17 Kasım 2018 Cumartesi Saat:
13:46
20-06-2018
  

İslam Alimlerinin Mezhepler Hakkındaki Görüşleri

İslam mezhepleri arasında tefrika yaratmak, Kur`an-ı Kerim ve Sünnet öğretilerine aykırıdır...

Facebook da Paylaş

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Ayetullah Seyyid Ali Hamanei

 

Soru:


Günümüzde Müslümanların vahdetinin zorunluluğunu ortaya koyan kesin ve açık delilleri göz önüne alarak, zati alileriniz, İslam dininin usullerine iman eden, İslam mezhepleri takipçilerinden Ehli Sünnetin dört fırkası ve ayrıca Zeydiye, Zahiriye ve İbadiyye gibi fırkalar… için İslam çmmeti sözcüğünün kullanılması hakkındaki görüşünüz nedir? Acaba yukarıda adları zikredilen fırkaların tekfir edilmesi caiz midir?

Tekfirin çağımızdaki ölçüsü ve sınırları nedir?

Yüce Allah'tan zati alilerinize İslam ve Müslümanlara hizmetinizde artan başarılar ihsan etmesini temenni ediyoruz.

 

Cevap:

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

 

Tüm İslam Fırkaları, İslam ümmetinin bir bölümünü teşkil etmekte ve İslami imtiyaz ve ayrıcalıklara sahiptirler. İslam mezhepleri arasında tefrika yaratmak, Kur'an-ı Kerim ve değerli İslam Peygamberinin Sünneti (s.a.a) öğretilerine aykırıdır. Buna ek olarak, Müslümanların zayıflamasına ve İslam düşmanlarının eline bahane vermeye sebep olmaktadır. Dolayısıyla İslam fırkalarının tekfir edilmesi hiçbir şekilde, asla caiz değildir.

 


Ayetullahu'l-Uzma Muhammed Fazıl Lenkeranî

 

Soru:

Siz zatı âlinizin de bildiği gibi, üçüncü yüzyılın başlamasıyla birlikte, Batı, Müslümanlar arasında fitne ateşini yakmak için azmetmiş ve İslam ve Müslümanları haşin ve kaba çehreye sahip kimseler olarak tanıtmaya başlamıştır. Günümüz şartları altında İslam ümmetinin vahdetinin korunmasının, tüm zamanlardan daha zorunlu olduğu anlaşılmaktadır.

 

Günümüz şartlarında Müslümanların vahdetinin zorunluluğu kesin ve açık delillerle sabit olduğuna binaen, sizin İslam dininin usullerine iman etmiş olan Ehlisünnet 'in dört mezhebi ve Zeydiye, Zahiriye, İbadiyye… gibi mezhep mensupları için “İslam çmmeti” sözcüğünün kullanılması hakkındaki görüşünüz nedir? Acaba yukarıda adları geçen fırkaların tekfir edilmesi caiz midir? Tekfirin asrımızdaki had ve sınırı nedir?

 

Cevap:

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

 

İslam dininin usullerinden ve zaruretlerinden birini inkâr etmeyen veya İmamlara hakaret etmeyen her fırka İslam fırkalarından sayılmaktadırlar.

 

 

Ayetullahu'l-Uzma Beşir-i Necefî

 

Soru:

 

Birçok Müslüman ve gayrimüslim bizlerden İslami birlik ve İslam mezhepleri arasındaki ilişkileri sormaktadırlar. Zati âlinizden bu iki soruya cevap vermenizi rica ediyoruz:

 

1- Acaba İslam mezheplerinden birine yani Hanefi, şafii, Maliki, Hanbeli, Caferi, Zeydi, İbadiyye'ye bağlı olan kimse, Müslüman sayılır mı?

 

2- İslam'da tekfirin had ve sınırı nedir? Acaba Müslüman kimsenin, -birinci soruda zikredilen- başka bir İslam mezhebine veya Eş 'ari veya Mutezile mezhebine tabi olan kimseyi tekfir etmesi caiz midir? Bununla birlikte Sofileri tekfir etmek caiz midir?

 

Cevap:

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

 

1- Allah'ın vahdaniyetini kabul eden, Muhammed b. Abdullah'ın (s.a.a) risaletine, son peygamber olduğuna, nübüvvetine ve Mead'a iman eden ve yukarıda zikredilenlerden hiçbirini inkâr etmeyen kimse kendi Müslümanlığını sabit kılmış ve Müslüman sayılmaktadır. İslam'ın tüm hükümleri böyle birisi için geçerlidir. Can, mal ve ırzı saygındır. Ayrıca bütün Müslümanlara onun mal ve namusunu koruması farzdır. Vallahu A'lem. (Allah daha iyi bilir)

 

2- şehâdeteyni söyleyen -yani Allah'ın vahdaniyetine, Muhammed b. Abdullah'ın nübüvvetine ve kıyamete tanıklık ederse- Müslümanlığını sabit edecek hiçbir şeyi inkâr etmeyen kimsenin tekfir edilmesi caiz değildir. Hz. Peygamber efendimizden de (s.a.a) bu işin yasaklandığı yönünde rivayetler nakledilmiştir. Mezhepsel fitneleri körükleyen veya yukarıda zikredilenleri ikrar eden herhangi bir mezhebi tekfir eden kimse, ya cahildir ya kendisini cahilliğe vurmuştur ya da müstekbir kâfirlere hizmet için Müslümanlar arasında uçurum oluşturmak ve tefrika çıkarmak amacıyla Müslümanların arasına sızmış İslam düşmanıdır.

 

Vallahu A'lem (Allah daha iyi bilir)

 

 

Ayetullah Vahid-i Horasanî


Soru:

 

Bizler, Ehl-i Sünnet bölgesinde yaşayan bir (Şii) topluluğuz. Onlar bizleri kâfir bilmekte ve şia'nın kâfir olduğunu söylemektedirler. Böyle bir durumda acaba bizler de onlara aynısıyla karşılık vererek, onların bizlere kâfir dedikleri gibi bizler de onlara kâfir muamelesi yapabilir miyiz? Bu tür saldırılar karşısında bizim şer'i vazifemizi açıklamanızı rica ediyoruz.


Cevap:


Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla


Allah Teâlâ'nın vahdaniyetine ve Hatemu'l-Enbiya'nın (s.a.a) nübüvvetine tanıklık eden herkes Müslümandır. Caferi mezhebinin takipçilerinin can, ırz ve malı gibi onların da canı, ırzı ve malı muhteremdir. Sizin şer'i vazifeniz, sizi her ne kadar kâfir de bilseler şehâdeteyn'i söyleyenlere karşı güzel bir arkadaşlık ve muaşerette bulunmanızdır. Eğer onlar size karşı haksız bir şekilde tutum takınır ve davranırsa, sizler hak ve adalet yolundan ayrılmayın. Eğer onlardan birisi hastalanırsa onun ziyaretine gidiniz, eğer ölürse cenazesinde hazır bulununuz ve eğer size bir işi düşerse, onun hacetini yerine getirin ve Allah'ın hükmüne teslim olun ki şöyle buyurmaktadır:

 

"Bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun, çünkü o, takvaya daha yakındır." (Mâide/8)


Ve Allah Teâlâ'nın emrine itaat ediniz ki şöyle buyurmuştur:

 

"Size İslam'ını (izhar) edene «Sen mümin değilsin» demeyin." (Nisa/94)

 

 

Ayetullah Muhammed Rıza Mehdevî Kenî


Soru:

 

Bazı kesimler, bu günlerde İslam hükümlerinin kimlere intibak ettiği konusunda sorular sormaktadır. Acaba Sünni olsun şia olsun İslam'a bağlı olan fırkaların tamamı İslam'ın kapsamı içinde midir? Ayrıca İslam'ın hükümleri bunları kapsar mı?

 

Cevap:


Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla


Şehadeteyn'i (Tevhit ve Hatemu'l-Enbiya'nın (s.a.a) nübüvvetine tanıklık) ikrar eden kimse Müslümandır. Fakat Peygamberin Ehlibeytine karşı düşmanlık ve garez duyup bunu izhar eden kimseler hariç. Ehlibeyt şiaları, bütün Müslümanlarla kardeşlik, uhuvvet ve samimiyet içinde, Müslümanların cemaat namazına katılmakla, onların cenazelerinde hazır bulunmakla, hastalarını ziyaret etmekle, onlara karşı dostluk ve yardımda bulunmakla ve İslam düşmanlarının isteği olan Müslümanlara düşmanlık ve tefrikadan sakınmakla görevli ve mükelleftirler. şialar, tüm mezheplerin mukaddesatına saygı göstermekle mükelleftir. İslam ve Müslümanların düşmanlarının fitnelerine karşı uyanık olunuz ve biliniz ki İslam düşmanları, İslami Uyanıştan korkmaktadır. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:


"Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz." (Al-i İmran/103)

 

Allah'ım! İslam ve ehline yardım et, kâfir ve ehlini yardımcısız bırak.

 

Hangi gruptan olursa olsun Müslümanların tekfir edilmesi, katledilmesi ve mallarının yağmalanması haramdır ve büyük günahlardandır:
 

"Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur." (Maide/32)

 

 

Ayetullah Muhammed Yezdî


Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla


Allah Teâla şöyle buyurmuştur:

 

"Allah'tan başkasına tapanlara (ve putlarına) sövmeyin; sonra onlar da bilgisizce, düşmanca Allah'a söverler." (En'âm/108)

 

Kuran-ı Kerim, açık bir şekilde yanlış yolda gidenlere kötü söz söylemeyi, lanet etmeyi ve beddua etmeyi yasaklamıştır. çünkü bu iş, onların da âlemlerin Rabbine bilgisizce kötü söz söylemelerine neden olur. Dikkat edecek olursak eğer, bu ayeti kerimede, başkalarının düşmanlığını tahrik eden ve onları aykırı bir şey yapmaya sevk eden işlerin yasak olduğuna dair genel bir ölçü beyan edilmiştir. Dolayısıyla bir topluluğun ihtiram gösterdiği ve özellikle de ilahi ve semavi dinlere mensup kimselere karşı kötü söz söylemek, lanet ve beddua etmek doğru bir iş değildir. Eğer bu iş doğrudan veya dolaylı olarak başkalarının ölüm, katliam, tahrip, can, mal ve namusunun zayi olmasına neden olursa çok açık bir şekilde haram ve şeriata aykırıdır. Bu kimseler dünya ve ahirette yaptıklarının cevabını vermek zorundadır. Bu iş, bu kötü söz, bu lanet ve beddua, ister konuşma, şiir ve kaside şeklinde olsun veya hatta matem ve taziye, tiyatro ve sinema sahnesinde, gerçek ya da sanal âlemde olsun fark etmez (haramdır).

 

Başkalarının katliam, ölüm, can, mal ve namusuna tecavüzün tahakkuk bulmasına sebep ve etken olması hasebiyle hepsinin mahiyeti aynıdır.

 

Bu genel mukaddimeye binaen hiçbir şeyin gizli kalmadığı bu dünyada, uydular yukarıdan, güvenlik güçleri ve ajanlar aşağıdan, gelişmiş ve hızlı irtibat ağı ile internet, radyo, televizyon, cep telefonu ve diğer iletişim araçları ile olayların haberi insanların eline ulaşmaktadır. Semavi mezheplerin liderlerine özellikle ilahi peygamberlere, halifelere, onların haleflerine ve özellikle İslam'ın seçkin şahsiyetlerine ve bir kelime ile Sadr-ı İslam halifelerine, Peygamberin eşlerine ve çocuklarına lanet etmek ve bedduada bulunmak caiz değildir. Bu işin doğrudan etkisi İslam ümmetinin dağılmasına, parçalanmasına ve tefrikaya neden olmasının dışında çeşitli yerlerdeki İslam ülkeleri arasında farklı çatışmaların yaşanmasına da neden olmaktadır. Açıktır ki bu iş haramdır.

 

Sünnet ve hidayet İmamlarının özellikle de Müminlerin Emiri Hz. Ali'nin (a.s) davranışı, bu iddianın şahididir.

 

Ve genel olarak; hak bir konunun açıklanması için bile olsa lanet, beddua ve kötü söz söylemenin hiçbir yer ve hiçbir zamanda en küçük bir olumlu etkisi ve olmamış ve olmayacaktır.

 

Bu noktayı da unutmamak gerekir ki âlim, bilim adamı, akademisyenler tarafından toplu veya bireysel olarak bir hakikatin araştırılması ve ispat edilmesi, ilim havzalarında ve üniversitelerde bilimsel, araştırmacı, eğitici bir atmosferde politika, ön yargı ve sınıflandırmadan uzak olarak yapılmış ve yapılacaktır. İlahiyat, sosyoloji veya öteki tüm bilimsel dallardaki ilerlemeler her zaman dostluk ve düşmanlıktan uzak (özgür) atmosfer içinde gerçekleşmiş ve gerçekleşecektir.

 

Allah'ın bizleri koruması için, İslam ümmetinin farklı sınıflarının, dünyanın günümüzdeki koşullarını ve zamanı tanıyarak bu konulara daha fazla dikkat etmelerini, daha esaslı, mantıklı ve makul bir şekilde hareket etmelerini ümit ediyorum. İnşallah.

 

 

Üstat Dr. Ferid Vâsıl Nasr (Mısır Müftüsü)

 

Soru:


Zatı âlinizden farklı İslam mezhepleri takipçilerinin, Ehlibeyt mezhebini taklit eden kişilere örneğin İmamiye şia'sına iktida etmesi ve uyması hakkındaki değerli görüşünüzü beyan etmenizi rica ediyoruz. Acaba iktida-uyma caiz midir?

 

Cevap:


Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla


Allah'a iman eden ve La ilahe illallah, Muhammedun Resulullah sözünü diyen, Allah'ın birliğine, Hz. Muhammed'in (s.a.a) nübüvvetine tanıklık eden, dinde kesin olan şeyleri inkâr etmeyen, İslam dininin rükünlerini ve namazın ahkâm ve şartlarını bilen her Müslüman'ın imameti de sahihtir.


Eğer başkaları da bu şartları taşırsa onun da imamlığı sahihtir. Hatta fıkhî mezhepleri birbirinden farklı olsa bile. Ehlibeyt şiaları da bu fıkhî mezheplerdendir. Bizler de onlarla beraber Allah'a, Resulü Mükerrem-i İslam'a, Peygamberin Ehlibeyti ve Sahabelerine tabiyiz ve İslam dininin erkânında, usulünde ve onun müsellematında da aramızda hiçbir ihtilaf yoktur. İran İslam Cumhuriyeti'ne yaptığımız yolculukta Kum ve Tahran'da onların arkasında namaz kıldık ve onlar da bize uydular. Allah Teâlâ'dan İslam ümmetinin vahdetini sağlamasını niyaz ediyor ve her türlü tefrika, çekişme ve fıkıh ve mezheplerin cüz'i konularında bulunan ihtilafları ortadan kaldırmasını diliyoruz.    

 

Allah onaylayan ve doğru yola hidayet edicidir.

 

 

Ayetullah Uzma Seyyid Muhammed Ali Alevi Gürganî

 

Allah Teâla şöyle buyurmuştur:

 

"Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe (İslâm'a) girin. şeytanın adımlarını izlemeyin. çünkü o, size apaçık bir düşmandır." (Bakara/208)
   
İslam'ın tüm zamanlardaki mesajı mantık, söyleşi ve her türlü cesaret, iftira ve töhmetten sakınma üzerine bina edilmiştir. Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur:


"Kötülüğü en güzel bir şekilde sav." (Fussilet/34)

 

Ve başka bir yerde şöyle buyurmuştur:

 

"Allah'tan başka yalvarıp yakardıklarına (taptıklarına) sövmeyin; sonra onlar da haddi aşarak bilmeksizin Allah'a söverler." (En'âm/108)


Günümüzde İslam'ın asıl düşmanları; (Allah) kelimesinin, tüm semavi nidalarının yok olmasına ve şeytanın dünyada hâkimiyetinin sağlanmasına yönelik planlar yapmışlardır. İhtilafları körüklememek ve düşmanlık ortamlarının icat edilmesine yönelik çizgide hareket etmemek gerekir. Bu sadece dünya istikbarı ve uluslararası Siyonizm'e hizmettir. Ayrıca şimdiye kadar İslam'ın çeşitli fırkaları kendilerine has düşünceler barındırmasına rağmen bir arada saygı ve barış içinde yaşamaktaydılar. Söyleşi ve sohbet toplantılarında sadece mantıklı münazaralar yaparlardı. Müslümanlar bugün de barış ve huzur içinde hep birlikte olmalı ve tek düşman karşısında müttehit bir kitle halinde hareket etmelidirler. Tekfirci gruplara gelince onlar çeşitli bahanelerle başta şialar olmak üzere diğer fırkalara karşı düşmanlık gütmekte ve Pakistan, Afganistan, Irak, Suriye, Endonezya ve dünyanın başka yerlerinde Müslümanları katletmekte ve terör saldırıları düzenlemektedirler. Onların bu amelleri kınanmıştır. Onlar bu eylemleri ile yalnızca dünya istikbarının sevinmesine neden olmakta ve onların oyunlarına göre hareket etmektedirler.


Kuran'ın: "Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin…" açık ayetinin aksine hareket ederek Siyonizm'i kendilerine dost edinmişlerdir. Onlarla uyum sağlamak adına şialara karşı mücadele etmekteler. Allah'ın, Müslüman toplumunu düşmanların tefrikasından korumasını ümit ediyoruz.

 

 

Ayetullah Âsif Muhsinî


Yüce Allah'ın adıyla, hamd daima ona mahsustur


İlk olarak: Kim Allah'ın vahdaniyetine, Hz. Muhammed Mustafa'nın (s.a.a) nübüvvetine ve onun son peygamber olduğuna iman ederse Müslümandır.

 

İkinci olarak: Müslümanların can, mal ve namusuna yönelik saldırı şiddetle haramdır.

 

Üçüncü olarak: Müslümanlar birbirlerinin kardeşidirler. İslam'ın ilerlemesi için kardeşliklerini koruyarak işbirliği yapmalı ve birbirlerinin ihtilaflı meselelerini mazur görmelidirler.

 

Dördüncü olarak: İslam mezhepleri arasında ihtilaf çıkarmak İslam dinine ihanettir.

 


Ayetullah Uzma Seyyid Yusuf Medenî Tebrizî


İslam, hiçbir dini inanca ve özellikle İslam mezheplerine hakaret etmeyi caiz bilmemektedir. İslam ümmeti arasında ihtilafa ve Müslümanlara yönelik hasar, can ve mala zarar gelmesine neden olacak her hareket haram ve şeriata aykırıdır. çeşitli ülkelerde Müslümanlara yönelik düzenlenen intihar saldırıları ve onların katledilmesi, şeriat sahibi ve özgür insanların kalbini sızlatmaktadır. Bunun şefkat ve merhamet dini olan İslam'la hiçbir uyumluluğu ve alakası yoktur ve İslam'ın çehresini dünyada karalamaktadır.  


Allah, Müslümanları zalim ve bozguncuların şerrinden korusun.

 

Ayetullah Uzma Hüseyin Mezâhirî


Başta İslam mezhepleri âlimleri, İslam ülkeleri liderleri olmak üzere tüm dünya Müslümanları, bu konuya dikkat etmeli ve bunun çözümü için çare düşünmelidir. Günümüzde İslam düşmanları ve dünya istikbarı, Müslüman safları arasında özellikle mezhebi ve inançsal ihtilaflar yaratarak, hâkimiyetini gün geçtikçe arttırmakta ve sağlamlaştırmaktadır. Kur'an-ı Kerim, bu ihtilafları İslam toplumunu kuşatan ateş ve azaba benzetmiştir:


"De ki: "O, size üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın altından (yerden) bir azap göndermeğe, ya da sizi grup grup birbirinize düşürmeğe ve kiminizin şiddetini kiminize tattırmaya gücü yetendir." (En'âm/65)

 

Kuran-ı Kerim'in açıkça buyurduğu gibi; eğer insanlık ve maneviyat düşmanları ve istikbar, insanlara musallat olmayı başarmışlarsa, bunun sebebi ve kaynağı ihtilaflardır.

 

"Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır'da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü." (Kasas/4)

 

Bu büyük derdin çaresi ve belanın bertaraf edilmesinin yolu, ancak Kur'an'ın emrine amel etmekle olur:

 

"Bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin." (Âl-i İmrân/64)


Dolayısıyla, defalarca söylendiği gibi, hangi şahıs ve grup tarafından olursa olsun ihtilafları körüklemek, mezhepsel duyguları tahrik etmek özellikle Müslümanların inanç ve mukaddesatına saygısızlık ve Yüce Peygamber'in (s.a.a) takipçileri arasında tefrika yaratmak aklen ve şer'i olarak caiz değildir. Tekfirci ve taşlaşmış eski kafalı grupların günahsız Müslümanların katledilmesine yol açan tahrip ve intihar saldırıları, insanlık dışı ve utanç vericidir. Her özgür insanın kalbini derinden yaralamakta ve bu eylemler, kesinlikle İslam ve Müslümanların düşmanları için matlup ve sevindiricidir.    

 
Dünya İstikbarı, bu tür ihtilaflar ve tefrika girişimleri yoluyla Müslümanların pratik olarak onlarla işbirliği yapmasını istemektedir. Açıktır ki düşmanlara ve dünya istikbarına tabi olmak büyük bir günahtır. Allah, tüm Müslümanları ihtilaf ve tefrikaların şerrinden korusun ve Müslümanlar arasında ittihadın sağlamlaşması için çaba sarf eden sizin gibi insanlara inayet ve başarılar ihsan etsin.

 

 

Ayetullah Uzma Nasır Mekârim Şirâzî


Defalarca arz ettik ki Müslümanların vahdeti ve İslam mezheplerinin yakınlaşması her zaman ve özellikle şu günlerde en önemli girişimlerdendir. Dolayısıyla başkalarının mukaddesatına her türlü hakaret şer'i olarak caiz değildir. şia ve Sünni Müslümanların, düşmanların tuzaklarına düşmemeleri için dikkatli olmaları gerekmekte ve mezhepsel fitne çıkarmamaları icap etmektedir. İntihar saldırıları ve günahsız insanların kanlarının akıtılması en büyük günahlardan, yeryüzünde bozgunculuk mısdakı ve yapanların ebedi olarak cehennem azabında kalmalarına neden olur. Bu saldırılar, rahmet ve merhamet dini olan İslam'ın çehresini haşin (kaba) ve kabul edilemeyecek bir çehreye dönüştürmektedir. Allah tüm yanlışa düşenleri ve sapkınları hidayet etsin.

 

 

Ayetullahu Uzma Seyyid Abdü'l-Kerim Musevî Erdebilî

 

"Gerçekten, sizin bu (İslam) ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim, öyleyse bana ibadet ediniz." (Enbiyâ/92)


Vahdet ve kardeşlik, ilahi nimetlerden en kıymetli olanıdır. Allah, bu nimeti şöyle hatırlatmaktadır:

 

"Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz." (Al-i İmran/103)


İnsanın, rahmet peygamberinin (s.a.a) takipçisi olarak kendisine değerli Müslümanlık adını koyduğu halde başkalarının can, mal ve namusunu değerli saymaması nasıl düşünülebilinir ki?! Kan dökerek, şiddet kullanarak İslam'ı savunduklarını sananlar, kandırılmış ve İslam ümmetinin açgözlü düşmanlarının oyuncağıdırlar. Günümüz dünyasında Müslümanlar arasında tefrika çıkarmak, Müslümanların azamet, huzur ve ihtişamını yok edeceği gibi İslam'ın dünya kamuoyunda da kötü tanınmasına neden olacaktır. Ehlibeyt mezhebi takipçilerinin herkesten daha çok bu önemli konuya dikkat etmeleri gerekir.    


Bizler, İmam Ali b. Ebu Talib'in (a.s) takipçisi olduğumuz için gurur duyuyoruz. şia'nın hakikati, iman ehli önderinin (İmam Ali) kat ettiği yolda adım atmaktır. O imam, kötü söz söylemeyi ve başkalarına hakaret etmeyi caiz bilmiyordu. Kötü söz söylemeyi yasaklamıştı. O yiğit mert, İslam ve Müslümanların maslahatı, Müslümanların ıslah olması, çatışmaların bertaraf edilmesi ve vahdet ve kardeşliğe davet konusunda adımlar atmış ve arabuluculuklar yaparak sitem ve kınamalara göğüs germiştir.


Tüm Müslümanların ve özellikle Ehlibeyt mektebi takipçilerinin bu çok çalkantılı günlerde İslam ümmetinin maslahatını, fırkasal çatışmalara tercih edeceklerini, ilahi öğretileri ve Allah Resulünün irşatlarını amellerinin baş tacı yapacaklarını umuyorum.  


Allah, İslam düşmanlarının hile ve desiselerini onların kendisine döndürsün.

 

 

Ayetullah Muhammed Haşim Salihî


Yüce Allah'ın Adıyla


İslam, Müslümanların vahdeti konusunda o kadar çok tekitte bulunmuştur ki belki de Allah'a şirk koşmanın yasaklanmasından sonra en önemli konu budur. Nitekim şöyle söylenmiştir:

 

"İslam iki esas üzerine bina edilmiştir: Kelime-i tevhit ve Vahdet-i kelime."


Dolayısıyla Müslümanların can, mal ve namusuna saldırı, İslam dininde en büyük günahlardan ve haramlardandır. İslam ayrıca hiçbir din ve farklı İslam mezheplerinin inançlarına hakareti caiz bilmemektedir.


Öte yandan çeşitli ülkelerde Müslümanlara karşı düzenlenen intihar saldırıları ve onların katledilmesi ilahi haramlardan, yeryüzünde bozgunculuk yapmanın mısdakı, bağışlanmayan günahlardandır ve cehennem ateşinde ebedi kalmaya sebep olur. İster şia olsun isterse Sünni Müslümanlar, İslam düşmanlarının, tekfiri akımların ve tefrikacıların komplolarına karşı uyanık olmalıdırlar.


Tüm Müslümanların görevi, rahmet, muhabbet ve şefkat dini olan İslam'ın hakiki çehresi "onlarla en güzel şekilde mücadele et!" çğretisini dünyaya göstermektir. Müslümanların, kardeşliklerini koruyarak İslam'ın yayılması için işbirliği yapmaları gerekmektedir.

 

 

Ayetullah Uzma Seyyid Muhammed Hüseyni Şahrudi

 

Her kim, la ilahe illallah ve Muhammeden Resulullah (s.a.a)' kelimesine tanıklık ederse, Müslümandır. Can ve malı masun ve mahfuzdur. Onun öldürülmesi ve mallarına saldırı caiz değildir. Karşılıklı öldürme, tekfir ve Müslümanlar arasında tefrika ve fitne yaratmak caiz değildir. İslam kutsallarının korunması ve Müslümanların kutsallarına saldırıdan kaçınmak gerekir ve Müminlere hakaret ve namusuna saldırı caiz değildir.   

 

 

Ayetullah Uzma Cafer Subhani


Bismillahirrahmanirrahim


"Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin." (Al-i İmran/103)


Münezzeh ve yüce Allah, Müslümanlara ilahi ipe sarılmalarını emretmektedir.

 

Muhtemelen bir birinden ayrı ve müteferrik ümmetin durumu kuyuya düşen birisine benzediğinden, Allah'ın her türlü sözcük yerine ip (habl) sözcüğünü kullanmasına neden olmuştur. Zira böyle bir insanın tek kurtuluş yolu kuyuya atılmış olan ipe sarılmasıdır.


Bu noktanın önemi için bu yeterlidir ki Kur'an-ı Kerim her zaman vahdet-i kelime ve birlikteliği övmüş, onu emretmiş ve tefrikayı kınamıştır. Kur'an-ı Kerim, tefrikayı kınamak için o kadar ileri gitmiştir ki aşağıdaki ayeti kerimede bu semavi belalardan sayılmıştır:

 

"De ki: Allah'ın size üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın altından (yerden) bir azap göndermeğe ya da birbirinize düşürüp kiminize kiminizin hıncını (savaşla) tattırmaya gücü yeter." (En'am/65)


Dolayısıyla, tüm Müslümanlar Allah'ın kitabını kendilerine model ve olgu olarak almalı, müttefik olmalı ve ayrılık ve tefrikaya sebep olacak her şeyden kaçınmalıdırlar. çzellikle kafirler ve istikbar güçlerinin Müslümanlar arasında tefrika yaratarak birbirlerinin kanını dökmeleri için komplolar kurdukları bu zaman diliminde bu yapılmalıdır. Onlar şeytani amaçlarına ulaşmak için İslam ülkelerine musallat olmak ve Allah'ın onlara verdiği nimetleri yağmalamak için tefrikalar yaratmakta ve bununla İşgalci rejimin güvenliğini sağlamak için çaba sarf etmektedirler. Aziz Filistin ve Kudus-u şerif'in sinesi üzerine çöken rejim için.   


Tekfir olgusu, şom ve uğursuz bir olgudur. Zira tüm Müslümanlar tek bir Allah'a tapmakta, son Peygamberin peygamberliğine ve Kıyamet gününe iman etmektedirler. Buhari'nin sahihinde Hayber gazvesi hakkında söylediği gibi: "Bu inanç, onların Müslüman bilinmesi için yeterlidir. Her ne kadar hiçbir İslam mezhebine bağlı olmasalar bile."

 

İmam Eşari, ölüm anında öğrencilerini bir araya toplamış ve şöyle söylemiştir: "Tanıklık edin ki ben hiçbir kıble ehlini (Müslüman'ı) tekfir etmedim. Zira onların hepsi bir tek Allah'a tapmakta ve onların hepsi İslam bayrağı altındadırlar."

 
Söylediklerimiz şeyler bizleri öteki insanların duygu ve inançlarına saygı duymamızı gerektirmekte ve onlara karşı tefrika, düşmanlık ve kin tohumlarının ekilmesine sebep olacak şekilde bir davranış tarzı takınmamamızı gerekli kılmaktadır. Zira geçmişte yaşamış bizim salih insanlarımızın siyre ve yaşantısı da bu esas üzerine idi. Dostluk atmosferi içinde ve ortak yaşam üzerine kuruluydu.


Sahabeye sebb ve küfür nispeti haksız olarak şia'ya nispet verilmektedir. Bu skandal bir iftiradır. şialar bu iftiradan beridirler. Onlar, Sahabelere karşı konum ve görüşlerini, İmam Ali bin Hüseyin'den model olarak almışlardır. Onlar için şu tabirlerle şöyle dua buyururlardı:


"Allah'ım Muhammed'in seçkin ashabına, sahabeliği bilip hakkını eda edenlere, ona yardımda güzel bir sınav verenlere, onu destekleyip himaye edenlere, koşarak elçiliğine inananlara… salat eyle."


Vesselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu.

 

 

Ayetullah Uzma Seyyid Musa Şubeyri Zencani


Yüce Allah'ın Adıyla


Her kim şehadetyni söylerse (nasibi ve hariciler dışında) Müslümandır ve evliliğin caiz olması, birbirlerinden miras almak, can ve mala ihtiram göstermek… gibi İslam'ın hükümleri onun hakkında uygulanır. Her kim İslam saflarında tefrika yaratır ve İslam fırkalarını tekfir ederse, İslam'ın hakikatlerinin dışındadır. Eğer sömürgeci düzenin doğrudan amili değilse, kuşkusuz İslam'ın esasını ortadan kaldırmak, Peygamber Ekrem'in (s.a.a) dinini yıkmak ve o hazretin yüce adının unutulması için çalışan sömürgecilerin bozguncu amaçları yönünde hareket etmektedirler. Bu grupların intihar saldırıları, yalnızca kâfirlerin ve İslam'ın yeminli düşmanlarının sevinmesini beraberinde getirir.

 

"De ki: Size, (yaptıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi? (Bunlar;) iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir." (Kehf/103-104)


İnşallah tüm Müslümanlar İslam düşmanlarının hile ve desiselerinin farkına vararak, son Peygamber'in (s.a.a) dininin izzet ve yüceliği yolunda her zamankinden daha çok sabitkadem ve kararlı bir şekilde çalışırlar.

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler