16 Temmuz 2018 Pazartesi Saat:
11:18

İslam Kültüründe Ağlamak-1

19-10-2015 07:55


 

 

İnsan niçin ağlamaktadır? Genellikle yanağın üzerine gözyaşlarının dökülmesiyle gerçekleşen bu durum, neden kaynaklanmaktadır?

 

Psikologlar, bu konu hakkında şimdiye kadar net bir görüş açıklayamamışlardır. Yalnızca şöyle söylemektedirler: Duygularımızı sözcüklerle anlatamadığımız ya da anlatmak istemediğimiz zaman iç dünyamızda bir durum ortaya çıkmaktadır. Bu durum, gözyaşlarımızın kendi kendine akmasına neden olmaktadır.[1]

 

Ancak deneylerden de elde edilen şey şudur: Ağlama ya da gülme yardımıyla etki altında kalınan hususu açıklamak, insan yapısının doğal belirtilerindendir. Nitekim bir kimse ağlamaz ya da gülmez ise, onun ruhsal durumunu,  dengesiz ya da hasta olarak adlandırmak mümkündür. Bu bağlamda, hem ağlayan ve hem de gülen insanlar (üzüntülerini ve sıkıntılarını bu şekilde üzerlerinden atarak), yaşam içinde veya iş sahnesinde, beden ve ruh sağlığı açısından daha hareketli ve daha neşeli olmaktadırlar.

 

Bilimsel yönü olan ağlamanın ve gözyaşı dökmenin etkilerini, kesinlikle kendi yerinde incelemek gerekmektedir. Biz bu makalede; ağlama eyleminin verdiği mesajları, manevisel ödülleri, din önderlerinin bu konudaki davranışlarını, matem tutarak ağlamaya teşvik etmelerini, matemin adabı ve matemin felsefesi konularını incelemeye çalışacağız.

 

Ağlamanın Çeşitleri

 

Gözyaşlarının açıkladığı ağlama çeşitlerinin mesajlarını, dini ve edebi kaynaklardan yararlanarak aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür.

 

1- Çaresizlikten Dolayı Ağlamak

 

Bazı kişilerin ağlamaları çaresizlikten dolayıdır. Böyle kişiler; bilgisizlikten, saflıktan, kararsızlıktan ötürü ağlamaktadırlar. Bazen de bir kişinin zulüm etmesi ya da kötü bir olaydan dolayı zillet çukuruna düşmektedirler. Bu bağlamda kendilerini tehlikenin içinde görünce, varlıklarını ve çıkarlarını koruyabilmek için çareyi ağlamada aramaktadırlar.

 

2- Yalandan Dolayı Ağlamak

 

Hz. Yakup'un (a.s) oğulları oyun ve eğlence bahanesiyle Hz. Yusuf'u (a.s) çöle götürdükleri zaman, haset etmelerinden dolayı onu kuyuya atmışlardı. Babalarının yanına döndükleri zaman ise, onu kandırmak için yalandan ağlayarak kanlı gömleğini göstermişlerdi.

Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

 

وَ جاؤُ أَباهُمْ عِشاءً يَبْكُونَ.[2]

"Akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler."

 

Ancak onların ağlamaları, yalandan ağlama türünden idi.

 

3- Pişmanlıktan Dolayı Ağlamak

 

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır:

 

"Kim, işlediği günahtan dolayı ağlarsa bağışlanır."[3]

 

İmam Sadık (as.) Masum babalarından (a.s), Meryem oğlu İsa'nın (a.s) şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

 

"Günahlarından dolayı ağlayan kişinin hali ne kadar güzeldir."[4]

 

4- Sevinçten Dolayı Ağlamak

 

Sevinç gözyaşları, insan ruhunun ve duygularının güzelliğini yansıtan göstergelerden biridir. Örnek olarak; yıllarca aradıktan sonra yavrusuna kavuşan anne ve uzunca bir ayrılıktan sonra sevgilisine kavuşan âşık… gibi.

 

İmam Ali (sa) şöyle buyurmaktadır:

 

"Kim cennet arzusuyla ağlarsa, Allah onu oraya yerleştirir. Kıyamet gününün büyük korkusuna karşı, güven içinde olacağını yazar."[5]

 

İmam Ali (a.s), kendilerinin haklılığı konusunda ağlayan müminleri övmektedir.[6]

 

Kur-anı kerim, işte bu tür müminlerin öyküsünü şöyle açıklamaktadır:

 

وَ إِذا سَمِعُوا ما أُنْزِلَ إِلَى الرَّسُولِ تَرى‏ أَعْيُنَهُمْ تَفيضُ مِنَ الدَّمْعِ مِمَّا عَرَفُوا مِنَ الْحَقِّ يَقُولُونَ رَبَّنا آمَنَّا فَاكْتُبْنا مَعَ الشَّاهِدينَ.[7]

 

"Resul'e indirilen şeyi dinledikleri zaman, hak ile ilgili tanıdıkları şeylerden dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Derler ki; “Rabbimiz! İman ettik, bizi şahitlerle birlikte yaz."

 

Cafer Bin Ebi Talip Habeşistan'dan Medine'ye geri döndüğü zaman Peygamber (s.a.a) onu karşılamaya gitmişti.

 

Onu görünce sevinçten ağladı.[8]

 

5- Acıma Duygusundan Dolayı Ağlamak

 

İnsanın göğüs kafesinde bulundurduğu şey taş değil, kalptir. Duygulu olaylar, yetim bir çocuğun gözyaşları, çok ağır bir hasta, fakir zavallı yaşlı bir adam ya da bunlara benzer olaylar karşısında yer alan bir kalp ise etkilenerek ağlar.

 

Peygamber Efendimiz (s.a.a) hicretin sekizinci yılında oğlu İbrahim'i kayıp etti. Onu, Baki mezarlığında toprağa verdi. Peygamberimiz (s.a.a) kaybettiği yavrusu için, gözyaşları mübarek sakalını ıslatacak kadar şiddetli bir şekilde ağlamıştır. Sahabe Peygamberimize (s.aa.) şöyle dedi:

 

"Ey Allah Resulü! Sen, başkalarına ağlamayı yasaklıyordun. Şimdi de kendin mi ağlıyorsun?"

Peygamberimiz (s.a.a) şöyle buyurdu:

 

"Bu, öfke ve hoşnutsuzluk ağlaması değildir. Bu, rahmet ve acıma ağlamasıdır. Kim acımaz ve rahmet etmez ise, ona da acınmaz ve rahmet edilmez."[9]

 

Başka bir rivayette de şöyle nakledilmiştir:

 

Peygamberimiz (s.a.a), kucağında son anlarını yaşayan çocuğa (İbrahim) şöyle buyurdu:

 

"Oğlum! Senin için çok üzülüyoruz. Gözler ağlıyor. Kalp yanıyor. Ancak biz, Allah'ın razı olmadığı bir şeyi söylemeyiz"[10]

 

6- Üzüntüden Dolayı Ağlamak

 

Üzüntü ve kederden dolayı ağlamak da, insan doğasında bulunan ağlama türlerinden biridir. Kur-anı kerim, Peygamber Efendimizin (saa) mali yetersizlikten dolayı savaş cephesine göndermediği mücahit müminlerin öyküsünü şöyle açıklamaktadır:

 

وَلا عَلَى الَّذينَ إِذا ما أَتَوْكَ لِتَحْمِلَهُمْ قُلْتَ لا أَجِدُ ما أَحْمِلُكُمْ عَلَيْهِ تَوَلَّوْا وَ أَعْيُنُهُمْ تَفيضُ مِنَ الدَّمْعِ حَزَناً أَلاَّ يَجِدُوا ما يُنْفِقُونَ.[11]

 

"Kendilerini bindirmen için sana geldikleri ve 'Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum' dediğin zaman, harcayacak bir şey bulamadıklarından dolayı üzüntüden gözlerinden yaş akarak geri dönen kimselerin aleyhine de (yol yoktur)."

 

7- Ayrılıktan Dolayı Ağlamak

 

Gözyaşı dökmenin bir başka türü de; dosttan ayrı olunduğu, sevgi duyulan şeyden uzak bulunulduğu veya âşık olunan kimseyi görmekten yoksun kalındığı için gerçekleşen ayrılık ağlamasıdır.

 

Bu tür ağlama çeşidi için, İmam Hüseyin (a.s) ve Kerbela şehitlerine yapılan matemlerde ve okunan mersiyelerde birçok ölçütler bulunmaktadır. Çünkü imam Hüseyin'e (a.s) hitap ederek şöyle söylemekteyiz:

 

"Keşke seninle birlikte olsaydım. (Sana yardım etseydim, savaşsaydım, şehit olsaydım.) Sonra büyük mutluluğa ben de ulaşsaydım."[12]

 

Ağlama ve Matem Tutmanın Tarihçesi

 

Sevilen kimseyi kayıp etmek ya da ondan ayrılmaktan dolayı ağlamak ve matem tutmak, insanlık tarihinin başlangıcına dayanmaktadır. Ancak İmam Sadık'ın (a.s) açıklamasına göre en çok ağlayan beş kişi şunlardır:

 

Hz. Âdem, Hz. Yakup, Hz. Yusuf, Hz. Fatıma, Hz. Zeynel Abidin (a.s).[13]

 

1- Hz. İbrahim (a.s), eşi Hacer'i ve oğlu İsmail'i kupkuru susuz bir yer olan Mekke'de bıraktığı ve onlardan ayrılacağı zaman çok ağlamıştı.[14]

 

2- İmam Sadık’ın (a.s) açıklamasına göre; Hz. Yakup (a.s) oğlu Yusuf'tan ayrı kaldığı için gözleri kör oluncaya kadar ağlamıştı. Nitekim Kur'an-ı kerim de bu konuya şöyle değinmiştir.

 

وَ تَوَلَّى عَنْهُمْ وَ قالَ يا أَسَفى‏ عَلى‏ يُوسُفَ وَ ابْيَضَّتْ عَيْناهُ مِنَ الْحُزْنِ فَهُوَ كَظيمٌ قالُوا تَاللَّهِ تَفْتَؤُا تَذْكُرُ يُوسُفَ حَتَّى تَكُونَ حَرَضاً أَوْ تَكُونَ مِنَ الْهالِكينَ.[15]

 

"Yüzünü onlardan çevirdi 'Ey Yusuf üzerindeki tasam' dedi ve üzüntüden gözleri ağardı. O çok yutkunurdu. Dediler ki: 'Vallahi sen, Yusuf’u ana ana hastalanacaksın yahut helak olanlardan olacaksın."

 

3- Hz. Yakup'un (as) oğlu Yusuf (a.s), Mısır kralının eşinin komplosundan dolayı iki yol ağzında kalmıştı. Ya çok çirkin bir iş yapacaktı ya da genç yaşta zindana atılacaktı. Yusuf (a.s) zindana atılmayı tercih etti.[16] Yusuf (a.s) zindanda babasından ayrı olduğu için çok ağlıyordu. İmam Sadık (a.s) bu konuda şöyle buyurmaktadır:

 

"Onun ağlamalarından dolayı öteki mahkûmlar rahatsız oldular. Ona, kendilerinin iki vakitten birinde dinlenebilmeleri için yalnızca gece yahut gündüz ağlamasını önerdiler. Yusuf da bu öneriyi kabul ederek uyguladı."  [17]  

 

4-Yahya (a.s), Allah korkusundan ve ilahi dergâha yakın olma arzusundan dolayı çok ağlayan bir peygamber idi.

 

5- Dördüncü İmamımız Zeynel Abidin de (a.s). çok ağlayan kişilerden idi. O, İmam Hüseyin'in (a.s), çocuklarının ve vefalı dostlarının başlarına gelen korkunç Kerbela faciasından sonra, uzun süreli ve dokunaklı bir şekilde ağlamaya başlamıştı.

 

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır:

 

"Ali Bin Hüseyin (İmam Zeynel Abidin) (a.s) yirmi yıl ağlamıştır. Kendisi için hazırlanan her yemek başında (yemeği görür görmez) kesinlikle ağlardı."

 

Nihayet bir gün İmam Zeynel Abidin'in (a.a) kölesi ona şöyle dedi:

 

"Ey Allah Resulü'nün oğlu! Canım size feda olsun. Böyle devam ederseniz hastalanıp öleceğinizden korkuyorum."

 

İmam Zeynel Abidin (a.s) şöyle buyurdu:

"Ben, bu ağır üzüntümü ve kederimi Allah'a şikâyet ediyorum. Benim bildiğim şeyi siz bilmiyorsunuz. Ben, Fatıma’nın (sa) çocuklarının öldürüldüğü yeri hatırlayınca üzüntüden ölecekmiş gibi oluyorum. Sonra gözlerimden yaşlar boşalmaya başlıyor… (Çok ağlayan) Yakup yalnızca bir çocuk kayıp etmişti. Ancak ben, babamın ve ailemin başlarının yanımda kesildiklerini gördüm."[18]



[1]Arked Leokram, Be Men Begu Çera? 3/69

[2]Yusuf: 16

[3]İrşad-ul Kulub: 129

[4]Bihar-ul Envar: 14/320

[5]İrşad-ul Kulub: 128–129

[6]İrşad-ul Kulub: 128–129

[7]Maide: 83

[8]Bihar-ul Envar: 21/24

[9]Bihar-ul Envar: 22/151, Uyun-i Ahbar: 2/11

[10]Sahih-i Buhar-i: 1/148, Bihar-ul Envar: 82/90

[11]Tevbe: 92

[12]Masat-ul Hüseyin: 121, Vesail-uş Şia: 10/393

[13]İrşad-ul Kulub: 126, Bihar-ul Envar: 12/264 ve 311

[14]Bihar-ul Envar: 12/114

[15]Yusuf: 84-85

[16]Bihar-ul Envar: 46/109

[17]Mekarim-ul Ahlak: 317, Bihar-ul Envar: 90/336

[18]Mekarim-ul Ahlak: 316, Bihar-ul Envar: 12/264, Bihar-ul Envar: 46/110

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !