01 Ekim 2020 Perşembe Saat:
19:24
15-08-2020
  

İslam Tarihindeki İlk İhtilaflar

Nübüvvetin meyvesi olan İslâm, imamet ile tekâmüle erer. Nitekim Gadir-i Hum olayında da “Dinin İkmali” ayeti nazil olmuştu.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Allah Resulü (s.a.a.) zamanında bir takım konular hususunda Müslümanlar arasında ihtilaflar ortaya çıktı.[1] Ancak Hz. Peygamber’in (s.a.a.) varlığı, fırka ve mezheplerin meydana gelmesine engel oldu. Hz. Muhammed’in (s.a.a.) bu fani dünyadan baki âleme göçüşünden sonra, birkaç küçük sorun meydana geldi ve bunlar da hemen ortadan kalktı.

 

İhtilaflardan birisi, Hz. Peygamber’in (s.a.a.) ölümü hakkında idi. Nitekim Ömer b. Hattab onun ölümünü inkâr ederek, şöyle diyordu: “Her kim Peygamber’in dünyadan göçtüğünü söylerse, onu öldüreceğim. Bilakis o, İsa misali göklere çıkmıştır.” Fakat Ebu Bekir, Âl-i İmran suresinin 143. ayetini[2] okuyarak, onu, hatası hakkında uyardı. Ömer şöyle dedi: “Şimdiye kadar bu ayeti sanki hiç duymamıştım.”[3]

 

Bir diğer ihtilaf, Hz. Peygamber’in (s.a.a.) hangi mekânda defnedileceği hususunda ortaya çıkmıştı. Bir grup topluluk dünyaya geldiği yer olan Mekke şehrinde ve bir grup topluluk da Medine şehrinde toprağa verilmesi gerektiğini söylüyordu. Bir diğer topluluk ise birçok İlâhî peygamberin yattığı yer olan, Beytu’l-Mukaddes’te toprağa verilmesini savunuyordu. Fakat sonunda Hz. Peygamber’den (s.a.a.) nakledilen “Peygamberler nerede ölürlerse, orada defnedilirler.” hadisini hatırlayarak, Peygamber’in (s.a.a.) Medine’de toprağa verilmesi hususunda ortak bir görüşe vardılar.

 

İmamet Konusunda İhtilaf

 

O dönemde ortaya çıkan ve daha sonra da devam eden en önemli ihtilaf, ”İmamet”ve “Hilafet”konusundaki ihtilaftı. Şehristanî, bu konu hakkında şöyle diyor:

 

“Ümmet arasındaki en büyük ihtilaf imamet hakkında meydana geldi. Zira hiçbir zaman İslâm’da, imamet hususunda meydana gelen çekişme gibi hiçbir dinî usûl ve kanun hakkında keşmekeş meydana gelmemiştir.”

 

İhtilaf, öncelikle Muhacirlerle Ensar arasında meydana geldi. Ensar, her iki topluluktan önder ve lider olması önerisinde bulundu ve kendilerinden Saad b. Ubade’yi seçtiler. Fakat bu sırada Ebu Bekir ile Ömer, Benî Saide’ye ait Sakife’ye girdiler. Ömer, o toplulukta bir takım konular hakkında konuşma kararı almıştı. Ancak ondan önce Ebu Bekir söz alarak konuşmaya başladı ve Ömer’in de kabul ettiği bir takım sözler söyledi. Ebu Bekir’in sözleri sona erdikten sonra ve Ensar henüz söze başlamadan önce Ömer, Ebu Bekir’le Peygamber’in (s.a.a.) halifesi olarak biatlaştı ve diğerleri de onunla biatlaştılar. Böylelikle fitne ateşi söndü. Fakat Ömer, bu işi hesaplanmamış ve daha önceden programlanmamış olarak görmüştür ki, Allah Müslümanları onun şerrinden korudu.[4]Daha sonra bunun tekrarlanmaması gerektiğini söyledi ve eğer bir kimse Müslümanlarla istişarede bulunmadan, bir başkasına halife unvanıyla biat edecek olursa, her ikisi de yanlış bir iş görmüş olur ve bu durumda onların öldürülmesi vaciptir, dedi.

 

Ensar’ın kendi iddialarından el çekmesinin nedeni, Ebu Bekir’in Hz. Peygamber’den (s.a.a.) naklettiği “İmamlar Kureyş’tendir”hadisinden dolayı idi. Böylelikle biat işi Sakife’de son bulmuştu ve Ebu Bekir, mescide döndüğünde diğer Müslümanlar da onunla biatlaştılar. Sadece Ebu Süfyan ve Hz. Peygamber’in (s.a.a.) emri üzere kefenleme ve defin işleriyle meşgul olan Emirü’l-Mü’minîn Ali b. Ebi Tâlib ve bir kısım Haşimoğulları biat etmediler.[5]

 

İmam Ali’nin (a.s.) Konu Hakkındaki Açıklaması

 

Seyyid Razî, Nehcü’l-Belağa kitabında şöyle nakletmektedir:

 

Sakife’de olan olaylar hakkında haberin İmam Ali’ye (a.s.) ulaştığında, Ensar’ın görüş ve sözlerinin ne olduğunu sordu. İmam Ali’ye (a.s.) şöyle cevap verildi: Ensar şöyle dedi: “Bizden bir emir ve sizden bir emir”. İmam Ali (a.s.) şöyle buyurdular:

 

“Neden Peygamber’in (s.a.a.) onlar hakkındaki vasiyeti ile delil getirmediler, Peygamber (s.a.a.), onların iyilerine iyilikle ve hata sahiplerine de bağışlama ile davranılmasını emretmişti.” Oradakiler sordular: “Peygamber’in (s.a.a.) bu tavsiyesinde onların aleyhine ne gibi bir delil vardır?” İmam Ali (a.s.) şöyle buyurdu:

 

لو كانت الامارة فيهم، لم تكن الوصية بهم

 

“Eğer emaret ve rehberlik onların hakkı olsaydı, onlar hakkında böyle bir vasiyete ihtiyaç olmazdı. Çünkü genellikle insanların vasiyeti iyilik ve af ile davranması için yol gösterirler.”

 

Ardından İmam Ali (a.s.), Kureyş’in (Muhacirler) söz ve görüşlerinin ne olduğunu sordu. İmam’a (a.s.) şöyle cevap verildi: “Onlar, Peygamber’den (s.a.a.) bir ağacın yaprakları gibi olmalarına delil getirdiler.” İmam Ali (a.s.) şöyle buyurdu:

 

احتجوا بالشجرة و اضاعوا الثمرة

 

“Ağaç ile delil getirdiler ve onun meyvesini zayi ettiler.” [6]

 

Kinaye olarak şu beyan edilmek istenmiştir: Nübüvvetin meyvesi olan İslâm, imamet ile tekâmüle erer. Nitekim Gadir-i Hum olayında da “Dinin İkmali” ayeti nazil olmuştu.

 

Her hâlükârda, buradan İslâm ümmeti ikiye bölündü:

 

Bir grup: Kur’ân-ı Kerim’in ayetleri ve hadislerine dayanarak, Hz. Peygamber’in (s.a.a.) halifesi ve Müslümanların imamının Yüce Allah tarafından seçildiği ve onun da Emirü’l-Mü’minîn Ali b. Ebi Tâlib olduğu görüşündedir. Şeyh Sadûk, Hisal kitabında Muhacir ve Ensar’dan isimleriyle birlikte on iki büyük şahsiyetin Ebu Bekir ile bu husustaki münazaralarını nakletmiştir.[7]

 

İkinci grup: (Kendi yerinde beyan edilen delillere dayanarak)[8] imamet hususundaki ayetler ve hadisleri görmezlikten gelmiş ve Peygamber’in (s.a.a.) halifesi ve Müslümanların önderinin tayin edilmesini, seçim ve halkın biati bilmişlerdir. Ama birinci halife hakkındaki biat, nitekim daha önce de geçtiği üzere, Müslümanların istişaresi ve seçimi doğrultusunda olmamıştı. Her hâlükârda bu işin kendisi Ehl-i Sünnet için imamet hususundaki itikad temelini oluşturmuştur. Nitekim kelâmî kitaplarda da beyan edilmiştir.[9]

 

Sonuçta şunu hatırlatıyoruz ki, İmam (a.s.), İslâm ve Müslümanların genel çıkarlarını koruyup gözettiğinden, imamet hususundaki kendi haklarını elde etmek için huşunet ve zora başvurmaktan sakınmışlardır. Nitekim şöyle buyurmuştur:

 

لقد علمت أنى احق الناس بها من غيرى و و اللّٰه لأسلمنّ ما سلمت امور المسليمين و لم يكن فيها جور الاّ علىّ خاصة التماساً لأجر ذلك و فضله و زهدا فيما تنافستموه من زخرفه و زبرجه

 

“Mutlaka siz de bilirsiniz ki benim onda (hilafette) benden başkasından daha fazla hakkım var. Ama Allah’a and olsun ki, ben, Müslümanların işlerini düzene sokmak için onu teslim ederim ve bu işte, ancak bana zulmedilmiş olur, bunu yaparken de ecrini dileyerek, üstünlüğünü isteyerek yaparım. Sizin, dünyanın süsünü-püsünü, özentisini-bezentisini istemenizden ise çekinirim.”[10]

 

 

 


[1]     Milel ve’n-Nihal, Şehristanî, c.1, ss.21-22; Buhûsün fî’l-Milel ve’n-Nihal, c.1, s.43-43 müracaat ediniz.

[2]     “ وَمَا مُحَمَّدٌ إِلَّا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُ أَفَإِيْن مَاتَ أَوْ قُتِلَ انْقَلَبْتُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ

[3]     Milel ve’n-Nihal, Şehristanî, c.1, s.23

[4]     ان بيعة ابى بكر كانت فلتة وقى اللّٰه المسليمين شرها  Sahihi Buhari, c:4, s:180; Tarih-i Taberî, c:3, s:201.

[5]     Milel ve’n-Nihal, c.1, s.24

[6]     Nehcu’l-Belaga, 64. Hutbe.

[7]     Muhacirlerden olanlar şunlardır: 1- Hâlid b. Said b. Âs, 2- Mikdad b. Esved, 3- Ammâr b. Yâsir, 4- Ebuzer Gaffarî, 5- Selman-i Farsî, 6- Abdullah b. Mesud, 7- Bureyde-i Eslemî ve Ensar’dan olanlar şunlardır: 1- Huzeyme b. Sabit, 2- Sehl b. Huneyf, 3- Ebu Eyyüb-i Ensarî 4- Eb’ul Heysem b.Teyyihân.

[8]     el-Müracaat, sayı 84, s.267-271’e müracaat ediniz.

[9]     Şerhu’l-Mevakıf, c. 8, s. 352

[10]    Nehcü’l-Belaga, 74. Hutbe

 

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler