06 Aralık 2019 Cuma Saat:
06:04
29-07-2019
  

İslam'da Humus

Allah’ın humsa ihtiyacı olmadığı çok açıktır. Öyleyse Allah’ın hakkı, Allah’ın kanunlarının hakim kılınması, Hz. Peygamber’in (s.a.a) velayetinin tebliği, İslam’ın sesinin tüm dünya insanlarına ulaştırılması, zayıf düşürülenlerin kurtarılması ve fesadın önünün alınması içindir.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

 

 وَاعْلَمُوا اَنَّمَا غَنِمْتُمْ مِنْ شَیْءٍ فَاَنَّ لِلّٰهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِى الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكٖينِ وَابْنِ السَّبٖيلِ اِنْ كُنْتُمْ اٰمَنْتُمْ بِاللّٰهِ وَمَا اَنْزَلْنَا عَلٰى عَبْدِنَا يَوْمَ الْفُرْقَانِ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ 

 

“Eğer Allah’a ve hak ile batılın ayrıldığı gün, iki ordunun birbiri ile karşılaştığı gün (Bedir savaşında) kulumuza indirdiğimize inanmışsanız; bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri (hums) Allah’a, Resulüne, onun yakınlarına (Ehl-i Beytine), yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir. Allah her şeye hakkıyla kadirdir.”

Enfal, 41

 

 

Bu ayetin nazil olduğu andaki muhatabı, Hz. Peygamber (s.a.a) ile birlikte Bedir savaşına katılıp, canla başla çalışan ve Allah için canından geçen ve zafere ulaşan kimseler hakkındadır.

 

Hz. Peygamber’in (s.a.a) ümitli gözlerle baktığı namaz, oruç, hicret, cihat ve şehadet ehli kimseler idi. Ancak buna rağmen Allah bu ayet-i kerimede şöyle buyurur: Ey Bedir cephesinin mücahitleri; eğer Allah’a, Peygamber’e (s.a.a) ve Kur’an’a imanınız var ise elde ettiğiniz ganimetlerden beşte birini veriniz. Yani Allah’a iman etmenin şartı, namaz, oruç, cihat gibi hükümlerin yanı sıra vacip olan hums’un da eda edilmesidir.

 

Ganimet ve garamet kavramların her biri Kur’an’da altı defa kullanılmıştır.

Garamet kavramı sadece savaştaki kayıplar değil, her türlü maddi zarar anlamında kullanılır. Ganimetde sadece savaştaki maddi kazanımlar değil, her türlü menfaati mana olarak içermektedir. ‘Lisanu’l Arab’, ‘Tacu’l Urus’, ‘Kamus’ gibi sözlükler, Kurtubi, Fahrurazi, Alusi gibi Ehl-i Sünnet müfessirleri genellikle bu kelimelerin yukarıda açıklanan anlamında şüpheye yer bırakmazlar. Ragıb İsfehani’nin ‘Müfredat’ adlı eserinde ise şöyle geçmiştir:

 

“İnsanın elde ettiği her şeye, ganimet denir.” Kur’an’da da ganimetkavramı savaş dışında kazanımlar için de kullanılmıştır. “…Allah’ın nezdinde sayısız ganimetler vardır…”[1] İmam Ali’den de “Her kim hak ile amel ederse, maksadına ulaşmış ve kazanım (ganimetler) elde etmiştir” şeklinde rivayet edilmiştir.

 

Rivayetlere ve Şia itikadına göre; bu ayet-i kerimede yer alan ganimet kavramı ticaretten elde edilen kazanımlardan bile daha genel bir mefhum içerir. Ayetin Bedir savaşında nazil olması, humsun sadece savaşlardaki kazanımlardan olacağını ispatlamaz. Ayette geçen ganimetkavramının sadece savaştan elde edilen kazanım olduğu kabul edilse bile; ayette humsun sadece bir bölümü açıklanmış diğer bölümleri ise rivayetlerle beyan edilmiştir deriz.

 

Hums, rivayetlerde de özel bir önem ve ehemmiyete sahiptir. Öyle ki; her kim malından humsunu ödemezse malı helal olarak kabul edilmez ve o malda tasarruf etme hakkı da bulunmaz. Humsunu ödemediği maldan alınan elbiseyle kılınan namaz dahi – fıkhen – sorun teşkil eder. [2]

 

Bu ayet, Enfal suresinin ilk ayetinde “…ganimetler sadece Allah ve Resulü içindir…” cümlesiyle çelişmez. Çünkü Hz. Peygamber ve O’nun halifeleri yani Ehl-i Beyt İmamları (a.s) elde ettikleri humsun beşte birini ayette belirtilen kimselere harcarlar. Humsun dörtte birini ise Allah yolunda savaşan kimseler için verirler.

 

Fakihler humsu yedi şey üzerinde vacip kabul ederler:

 

1 – Yıllık olarak elde edilen gelirin kârından.

 

2 – Bulunan hazinelerden.

 

3 – Madenlerden.

 

4 – Denize dalarak çıkartılan kıymetli metalardan.

 

5 – Harama karışmış helal paradan.

 

6 – Zimmi kâfirin Müslümandan satın aldığı arsadan.

 

7 – Savaş ganimetinden.

 

Allah’ın humsa ihtiyacı olmadığı çok açıktır. Öyleyse Allah’ın hakkı, Allah’ın kanunlarının hakim kılınması, Hz. Peygamber’in (s.a.a) velayetinin tebliği, İslam’ın sesinin tüm dünya insanlarına ulaştırılması, zayıf düşürülenlerin kurtarılması ve fesadın önünün alınması içindir.

 

Rivayetlere dayanılarak, Allah’ın hakkı Hz. Peygamber’in (s.a.a) tasarrufuna bırakılmıştır. Hz. Peygamber’in (s.a.a) hakkı ise O’ndan sonra gelecek olan İmam’a aittir. [3] Bu üç hak da İmam’ın (a.s) gaybetinde, ya özel naiplerin ya da genel naipler olarak bilinen içtihat için tüm şartları üzerinde toplayan müçtehitler ve taklit mercilerinin tasarrufundadır. [4]

 

Rivayetlerde humsun harcanacak diğer bölümü için; miskinler, yolda kalmışlar ve Ben-i Haşimoğullarının seyyidleri içindir denilmiştir. Fakir seyyidlerin zekât alması haram olduğundan ihtiyaçları hums yoluyla giderilmelidir. [5]Esasında İslam, toplumun mahrumiyetini kaldırmak için iki şeyi vacip kılmıştır: İlki; toplumun tüm fakirlerini içine alan zekâttır. Diğeri ise; bir bölümünün fakir seyyidlere ayrıldığı humstur. Hums ve zekât; fakirlerin bir yıllık ihtiyaçları ölçüsünde kendilerine takdim edilir, daha fazlası verilmez.

 

İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ayetin açıklamasında gelen altı meselede de hakkın dağıtılmasında karar verici Masum İmam’dır.”[6]

 

 

 


[1]     Nisa, 94

[2]     Daha fazla açıklama için müellefin ‘Hums’ adlı kitabına müracaat ediniz.

[3]     Tefsir’u Safi

[4]     Tefsir-u Numune

[5]     Tefsir’u Mecmeu’l Beyan, Vesailu’ş Şia, c.6, Kitabu’l Hums

[6]     Tefsir-u Safi

 

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler