiat, siyasi ve toplumsal sistemler, din ve inanç konuları ile gerçekleşir. İnsanın bütün ilişki sistemleri ve yörüngeler, gelişime ulaşmak için tevhidin yörüngesinde yerini almalıdır. İnsan belirtilen yörüngelerde hareket ve dinamizm halindedir.[8]Genel olarak bakıldığında bu araştırmada, Kur’an ayetlerine ve Masumların (a.s) sözlerine dayanarak açıklanmış dört ilkenin ruhsal hijyenin önemli bahislerini kapsadığı anlaşılacaktır.

 

Diğer bir araştırmada ise normal, onun kriterleri ve normal kişiliğin tanımı üzerine şöyle denmiştir: “Varlığın ve kendisinin hakikatini ve gerçekliğini tanıyan, varlığının çapıyla ve yaratılışın maksat ve hedefleriyle ilgili olarak bilinç kazanarak kendisinin ve dünyanın kapasiteleri ve sınırlarıyla birlikte ebedi mutluluk olan en kalıcı ve en hakiki hazlara ulaşma yönünde bir adaptasyon üretip sürekli fıtratını geliştiren kişilik normaldir.”[9]Daha sonra adaptasyon kavramını açıklarken bütün normallik tanımlarının ortak noktası olarak şöyle demiştir: “İnsanın, normalleşmeye ulaşma yönünde onun en iyi tarafına yardımcı olmak üzere gerçeklerle, kısıtlamalarla, kendisinin ve dünyanın ihtiyaç ve beklentileri ile çatışma ve iletişim tarzı.”[10]İman ve normallik arasında karşılaştırmalı bir incelemede, araştırmacı, normalliğin yalnızca Allah’a iman sayesinde elde edilebileceğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla sağlıklı kişilik mümin olarak, sağlık ve normalliğin basamakları da imanın mertebelerine göre izah edilmiş olmaktadır. Anormal kişilik de iman etmemiş bireye uygulanmaktadır. Küfür ve iman, normallik ve anormallik sınırı konumuyla göz önünde bulundurulmuş ve buna göre normal kişiliğin alametleri açıklanmıştır. Bu da aslında imanın alametleridir.[11]Söz konusu belirtiler şöyledir:

 

1) Dinamizm ve sürekli tekâmül hareketi

2) Hayatın belli bir hedefi olması ve anlam taşıması

3) Akılcılık ve aklını kullanma

4) Hakikate kavuşma anlamında gelişim

5) Güvenlik hissi ve maddi etkenlerden korkmaktan uzak olma hali

6) Huzur ve güvence

7) Ruhsal neşe, mutluluk ve depresyondan uzak durma

8) Akrabaları, toplum ve doğa karşısında sorumluluk duyma

9) Umut

10) Allah’a tevekkül ve itimat.

 

Sağlıklı kişiliğe dair, onu diğer görüşlerle karşılaştırılabilir yapan bu teorinin meziyetleri şu şekilde sıralanabilir: Adaptasyon, hazcılık, varlığın gerçeğini idrak, kendini ve varoluşsal kapasitelerini tanıma, yaratılış hedefinin bilincinde olma.

 

Rogers’ın sağlıklı kişilik tanımı, bireyin kendisi ve çevresel olaylar hakkındaki sahih kavrayışı bileşenini içermektedir. Fıtratın çiçeklenmesini sağlamak da, insanın fıtratı ve kapasitelerinin ne olduğu üzerine bu iki görüş arasında derin görüş ayrılığı bulunsa da, Maslow’un “kendini gerçekleştirme”sine benzemektedir. Hayatın hedefi ve anlamı da Frankl’ın görüşünde görünmektedir. Adaptasyonun manası, Erikson’un teorisi başta olmak üzere sağlıklı kişilikle ilgili bazı görüşlerde eksende yer almaktadır. Bu tanımda hazcılık Freud’un teorisindeki gibidir. Tabii ki hazzın anlamı konusunda temel bir fark vardır. Bu tarifte stabil hazlar asıl hedef sayılmaktadır.

 

Bu tarifte daha az vurgulanan şey, insanın duygusal boyutlarıdır; bu cümleden olarak da aileden tutun, toplumun diğer bireylerine kadar başkalarıyla toplumsal ilişkilerdir. Bu görüşün bir diğer sorunu normal kişiliği mümin bireye tam anlamıyla uygulaması; küfür ve imanı belirlemeye, üstelik bunu normallik ve anormalliğin kriteri ve sınırı olarak tayin etmeye vurgu yapmasıdır. Hâlbuki iman ve küfrün iki dini kavram olduğu açıktır ve her din, dolayısıyla İslam da her biri için tanım, çerçeve ve sınır göstermiştir. Buna karşılık normallik ve anormallik, bir diğer ifadeyle ruh sağlığı ve ruh hastalıkları psikolojinin kavramları ve anlamlarındandır. Bu iki kavramın birbirine indirgenmesi, onları, ilahiyatçılar ve psikologları cevapsız sorularla karşı karşıya getiren bir kör düğüme dönüştürür. Zayıf dini inançlara sahip veya hiç dini inancı olmayan bireylerin hepsi anormal sayılabilir mi? Diğer taraftan tüm mütedeyyinler ve inançlıları sağlıklı kişiliğe sahip kabul etmek mümkün müdür? Burada ruhsal hijyen ve din alanının yazarlarından birinin sözüne değinmemiz uygun olacaktır:

 

“Kişilik araştırmacıları, ilahiyatın ilkelerini psikolojinin kavramlarına indirgeme vesvesesinden kaçınmalıdırlar. Dini konuları psikolojik meselelerle karıştırmak, hem kişilik psikologlarını, hem de din âlimlerini tatmin etmeyecek ve beğenilmeyecek psikoloji ve dinden yapılma bir aşureye dönüşür. Dini ve psikolojik izahların her birinin kendine özgü çok sayıda avantajları vardır ve bunlar birbirine indirgenemez.”[12]

 

İslami Kaynaklara Göre Sağlıklı Kişiliğin İzahı

 

İslam açısından sağlıklı kişiliği incelerken başta çoğunluk psikologların görüşlerine göre en uygun ve en makbul tanımı seçecek, daha sonra bu anlamı İslam’ın öğretilerine tabi tutarak İslam’ın onunla ilgili görüşünü ele alacağız. Öyle anlaşılıyor ki sağlıklı kişiliğin anlamını bu yaklaşımla ele almak, psikologlar ile dini ilimlerin araştırmacıları arasında bilimsel alışveriş için en uygun zemini hazırlayacaktır.

 

Hemen hemen birçok teorisyen sağlıklı kişiliği üç boyutu hesaba katarak tanımlamış ve izah etmiştir: Olaylar ve varlık düzeniyle ilişki, kendisiyle ilişki, diğer insanlarla ilişki.[13]Sağlıklı kişiliklerin, varlık düzeni, ona hakim ilişkiler ve onun gerçekleri hakkında doğru ve nispeten kapsamlı bir kavrayışı ve bilgisi vardır. Onlar, varlık düzenindeki konumları ve hayatlarını layıkıyla tanımaktadırlar. Bu bilginin sonucu, insicam ve uygunluk içinde bir hayat felsefesine sahip olmaktır.[14]İkinci boyutta sağlıklı kişilikler, kendisi, kapasiteleri ve sınırlarıyla ilgili derinlemesine kavrayışa ulaşmıştır. Kendisiyle ilgili gerçekçi görüş, bireyin kendisi ve başkalarıyla ilgili nesnel ve dakik değerlendirmesini kapsamaktadır. Maslow, kendini gerçekleştiren kişiler listesinde bu noktayı dikkate almıştır. Allport da “kendisi”ni[15]şöyle tanımlamaktadır: “Kendini tanıma ve kavrama; bireyin hâlihazırdaki davranış ve girişimlerinin geçmişteki tecrübelerden nasıl etkilendiğini idrak ve ayırt etme yeterliliği.” Kendisiyle ilgili realist görüşün kendine dair şöyle sorulardan türemiş olması mümkündür: Hangi tür faaliyetleri güzelce yapabilirim? Güçlü ve zayıf yönlerim nelerdir? Başkaları bu sorulara verdiğim cevapları onaylar mı? Güçlü yanlarımda şimdiye dek başarılı olabildim mi?

 

Şu önemli noktayı hatırda tutmalıyız ki, bireyler kabiliyet ve zekâdan daha fazlasına, aşağı düzeyde çok sayıda yeteneğe sahiptir. Buna ilaveten bireyin zekâsı ve yetenekleri çoğunlukla onun ilgileriyle irtibatlıdır (Allport, 1961). Çoğu kişi, yapmayı sevdiği veya yapabilmeyi öğrendiği bazı durumlarda bu türden ilgileri olmayan kimselerden daha iyi ve hızlı davranabildiğini görür. Bireyin alakalarının çeşitliliği yeteneklerinin çeşitliliğine bağlıdır. Kendisiyle ilgili realist görüşü edinirken ilgilerini tecrübe etmesi, yeterliliğini ve gizli yeteneklerini keşfetmesinde yararlı olur.

 

Olgunlaşmamış veya sağlıklı olmayan bireylerin iki hatası şudur: Sağlıklı olmayan kişiliklerin çoğu kendisiyle ilgili olarak iki hatadan birine düşmektedir. Birincisi, bir kişinin bir zeminden daha fazlasında gerçekten zeki olabileceğini tasavvur etmesidir. Bu hatayla eşzamanlı olarak başkalarının gerçek anlamda yeterlilik sahibi olmadığını, konumlarını tesadüfen ve rastlantıyla elde ettiklerini sanmaktadırlar. Birinci hata, genellikle, bazı şeyleri yaparken başkalarından daha güçlü olduklarını hisseden bazı çocuklarda, özellikle de ilk gençlik yıllarında gözlemlenmektedir. İkinci hata ise birinci hatanın tersidir. Böyle kişiler herhangi bir yetenekleri bulunmadığını ve bir işi güzelce yapamayacaklarını sanır ve hemen hemen herkesin onlardan daha iyi meseleleri çözüme kavuşturacağını beyan ederler.

 

Kendisiyle ilgili realist kavrayışa sahip olan kişiler bu iki hataya düşmekten kaçınırlar. Zayıf ve güçlü yanlarını tanır, onları ne abartır, ne de küçümserler. Bu kavrayışın sonucu birinci basamakta varlığının bütünlüğünü kabul etmek, ikinci basamakta da varoluşsal kapasitelerini fiiliyata dökmektir. Kapasitelerin gerçekleşmesi de her bireyin yetenek ve imkânlarıyla uyumludur, insan türünün kapasite ve yeteneklerine değil. Buna ilaveten, daha üst varoluşsal kapasitelerin tahakkuku mecrasında hareket edilmesi, daha aşağıdaki kapasitelerin gerçekleşmesine bağlıdır. Yetenek ve ilgilerin gelişmesi ve hayatın sorunlarına karşı koyabilmek olgunlaşmış insanın nihai özelliğidir. İlk özellik, daha çok net biçimde ben idrakine sahip olma zaruretini vurguluyordu. Hâlbuki bu özellik, gizli yetenekleri ve bireyin maharetlerini geliştirmeye odaklanmıştır. Sonuçta da yaratıcılığa, yapıcılığa ve zorunluluk taşıyan işleri yapmaya erişebilmektir, ama aynı zamanda birey için haz verici ve hoşnut edicidir.

 

Freud bunu gerçek oryantasyon, Maslow ve Rogers ise onu kendini geliştirme olarak adlandırmaktadır. Maslow olgunlaşmış insanları sorun eksenli kabul eder. Meslek, ev, aile, toplum ve bireylere alaka gösterirler. Tabii ki ilgi dereceleri muhtelif alanlarda birbirinden farklıdır. Fakat kuru biçimde ve esneklik göstermeksizin bir tek saha üzerinde ısrarları yoktur. Onlar hedefli girişimlerde yaratıcı ve yetenekli olmakla kalmaz, bilakis böyle girişimlerde bulunmayı severler de. Görevi yerine getirmeye yoğunlaşmak için üst düzeyde yeterliliğe sahip olmalarının yanı sıra zaruret sırasında da onu terk etme kapasiteleri vardır. Olgunlaşmamış bireyler işleri yapmaya eğilimden ziyade şaşkındırlar. Onlar yaratıcı yeteneklerini veya ilgilerini hayatın gündelik sorunlarına karşı koymak için kullanmazlar. Coleman, olgunlaşmışlığın nihai yönünü, savunma oryantasyonu karşısında hayata görev oryantayonuyla yaklaşmada özetlemiştir.[16]

 

Sağlıklı kişiliğin üçüncü boyutu başkalarıyla münasebet ilişkisine atıfta bulunmaktadır. Bireyin tüm insan toplumlarına, kendi toplumuna, yakınlarına ve ailesine bakışı onun kişiliğinin sağlıklı olduğunu göstermektedir. Buna mukabil kendini eksen alma, aileyi eksen alma, daha üst aşamada da akraba, ırk ve milliyetini eksen alma kişiliğin hastalıklı ve anormal olduğunu göstermektedir. Diğer insanlara sevgi ve şefkat, halka ve topluma özen gösterme, onlarla ilgili sorumluluk duygusu, akrabalara önem verme, ona en yakın bireyler olan aile üyeleriyle güzel ilişkiler sağlıklı bir kişiliğin kriterleridir. Doğal olarak sınırlı sayıda insanla samimi ve yakın ilişkiler kurulması sağlıklı kişiliğe özgü düşüncelere, ilgilere ve değerlere bağlıdır. Bunun, sağlıklı kişiliklerin insani ve ahlaki değerlere karşı kimi insanlarla yakın ilişki kuramamasına, aksine sadece gerekli durumlarda onlarla uygun tarzda mukabelede bulunmasına yol açması gayet normaldir.

 

Birey, zayıf yönleri ölçüsünde olumlu durumlarını, yeteneklerini ve zekâsını tam anlamıyla tanıdığında başkalarının idrakinde de daha güçlü hale gelecektir. Diğerlerini kabullenmenin kendisiyle ilgili realist idrakle yakın irtibatı vardır. Rogers bu boyutun önemine o kadar çok vurgu yapmıştır ki onu öğelerine ayırmış ve her birini ayrı ayrı araştırmıştır. Allport, diğerlerini kabullenmeyi üstüne basarak tekrarlamış ve bunu toplumsal ilgi veya toplumsal hissiyat ya da kişilerle ilgili kardeşlik duygusu şeklinde ifade etmiştir.

 

Sullivan’a göre başkalarıyla sağlıklı tarzda irtibat ve birbirlerinin ihtiyacını karşılıklı olarak giderme kişiliğin asli mahiyetidir. Son zamanlarda bireyler arasındaki ilişkinin niteliğinin öncelikli önemi bazı araştırmaların ana istikameti olmuştur. Diğerlerini kabullenmenin anlamı, onların deneyimlerine değer vermek, inanmak ve resmen tanımaktır. Bu, kabul edilen her şeyin iyi olduğu, değer taşıdığı veya sahih görüldüğü manasına gelmez. Bilakis onun varlığını idrak ettiğimizi gösterir. Başka bir ifadeyle, başkalarını, taşıdıkları birçok kusuru göz ardı ederek kabul etmek gerektiğini ifade eder. Sağlıksız bireyler; kendine özgü âdetleri, görüşleri veya eylemleri insanların kişiliklerinin bütünüyle iç içe geçirir ve gayet açık bir ayırt edici tutum sergilemek yerine o kişilere muhalefet ederler.

 

Zikredilen her üç ilişkinin bilişsel ve duygusal iki boyutu vardır: İnsanın varlıkla bağı, varlık düzeniyle ilgili idrak ve telakkisi, bireyin düşünce tarzı ve dünya görüşü bu ilişkinin bilişsel boyutudur. Bireyin varlığın gerçekliğiyle ilgili duygusal hissiyatı ise olumsuz ve protest de olabilir veya teslimiyet ve rıza gösterme sebebiyle bu ilişkinin diğer bir bölümünü içerebilir. İnsanın kendisiyle ilişkisinde her bireyin kendisiyle alakalı tasavvuru, bir diğer ifadeyle benlik varsayımı bilişsel boyuttur; bireyin kendisiyle ilgili hissiyatı ve kendine değer vermesi de bu bağın duygusal boyutudur. İnsanın başkalarıyla ilişkisinde de bilişsel boyut, aile üyelerinden tutun akrabalara, toplum bireylerine ve tüm insanlara kadar bireyin başkalarıyla ilgili görüşüne rücu eder. Bu görüşle birlikte bireyin diğerleriyle ilgili hissiyatı ve duyguları sevgi, nefret, haset ve kayıtsızlıktan oluşur. Bireyin davranışları bu üç ilişkinin türü ve niteliğine tabidir.

 

Üç boyutta açıkladığımız sağlıklı kişiliğin bu özellikleri diğer görüşlerde açıkça görülmektedir.[17]Bir farkla ki, biz Allah’la ilişkiyi varlık düzeniyle ilişki içine yerleştiriyoruz. Bazı yazarlar insanın ihtiyaçlarını üç grup ihtiyaca ayırmışlardır: Kendisiyle ilişki, Allah’la ilişki, başkalarıyla ilişki. Bu, insanın ruh sağlığında söz konusu üç tür ilişkinin önemini göstermektedir.[18]Adler de, çoğu araştırmasını yalnızca insanın başkalarıyla ilişkisine ayırmışsa da bu üç ilişkiyi dikkate almaktadır.[19]

 

“Adler insanı ırkının ve bireyin bekası için en iyi yolun, harici dünyanın isteklerine durmaksızın adaptasyon ve değişim hattında olduğunu düşünür. O halde birey ile çevresi arasında uygun ilişki kurulmalı ve bu ilişki için azami kemal temin edilmelidir. Beşeriyetin ideale doğru ilerleyişinin en iyi tecellisi Tanrı kavramında aranmalıdır.”[20]Elbette ki genellikle teorisyenlerin her biri bazı yönleri daha fazla vurgulamışlardır.

 

Şimdi bu özellikleri, İslam dininin ontoloji ve antropoloji boyutlarındaki itikadî temellerine göre incelersek eksiklik ve belirsizliklerini bertaraf edebiliriz. Burada, İslam’ın sağlıklı kişilik bahsindeki görüşünün dayandığı önemli bir epistemolojik varsayıma işaret etmemiz yerinde olacaktır. Psikologlar, filozoflar, ahlak uleması ve din âlimleri, tarih boyunca, varlıkla, kendisiyle ve başkalarıyla verimli ve beğenilen münasebetler kurabilmiş sağlıklı kişiliğin peşinde olmuşlardır. Öte yandan bu iş, insanın tabiatına, varlık düzenindeki konumuna ve insan toplumlarındaki yerine dair doğru ve nispeten kapsayıcı bir tanıma olmaksızın mümkün değildir ya da eksiktir. Yine çoğu felsefe okuluna ve tüm ilahi dinlere göre varlık düzeninin yaratıcısı olan Allah’ın insan, toplumlar ve varlığa ilişkin kâmil ve kuşatıcı bir idraki vardır ve peygamberler yoluyla bu bilgiyi beşere aktarmıştır. Dolayısıyla ilahi dinler aracılığıyla elde edilen bilgiden yararlanılması, sağlıklı kişiliğin kriterlerini tanımada bize en iyi şekilde yardımcı olacaktır.

 

İslam dininin kaynaklarına göre sağlıklı kişilik kendine özgü bir dünya görüşüne sahiptir. Bu dünya görüşüne göre, varlık düzeninin, tüm gökler[21]ve yer, hatta yeryüzündeki doğa olayları[22]ve insani mübadelelerin[23]idaresini kendi iradesi ve kudretiyle tanzim eden bir kurucusu ve yaratıcısı vardır.[24]_[25]Varlık âleminde hiçbir fenomen, yaratıcısıyla bağı olmaksızın meydana gelmez. Bu düzen hikmet, adalet ve kemale doğru hareket temelinde idare edilir. Bu sebeple varlık düzeninin bir hedefi olduğuna[26], boşu boşuna ve tesadüfi olmadığına[27]inanç bireyin varlıkla ilişkisindeki önemli boyutlardan biridir. Diğer nokta, varlığın yaratıcısının onun tüm tezahürlerinde eksen olmasıdır.[28]Bireyin dünya görüşü ve varlık düzeniyle ilişki türü, bireyin değerler düzeninde büyük etkiye sahiptir. Her ne kadar bu etkilemede çatışan görüşlerin varlığına işaret edilmişse de dünya görüşü ile değerlerin ilişkisi inkâr edilemez.[29]Münasip değerlere sahip olunması, sağlıklı kişiliğin önemli bileşenlerinden biridir. Birinci görüşte değerler psikolojik kavramsallaştırma olarak telakki edilmiyordu.

 

Fakat çoğu psikolog, hiç olmazsa zımnen yönlendirici değerlerin zorunluluk olduğunu kabul etmişlerdir. Frankl, değerlere sahip olmanın, bireyin tüm hayatını düzenleyen “anlam için irade taşıma”nın ta kendisi olduğunu iddia etmektedir. Allport, hayatlarıyla ilgili insicam içinde bir felsefeye sahip olgunlaşmış bireylerden bahseder. Maslow şöyle der: Olgunlaşmış bireylerin güçlü bir ahlaki hissiyatı vardır ve kültürel baskılar karşısında direnecek güçtedirler. May, değerlerden, nasıl yaşanacağıyla ilgili karar verme cesareti ve seçim temelinde sözeder. Psikologlara göre değerler, gönüllü tercih[30]olmalıdır. Bireyin çevre baskısıyla kabul ettiği değerler değer değildir. Çünkü birey onları kabul ederken toplumun zorlaması altındadır. Olgunlaşmış kişinin seçtiği değerler, benlik varsayımı ve davranışta içselleştirilir ve insicam sağlar. Bu değerler harici değildir, aksine içseldir. Değerlerin içselleştirilmesi, insicamı ve bütünleştiriciliği kişilikteki düzen ve insicamı, plan ve eylemlerin hedef sahibi olmasını ve mecburiyetten özgürleşmeyi gösterir. Çünkü değerler gönüllü seçilir. Olgunlaşmamış kişi ise değerler olmaksızın hareket edebileceğini zanneder. Bu, vehimden öte bir şey değildir. Zira hiçbir şey değerden yoksun olma konumundan daha kötü yerde olamaz. Bireyin varlık düzeniyle bu tür bir ilişkisi, diğer iki tür ilişkiyi de belli ölçüde aydınlatmaktadır.[31]

 

Sağlıklı kişiliğin kendisiyle ilişkisinde kendi varoluşsal boyutlarını, insan türünün mahiyet ve doğasını ve kendi kapasitelerini tanımasının önemi vardır. Sahip olduğu güdüleri tanıması, onları tasvip edilecek çerçevede tatmin etmesi ve bireysel yetenek ve kapasiteleri gerçekleştirmesi sağlıklı kişiliğin özelliklerindendir. Sağlıklı kişilik varlıkla ilişkisinde Allah’ı eksen ve idareci kabul ettiği[32]ve başta kendisi olmak üzere tüm insanları Allah’ın mahlûku gördüğünden doğal olarak kendisini varlık düzeninin hedefleri doğrultusunda konumlandırmanın peşinde olacak; ihtiyaç ve yeteneklerini varlık hedeflerine göre düzenleyecektir. O, bu yolla ahenkli ve uyum içinde bir varlık felsefesine ulaşmakla kalmaz, hayatını da anlam ve hedef sahibi görür ve bunun mecrasını tanzim eder. Sağlıklı kişilik, kendisiyle ilgili tüm fikirler, duygular ve davranışları varlığın yaratıcısıyla ilişki esasına göre düzenler.[33]

 

Diğer insanlarla ilişkide de eksen yine varlığın yaratıcısıyla ilişki olmaktadır. Sağlıklı kişilik, diğer insanlarla ilgili tüm tasavvurları, görüşleri, dostluk[34], düşmanlık ve tüm duygu ve davranışlarını varlığın yaratıcısının beğendiği esasa göre tanzim eder. Başka bir deyişle, sağlıklı kişiliğin bütün değerleri tevhidi dünya görüşü temelinde biçimlenir. Böylelikle insanın kendisi ve başkalarıyla olan iki ilişkisi Allah’la ilişkiye göre düzenlenmiş olur. Allah’la ilişki insanın kişiliğine bütünlük ve insicam bahşeder. Bu durumda insanın tüm motivasyonları ve içsel çekimleri Allah’ın beğendiği motivasyonlar yönünde olur, yani aslında Allah’ın rızasını kazanacak motivasyonlar haline gelir. İnsanın harici davranışları da aynı istikamette gelişir. Kur’an, güzel bir misalde, kişiliğin bütünlük ve insicamında Allah’la ilişkinin kişiliğin bütün boyutlarına hâkimiyetinin sonucu olan tevhid ve tektanrıcılığın rolünü gösterir: “Allah bir misal verdi: Hakkında kendi aralarında sürekli tartışan ortakların hâkimiyeti altındaki adam ile sadece bir tek kişiye teslim olmuş adam. Bu ikisi bir midir?”[35]Ayetin izahı olarak, muvahhid insanın yalnızca bir tek motivasyonun etkisi altında olduğu söylenebilir. Çünkü iç dünyasındaki bütün motivasyonlar ve güçler Allah’ın rızasına ulaşmak ve ilahi buyrukları yerine getirmek içindir. Buna mukabil, Allah’a itikadı olmayan kişi, bütünleştirici ve insicam kazandırıcı yönü bulunmayan çok sayıda motivasyonların etkisi altındadır. Bu kişi genellikle iç çatışmalarla karşı karşıyadır ve başıboş bir haldedir. Her zaman önceki çekimle çatışan bir güç ve motivasyonun etkisi altındadır. Kur’an, Allah’a itikadı bulunmayan bireyi şöyle tarif etmektedir:

 

“Allah’a şirk koşan, adeta gökten düşmüş de kuşların (havada) kapıp kaçtığı veya rüzgârın ücra bir yere fırlatıp attığı şey gibidir.”[36]

 

Aynı zamanda başkalarıyla yüz yüze gelmesi ilişkinin yakınlık ve uzaklığına göre ve yine varlığın aynı hedeflerine rücu eden başka kriterler itibariyledir. Sağlıklı kişiliğin bu tanımı esas alındığında kişilik selametinin öncelikli ve asgari sınırı, kişinin üç ilişkiye (varlıkla, kendisiyle, başkalarıyla) odaklanması ve bu üç ilişkiyi taassuplardan, zihnin imal ettiği klişelerden, her tür hassasiyetlerden ve ön duygulardan uzak uygun bir temelde düzenlemenin ardına düşmesidir. Bu bireyin, varlığın gerçekleri, insanlar ve kendisi karşısında açık ve esnek bir hali vardır. Kendisi ve varlığın gerçekliğiyle ilgili sahih kavrayışa ve başkalarıyla uygun ilişkiler kurmaya mani olan taassup, inatçılık, taşlaşmışlık, tekebbür, ahlaki hastalıklar, kişilik bozuklukları ve ruhsal sorunlar gibi durumlar onda yoktur. Diğer bir ifadeyle kişilik sağlığının asgari sınırı, bireyin temel doğasını koruyarak potansiyel yetenekleri ve kemalatı geliştirme zeminini ortadan kaldırmamış olmasıdır.[37]Eğer bireyin bu asgari sınırdan nasibi yoksa sağlıklı kişiliğin asgari şartlarından da nasibi yoktur. Evriminin son aşamalarına kadar bu üç ilişkiye gaflet ve şaşkınlıkla karşılık veren veya bu üç ilişkide mutaassıp hali öne çıkartan ve hakikati kabul etmeye hazır olmayan bazı bireyler asla sağlıklı kişiliğe sahip olamayacaklardır. Sağlıklı kişiliğin üst mertebeleri, bu üç ilişkinin bilişsel ve duygusal gelişimine göre şekillenmektedir. Bireyin varlık düzeniyle ilgili aşinalığı ne kadar üst düzeydeyse ve derinlikliyse onunla ilgili o kadar normal bir hissiyat ve duyguya sahip olur. Aynı şekilde, kendisiyle ilişkide, bireyin kendisine dair aşinalığı ne kadar çok ve derin olursa varlığın hedefleri ekseninde varoluşsal boyutlarına yön vermede o kadar başarı sağlar ve daha fazla sağlığa kavuşur. Başkalarıyla duygusal ve bilişsel boyutlarda ilişki de bu esasa göre daha uygun olacaktır. Dolayısıyla bireyin varlık düzeni ve onun yaratıcısıyla münasebeti, diğer iki irtibata kesin ve derin bir etkide bulunacaktır. Nispeten genel hatlarıyla ele alınmış bu bahisten sonra sağlıklı kişiliğin özelliklerini İslami metinler temelinde daha geniş izahla incelemeye geçebiliriz.

 

İslami Metinlerde Sağlıklı Kişilik

 

Modern psikoloji bilimi başlangıcından itibaren çeşitli okullar formunda kişilikle ilgili çok sayıda tanım yapmıştır. Allport bunların elli farklı şekline değinmektedir. Kişiliğin tanımı konusunda psikologlar arasında görüş birliği bulunmasa bile, mesela “bireyin belli bir insanı belirginleştiren psikolojik bütünlüğü”, “bireyin sabit ruhsal özellikleri”, “bireyin damar ve sıfat sistemi” gibi tanımlar uzmanlar arasında aşağı yukarı ittifak edilmiş tariflerdir. Buna ilaveten, genellikle kişilik konusunda sabit bir şey olan, bireyin birçok ve değişken tezahürünün tabi bulunduğu ruhsal alandan bahsedilmektedir.[38]Bu sebeple bilişsel ve duygusal yapılar ve davranış modelleri belli ölçüde kişiliği yansıtan bir bütündür.

 

İslami metinlerde kişilik konusunu araştırırken kalp, sadr, şâkile, nefs, akıl, ruh ve başka kavramlarla karşılaşıyoruz. Şimdi bu kavramların Kur’an’da ve Masumların (a.s) sözlerinde kullanıldığı yerleri ele alacağız.

 

Şâkile:Bu kelime İsra suresi 84. ayette geçmektedir:

 

“De ki: Herkes kendi şâkilesine göre hareket eder. Rabbiniz, tuttuğu yol hidayete en uygun olanları çok iyi bilmektedir.”[39]

 

Şâkile, bireyin âdet ve tarzı manasına gelmektedir. Arapça sözlüklere ve Masumların (a.s) hadislerine bakıldığında şâkile için aşağıdaki anlamlar dikkate alınabilir:

 

1. Niyet: İmam Sadık (a.s) bu ayeti izah ederken şöyle buyurmuştur:

 

“Herkes niyetine uygun hareket eder.”[40]

 

Kur’an’ın müfessiri olan pâk imamlar (a.s), niyeti, davranışın esası[41], davranışı da niyetin meyvesi saymışlardır.[42]Hatta bazen bir davranışın hakikatini onun niyeti olarak değerlendirmişlerdir.[43]Bu durumda niyetin sırf motivasyon olmadığı, bilakis bir insana özgü ruhsal organizasyonun ürünü olduğu anlaşılabilmektedir.[44]

 

2. Huy: İnsanın harici çevreyle ve toplumsal muhitle ilişkisi sırasında ortaya çıkan ruhsal sıfatların toplamıdır.

 

3. Hacet ve ihtiyaç: İnsan davranışının altyapılarındandır, biyolojik ve ruhsal olmak üzere iki gruba ayrılır.

 

4. Programlı tarz: Birey hayatında buna önem verir ve varlık düzenini de ona göre yorumlar.

 

5. İnsanın ruhsal yapısı ve paneli: Üniter bütündür ve niyetler ondan doğmaktadır.

 

Beşinci anlam, diğer anlamları da kapsamaktadır ve buna göre denebilir ki, şâkile; veraset, çevre ve iradenin etkileşimi neticesinde şekillenen insanın ruhsal biriminin panelidir. Bu yüzden şâkile kavramının psikolojide kişilik olarak ele alınan şeyin ta kendisi olduğu söylenebilir.[45]

 

Kalp: “Kalp” kelimesi incelendiğinde bu kelimenin anlam ve içerik olarak İslami metinlerde psikolojideki kişilik kelimesine en yakın sözcük olduğu görülecektir. “Kalp” kelimesi ve çoğulu olan “kulûb” Kur’an’da 120’den fazla yerde kullanılmıştır.[46]Bu yerlerde kimi zaman kişiliğin duygusal yönlerine vurgu yapılmış[47], kimi zaman bilişsel yönler[48]ve pek çok yerde de kişiliğin tüm boyutları kalbe nispet edilmiştir.[49]Elbette ki bütün bu yerler incelendiği ve üzerinde düşünüldüğünde çoğunlukla kişiliğin duygusal boyutlarının “kalp” kelimesine nispet edildiği görülecektir. Dolayısıyla Kur’an’da “kalp” kelimesine ve onun çoğuluna, yani “kulûb”a nispet edilmiş beğenilen veya beğenilmeyen bütün sıfatlar ve hallerin kişiliğin bazı boyutları veya tamamıyla, yani insanın psikolojik bütünlüğüyle bağlantılı olduğu söylenebilir. Kur’an’da “kalb”in beğenilen ve beğenilmeyen sıfat ve hallerinin kontrastı, kişiliğin duygusal (bireysel ve toplumsal) ve bilişsel boyutları yahut kişiliğin tümü gözönünde bulundurulduğunda hem anormal kişiliğin uygunsuz hallerini ve hastalıklarını, hem de ruhsal hijyeni yerinde ve sağlıklı kişiliğin özelliklerini bulmada bize kılavuzluk edebilir. Kalbin uygunsuz sıfat ve halleri arasında bazıları şiddetli ve ciddidir, hatta kişiliği sağlıksız saymamıza yol açar. Bazı uygunsuz sıfat ve haller de her ne kadar kişiliğin çeşitli boyutlarda gelişimi ve tekâmülü üzerinde olumsuz etkisi olsa da, sırf “kalp”te bulunuyorlar diye bireyin kişiliğini sağlıksız kabul etmek mümkün değildir.

 

Bazı ayetlerde, aslında “kalb”in sıfatları olan birtakım sıfatlar “sadr”a nispet edilmiştir. Belki de bu sıfatların “sadr”a nispet edilmesi cismani kalbin göğüste yer alması nedeniyledir ve kalp ya da kişiliğin cismani kalbe benzetilmesi esasına göre onunla ilgili sıfatlar “sadr”a nispet edilmiştir.[50]

 

Aynı şekilde “nefs” ve “fuad” da Kur’an ayetlerinde[51]kalp anlamında kullanılmıştır.[52]Kur’an’da geçen sağlıklı ve anormal kişiliğin genel sıfatlarının kontrastı görülmektedir. Din evliyasının (a.s) sözleri incelendiğinde de görülecektir ki onların nazarında kalpten murad, insanın psikolojik bütünlüğüdür. Bir diğer ifadeyle, psikoloji bilimindeki kişiliktir. İnsanın bilişsel boyutları hafıza, malumat[53]ve tefekkür[54]gibi “kalb”e nispet edilmiştir. Yine ince duygular, kasavet[55]ve fizyolojik[56]motivasyonlar gibi insanın duygusal yönlerinin kaynağı ve doğuş yeri “kalp” olarak açıklanmıştır. Dindarlıkta da “kalp”, diğer ifadeyle insanın psikolojik bütünlüğü zahiri davranışlardan daha önemlidir.[57]“Kulûb”un kategorize edilmesi de aslında kişiliğin türlerine işarettir.[58]Masumların (a.s) “kalp” sağlığı, onun tahareti ve huzuru, kalbin gözü ve kulağı, onun kör ve sağır olması, kalbin halleri ve kalpte hastalığa yol açan etkenler konusundaki sözleri incelendiğinde kalbi, bahsi geçen kişilik anlamında kullandıkları görülecektir.[59]

 

Sağlıklı ve Anormal Kişiliğin Kriterleri

 

Sağlıklı kişiliğin kriterlerini tayin amacıyla Kur’an’da ve Masumların (a.s) sözlerinde geçen sağlıklı kalbin alamet ve göstergelerini incelemeye koyulabiliriz. Kur’an iki ayette sağlıklı kalbe değinmiş[60]ve çok sayıda yerde kalbin hastalığından bahsetmiştir.

 

Bilişsel boyutta Allah’a inanç konusunda kuşku ve tereddüdü yoktur.[61]Varlık âleminin hakikatleri ve gerçekleriyle taassuptan, cehalet perdelerinden ve önyargılı klişelerden uzak biçimde, açıklıkla yüzleşir.[62]Varlık âleminin hikmetlerini idrak için uygun kapasiteye sahiptir.[63]Münasip bir kavrayış ve anlayışı vardır.[64]

 

Duygusal boyutta, başta cinsel ihtiyaç ve açlık olmak üzere biyolojik motivasyonlar onu denge çerçevesinin dışına çıkarmaz.[65]Dünyevi tecellilere sevgi ve maddiyatı kazanmaya tamah onda pek az görülmektedir. Allah’a muhabbet[66]ve işlerde Allah için ihlas[67]onda galebe çalmıştır. Gazap ve tamah onu sarsmamaktadır.[68]İnsanlara karşı müşfik ve iyi huyludur.[69]Kin beslemez.[70]Kendisi için istediğini başkaları için de ister.[71]İlahi hedefler mecrasında sebatlı ve kalp kuvveti sahibidir.[72]

 

Bilişsel ve duygusal boyutlarda belirtilen özellikleri taşıyan bir kişilik doğal olarak uygun ve normal davranışlara sahiptir.[73]Eğer hayatın değişik konumlarının baskısı sonucunda davranışsal sorunlara duçar olursa süratle onu ıslah edecektir.[74]Hayatın çeşitli yanlarında takvaya riayet sağlıklı kalbin davranışın alameti sayılmaktadır.

 

Kişiliğin hastalık ve anormal halleri:Kur’an-ı Kerim’de oniki ayette kalbin “mariz”inden bahsedilmiştir.[75]Başka ayetlerde, beğenilmeyen ve anormal sayılan haller ve sıfatlar kalbe nispet edilmiş. Şu kelimeler bunlardan bazılarıdır: Galiz (öfke), kasavet (taş kalplilik), reyn (hicap), hatem (mühür), ism (günah), umyun (körlük), dıyk (darlık), rayb (tereddüt), kibir, inkar, ğumre (örtme), hamiye (taassup), kirlilik, ğul (kin), tab’ (mühür), zi’ (sapma).[76]Kalbin hastalığı, onun fıtri istikametten sapması kabul edilmektedir.[77]Kalbin hastalıklarının yahut kişiliğin anormalliklerinin bir bölümü bilişsel boyuta rücu etmektedir. İdrak ve anlayış yoksunluğu, taassuplar, sorgulayanın kalbini toz kaplaması, akletmenin engelleri, nedenselliğin yanlış kullanımı, varlık düzeni hakkında, başlangıcı ve işleyişi üzerine sahih olmayan inançlar, bu konuda şaşkınlık, kuşku ve tereddüdün mevcut bulunması, kişilik anormalliklerinden bazısıdır. Duygusal boyutta, kendini eksen alma, kendini büyük görme, ruhsal kapasitelerini tanıma yoksunluğu, öfke ve dar görüşlülük, motivasyonların ve biyolojik ve maddi ihtiyaçların diğer bütün boyutlara galebe çalması, merhametsizlik, taş kalplilik, başkalarına sert davranma, insanlara karşı kin, haset ve düşmanlık Kur’an-ı Kerim açısından kişiliğin bazı anormal yönleri kabul edilmektedir.

 

Zikredilen anormallikler ve hallerin bir kişide stabil ve sürekli olması durumu onun kişiliğini hasta kabul etmemize yolaçacaktır. Örnek vermek gerekirse, Kur’an açısından taş kalpli, günahkâr, kabahatli, müşrik, kör kalpli, kibirli, dar görüşlü, hayatın dünyevi tezahürlere hayran ve mutaassıp bireyler hasta kişiliğe sahip sayılmaktadır.

 

Dindarlık ve sağlıklı kişilik: Çeşitli dinlerde dindarlığın, asgari sınırın ve dindarlığın mertebelerinin belirlendiği birtakım tanımları vardır. İslami metinlerde de dindarlığın alt sınırı ve mertebeleri tayin edilmiştir. Mesela Allah’a itikat, Allah’ın birliğine, onun yaratıcılığına ve rububiyetine inanç, kişinin Allah’tan başka hiçbir mabud tanımaması kabul edilebilir alt sınırdır. Bunun altına düşülmesi Allah’a inanç ve dindarlık sayılamaz.[78]

 

Açıktır ki, bireyin, iman ve dindarlığın bu çerçevesinde yer alması kişilik sağlığının gereği değildir. Diğer bir ifadeyle, dindarların da kişilik bozukluklarına ve diğer ruhsal sorunlara maruz kalması mümkündür. Bu ilaveten, katı kalplilik, şirk, dar görüşlülük ve tekebbür gibi hastalıkların esintili mertebeleri dindarlıkla bir araya gelebilir. Çünkü böyle bozuklukların sırf varlığı bireyin dindarlığından tereddüt etmeyi gerektirmez. Fakat tekebbür, şirk ve katı kalplilik gibi hastalıkların şiddetlenmesi durumunda bunların dindarlıkla birarada olabilmesi daha az mümkündür. Buna mukabil, dindarlık olmaksızın kişilik sağlığı daha az oranda gerçekleşebilir. Çünkü varlık, kendisi ve başkalarıyla uygun ilişki kurabilme ancak dindarlık koşullarında gerçekleşebilir bir şeydir. Gerçi kişilik sağlığının ilk mertebeleri bazı yerlerde dindarlıktan yoksunlukla birlikte olabilir. Çünkü birey için dinin teklif edilebileceği uygun toplumsal zeminin hazırlanmadığı bir durum söz konusudur.

 

Buna göre, İslam açısından sağlıklı kişiliklerin, çoğu psikologlar gözüyle sağlıklı kişiliklerle ilişkisi ve örtüşme tarzı açıklığa kavuşturulmuş olabilir. Varlıkla, kendisiyle ve başkalarıyla ilişkilerini güzelce ve en uygun biçimde düzenleyebilmiş bireylerin ekseriyeti makbul dindarlık içindedir. Elbette ki dindarlığın ilkeleri ve ilahi dinlerin öğretileri kendilerine pekiyi sunulmamış kimi sağlıklı kişilikler dindar olmayabilir. Buna rağmen bu bireyler bilişsel ve duygusal boyutlarda makbul özellikler taşıdıklarından ve katı kalplilik, dar görüşlülük, zihnin ürettiği önyargılı tasavvurlar ve diğer bilişsel engeller onlarda nadiren görüldüğünden dinin en uygun biçimde sunulması onlar için dindarlaşmanın zeminini de hazırlayabilir.

 

 

 

 

 

 


[1]     Sekine ayetleri: Fetih 4 ve 18, tatmin olma ayetleri: Maide 113, Ra’d 28.

[2]     Umut ve umutsuzluk ayetleri: Ankebut 5, Zümer 9, Bakara 218, Zümer 53, Hicr 56.

[3]     Kalb-i selimle ilgili ayetler: Şuara 89, Saffat 84.

[4]     Jenkins, R., Developing a National Mental Health Policy, s. 157.

[5]     Mesela Abdulkerim Biazar Şirazi’nin Tıbb-i Ruhani ya Behdaşt-i Revani’si, Seyyid Abdulhamid Musa’nın el-İman ve’s-Sıhhatu’n-Nefsiyye’si, Seyyid Ebulkasım Hüseyni’nin Usul-i Behdaşt-i Revani’si.

[6]     Ahmedi, Revanşinasi-yi Şahsiyyet ez Didgah-i İslam, s. 204-208.

[7]     Hüseyni, Usul-i Behdaşt-i Revani, s. 44-48.

[8]     A.g.e., s. 51.

[9]     Ebu Turabi, Melakhâ-yi Behencari ve Nabehencari, (doktora tezi), s. 114.

[10]    A.g.e., s. 182-187.

[11]    A.g.e., s. 203-216.

[12]    Koening, H. G., Religion and Mental Health, s. 71.

[13]    Örnek vermek gerekirse, ruh sağlığının Kanada’daki derneği, kendi ruhsal hijyen tanımını yaparken ilk iki ilişkiyi, hayatla ilgili bakışı ilave ederek gözönünde bulundurmuştur. (Genci, Behdaşt-i Revani, s. 13) Maslow’un iddiasına göre sağlıklı kişilik ve normallik izah edilirken bu üç ilişkinin hesaba katılması geleneksel dinlerin tarzıdır ve psikologların çoğu, dinlerin bu yönde pek başarılı olamadığını öne sürse de dinlerin bu çabasını itiraf eder. (Maslow, Engizeş ve Şahsiyyet, s. 352)

[14]    Allport sağlıklı kişilik tarifinde bir şekilde bu üç ilişkiye yoğunlaşmıştır. (Allport, Revanşinasi-yi Kemal, s. 43). O, aynı şekilde dini duyguları ve insicam içinde bir hayat felsefesini kemale ermiş bireylerin özellikleri arasında sayar. (Maddi, Personality, s. 400)

[15]    Objectification

[16]    The Gale Encyclopedia, Keumann, s. 548.

[17]    Hüseyni, Usul-i Behdaşt-i Revani.

[18]    Koenig, Religion and Mental Health, s. 125

[19]    Schultz, Nazariyehâ-yi Şahsiyyet, s. 150.

[20]    Mansur, İhsas-i Kihteri, s. 219.

[21]    “مَا شَاء اللّٰهُ لَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ” (Zümer 39, Zariyat 58)

[22]    “يُدَبِّرُ الْأَمْرَ مِنَ السَّمَاءِ إِلَى الْأَرْضِ” (Secde 5, Yunus 31)

[23]    “قُل لاَّ أَمْلِكُ لِنَفْسِي نَفْعًا وَلاَ ضَرًّا إِلاَّ مَا شَاء اللّٰهُ” (A’raf 188, Yunus 49)

[24]    “قُلِ اللّٰهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ” (Ra’d 16).

[25]    “للّٰهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ” (Zümer 62)

[26]    Bakara 156 ve 210, Hud 123 ve benzer diğer ayetler.

[27]    Müminun 115

[28]    Mesela hiçbir tezahürün Allah’ın izni olmaksızın meydana gelemeyeceğini söyleyen ayetler: Bakara 101, Haşr 5.

[29]    Suruş, Daniş ve Erziş.

[30]    Self-chosen

[31]    The Gale Encyclopedia, Keuman, s. 548-549.

[32]    “قُل لاَّ أَمْلِكُ لِنَفْسِي نَفْعًا وَلاَ ضَرًّا إِلاَّ مَا شَاء اللّٰهُ” (A’raf 188, Mülk 2 ve Âl-i İmran 145) İnsanın hayatı ve ölümü konusunda.

[33]    “قُلْ إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ” (En’am 162)

[34]    Tevbe 24. “وَالَّذِينَ آمَنُواْ أَشَدُّ حُبًّا لِّلّهِ” (Bakara 165)

[35]    Zümer 29

[36]    Hac 31

[37]    Şehid Mutahhari “هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ” (Bakara 2) ayetini bu esasa göre tefsir etmiştir: “Bu takva, temel fıtratın öze ilişkin ve tertemiz olduğunu göstermektedir. O kadar ki, çevredeki kirlilik bireyi temel fıtratın mecrasından çıkartmamıştır.” (Aşinayi ba Kur’an, s. 130)

[38]    Miley, Şahsiyyet, s. 1, 2 ve 23.

[39]    “قُلْ كُلٌّ يَعْمَلُ عَلَى شَاكِلَتِهِ” (İsra 84)

[40]    Vesailu’ş-Şia, c. 1, s. 36.

[41]    “النیة اساس العمل”, Gureru’l-Hikem, s. 292.

[42]    “الاعمال ثمار النیات”, Aynı yer.

[43]    “الا و ان النیة هی العمل” Vesailu’ş-Şia, c. 1, s. 51.

[44]    Ahmedi, Revanşinasi-yi Şahsiyyet ez Didgah-i İslami, s. 16, 21 ve 23.

[45]    Aynı yer.

[46]    Mu’cemu’l-Müfehres li-Elfazi’l-Kur’ani’l-Kerim.

[47]    Mesela: Kasas 10, Ahzab 4 ve 53, Âl-i İmran 151, Hadid 27, Haşr 10, Maide 13, Enfal 2, Hac 35, 53 ve 54, Müminun 60, Zümer 22, 23 ve başka birçok ayet.

[48]    Mesela: A’raf 179, Hac 46, Fetih 12, En’am 25 ve Tevbe 87, 93 ve 110.

[49]    Mesela: Bakara 225, Enfal 70, Ahzab 5, Hucurat 14, Maide 13, Ra’d 28 ve Mücadele 22.

[50]    Kureyşi, Kamus-i Kur’an, c. 6, s. 26.

[51]    A.g.e., s. 28 ve 30.

[52]    Mesela: İsra 25, Ankebut 10, Tevbe 118 ve Hicr 97.

[53]    İbn Ebi’l-Hadid, Şerhu Nehci’l-Belağa, c. 20, s. 46; Amidi, Gureru’l-Hikem, s. 261.

[54]    Amidi, a.g.e., s. 2046 ve 3078.

[55]    Muhammedi Reyşehri, Mizanu’l-Hikme, c. 10, s. 4980; Harrani, Tuhefu’l-Ukul, s. 371.

[56]    Kuleyni, el-Kafi, c. 8, s. 21.

[57]    Muhammedi Reyşehri, Mizanu’l-Hikme, c. 10, s. 4980.

[58]    Amidi, Gureru’l-Hikem ve Muhammedi Reyşehri, a.g.e., s. 4982.

[59]    Muhammedi Reyşehri, a.g.e., c. 10, s. 4980-5006.

[60]    Şuara 87-89, Saffat 83 ve 84.

[61]    Kuleyni, Kafi, c. 2, s. 16.

[62]    İnşirah-i Kalp, Mizanu’l-Hikme, s. 4994-4996.

[63]    Kalbin gözü ve kulağı ifadeleri ve kap olması gibi. (Muhammedi Reyşehri, Mizanu’l-Hikme, c. 10, s. 4982-4988)

[64]    Amidi, Gureru’l-Hikem, s. 3078.

[65]    A.g.e., s. 6020.

[66]    Bakara 165

[67]    Nuru’s-Sakaleyn, c. 4, s. 50 ve 58.

[68]    Nehcu’l-Belağa, hikmet 108.

[69]    Muhammedi Reyşehri, Mizanu’l-Hikme, s. 4980.

[70]    Amidi, Gureru’l-Hikem, s. 4017.

[71]    Meclisi, Biharu’l-Envar, c. 78, s. 62.

[72]    Muhammedi Reyşehri, Mizanu’l-Hikme, c. 10, s. 4980.

[73]    Amidi, Gureru’l-Hikem, s. 10874.

[74]    “إِلاَّ مَنْ أُكْرِهَ وَقَلْبُهُ مُطْمَئِنٌّ بِالإِيمَانِ” (Nahl 106), “وَكَرَّهَ إِلَيْكُمُ الْكُفْرَ وَالْفُسُوقَ وَالْعِصْيَانَ” (Hucurat, 7).

[75]    “فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ” ifadesi veya benzerinin geçtiği ayetler: Bakara 10, Maide 52, Enfal 49, Hac 53, Nur 50, Ahzab 12, 32, 60, Muhammed (s.a.a) ) 20 ve 29, Müddessir 31.

[76]    Abdulbaki, el-Mu’cemu’l-Müfehres, “kalp” ayetleri.

[77]    Tabatabai, el-Mizan, c. 5, s. 619.

[78]    Misbah Yezdi, Mearif-i Kur’an, s. 54.

 

 

 

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler